<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Biyomedikal, Medikal,Kalibrasyon, Biyomedikalciler, Biyomedikal Cihaz Teknolojisi,Biyomedikal Mühendisliği,Biyomedikal Teknikeri,Biyomedikal İş,Biyomedikal Nedir,Biyomedikal Okulları , Tıp Elektroniği,Mezunları, - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.biyomedikalciler.com/</link>
		<description><![CDATA[Biyomedikal, Medikal,Kalibrasyon, Biyomedikalciler, Biyomedikal Cihaz Teknolojisi,Biyomedikal Mühendisliği,Biyomedikal Teknikeri,Biyomedikal İş,Biyomedikal Nedir,Biyomedikal Okulları , Tıp Elektroniği,Mezunları, - http://www.biyomedikalciler.com]]></description>
		<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 09:33:52 +0300</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[lesbians masturbatin hardfree lesbian mobile porn for psp]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=692</link>
			<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 00:43:02 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=692</guid>
			<description><![CDATA[hi my friends :)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[hi my friends :)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[tenn lesbian free moviesfree lesbian porn trailers videos]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=691</link>
			<pubDate>Thu, 29 Jul 2010 21:14:40 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=691</guid>
			<description><![CDATA[Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Kinky wife is ALWAYS ready!! Kinky handjob Kinky handjob; Extreme Dildo Lesbians 4 - You Kinky BitchExtreme Dildo Lesbians 4 - You Kinky BitchHardcore Galleries of Sexy Lesbian &amp; Bisexual Babes - Girls Kissing Girls  les, lez, lezzie, lesbine, lesbie, lesbo, dyke, bull dyke, bulldyke,Angelic lezzies fist fucking pussy and toying ass &middot; Angelic brunettes fisting pussies and toying ass with dildo &middot; ACCESS HOURS OF FULL-LENGTH WIDESCREEN HI-JuiceandFist has the highest quality HD anal fisting and pussy fisting movies.  Start downloading all our fisting and squirting movies now.Pastor Vicky can be reached at faith@marriageequality.org. . Resources: The Center for Lesbian and Gay Studies in Religion and Ministry, Marriage Projectxxx anal solen videos &middot; Cute Young Teen Fucked Hard Anal &middot; xxx anal solen   black guy fuck young white teen &middot; interracial xxx videos &middot; lesbian xxx videosWe offer free lesbian facesitting, smothering and ass worship pictures and  Asian slut loves to lick ass crack &middot; Brunette licks sexy blonde ass in the20 Sep 2007  Josepher Bonilla simply wanted to bring his two favorite things together: hot chicks in latex clothes, and hot chicks who make out with each]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Kinky wife is ALWAYS ready!! Kinky handjob Kinky handjob; Extreme Dildo Lesbians 4 - You Kinky BitchExtreme Dildo Lesbians 4 - You Kinky BitchHardcore Galleries of Sexy Lesbian &amp; Bisexual Babes - Girls Kissing Girls  les, lez, lezzie, lesbine, lesbie, lesbo, dyke, bull dyke, bulldyke,Angelic lezzies fist fucking pussy and toying ass &middot; Angelic brunettes fisting pussies and toying ass with dildo &middot; ACCESS HOURS OF FULL-LENGTH WIDESCREEN HI-JuiceandFist has the highest quality HD anal fisting and pussy fisting movies.  Start downloading all our fisting and squirting movies now.Pastor Vicky can be reached at faith@marriageequality.org. . Resources: The Center for Lesbian and Gay Studies in Religion and Ministry, Marriage Projectxxx anal solen videos &middot; Cute Young Teen Fucked Hard Anal &middot; xxx anal solen   black guy fuck young white teen &middot; interracial xxx videos &middot; lesbian xxx videosWe offer free lesbian facesitting, smothering and ass worship pictures and  Asian slut loves to lick ass crack &middot; Brunette licks sexy blonde ass in the20 Sep 2007  Josepher Bonilla simply wanted to bring his two favorite things together: hot chicks in latex clothes, and hot chicks who make out with each]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[2010 KPSS LİSANS  Soru ve Cevapları]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=688</link>
			<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 15:37:08 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=688</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
SINAV TARİHİ: 10-11 Temmuz 2010<br />
<br />
A- KİTAPÇIĞI<br />
Cumartesi Sabah Oturumu<br />
<br />
Genel Yetenek-Genel Kültür Testi ve Cevap Anahtarı<br />
<br />
Yabancı Dil Testi ve Cevap Anahtarı<br />
<br />
Cumartesi Öğleden Sonra Oturumu<br />
<br />
Eğitim Bilimleri Testi ve Cevap Anahtarı<br />
<br />
Pazar Sabah Oturumu<br />
<br />
Hukuk-İktisat-İşletme-Maliye-Muhasebe Testi ve Cevap Anahtarı<br />
<br />
Pazar Öğleden Sonra Oturumu<br />
<br />
Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri-Ekonometri-İstatistik-Kamu Yönetimi-Uluslararası İlişkiler Testi ve Cevap Anahtarı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
SINAV TARİHİ: 10-11 Temmuz 2010<br />
<br />
A- KİTAPÇIĞI<br />
Cumartesi Sabah Oturumu<br />
<br />
Genel Yetenek-Genel Kültür Testi ve Cevap Anahtarı<br />
<br />
Yabancı Dil Testi ve Cevap Anahtarı<br />
<br />
Cumartesi Öğleden Sonra Oturumu<br />
<br />
Eğitim Bilimleri Testi ve Cevap Anahtarı<br />
<br />
Pazar Sabah Oturumu<br />
<br />
Hukuk-İktisat-İşletme-Maliye-Muhasebe Testi ve Cevap Anahtarı<br />
<br />
Pazar Öğleden Sonra Oturumu<br />
<br />
Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri-Ekonometri-İstatistik-Kamu Yönetimi-Uluslararası İlişkiler Testi ve Cevap Anahtarı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[2010 DGS Soru ve Cevapları]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=687</link>
			<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 15:26:08 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=687</guid>
			<description><![CDATA[<br />
 SINAV TARİHİ: 04.07.2010<br />
<br />
SORU KİTAPÇIĞI-A<br />
<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
 SINAV TARİHİ: 04.07.2010<br />
<br />
SORU KİTAPÇIĞI-A<br />
<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Arkadaşlar Bir Sorum Olacak !]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=686</link>
			<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 13:32:48 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=686</guid>
			<description><![CDATA[Merhaba arkadaşlar... Ben lise olarak meslek seçtim ve meslek olarakta biyomedikal cihaz teknolojileri... Acaba bu meslek neleri gerektirir ? Çalışma ve iş bulma imkanları nedir ? Alacağım en az ücret ne kadardır ? Ben Biyomedikal cihaz deyince hep bu röntgenleri çekenler diye bilirdim o yüzden yazdım ve çıktı acaba biyomedikal cihazlar alanının içinde bu işte warmı yani emar çeken kişi veya röntgen çeken kişi olarak ? Bi yardımcı olursanız sevinirim kafam çok karışık herkezden bi fikir çıkıyor siz daha iyi bilirsiniz...Ona göre 2. tercih yapacağım...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Merhaba arkadaşlar... Ben lise olarak meslek seçtim ve meslek olarakta biyomedikal cihaz teknolojileri... Acaba bu meslek neleri gerektirir ? Çalışma ve iş bulma imkanları nedir ? Alacağım en az ücret ne kadardır ? Ben Biyomedikal cihaz deyince hep bu röntgenleri çekenler diye bilirdim o yüzden yazdım ve çıktı acaba biyomedikal cihazlar alanının içinde bu işte warmı yani emar çeken kişi veya röntgen çeken kişi olarak ? Bi yardımcı olursanız sevinirim kafam çok karışık herkezden bi fikir çıkıyor siz daha iyi bilirsiniz...Ona göre 2. tercih yapacağım...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İşte Gelecek Vaad Eden Meslekler]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=682</link>
			<pubDate>Tue, 27 Jul 2010 18:20:55 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=682</guid>
			<description><![CDATA[Teknoloji Araştırma Merkezi Müdürü Prof.Dr. Muammer Kaya Gelecek Vadeden Meslekler Açıkladı. <br />
<br />
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Teknoloji Araştırma Merkezi (TEKAM) Müdürü Prof.Dr. Muammer Kaya ile merkezde görevli elektronik mühendisi Ergün Çetin tarafından yapılan çalışmada yeni ve gelecek vadeden meslekler belirlendi. <br />
<br />
TEKAM Müdürü Prof.Dr. Muammer Kaya Türkiye'de insanların kamu kurumlarında çalışmayı yaşam garantisi olarak gördüğü yılların artık geride kaldığını söyledi. Kaya, devletin küçülmesi, birçok sektörden çekilmesi ve özelleştirmeler sonucu kamuda istihdam alanları daraldığını kaydetti. <br />
<br />
Elektronik mühendisi Ergün Çetin ile birlikte yaptıkları araştırmada yeni ve gelecek vadeden meslekleri belirlediklerini ifade eden Prof.Dr.Muammer Kaya bu meslekleri şöyle sıraladı: <br />
<br />
* Toplam Kalite ve Stratejik Planlama Uzmanlığı: <br />
<br />
Kurumsallaşmak isteyen işletmelerin rekabet edebilirliğini artırmak için sistem konusunda akademik eğitim almış uzmanlara ihtiyaçları vardır. Üniversitelerin İdari Bilimler Fakültelerinde en az lisans düzeyinde verilecek eğitimle mezun edilecek Toplam Kalite ve Stratejik Planlama Uzmanları Müşavirlik denetçilik yapabileceği gibi, kamu ve özel işletmelerde kolaylıkla istihdam edilecek aranan elemanlar olacaklardır. <br />
<br />
* Hukuk ve Mevzuat Müşavirliği: <br />
<br />
Üniversitelerin hukuk fakültelerinde genel hukuk eğitimleri verilmekte lisans düzeyinde bir uzmanlaşma söz konusu olmamaktadır. Örneğin ticaret, adli suçlar, terör ve AB Hukuku konularında uzmanlaşmış avukatlar yetiştirilmediği gibi idari davalarda da uzmanlaşmış avukatlar bulunmamaktadır. Mevcut yasa ve mevzuatlar yanısıra Resmi Gazetede yayımlanan yasa ve tebliğler dışında kamu kurumlarının yönergelerini de iyi takip edecek uzmanların yetiştirilmesiyle toplum yaşamında ve iş dünyasında ihtiyaç duyulan talebin karşılanabileceğini ve bu eğitimin vatandaşla devlet arasındaki bağları da güçlendireceğini düşünüyoruz. <br />
<br />
* Sibernetik Mühendisliği: <br />
<br />
Sibernetik, makine ve canlılarda kontrol ve haberleşmenin şartlarını ve kanunlarını tespit eden bilim dalıdır. Sibernetik, canlıların hareket kabiliyeti ile makineler arasındaki çalışma benzerliklerini araştırır. Sibernetikte makine durum değiştirme, yani transformasyon kabiliyetinde olan her türlü dinamik sistem anlamına gelir. Üniversitelerimizde Sibernetik bilim dalının kurulması, Sibernetik Enstitülerinin açılması, Mühendislik Fakültelerinin Sibernetik Mühendisleri yetiştirmesiyle ülkemizde ileri teknoloji yatırımlarına ilgi büyüyecek, bilim adamlarımız sibernetik teknolojisinin gelişiminde büyük adımlara ortak olabilecektir. <br />
<br />
* Genetik Mühendisliği: <br />
<br />
Genetik mühendisliği, canlıların kalıtsal özelliklerinin değiştirilerek, onlara yeni işlevler kazandırılmasına yönelik araştırmalar yapan bilim alanıdır. Genetik Mühendisliğinin uygulama alanlarının başında endüstri gelmektedir. Çeşitli endüstriyel ürünlerin (ilaç, besin vb.) istenilen nitelikte üretilmesi için yapılan çalışmalar bu teknolojinin daha da gelişmesine neden olmuştur. Üniversitelerimizde Genetik Mühendisliği bulunmamakla birlikte Genetik teknoloji Bilim dalı olarak Tıp Fakültelerinde ve Fen Edebiyat Fakültelerinde önemli çalışmalar yapılmakta, başta İTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi olmak üzere birçok üniversitemizde Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümleri lisans ve lisansüstü düzeyinde eğitim vermektedirler. <br />
<br />
* Nanoteknoloji Mühendisliği: <br />
<br />
Nanoteknoloji, maddeyi atomik ve moleküler seviyede kontrol etme bilimidir. Nanoteknoloji Mühendisliği yakın geleceğin en popüler mesleklerinden biri olmaya adaydır. Ancak Türkiye de henüz hiçbir üniversitede mevcut olmamakla birlikte Malzeme, Metalürji, Fizik, Biyoteknoloji ve Kimya Mühendisliklerinde okuyanlar, öğrenci değişim programları vasıtasıyla yabancı üniversitelerin Nanoteknoloji Mühendisliği bölümlerine geçebilirler. <br />
<br />
* Endüstriyel Tasarım Mühendisliği: <br />
<br />
Endüstriyel Tasarım Mühendisleri pazar ihtiyaçları ve müşteri beklentilerine göre ürün özelliklerini geliştirebilmekte ürün çeşitliliğini artırarak, ürünün iç ve dış Pazarlar da rekabet edebilirliğini geliştirmektedirler. Temel mühendislik, inovasyon teknikleri ve endüstriyel bilgilerle donatılarak üniversitelerden mezun olan Endüstriyel Tasarım Mühendislerinin; otomotiv, uçak, gemi, makine imalat sanayi, moda, tekstil, cam, seramik endüstrisi, savunma sanayi, biyomedikal, tıp, plastik, toplu taşım üretim teknoloji şirketleri gibi pek çok geniş istihdam alanları bulunmaktadır. <br />
<br />
* Network (Ağ) ve Yazılım Mühendisliği ya da Bilişim Sistemleri Mühendisliği: <br />
<br />
Günümüz dünyasında iletişim büyük önem kazanmıştır. 10 yıl öncesine kadar haberleşmenin sadece telefon ve telsiz ile sağlandığı çağımızda bugün kablosuz bilgisayar ağlarıyla iletişim modelleri sunulmakta, yeni nesil sistemlerin gelişimiyle veri hatları üzerinden ses ve görüntünün aktarıldığı uygulamalar ve video konferans teknolojileri her geçen gün yaygınlaşmaktadır. Bilgisayar tabanlı yazımlarla kurulan network topolojilerinin sunduğu imkanlarla gelişen ses ve görüntü aktarma işlevleri video konferans uygulamaları GSM tabanlı yeni nesil telefonlarla ceplerimize kadar girmiştir. Bilişim Sistemleri Mühendisliği öğrencilerine temel bilgisayar, yazılım, donanım, network topolojileri ve telekomünikasyon dersleri verilir. Bilişim sistemleri, organizasyonel amaç ve hizmetlere ve bu hedeflere varmak için bilgi teknolojisinin kullanımına odaklanır. Bilişim Sistemleri Mühendisleri gerekli bilgisayar donanımlarını temin ederek talep olunan yazılımı hazırlayıp hedeflenen iletişim şebekesi kurabilirler. Çok yaygın istihdam alanı vardır. <br />
<br />
* Pilotluk: <br />
<br />
Günümüz teknolojisiyle kısa kalkış ve dikey iniş yapabilen askeri uçak sistemlerinin sivil havacılıkta da kullanılmasıyla ve dikey kalkış ve dikey iniş yapabilen hava araçlarının geliştirilmesiyle hava taşımacılığının daha da yaygınlaşacağı yaşamımızın ayrılmaz bir parçası olacağı kuşkusuzdur. Mevcut hava taşımacılığın da pilot ihtiyacının karşılanmasında güçlük çekilmesi ülkemizde yeterli sayıda pilot yetiştirilmemesi önümüzde ki yıllarda pilot ihtiyacında ülkemizin yetersiz kalacağını göstermektedir. Türkiye de Hava Harp Okulunda, Anadolu Üniversitesi Sivil Havacılık Yüksek Okulunda, Türk Hava Kurumunda ve özel uçuş okullarında ücreti mukabilinde sivil Pilotluk eğitimi verilmektedir. <br />
<br />
* Alternatif Enerji Mühendisliği: <br />
<br />
Enerji üretiminde yaygın kullanılan fosil (petrol-doğalgaz) yakıtların tükenebilir olması, çevreye olumsuz etkileri ve yüksek maliyetleri nedeniyle bilim adamları yenilenebilir alternatif enerji kaynaklarına yönelmiştir. Günümüzde yenilenebilir enerji kaynakları olarak güneş, rüzgar, biyoyakıt, denizlerde ki gel-git ve dalgalar değerlendirilmektedir. Ancak bilim adamları daha birçok alanda alternatif enerji kaynakları araştırmakta, yenilenebilir enerji kaynaklarının insan yaşamına en rantabl ve ekonomik sunulması için yeni teknolojiler geliştirmektedirler. Alternatif Enerji Kaynaklarını değerlendiren ülkeler önemli miktarda kaynak israfından kurtulacağı gibi yüksek miktarda ilave ekonomik getiri de sağlayabileceklerdir. Yeşil enerji olarak da adlandırılan yenilenebilir Enerji yatırımlarının yaygınlaşmasıyla Enerji Mühendisi ihtiyacının yakın gelecekte 200 binden fazla olacağı öngörülmektedir. <br />
<br />
ESKİŞEHİR / DHA]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Teknoloji Araştırma Merkezi Müdürü Prof.Dr. Muammer Kaya Gelecek Vadeden Meslekler Açıkladı. <br />
<br />
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Teknoloji Araştırma Merkezi (TEKAM) Müdürü Prof.Dr. Muammer Kaya ile merkezde görevli elektronik mühendisi Ergün Çetin tarafından yapılan çalışmada yeni ve gelecek vadeden meslekler belirlendi. <br />
<br />
TEKAM Müdürü Prof.Dr. Muammer Kaya Türkiye'de insanların kamu kurumlarında çalışmayı yaşam garantisi olarak gördüğü yılların artık geride kaldığını söyledi. Kaya, devletin küçülmesi, birçok sektörden çekilmesi ve özelleştirmeler sonucu kamuda istihdam alanları daraldığını kaydetti. <br />
<br />
Elektronik mühendisi Ergün Çetin ile birlikte yaptıkları araştırmada yeni ve gelecek vadeden meslekleri belirlediklerini ifade eden Prof.Dr.Muammer Kaya bu meslekleri şöyle sıraladı: <br />
<br />
* Toplam Kalite ve Stratejik Planlama Uzmanlığı: <br />
<br />
Kurumsallaşmak isteyen işletmelerin rekabet edebilirliğini artırmak için sistem konusunda akademik eğitim almış uzmanlara ihtiyaçları vardır. Üniversitelerin İdari Bilimler Fakültelerinde en az lisans düzeyinde verilecek eğitimle mezun edilecek Toplam Kalite ve Stratejik Planlama Uzmanları Müşavirlik denetçilik yapabileceği gibi, kamu ve özel işletmelerde kolaylıkla istihdam edilecek aranan elemanlar olacaklardır. <br />
<br />
* Hukuk ve Mevzuat Müşavirliği: <br />
<br />
Üniversitelerin hukuk fakültelerinde genel hukuk eğitimleri verilmekte lisans düzeyinde bir uzmanlaşma söz konusu olmamaktadır. Örneğin ticaret, adli suçlar, terör ve AB Hukuku konularında uzmanlaşmış avukatlar yetiştirilmediği gibi idari davalarda da uzmanlaşmış avukatlar bulunmamaktadır. Mevcut yasa ve mevzuatlar yanısıra Resmi Gazetede yayımlanan yasa ve tebliğler dışında kamu kurumlarının yönergelerini de iyi takip edecek uzmanların yetiştirilmesiyle toplum yaşamında ve iş dünyasında ihtiyaç duyulan talebin karşılanabileceğini ve bu eğitimin vatandaşla devlet arasındaki bağları da güçlendireceğini düşünüyoruz. <br />
<br />
* Sibernetik Mühendisliği: <br />
<br />
Sibernetik, makine ve canlılarda kontrol ve haberleşmenin şartlarını ve kanunlarını tespit eden bilim dalıdır. Sibernetik, canlıların hareket kabiliyeti ile makineler arasındaki çalışma benzerliklerini araştırır. Sibernetikte makine durum değiştirme, yani transformasyon kabiliyetinde olan her türlü dinamik sistem anlamına gelir. Üniversitelerimizde Sibernetik bilim dalının kurulması, Sibernetik Enstitülerinin açılması, Mühendislik Fakültelerinin Sibernetik Mühendisleri yetiştirmesiyle ülkemizde ileri teknoloji yatırımlarına ilgi büyüyecek, bilim adamlarımız sibernetik teknolojisinin gelişiminde büyük adımlara ortak olabilecektir. <br />
<br />
* Genetik Mühendisliği: <br />
<br />
Genetik mühendisliği, canlıların kalıtsal özelliklerinin değiştirilerek, onlara yeni işlevler kazandırılmasına yönelik araştırmalar yapan bilim alanıdır. Genetik Mühendisliğinin uygulama alanlarının başında endüstri gelmektedir. Çeşitli endüstriyel ürünlerin (ilaç, besin vb.) istenilen nitelikte üretilmesi için yapılan çalışmalar bu teknolojinin daha da gelişmesine neden olmuştur. Üniversitelerimizde Genetik Mühendisliği bulunmamakla birlikte Genetik teknoloji Bilim dalı olarak Tıp Fakültelerinde ve Fen Edebiyat Fakültelerinde önemli çalışmalar yapılmakta, başta İTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi olmak üzere birçok üniversitemizde Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümleri lisans ve lisansüstü düzeyinde eğitim vermektedirler. <br />
<br />
* Nanoteknoloji Mühendisliği: <br />
<br />
Nanoteknoloji, maddeyi atomik ve moleküler seviyede kontrol etme bilimidir. Nanoteknoloji Mühendisliği yakın geleceğin en popüler mesleklerinden biri olmaya adaydır. Ancak Türkiye de henüz hiçbir üniversitede mevcut olmamakla birlikte Malzeme, Metalürji, Fizik, Biyoteknoloji ve Kimya Mühendisliklerinde okuyanlar, öğrenci değişim programları vasıtasıyla yabancı üniversitelerin Nanoteknoloji Mühendisliği bölümlerine geçebilirler. <br />
<br />
* Endüstriyel Tasarım Mühendisliği: <br />
<br />
Endüstriyel Tasarım Mühendisleri pazar ihtiyaçları ve müşteri beklentilerine göre ürün özelliklerini geliştirebilmekte ürün çeşitliliğini artırarak, ürünün iç ve dış Pazarlar da rekabet edebilirliğini geliştirmektedirler. Temel mühendislik, inovasyon teknikleri ve endüstriyel bilgilerle donatılarak üniversitelerden mezun olan Endüstriyel Tasarım Mühendislerinin; otomotiv, uçak, gemi, makine imalat sanayi, moda, tekstil, cam, seramik endüstrisi, savunma sanayi, biyomedikal, tıp, plastik, toplu taşım üretim teknoloji şirketleri gibi pek çok geniş istihdam alanları bulunmaktadır. <br />
<br />
* Network (Ağ) ve Yazılım Mühendisliği ya da Bilişim Sistemleri Mühendisliği: <br />
<br />
Günümüz dünyasında iletişim büyük önem kazanmıştır. 10 yıl öncesine kadar haberleşmenin sadece telefon ve telsiz ile sağlandığı çağımızda bugün kablosuz bilgisayar ağlarıyla iletişim modelleri sunulmakta, yeni nesil sistemlerin gelişimiyle veri hatları üzerinden ses ve görüntünün aktarıldığı uygulamalar ve video konferans teknolojileri her geçen gün yaygınlaşmaktadır. Bilgisayar tabanlı yazımlarla kurulan network topolojilerinin sunduğu imkanlarla gelişen ses ve görüntü aktarma işlevleri video konferans uygulamaları GSM tabanlı yeni nesil telefonlarla ceplerimize kadar girmiştir. Bilişim Sistemleri Mühendisliği öğrencilerine temel bilgisayar, yazılım, donanım, network topolojileri ve telekomünikasyon dersleri verilir. Bilişim sistemleri, organizasyonel amaç ve hizmetlere ve bu hedeflere varmak için bilgi teknolojisinin kullanımına odaklanır. Bilişim Sistemleri Mühendisleri gerekli bilgisayar donanımlarını temin ederek talep olunan yazılımı hazırlayıp hedeflenen iletişim şebekesi kurabilirler. Çok yaygın istihdam alanı vardır. <br />
<br />
* Pilotluk: <br />
<br />
Günümüz teknolojisiyle kısa kalkış ve dikey iniş yapabilen askeri uçak sistemlerinin sivil havacılıkta da kullanılmasıyla ve dikey kalkış ve dikey iniş yapabilen hava araçlarının geliştirilmesiyle hava taşımacılığının daha da yaygınlaşacağı yaşamımızın ayrılmaz bir parçası olacağı kuşkusuzdur. Mevcut hava taşımacılığın da pilot ihtiyacının karşılanmasında güçlük çekilmesi ülkemizde yeterli sayıda pilot yetiştirilmemesi önümüzde ki yıllarda pilot ihtiyacında ülkemizin yetersiz kalacağını göstermektedir. Türkiye de Hava Harp Okulunda, Anadolu Üniversitesi Sivil Havacılık Yüksek Okulunda, Türk Hava Kurumunda ve özel uçuş okullarında ücreti mukabilinde sivil Pilotluk eğitimi verilmektedir. <br />
<br />
* Alternatif Enerji Mühendisliği: <br />
<br />
Enerji üretiminde yaygın kullanılan fosil (petrol-doğalgaz) yakıtların tükenebilir olması, çevreye olumsuz etkileri ve yüksek maliyetleri nedeniyle bilim adamları yenilenebilir alternatif enerji kaynaklarına yönelmiştir. Günümüzde yenilenebilir enerji kaynakları olarak güneş, rüzgar, biyoyakıt, denizlerde ki gel-git ve dalgalar değerlendirilmektedir. Ancak bilim adamları daha birçok alanda alternatif enerji kaynakları araştırmakta, yenilenebilir enerji kaynaklarının insan yaşamına en rantabl ve ekonomik sunulması için yeni teknolojiler geliştirmektedirler. Alternatif Enerji Kaynaklarını değerlendiren ülkeler önemli miktarda kaynak israfından kurtulacağı gibi yüksek miktarda ilave ekonomik getiri de sağlayabileceklerdir. Yeşil enerji olarak da adlandırılan yenilenebilir Enerji yatırımlarının yaygınlaşmasıyla Enerji Mühendisi ihtiyacının yakın gelecekte 200 binden fazla olacağı öngörülmektedir. <br />
<br />
ESKİŞEHİR / DHA]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Merhaba]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=679</link>
			<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 23:41:11 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=679</guid>
			<description><![CDATA[Merhaba ben Ankara da oturuyorum. Tıbbi konularda sizlere yardımcı olabilirim.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Merhaba ben Ankara da oturuyorum. Tıbbi konularda sizlere yardımcı olabilirim.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tercih Yapacak Öğrenciler Dikkat]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=678</link>
			<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 17:40:15 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=678</guid>
			<description><![CDATA[Lys Sonuçları Açıklandı, Öğrencileri Şimdi de Tercih Telaşı Sardı.<br />
<br />
<br />
Tercihlerde yapılan hatalar da doğrular da adayların tüm hayatını etkileyecek. Tercih yapacaklara tavsiyeler: <br />
LYS sonuçları açıklandı, öğrencileri şimdi de tercih telaşı sardı. Sadece adaylar değil aileler ve eğitimciler de diken üstünde. Çünkü hatalar da doğrular da adayların tüm hayatını etkileyecek. <br />
<br />
Çoğu genç, sınavdaki performansını meslek seçiminin üstünde tutuyor. Bu yıl LYS'ye giren lise mezunlarına hangi mesleği seçecekleri sorulduğunda üstünde çok fazla düşünmediklerini gördük. Büyük bir bölümü için sınavda aldıkları puan ve onunla hangi okullara girebileceği çok daha ön plandaydı. Neyi istedikleri, hangi işi yaparlarsa daha mutlu olacakları gündemde değildi. Çünkü sınav dendiğinde kendilerini değil rekabet ettikleri yüzbinlerce genci düşünüyor, buna takılıyorlardı. Oysa uzmanların üstüne basa basa söylediği şu ki mutlu bir hayat, kişiliğimize uygun meslek seçimiyle mümkün oluyor. Çünkü günümüzde vaktimizin çoğunu iş yerinde geçirdiğimiz düşünülürse, gerçekten istediğimiz işi yapmak büyük önem taşıyor. <br />
<br />
Bu yıl yeni sistemle sınava giren 784 bin 564 öğrenci için şimdi Seçim yapma zamanı. 26 Temmuz – 6 Ağustos tarihleri arasında öğrencilerin tercih işlemlerini tamamlamış olması gerekiyor. Lisans Yerleştirme Sınavı'na (LYS) giren öğrenciler için sınav stresi sona erse de tercih süreci çok büyük önem taşıyor. Doğru tercih konusunda sürekli uyarılarda bulunan uzmanlar öğrencilere sırf üniversite okumuş olmak için değil, gerçekten sevdikleri, istedikleri mesleği bulmaları için tercih yapmalarını tavsiye ediyor. Çünkü dünyada öne çıkan meslekler de sürekli değişiyor. Kimi bölüm mezunları iş bulamazken, bazı bölümlerden mezun olanlar o yılın en çok aranan bireyleri olabiliyor. Bu yüzden de tercih yaparken iş bulma imkanı diğerlerine göre daha yüksek olan bölümler dikkate alınıyor. <br />
<br />
Mühendislerin yıldızı sönmüyor <br />
<br />
Uzmanlara göre önümüzdeki yıllarda makine, bilgisayar, malzeme, endüstri, çevre ve kimya gibi mühendislik alanları ön plana çıkacak. Ayrıca işletme, fiyatlandırma uzmanlığı, promosyon analistlği, kalite mühendisliği, marka araştırmacılığı da aranan mesleklerden olmaya aday görünüyor. Malzeme sentezi ve üretimi, taşımacılık, bilişim ve iletişim, bioteknoloji, mekatronik, hukuk, enerji sistemleri ve üretimi gibi alanlar da son yılların dikkat çeken meslekleri arasında. Bunlar dışında yine önceki yıllarda olduğu gibi bütün sektörlerde satış, pazarlama ve Mali işlerde çalışan uzman ve yöneticilere ihtiyaç olacak. Uzmanlar özellikle yabancı dil bilen finansçıların önümüzdeki yıllarda en çok aranan bireyler olacağı konusunda hemfikir. <br />
<br />
"istemediğiniz bölümü tercih etmeyin" <br />
<br />
Adaylardaki genel kanı, yüksek puanla öğrenci alan programlardan mezun olmanın iş bulmada onlara çok büyük avantajlar sağlayacağı, düşük puanla öğrenci alan programları bitirdiklerinde ise iş bulmada sıkıntılar yaşayacakları yönünde. Oysa bu görüşlerden sıyrılıp, sektörler incelendiğinde bunun tersi durumlar da yaşandığını söyleyen istanbul Kavram Meslek Yüksek Okulu Mütevelli Heyet Başkanı Bahattin Durmuş, "Tercih yaparken puan değil başarı sırası göz önünde bulundurulmalı. Adaylar ekonomik değer oluşturacak, gelecek vadeden meslekleri tercih etmeli" diyor. 'Ailem kazanamazsam ne der, çevreme ne derim, konu komşu beni hafife alır mı' gibi düşüncelerle tercih yapan öğrencilerin istemedikleri bölümü okumalarının gelecekleri açısından endişe verdiğini, bu nedenle mutlaka istedikleri bölümleri tercih etmeleri gerektiğini vurguluyor Durmuş. <br />
<br />
Hukuk, mimarlık, mühendislik, psikoloji ve işletme gibi geleneksel alanlara ilgi her zaman yoğun. Ancak değişen dünyada çok boyutlu, yeni teknolojilere hakim, tasarım ve kültür sanat endüstrisine yakın, iletişim çağından anlayan uzmanların önem kazandığını söyleyen Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Halil Güven, hızla gelişen teknolojinin mimarı - mühendisi olmak kadar bunların analizini yapan ve trendleri belirleyen, geleceğin taşıyacağı sorunları öngörebilen ve çok boyutlu düşünme becerisi olan kişilerin de anlam kazandığını söylüyor. <br />
<br />
Prof. Güven'e göre teknik beceriler ve akademik başarının yanı sıra bireyin ilişkileri yönetebilme, stratejik düşünebilme, liderlik ve girişimcilik gibi özellikleri de iş dünyasında büyük önem taşıyor. <br />
<br />
Çok yönlü olmak önemli <br />
<br />
Uzman ve akademisyenlerin birleştiği ortak bir hüküm var: Sektörler her yönüyle düşünebilen, üretebilen, sorgulayan ve kültürlü çalışanlara ihtiyaç duyacak. Tek bir uzmanlık alanı, iyi bir kariyer için yeterli olmayacak. Bir ana dalın yanına eklenen yan daldaki eğitimin, kişileri daha başarılı, tercih edilen noktalara taşıyacağını söyleyen ışık Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ekrem Ekinci, görsel sanatların da gelecekte revaçta olacağını vurguluyor. <br />
<br />
Özellikle biyoloji ve genetik mühendisliğinin zaman içerisinde giderek genişleyen bir alan olacağını söyleyen Koç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Umran inan da, öğrencileri sevdikleri, mutlu olabileceklerine inandıkları meslekler seçmeleri konusunda uyarıyor. <br />
<br />
Adaylara, seçecekleri alandan ziyade, kazanacakları niteliklere ve alt yapıya odaklanmalarını tavsiye eden Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Serpil ise, güçlü bir sosyal alt yapı ve nitelikli bir yabancı dilin önemine dikkat çekiyor. Ülkemizin özel konumu itibariyle geleceğin dünyasında önemli rol oynayacağı görüşünde olan Prof. Serpil, dış ülkelerle ilişkilerin her geçen gün arttığını bu nedenle yabancı dil bilgisinin de giderek çok daha önem kazandığını söylüyor. <br />
<br />
"Üniversiteleri iyi araştırın" <br />
<br />
Kendinize en uygun en mutlu olacağınız mesleği seçtiniz. Şimdi sırada bu bölümü okuyacağınız üniversiteyi seçmek var. Sayıları her geçen gün artan üniversitelerle ilgili detaylı araştırma yapmak da önemli. <br />
<br />
"Üniversite, seçtiğiniz alanla ilgili gerekli ve güncel bilgileri aktarmalı, bunu yaparken de çağdaş eğitim teknolojisinin en ileri olanaklarından yararlanmalı" diyen Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yılmaz Esmer ekliyor: "Üniversitenin, öğrencileri iş ve çalışma dünyasıyla buluşturması gerekiyor. Öğrenciler üniversiteden sadece bir meslek elemanı olarak değil; sosyal becerileri gelişmiş, çevresiyle uyumlu ve iletişim yetenekleri yüksek bir birey olarak mezun olmalı. Öğrencilere üniversiteleri iyi araştırmalarını tavsiye ediyorum." <br />
<br />
Uzmanlardan tercih yapacaklara uyarılar <br />
<br />
• YGS VE LYS tercihleri, okunmak istenen bölüm-şehir-üniversite göz önüne alınarak değil gerçekten istenen meslek düşünülerek yapılmalı. LYS tercihi bölüm tercihi değil, meslek tercihidir. Mesleğinizi seçerken iyi düşünün. <br />
<br />
• idealinizdeki bölüm ya da üniversite yoktur, idealinizdeki meslek vardır. Seçeceğiniz bölümün idealinizdeki mesleğe gidişte bir engel olmamasına ve olabildiğince yolunuzu açmasına dikkat edin. <br />
<br />
• Tercih edilen bölüm ve üniversiteye dair özel koşulları mutlaka okuyun. <br />
<br />
• Tercih edeceğiniz bölümün yeni sistemde hangi puan türüne dahil olduğuna dikkat edin ve o türdeki puanınızı göz önüne alarak tercihinizi yapın. <br />
<br />
• Bir tercihi kendinden daha yüksek puanlı bir bölümün üzerine yazmayın. Ölü tercih yaparak tercih hakkınızı eksiltmeyin. <br />
<br />
• Ailenize ve çevrenize danışın. Ancak son karar sizin olsun. <br />
<br />
• Değişen sistem nedeniyle bu yıl tercih hatalarının fazla olması bekleniyor. Bu nedenle mutlaka bir uzmandan yardım alın. Fakat uzmanın tercihlerinizi sizin için yapmasını beklemeyin. Uzmanın yanına ön hazırlık yaparak gerekli kontrolleri yaptırmak ve aklınıza takılanları sormak için gidin. <br />
<br />
Sektörlere göre en gözde meslekler <br />
<br />
Sağlık-tıp: Sektörde son yıllarda en çok aranan pozisyonlar bu yıl da geçerli. Hemşire, yoğun bakım hemşiresi, dahiliye uzmanı, radyoloji teknikeri, anestezi teknikeri, hasta danışmanı ve acil tıp teknikeri. <br />
<br />
Yapı-inşaat: Yurtdışı yatırımların da arttığı inşaat sektörünün popüler pozisyonları mimar, inşaat mühendisi, teknik ofis uzmanı, ihale uzmanı, şantiye şefi, saha mühendisi, işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı (mühendisi). <br />
<br />
Mağazacılık: Alışveriş merkezlerinin artmasıyla daha hızlı gelişen sektör kasiyerler, satış danışmanları ve mağaza müdürlerine yoğun ihtiyaç duyuyor. Son zamanlarda ilanlarının arttığı görülen bir alan ise görsel düzenleme. Bu uzmanlara kimi şirketler "virtual merchandiser" derken kimi de "spaceman" adını veriyor. <br />
<br />
Bilişim: Nitelikli insan kaynağı açığının yüz binlere ulaşması beklenen sektör bu yıl veritabanı yöneticisi, yazılım geliştirme uzmanı, sistem ve ağ uzmanı, java uygulamaları uzmanı, iş analisti, web master, ABAP uygulama geliştirme uzmanı ve flash animasyon uzmanı arıyor. <br />
<br />
Tercih yapmadan önce Optimum Outlet'e <br />
<br />
Bu yıl tercih kılavuzunda yapılan hatalar da süreci biraz daha karmaşıklaştırdı. istanbul'da yer alan alışveriş merkezi Optimum Outlet üniversite adaylarının bu sıkıntılı döneminde önemli bir sosyal sorumluluk kampanyasına imza atıyor. Üniversite adaylarının bilinçli yönlendirilmeleri ve doğru tercih yapmalarını sağlamak amacıyla ???bugün????? alışveriş merkezinde üniversite ve yüksekokulların temsilcileri ücretsiz danışmanlık hizmeti verecek. Pek çok üniversiteden tercih danışmanları, akademisyen ve öğrenciler tercih aşamasında adaylara birebir destek verirken üniversitelerin de tanıtımı yapılacak. Ayrıca üniversiteyi başka bir ülkede okumayı düşünen adaylar için de yurtdışı eğitim şirketlerinden danışmanlar ücretsiz rehberlik hizmeti verecek. <br />
<br />
ÜNiVERSiTELER <br />
<br />
Sağlık alanına ilgi arttı <br />
<br />
Acıbadem Üniversitesi <br />
<br />
2009 -2010 eğitim öğretim yılında sağlık bilimleri alanında eğitim vermeye başlayan Acıbadem Üniversitesi, araştırma odaklı lider bir üniversite olmayı hedefliyor. Önümüzdeki yıl da Tıp Fakültesi'ne ve Sağlık Bilimleri Fakültesi'ne öğrenci alacak olan üniversitede öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı iki. Acıbadem Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necmettin Pamir, Son ekonomik krizde birçok meslek sahibi işsiz kalırken, sağlık sektörü çalışanlarının böyle bir sorun yaşamamasının bu alana ilginin yeniden yoğun bir şekilde artmasına yol açtığını vurguluyor. Pamir, özellikle biyoteknolojiler, genetik ve nanoteknolojilerin kullanılmasının, sağlık bilimleri alanında multidisipliner çalışmalar yapılması ve yükseköğretimde yeni bölümlerin açılmasını zorunlu hale getirdiği görüşünde. <br />
<br />
Tıp Fakültesi mezunlarının artık sadece doktorluk yapmadığını, tıbbi cihaz ve alet teknolojileriyle, ilaç sektörüyle ilgili alanlarda da çalışabildiğini söyleyen Prof. Pamir, üniversitelerinde yabancı dil ve bilişim teknolojilerini iyi kullanan, bilimsel düşünceyi ön planda tutan kafa yapısına sahip, pozitif düşünebilen, araştırma yapabilen, istatistiksel metotları bilen bireylerin ön plana çıktığını vurguluyor. Başarılı öğrencilere sunulan burs olanakları ile mezuniyet sonrası istihdam imkanı da sağlanan üniversitede öğrencilere, çift ana dalın yanında Erasmus programlarıyla geniş bir yelpazede seçilebilen derslerle, sosyal ve kültürel bakımdan da istenilen birikimi alma imkanı tatınıyor. <br />
<br />
"Sosyal ve kültürel alanda da gelişmeliler" <br />
<br />
Anadolu Üniversitesi <br />
<br />
Önümüzdeki yıl ilk kez grafik tasarımı ve mekatronik programlarına öğrenci alınacak olan Anadolu Üniversitesi başarılı, fakat maddi durumu yetersiz öğrencilere barınma ve beslenme yardımı yapıyor. Nano-teknoloji, gastronomi, mekatronik, elektronik ve haberleşme mühendisliği, elektronik gazetecilik, görsel tasarım, AB uzmanlığı, strateji planlama yöneticiliği, moda tasarımı ve endüstriyel tasarım ise öne çıkan diğer bölümler. Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Davut Aydın, öğrencilerin, eğitim-öğretim ve bilimsel çalışma yapabilmelerinin yanı sıra kendilerini sosyal ve kültürel alanlarda da geliştirmeleri için, kampus olanaklarının iyileştirilmesi, öğrenci merkezleri, kulüpler, kütüphaneler, kafeteryalar ve öğrencilerin mesleki gelişimleri için gerekli staj olanaklarıyla ilgili kolaylıklar sağlanması gerektiği görüşünde. Üniversite-sanayi işbirliği ve çalışma projelerinin Anadolu Üniversitesi'nin farklılığını ortaya koyduğunu vurgulayan Prof. Aydın, öğrencilerin değişim programlarından yararlandığını, yurt dışında staj, inceleme ve araştırma yapma imkanı bulduklarını söylüyor. <br />
<br />
Kişiye özel üniversite <br />
<br />
Bahçeşehir Üniversitesi <br />
<br />
Bahçeşehir Üniversitesi, altı fakülte, iki enstitü ve Meslek Yüksekokulu'nda yer alan 85 eğitim programıyla, araştırmaya meraklı zihinleri geliştirmeyi ve sistematik düşünme yetisine sahip, lokal ve global konulara duyarlı, uluslararası standartlara uygun, bilimsel, teknolojik, kültürel bilgi birikimine katkıda bulunan bireyler yetiştirme hedefiyle yola çıkmış. Üniversitenin vizyonunu öğrencilerini düşünce ve fikirlerin hiçbir kısıtlamaya maruz kalmadığı, tamamen özgür bir ortamda eğitmek olarak açıklayan Rektör Prof. Dr. Yılmaz Esmer, tüm dünyayı bir kampus alanı olarak gören Kampusum Dünya anlayışına sahip olduklarını belirtiyor. Esmer bu kapsamda Avrupa'da 88, ABD'de 24, diğer ülkelerde toplam 23 üniversite ve kurumla yaptıkları anlaşmalarla öğrenci değişiminden çift diplomaya, yaz okullarından, ortak teknoloji merkezlerine kadar çeşitli alternatifler sunabildiklerini ifade ediyor. <br />
<br />
"Artık dünya öyle hızla değişiyor ki, insanlar çalışma hayatları boyunca birkaç meslek değiştirebiliyor" diyen Prof. Esmer'e göre meslekler arasında geçiş yapabilen, çok yönlü yetişmiş, dünya bilen bireyler iş dünyasında aranan kişiler olacak. Bu nedenle öğrencilerin üniversite boyunca kendilerini bu yönde geliştirmeleri gerekiyor. Bu yıldan itibaren başarılı öğrencilerin eğitim ve kariyer planlamalarına yönelik "Üstün Başarı Programı" ile 'Kişiye Özel Üniversite'yi başlatacaklarını söyleyen Prof. Esmer, ikinci sınıf sonunda başarılı öğrencilerin katılacağı programda bu öğrencilere çok geniş akademik olanaklar sunulacağını vurguluyor. Programda öğrencilerin eğitim ve kariyer hedeflerini belirleyebileceği ve geleceklerini planlayacağı özel birer danışmanı olması planlanıyor. <br />
<br />
Kendine güvenen mezunlar <br />
<br />
Bilgi Üniversitesi <br />
<br />
Türkiye'nin ilk vakıf üniversitelerinden olan Bilgi Üniversitesi eğitim, kültür ve sanat projeleri odaklı sosyal sorumluluk çalışmalarına ağırlık vererek, merak eden, özgür düşünen, sorgulayan ve böylelikle kendi sentezini üretebilen bireyler yetiştirmeyi hedefliyor. 2006 yılında dünyanın en büyük üniversiteler ağı olan Laureate ınternational Universities'e dahil olduklarını söyleyen Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Halil Güven, bu sayede öğrencilerine 21 ülkede 60'dan fazla üniversitede eğitim görme, çift diploma alma veya lisans ve yüksek lisans programlarına devam etme gibi fırsatlar sunduklarını vurguluyor. 2010 – 2011 akademik yılında idari bilimler, beşeri bilimler, iletişim ve hukuk alanlarının yanı sıra mimarlık, mühendislik ve sağlık alanlarında da eğitim verilecek olan üniversitede Sağlık Bilimleri Yüksekokulu da ilk kez öğrenci alacak. Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin hem okul içi ve okul dışında gerçekleştirdikleri çeşitli projelerin, hem de iş dünyasıyla yakın ilişkiler kurup "gerçek" stajlar yapabilmelerinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Prof. Güven, bu nedenle öğrencilerinin her alanda kendine güvenen, altyapısı kuvvetli, yeniliklere açık, üretken bireyler olarak mezun olmalarını amaçladıklarını söylüyor. <br />
<br />
Üniversitedeki "Görevli Öğrenci Programı" sayesinde öğrenciler, ders dışında kalan zamanlarında üniversite bünyesindeki kütüphane, stüdyo veya araştırma merkezi gibi farklı uygulama birimlerinde görev alarak eğitimleri sırasında gerçek bir iş deneyimi yaşama ve alanlarında uzmanlaşma imkanı da buluyor. <br />
<br />
Uluslararası kariyer için eğitim <br />
<br />
Doğu Akdeniz Üniversitesi <br />
<br />
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Gazimağusa kentinde bulunan Doğu Akdeniz Üniversitesi, bu yıl açılan sağlık bilimleri fakültesiyle birlikte kapasitesini sekiz fakülte ve üç meslek yüksek okuluna yükseltti. 1979 yılından beri eğitim veren okulun tüm programları YÖK tarafından tanınıyor. Üniversitede 68 ülkeden 14 bin öğrenci eğitim alıyor. ingilizce eğitim veren programları, ikinci bir yabancı dil öğrenme olanağı, öğrenci değişim programları, zengin sosyal ve kültürel etkinlik olanakları, sahip olduğu uluslararası akreditasyonlar ve öğretim ortamıyla dünyanın her yerinde geçerli diploma verdiklerini söyleyen Doğu Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdullah Y. Öztoprak, öğrencilerini yaratıcı, girişimci, global düzeyde rekabete hazır bireyler olarak uluslararası kariyer için yetiştirmeyi hedeflediklerini belirtiyor. Önümüzdeki yıllarda bilişimle ilgili mesleklerin öne çıkacağını söyleyen Prof. Öztoprak'a göre işverenler özgüveni yüksek, en az bir yabancı dil bilen, farklı ortamlara karşı duyarlılığı olan ve kolay uyum sağlayabilen bireyleri tercih ediyor. <br />
<br />
Çok kültürlü olmak avantaj sağlıyor <br />
<br />
Fatih Üniversitesi <br />
<br />
Ankara ve istanbul'da iki kampusu bulunan Fatih Üniversitesi bünyesinde altı fakülte, dört enstitü, bir yüksekokul, üç meslek yüksekokulu, üç hastane, iki sürekli eğitim merkezi bulunuyor. Öğrencilerin üniversitede bölüm seçerken hem sevdiği hem de yeteneği olduğunu düşündüğü bölümleri tercih etmeleri gerektiğine dikkat çeken Fatih Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan, bugün için iş imkanı olan veya popüler olan bir mesleğin 5–10 yıl içinde bu özelliğini çoğunlukla yitirdiğini söylüyor. Prof. Tekalan'a göre önemli olan belirli bir alanda kaliteli birey olarak yetişmek. "Tercih yaparken öğretmen, aile ve öğrenci birlikte karar vermeli. Öğrenciler en çok okumak istedikleri bölümü birinci sıraya yazmalı" diyor. <br />
<br />
Öğrencilerin çift ana dal ile ikinci diplomaya, yan dal ile bir sertifikaya sahip olabildiği Fatih Üniversitesi, vakıf üniversiteleri arasında yabancı uyruklu öğrenci sayısı açısından ilk sırada yer alıyor. 74 ülkeden yabancı öğrencinin eğitim gördüğü üniversite çok kültürlü olmak ve ingilizce pratiğinin gelişmesi açısından önemli katkılar sağlıyor. Üniversitedeki Kariyer Planlama Merkezi, mezun düzeydeki öğrencilere iş hayatına yönelik danışmanlık hizmeti veren, alanlarına uygun iş imkânlarını tanıtmak adına faaliyetlerde bulunuyor. <br />
<br />
"ikinci yabancı dil bilmek önemli" <br />
<br />
ışık Üniversitesi <br />
<br />
Bir bölümü elektronik olmak üzere 83 binden fazla kitapla Türkiye'nin en büyük arşivli kütüphanelerinden birine sahip olan ışık Üniversitesi, "AB Hayat Boyu Öğrenme 2007–2013- Erasmus" programı çerçevesinde, kurumsal işbirliklerini teşvik ederek, öğrencilerine ve öğretim üyelerine çeşitli olanaklar sağlıyor. 2010 -2011 akademik yılında biyomedikal mühendisliği bölümünün açılması için YÖK'ten onay beklediklerini söyleyen ışık Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ekrem Ekinci, önümüzdeki yıllarda çok yönlü çalışanlara ihtiyaç duyulacağı görüşünde. <br />
<br />
Yabancı dil bilmenin önemine değinen Prof. Ekinci'ye göre ikinci yabancı dil bilenlerin sayısının giderek artması rekabeti daha da zorlu bir hale sokuyor. Bu nedenle ışık Üniversitesi'nde eğitim dili ingilizce iken, öğrenciler ikinci bir yabancı dil için sürekli teşvik ediliyor. Prof. Dr. Ekinci: "Yabancı dil bilgisinin yanı sıra genel kültür, farklı disiplinlerden edinilen bilgiler ve kişisel yeterlilikler de iyi bir kariyer yoluna başlamak için yeterli" diyor. <br />
<br />
Ders içerikleri iş dünyasına yönelik <br />
<br />
istanbul Ticaret Üniversitesi <br />
<br />
2001 yılında kurulan istanbul Ticaret Üniversitesi beş fakültei, bir meslek yüksek okulu, üç enstitü ve iki araştırma merkeziyle eğitim veriyor. "istanbul Ticaret Odası Eğitim ve Sosyal Hizmetler Vakfı" tarafından kurulan üniversite, istanbul Dünya Ticaret Merkezi ile Uluslararası Ticaret Merkezleri arasında imzalanan protokoller doğrultusunda karşılıklı stajyer öğrenci değişimi imkanına sahip. Günümüzde yabancı dil bilgisinin çok önemli olduğuna değinen istanbul Ticaret Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabri Orman, öğrencileri bölüm seçerken yabancı dil eğitimi veren üniversiteleri tercih etmeleri konusunda uyarıyor. Ders içeriklerini hazırlarken istanbul Ticaret Odası'nın verilerinden yararlandıklarını söyleyen Prof. Orman'a göre üniversitenin en büyük avantajı bu, çünkü bu sayede öğrenciler iş dünyasına yönelik yetiştiriliyor. iş dünyasıyla yakın ilişkide olmaları sebebiyle öğrencilerin kariyerine de destek olduklarını söyleyen Prof. Orman, staj olanakları sayesinde öğrencileri henüz okurken iş dünyasıyla buluşturduklarını vurguluyor. <br />
<br />
Uzaktan eğitim imkanı <br />
<br />
istanbul Üniversitesi <br />
<br />
Eğitim teknolojilerindeki son gelişmeleri yakından takip eden, bilgi toplumuna geçişte eğitim ve öğretimde fırsat eşitliği yaratarak yaşam boyu Yaygın eğitim-öğretim sağlamak hedefiyle yola çıkan istanbul Üniversitesi, bu yıl açılan Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi ile üniversiteye fiziksel olarak ulaşma imkanı bulunmayan öğrencilere eğitim alma fırsatı sağlıyor. 2010 -2011 akademik yılında eğitim vermeye başlayacak olan Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde ise sağlık sektörüne uzman yardımcı elemanlar yetiştirmek hedefleniyor. Bilişim ve bilgi teknolojilerinin dünyaya damgasını vurduğunu ve geleceği şekillendirecek mesleklerin de bu alanlara yönelik olacağını söyleyen istanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet, özellikle bilişim, bilgi teknolojileri, iletişim uzmanları, bilgisayar uzmanlarına, web içerik ve yapım konusunda bilgili operatörler, animasyon ve grafik bilgisine sahip tasarımcılar ve genetik konusunda uzman doktorlara ihtiyaç olacağı görüşünde. Sağlık sektörünün gözde alan olarak güncelliğini koruyacağını belirten Prof. Söylet'e göre bilgiyi sağlayan, taşıyan ve yayan sanal dünya üzerine çalışan bilgisayar uzmanları en çok aranan kişiler olacak. ingilizce ve bilgisayar bilgisinin üst düzeyde olması gerektiğini söyleyen Prof. Yunus Söylet, iletişim gücü yüksek, yeni bilgiye açık ve donanımlı bireylerin iş bulma şansının daha fazla olduğuna dikkat çekiyor. <br />
<br />
Kendini iyi yetiştirmek önemli <br />
<br />
Kadir Has Üniversitesi <br />
<br />
"Dünya Üniversitesi" olma hedefiyle yola çıkan Kadir Has Üniversitesi, öğrencilerinin eğitim düzeylerini desteklemek için Amerika ve Avrupa'da birçok üniversiteyle öğrenci değişim programları ve çift diploma işbirliği içinde. 2010–2011 akademik yılında açılacak Yeni Medya Bölümü, Telekom, internet ve Mobil iletişim sektörlerindeki katma değerli servis üretimine yönelik nitelikli uzman yetiştirmek amacıyla kurulan bir bölüm. Yeni Medya Bölümü'nde, internet ve mobil iletişim alanında eğitim vereceklerini söyleyen Kadir Has Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Aydın'a göre insan kaynaklarından muhasebe ve finansmana, üretimden iletişim, tanıtım ve pazarlamaya, ithalat ve ihracattan hukuksal işlemlere kadar pek çok alanda elemana eşzamanlı olarak gereksinim var. Prof. Aydın, bir mezunun hangi alanda olursa olsun kendini iyi yetiştirmiş, azimli ve Çalışkan ve ingilizce bilgisi varsa mutlaka başarılı olacağı görüşünde. <br />
<br />
Eğitim bireyselleştiriliyor <br />
<br />
Koç Üniversitesi <br />
<br />
insani Bilimler ve Edebiyat, iktisadi ve idari Bilimler, Fen, Mühendislik, Hukuk ve Tıp Fakülteleri ve Hemşirelik Yüksek Okulu'yla eğitim veren Koç Üniversitesi, Türkiye'de uluslararası nitelikte, yaratıcı, bağımsız ve objektif düşünebilen, liderlik vasıflarına sahip en yetkin mezunları yetiştirmek amacında. <br />
<br />
2010 -2011 akademik yılında medya ve görsel sanatlar ile tıp fakültesi de açacak olan üniversitede öğrencilerin yüzde 60'ı burs imkanlarından yararlanabiliyor. Yaratıcı ve katılımcı eğitim ilkesinden yola çıkan Koç Üniversitesi'nde eğitim programlarının günümüzün ihtiyaçlarına ve çağın gelişmelerine paralel olarak sürekli yenilendiğini vurgulayan Koç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Umran inan, öğrencilerine eleştirel ve analitik düşünme yetkinliklerinin gelişmesine yönelik bir eğitim verdiklerini söylüyor. Geniş bir yelpazede sunulan seçmeli derslerle öğrencilerin kendi ilgi alanları doğrultusunda ders programlarını şekillendirebildiğini söyleyen Prof. inan, bu sayede eğitimin bireyselleştirilmesini amaçladıklarını vurguluyor. <br />
<br />
"Üniversiteler araştırma merkezleri kurmalı" <br />
<br />
Kültür Üniversitesi <br />
<br />
1997 yılında kurulan Kültür Üniversitesi, fen-edebiyat, hukuk, iktisadi ve idari bilimler, mühendislik ve mimarlık ile sanat ve tasarım fakültelerine öğrenci alıyor. Günümüzün koşulları, ilerleyen teknoloji ve pek çok unsurun etkisiyle şekillenen iş ve yönetim yapılarının beraberinde yalnızca farklı yaşam biçimlerini değil yepyeni bir akademik eğitim anlayışını da yarattığını söyleyen Kültür Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Dursun Koçer, eğitimine yeni bir yön vermek isteyen genç nesiller kadar akademisyenlerin yaklaşımları da farklı boyutlar kazandığına dikkat çekiyor. "Üniversiteler ileri düzeyde araştırma merkezleri kurmalı, evrensel standartlarda eğitim yapıp öğrencilerini yetiştirirken aynı zamanda da sivil toplum kuruluşları, sanayi ve ticaret kuruluşları ile ortak çalışmalar sürdürmeli, bilgiyi paylaşmalı ve aktarmalı" diyen Prof. Koçer, öğrencilerin üniversite seçerken bu özelliklere de dikkat etmeleri gerektiği görüşünde. <br />
<br />
Tıp öğrencilerine yüzde 100 burs imkanı <br />
<br />
Medipol Üniversitesi <br />
<br />
Medipolitan Eğitim ve Sağlık Vakfı tarafından kurulan ve ilk kez 2010 -2011 akademik yılında eğitim vermeye başlayacak olan istanbul Medipol Üniversitesi bünyesinde tıp, diş hekimliği, eczacılık ve sağlık bilimleri fakülteleri 360 öğrenci kabul edecek. <br />
<br />
Üniversite eğitiminin önümüzdeki yıllarda artık meslek edinme eğitimi olarak algılanmayacağını, donanımlı, eğitimli, araştırmacı, özgür düşünülebilen bireylerin yetişmesinin bir aracı olarak kabul edileceğini savunan Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Sabahattin Aydın bilişim, iletişim, biyomedikal ve biyoteknoloji bölümlerinin ön plana çıkacağı görüşünde. Ülkemizde son yıllarda sağlık alanında yaşanan hızlı değişikliklerin bu alandaki yetişmiş insan gücü açığını ortaya koyduğunu vurgulayan Prof. Aydın, bu sebeple sağlık bölümlerinden mezun olanların kolayca iş bulacağını düşünüyor. <br />
<br />
istanbul Medipol Üniversitesi'nde uygulamalı eğitime büyük önem verdiklerini söyleyen Prof. Aydın, öğrencilerin birinci sınıftan itibaren uygulama ve staj imkanı bulacağını belirtiyor. Tıp fakültesine kayıt yaptıran öğrencilere yüzde 100 oranında burs sağlanan üniversite, öğrencilere eğitimlerinin ardından iş imkanı da yaratıyor. Prof. Aydın, Sağlık Bilimleri Fakültesi altında hemşirelik, fizyoterapi ve rehabilitasyon, beslenme ve diyetetik ile sağlık yönetimi programlarında eğitim alan tüm öğrencilere istihdam garantisi verdiklerini vurguluyor. <br />
<br />
Uzmanlaşma artacak <br />
<br />
Okan Üniversitesi <br />
<br />
"iş Yaşamına En Yakın Üniversite" misyonuyla yola çıkan Okan Üniversitesi, şu anda beş fakülte ve iki enstitüsüyle eğitim veriyor. 2010–2011 akademik yılında Yönetim Bilişim Sistemleri Gıda Mühendisliği , Enerji Mühendisliği , Okul Öncesi Eğitim Kurumları Yönetimi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Beslenme ve Diyetetik bölümlerinin açılması planlanıyor. Önümüzdeki yıllarda teknoloji, çevre ve sağlıklı yaşam alanlarına ilginin artacağını söyleyen Okan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sadık Kırbaş, bu sebeple tıp, gen teknoloji, gıda mühendisliği, gastronomi gibi bölümlerin yoğun talep göreceği düşüncesinde. Hizmet sektörünün de gelişmeye devam edeceğini vurgulayan Prof. Kırbaş'a göre ulaşım ve iletişimdeki gelişmeler de, bazı işlerin yeni evrensel işbölümüne dayalı olarak yürütülmesi sonucunu doğuracak, uzmanlaşmalar artacak bu da daha disiplinler arası çalışmalara talebi artıracak. <br />
<br />
Profesyonel yöneticilere her zaman ihtiyaç var <br />
<br />
Özyeğin Üniversitesi <br />
<br />
Öğrencilerine girişimciliği özendirmek ve bunu teşvik edecek programlar uygulamak hedefiyle 2007'de kurulan Özyeğin Üniversitesi, iş yaşamıyla iç içe uygulamalı bir eğitim vermeyi temel ilkelerinden biri olarak benimsemiş. Önümüzdeki yıl bilgisayar ve makine mühendisliği bölümlerinin de açılacağı üniversitede zorunlu staj en çok önem verilen konuların başında yer alıyor. Türkiye'nin ekonomisi dünya ortalamasının üzerinde büyüyen bir ülke olduğunu vurgulayan Özyeğin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Erkut'a göre bu nedenle Türkiye'de ekonomiye ivme katacak ve istihdam yaratacak girişimcilere ve daha fazla sayıda nitelikli, profesyonel yöneticiye olan gereksinim devam edecek. <br />
<br />
"Evrensel değerlere sahip, birden fazla yabancı dil bilen, sektörleri iyi tanıyan, sonuç odaklı, takım çalışmasına yatkın yöneticilere ihtiyaç olacak. Ekonomileri iyi olan ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye'de işletme diplomasına sahip olanların oranı üniversite mezunlarının tümüne göre henüz çok düşük. Dolayısıyla kaliteli bir işletme eğitimi almış kişilere duyulan ihtiyaç oldukça fazla" diyor Prof. Erkut. Erkut, Biyo-mühendislik, elektronik, bilgisayar ve makine mühendislikleri alanlarına talebin hızla arttığı görüşünde. <br />
<br />
Diplomasıyla barışık bireyler <br />
<br />
Sabancı Üniversitesi <br />
<br />
Türkiye'deki ilk "bölümsüz üniversite" olan Sabancı Üniversitesi, öğrencilere okumak istedikleri program tercihini ikinci sınıfın sonunda yapma olanağı sağlıyor. <br />
<br />
ilk iki yıl öğretim üyelerinin danışmanlığında, lisans programlarından farklı dersler seçerek farklı alanları ve meslekleri tanıma fırsatına sahip olan öğrenciler böylelikle, kendi tercih ve yeteneklerini keşfederek bilinçli bir şekilde okumak istedikleri alanı 11 program arasından belirleyebiliyor. Bu sistemle "diplomasıyla barışık bireyler" yetiştirmeyi hedeflediklerini söyleyen Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nihat Berker, sistemin ayrıca öğrencilerin seçtikleri uzmanlık alanı dışında diğer disiplinlerde de temel kavram ve yöntemlere aşina olması fırsatını sunduğunu vurguluyor. <br />
<br />
"Sevdiğiniz mesleği seçin" <br />
<br />
Şehir Üniversitesi <br />
<br />
Bilim ve Sanat Vakfı'nın kurduğu 2010 – 2011 akademik yılında eğitim vermeye başlayacak olan ve bu yıl 300 öğrencinin kabul edileceği istanbul Şehir Üniversitesi'nde her üç öğrenciye bir öğretim görevlisi düşecek. Öğrencilerinin yurtdışı eğitim ve staj tecrübesi kazanmasını önemseyen üniversitenin temel hedefi, "pasaportsuz öğrenci'nin kalmaması". <br />
<br />
"Meslek seçiminde en çok dikkat edilmesi gereken nokta o mesleğin geleceğin mesleği olmasından çok, o işi yapmak isteyip istemediğiniz" diyen Şehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya, meslekle ilgili temel bilgilere sahip olmanın yanında, teknolojik yeniliklere açık olmanın gençlere yararlı olacağı görüşünde. Ayrıca disiplinler arası bir akademik ortamda öğrenim hayatını geçirmek, kendini ana dilinde ve ingilizce iyi ifade edebilmek, öğrenmeye karşı komplekssiz olmak, iş dışında uğraşlara sahip olmak gibi özellikler de yeni bir mezunu, mesleği ne olursa olsun öne çıkaracak özellikler. Prof. Çetinsaya, Matematiksel Düşünme ve Beceri, Türkçe: Eleştirel Okuma ve Yazma; insan, Toplum ve Kültür gibi derslerle şiirin diline aşina sosyologlar, buluşların sosyal-psikolojik sonuçlarını irdeleyebilen mühendisler, matematiksel düşünme kabiliyetine sahip edebiyatçılar yetiştirmeyi hedeflediklerini vurguluyor. <br />
<br />
Yabancı dil bilgisi çok önemli <br />
<br />
Yeditepe Üniversitesi <br />
<br />
Öğrenim dili ingilizce olan bazı fakültelerde Almanca, italyanca, Fransızca dillerinde de eğitim verilen Yeditepe Üniversitesi'nde öğrencilere italyanca, ispanyolca, Latince, Eski Yunanca, ibranice, Rusça, Japonca, Çince, Felemenkçe, Lehçe, Farsça, Uygurca, Arapça ve isveççe gibi yabancı dil seçeneği de sunuluyor. Akademik faaliyetlerini; ııp, diş hekimliği, eczacılık, sağlık bilimleri, hukuk, mühendislik - mimarlık, eğitim, fen – edebiyat, iktisadi ve idari bilimler, ticari bilimler, iletişim ve güzel sanatlar olmak üzere 12 fakültede 61 programla yürüten Yeditepe Üniversitesi, çağdaş, araştırmacı ve yenilikçi, iş dünyasının ihtiyaç duyduğu tüm nitelik ve donanıma sahip, girişimci, teknolojiye hakim, dünya kültürünü tanıyan, kendi öz benliğini güçlendirmiş gençler yetiştirmeyi amaçlıyor.<br />
<br />
En çok tercih edilen bölümler arasında Türk Dili Edebiyatı ve Türk Dili Edebiyatı Öğretmenliği bölümlerinin olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Serpil, sağlık hizmetlerine mühendislik biliminin katkılarını ortaya koyan biyomedikal mühendisliği, genetik ve biyo-mühendislik bölümlerinin öne çıkacağı görüşünde. Yabancı dilin günümüzde çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Serpil, öğrencileri yabancı dil bilgilerini mükemmel hale getirmeleri konusunda uyarıyor. <br />
<br />
ingilizce eğitim verilmeye başlanıyor <br />
<br />
Yıldız Teknik Üniversitesi <br />
<br />
Türkçe öğrenim veren Yıldız Teknik Üniversitesi'nde 2010–2011 eğitim-öğretim yılından itibaren bir çok lisans programında yüzde 30 ingilizce eğitim verilmeye başlanacak. Bilgi çağının insanını yetiştirmeyi hedeflediklerini söyleyen Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. ismail Yüksek, başta mühendislik ve mimarlık olmak üzere fen, sosyal bilimler ve sanat alanlarında disiplinler arası lisans ve lisansüstü akademik programları ile eğitim verdiklerini vurguluyor. Bir üniversiteyi üniversite yapan özelliğin, öğretim üyelerinin araştırmaları, laboratuarlarının çağdaşlığı ve mezunlarının ülkede kabul edilebilirliği olduğunu olduğuna dikkat çeken Prof. Yüksek, üniversitelerin özgün bilgi ve teknoloji üretiminin yanı sıra, toplumun değişik kesim ve kurumlarına araştırma-geliştirme projeleri yapması, danışmanlık ve bilgilendirme gibi konularda hizmetleri sunmasının da önemli olduğunu vurguluyor. <br />
<br />
iŞTE iNSAN - SABAH]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Lys Sonuçları Açıklandı, Öğrencileri Şimdi de Tercih Telaşı Sardı.<br />
<br />
<br />
Tercihlerde yapılan hatalar da doğrular da adayların tüm hayatını etkileyecek. Tercih yapacaklara tavsiyeler: <br />
LYS sonuçları açıklandı, öğrencileri şimdi de tercih telaşı sardı. Sadece adaylar değil aileler ve eğitimciler de diken üstünde. Çünkü hatalar da doğrular da adayların tüm hayatını etkileyecek. <br />
<br />
Çoğu genç, sınavdaki performansını meslek seçiminin üstünde tutuyor. Bu yıl LYS'ye giren lise mezunlarına hangi mesleği seçecekleri sorulduğunda üstünde çok fazla düşünmediklerini gördük. Büyük bir bölümü için sınavda aldıkları puan ve onunla hangi okullara girebileceği çok daha ön plandaydı. Neyi istedikleri, hangi işi yaparlarsa daha mutlu olacakları gündemde değildi. Çünkü sınav dendiğinde kendilerini değil rekabet ettikleri yüzbinlerce genci düşünüyor, buna takılıyorlardı. Oysa uzmanların üstüne basa basa söylediği şu ki mutlu bir hayat, kişiliğimize uygun meslek seçimiyle mümkün oluyor. Çünkü günümüzde vaktimizin çoğunu iş yerinde geçirdiğimiz düşünülürse, gerçekten istediğimiz işi yapmak büyük önem taşıyor. <br />
<br />
Bu yıl yeni sistemle sınava giren 784 bin 564 öğrenci için şimdi Seçim yapma zamanı. 26 Temmuz – 6 Ağustos tarihleri arasında öğrencilerin tercih işlemlerini tamamlamış olması gerekiyor. Lisans Yerleştirme Sınavı'na (LYS) giren öğrenciler için sınav stresi sona erse de tercih süreci çok büyük önem taşıyor. Doğru tercih konusunda sürekli uyarılarda bulunan uzmanlar öğrencilere sırf üniversite okumuş olmak için değil, gerçekten sevdikleri, istedikleri mesleği bulmaları için tercih yapmalarını tavsiye ediyor. Çünkü dünyada öne çıkan meslekler de sürekli değişiyor. Kimi bölüm mezunları iş bulamazken, bazı bölümlerden mezun olanlar o yılın en çok aranan bireyleri olabiliyor. Bu yüzden de tercih yaparken iş bulma imkanı diğerlerine göre daha yüksek olan bölümler dikkate alınıyor. <br />
<br />
Mühendislerin yıldızı sönmüyor <br />
<br />
Uzmanlara göre önümüzdeki yıllarda makine, bilgisayar, malzeme, endüstri, çevre ve kimya gibi mühendislik alanları ön plana çıkacak. Ayrıca işletme, fiyatlandırma uzmanlığı, promosyon analistlği, kalite mühendisliği, marka araştırmacılığı da aranan mesleklerden olmaya aday görünüyor. Malzeme sentezi ve üretimi, taşımacılık, bilişim ve iletişim, bioteknoloji, mekatronik, hukuk, enerji sistemleri ve üretimi gibi alanlar da son yılların dikkat çeken meslekleri arasında. Bunlar dışında yine önceki yıllarda olduğu gibi bütün sektörlerde satış, pazarlama ve Mali işlerde çalışan uzman ve yöneticilere ihtiyaç olacak. Uzmanlar özellikle yabancı dil bilen finansçıların önümüzdeki yıllarda en çok aranan bireyler olacağı konusunda hemfikir. <br />
<br />
"istemediğiniz bölümü tercih etmeyin" <br />
<br />
Adaylardaki genel kanı, yüksek puanla öğrenci alan programlardan mezun olmanın iş bulmada onlara çok büyük avantajlar sağlayacağı, düşük puanla öğrenci alan programları bitirdiklerinde ise iş bulmada sıkıntılar yaşayacakları yönünde. Oysa bu görüşlerden sıyrılıp, sektörler incelendiğinde bunun tersi durumlar da yaşandığını söyleyen istanbul Kavram Meslek Yüksek Okulu Mütevelli Heyet Başkanı Bahattin Durmuş, "Tercih yaparken puan değil başarı sırası göz önünde bulundurulmalı. Adaylar ekonomik değer oluşturacak, gelecek vadeden meslekleri tercih etmeli" diyor. 'Ailem kazanamazsam ne der, çevreme ne derim, konu komşu beni hafife alır mı' gibi düşüncelerle tercih yapan öğrencilerin istemedikleri bölümü okumalarının gelecekleri açısından endişe verdiğini, bu nedenle mutlaka istedikleri bölümleri tercih etmeleri gerektiğini vurguluyor Durmuş. <br />
<br />
Hukuk, mimarlık, mühendislik, psikoloji ve işletme gibi geleneksel alanlara ilgi her zaman yoğun. Ancak değişen dünyada çok boyutlu, yeni teknolojilere hakim, tasarım ve kültür sanat endüstrisine yakın, iletişim çağından anlayan uzmanların önem kazandığını söyleyen Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Halil Güven, hızla gelişen teknolojinin mimarı - mühendisi olmak kadar bunların analizini yapan ve trendleri belirleyen, geleceğin taşıyacağı sorunları öngörebilen ve çok boyutlu düşünme becerisi olan kişilerin de anlam kazandığını söylüyor. <br />
<br />
Prof. Güven'e göre teknik beceriler ve akademik başarının yanı sıra bireyin ilişkileri yönetebilme, stratejik düşünebilme, liderlik ve girişimcilik gibi özellikleri de iş dünyasında büyük önem taşıyor. <br />
<br />
Çok yönlü olmak önemli <br />
<br />
Uzman ve akademisyenlerin birleştiği ortak bir hüküm var: Sektörler her yönüyle düşünebilen, üretebilen, sorgulayan ve kültürlü çalışanlara ihtiyaç duyacak. Tek bir uzmanlık alanı, iyi bir kariyer için yeterli olmayacak. Bir ana dalın yanına eklenen yan daldaki eğitimin, kişileri daha başarılı, tercih edilen noktalara taşıyacağını söyleyen ışık Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ekrem Ekinci, görsel sanatların da gelecekte revaçta olacağını vurguluyor. <br />
<br />
Özellikle biyoloji ve genetik mühendisliğinin zaman içerisinde giderek genişleyen bir alan olacağını söyleyen Koç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Umran inan da, öğrencileri sevdikleri, mutlu olabileceklerine inandıkları meslekler seçmeleri konusunda uyarıyor. <br />
<br />
Adaylara, seçecekleri alandan ziyade, kazanacakları niteliklere ve alt yapıya odaklanmalarını tavsiye eden Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Serpil ise, güçlü bir sosyal alt yapı ve nitelikli bir yabancı dilin önemine dikkat çekiyor. Ülkemizin özel konumu itibariyle geleceğin dünyasında önemli rol oynayacağı görüşünde olan Prof. Serpil, dış ülkelerle ilişkilerin her geçen gün arttığını bu nedenle yabancı dil bilgisinin de giderek çok daha önem kazandığını söylüyor. <br />
<br />
"Üniversiteleri iyi araştırın" <br />
<br />
Kendinize en uygun en mutlu olacağınız mesleği seçtiniz. Şimdi sırada bu bölümü okuyacağınız üniversiteyi seçmek var. Sayıları her geçen gün artan üniversitelerle ilgili detaylı araştırma yapmak da önemli. <br />
<br />
"Üniversite, seçtiğiniz alanla ilgili gerekli ve güncel bilgileri aktarmalı, bunu yaparken de çağdaş eğitim teknolojisinin en ileri olanaklarından yararlanmalı" diyen Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yılmaz Esmer ekliyor: "Üniversitenin, öğrencileri iş ve çalışma dünyasıyla buluşturması gerekiyor. Öğrenciler üniversiteden sadece bir meslek elemanı olarak değil; sosyal becerileri gelişmiş, çevresiyle uyumlu ve iletişim yetenekleri yüksek bir birey olarak mezun olmalı. Öğrencilere üniversiteleri iyi araştırmalarını tavsiye ediyorum." <br />
<br />
Uzmanlardan tercih yapacaklara uyarılar <br />
<br />
• YGS VE LYS tercihleri, okunmak istenen bölüm-şehir-üniversite göz önüne alınarak değil gerçekten istenen meslek düşünülerek yapılmalı. LYS tercihi bölüm tercihi değil, meslek tercihidir. Mesleğinizi seçerken iyi düşünün. <br />
<br />
• idealinizdeki bölüm ya da üniversite yoktur, idealinizdeki meslek vardır. Seçeceğiniz bölümün idealinizdeki mesleğe gidişte bir engel olmamasına ve olabildiğince yolunuzu açmasına dikkat edin. <br />
<br />
• Tercih edilen bölüm ve üniversiteye dair özel koşulları mutlaka okuyun. <br />
<br />
• Tercih edeceğiniz bölümün yeni sistemde hangi puan türüne dahil olduğuna dikkat edin ve o türdeki puanınızı göz önüne alarak tercihinizi yapın. <br />
<br />
• Bir tercihi kendinden daha yüksek puanlı bir bölümün üzerine yazmayın. Ölü tercih yaparak tercih hakkınızı eksiltmeyin. <br />
<br />
• Ailenize ve çevrenize danışın. Ancak son karar sizin olsun. <br />
<br />
• Değişen sistem nedeniyle bu yıl tercih hatalarının fazla olması bekleniyor. Bu nedenle mutlaka bir uzmandan yardım alın. Fakat uzmanın tercihlerinizi sizin için yapmasını beklemeyin. Uzmanın yanına ön hazırlık yaparak gerekli kontrolleri yaptırmak ve aklınıza takılanları sormak için gidin. <br />
<br />
Sektörlere göre en gözde meslekler <br />
<br />
Sağlık-tıp: Sektörde son yıllarda en çok aranan pozisyonlar bu yıl da geçerli. Hemşire, yoğun bakım hemşiresi, dahiliye uzmanı, radyoloji teknikeri, anestezi teknikeri, hasta danışmanı ve acil tıp teknikeri. <br />
<br />
Yapı-inşaat: Yurtdışı yatırımların da arttığı inşaat sektörünün popüler pozisyonları mimar, inşaat mühendisi, teknik ofis uzmanı, ihale uzmanı, şantiye şefi, saha mühendisi, işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı (mühendisi). <br />
<br />
Mağazacılık: Alışveriş merkezlerinin artmasıyla daha hızlı gelişen sektör kasiyerler, satış danışmanları ve mağaza müdürlerine yoğun ihtiyaç duyuyor. Son zamanlarda ilanlarının arttığı görülen bir alan ise görsel düzenleme. Bu uzmanlara kimi şirketler "virtual merchandiser" derken kimi de "spaceman" adını veriyor. <br />
<br />
Bilişim: Nitelikli insan kaynağı açığının yüz binlere ulaşması beklenen sektör bu yıl veritabanı yöneticisi, yazılım geliştirme uzmanı, sistem ve ağ uzmanı, java uygulamaları uzmanı, iş analisti, web master, ABAP uygulama geliştirme uzmanı ve flash animasyon uzmanı arıyor. <br />
<br />
Tercih yapmadan önce Optimum Outlet'e <br />
<br />
Bu yıl tercih kılavuzunda yapılan hatalar da süreci biraz daha karmaşıklaştırdı. istanbul'da yer alan alışveriş merkezi Optimum Outlet üniversite adaylarının bu sıkıntılı döneminde önemli bir sosyal sorumluluk kampanyasına imza atıyor. Üniversite adaylarının bilinçli yönlendirilmeleri ve doğru tercih yapmalarını sağlamak amacıyla ???bugün????? alışveriş merkezinde üniversite ve yüksekokulların temsilcileri ücretsiz danışmanlık hizmeti verecek. Pek çok üniversiteden tercih danışmanları, akademisyen ve öğrenciler tercih aşamasında adaylara birebir destek verirken üniversitelerin de tanıtımı yapılacak. Ayrıca üniversiteyi başka bir ülkede okumayı düşünen adaylar için de yurtdışı eğitim şirketlerinden danışmanlar ücretsiz rehberlik hizmeti verecek. <br />
<br />
ÜNiVERSiTELER <br />
<br />
Sağlık alanına ilgi arttı <br />
<br />
Acıbadem Üniversitesi <br />
<br />
2009 -2010 eğitim öğretim yılında sağlık bilimleri alanında eğitim vermeye başlayan Acıbadem Üniversitesi, araştırma odaklı lider bir üniversite olmayı hedefliyor. Önümüzdeki yıl da Tıp Fakültesi'ne ve Sağlık Bilimleri Fakültesi'ne öğrenci alacak olan üniversitede öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı iki. Acıbadem Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necmettin Pamir, Son ekonomik krizde birçok meslek sahibi işsiz kalırken, sağlık sektörü çalışanlarının böyle bir sorun yaşamamasının bu alana ilginin yeniden yoğun bir şekilde artmasına yol açtığını vurguluyor. Pamir, özellikle biyoteknolojiler, genetik ve nanoteknolojilerin kullanılmasının, sağlık bilimleri alanında multidisipliner çalışmalar yapılması ve yükseköğretimde yeni bölümlerin açılmasını zorunlu hale getirdiği görüşünde. <br />
<br />
Tıp Fakültesi mezunlarının artık sadece doktorluk yapmadığını, tıbbi cihaz ve alet teknolojileriyle, ilaç sektörüyle ilgili alanlarda da çalışabildiğini söyleyen Prof. Pamir, üniversitelerinde yabancı dil ve bilişim teknolojilerini iyi kullanan, bilimsel düşünceyi ön planda tutan kafa yapısına sahip, pozitif düşünebilen, araştırma yapabilen, istatistiksel metotları bilen bireylerin ön plana çıktığını vurguluyor. Başarılı öğrencilere sunulan burs olanakları ile mezuniyet sonrası istihdam imkanı da sağlanan üniversitede öğrencilere, çift ana dalın yanında Erasmus programlarıyla geniş bir yelpazede seçilebilen derslerle, sosyal ve kültürel bakımdan da istenilen birikimi alma imkanı tatınıyor. <br />
<br />
"Sosyal ve kültürel alanda da gelişmeliler" <br />
<br />
Anadolu Üniversitesi <br />
<br />
Önümüzdeki yıl ilk kez grafik tasarımı ve mekatronik programlarına öğrenci alınacak olan Anadolu Üniversitesi başarılı, fakat maddi durumu yetersiz öğrencilere barınma ve beslenme yardımı yapıyor. Nano-teknoloji, gastronomi, mekatronik, elektronik ve haberleşme mühendisliği, elektronik gazetecilik, görsel tasarım, AB uzmanlığı, strateji planlama yöneticiliği, moda tasarımı ve endüstriyel tasarım ise öne çıkan diğer bölümler. Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Davut Aydın, öğrencilerin, eğitim-öğretim ve bilimsel çalışma yapabilmelerinin yanı sıra kendilerini sosyal ve kültürel alanlarda da geliştirmeleri için, kampus olanaklarının iyileştirilmesi, öğrenci merkezleri, kulüpler, kütüphaneler, kafeteryalar ve öğrencilerin mesleki gelişimleri için gerekli staj olanaklarıyla ilgili kolaylıklar sağlanması gerektiği görüşünde. Üniversite-sanayi işbirliği ve çalışma projelerinin Anadolu Üniversitesi'nin farklılığını ortaya koyduğunu vurgulayan Prof. Aydın, öğrencilerin değişim programlarından yararlandığını, yurt dışında staj, inceleme ve araştırma yapma imkanı bulduklarını söylüyor. <br />
<br />
Kişiye özel üniversite <br />
<br />
Bahçeşehir Üniversitesi <br />
<br />
Bahçeşehir Üniversitesi, altı fakülte, iki enstitü ve Meslek Yüksekokulu'nda yer alan 85 eğitim programıyla, araştırmaya meraklı zihinleri geliştirmeyi ve sistematik düşünme yetisine sahip, lokal ve global konulara duyarlı, uluslararası standartlara uygun, bilimsel, teknolojik, kültürel bilgi birikimine katkıda bulunan bireyler yetiştirme hedefiyle yola çıkmış. Üniversitenin vizyonunu öğrencilerini düşünce ve fikirlerin hiçbir kısıtlamaya maruz kalmadığı, tamamen özgür bir ortamda eğitmek olarak açıklayan Rektör Prof. Dr. Yılmaz Esmer, tüm dünyayı bir kampus alanı olarak gören Kampusum Dünya anlayışına sahip olduklarını belirtiyor. Esmer bu kapsamda Avrupa'da 88, ABD'de 24, diğer ülkelerde toplam 23 üniversite ve kurumla yaptıkları anlaşmalarla öğrenci değişiminden çift diplomaya, yaz okullarından, ortak teknoloji merkezlerine kadar çeşitli alternatifler sunabildiklerini ifade ediyor. <br />
<br />
"Artık dünya öyle hızla değişiyor ki, insanlar çalışma hayatları boyunca birkaç meslek değiştirebiliyor" diyen Prof. Esmer'e göre meslekler arasında geçiş yapabilen, çok yönlü yetişmiş, dünya bilen bireyler iş dünyasında aranan kişiler olacak. Bu nedenle öğrencilerin üniversite boyunca kendilerini bu yönde geliştirmeleri gerekiyor. Bu yıldan itibaren başarılı öğrencilerin eğitim ve kariyer planlamalarına yönelik "Üstün Başarı Programı" ile 'Kişiye Özel Üniversite'yi başlatacaklarını söyleyen Prof. Esmer, ikinci sınıf sonunda başarılı öğrencilerin katılacağı programda bu öğrencilere çok geniş akademik olanaklar sunulacağını vurguluyor. Programda öğrencilerin eğitim ve kariyer hedeflerini belirleyebileceği ve geleceklerini planlayacağı özel birer danışmanı olması planlanıyor. <br />
<br />
Kendine güvenen mezunlar <br />
<br />
Bilgi Üniversitesi <br />
<br />
Türkiye'nin ilk vakıf üniversitelerinden olan Bilgi Üniversitesi eğitim, kültür ve sanat projeleri odaklı sosyal sorumluluk çalışmalarına ağırlık vererek, merak eden, özgür düşünen, sorgulayan ve böylelikle kendi sentezini üretebilen bireyler yetiştirmeyi hedefliyor. 2006 yılında dünyanın en büyük üniversiteler ağı olan Laureate ınternational Universities'e dahil olduklarını söyleyen Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Halil Güven, bu sayede öğrencilerine 21 ülkede 60'dan fazla üniversitede eğitim görme, çift diploma alma veya lisans ve yüksek lisans programlarına devam etme gibi fırsatlar sunduklarını vurguluyor. 2010 – 2011 akademik yılında idari bilimler, beşeri bilimler, iletişim ve hukuk alanlarının yanı sıra mimarlık, mühendislik ve sağlık alanlarında da eğitim verilecek olan üniversitede Sağlık Bilimleri Yüksekokulu da ilk kez öğrenci alacak. Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin hem okul içi ve okul dışında gerçekleştirdikleri çeşitli projelerin, hem de iş dünyasıyla yakın ilişkiler kurup "gerçek" stajlar yapabilmelerinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Prof. Güven, bu nedenle öğrencilerinin her alanda kendine güvenen, altyapısı kuvvetli, yeniliklere açık, üretken bireyler olarak mezun olmalarını amaçladıklarını söylüyor. <br />
<br />
Üniversitedeki "Görevli Öğrenci Programı" sayesinde öğrenciler, ders dışında kalan zamanlarında üniversite bünyesindeki kütüphane, stüdyo veya araştırma merkezi gibi farklı uygulama birimlerinde görev alarak eğitimleri sırasında gerçek bir iş deneyimi yaşama ve alanlarında uzmanlaşma imkanı da buluyor. <br />
<br />
Uluslararası kariyer için eğitim <br />
<br />
Doğu Akdeniz Üniversitesi <br />
<br />
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Gazimağusa kentinde bulunan Doğu Akdeniz Üniversitesi, bu yıl açılan sağlık bilimleri fakültesiyle birlikte kapasitesini sekiz fakülte ve üç meslek yüksek okuluna yükseltti. 1979 yılından beri eğitim veren okulun tüm programları YÖK tarafından tanınıyor. Üniversitede 68 ülkeden 14 bin öğrenci eğitim alıyor. ingilizce eğitim veren programları, ikinci bir yabancı dil öğrenme olanağı, öğrenci değişim programları, zengin sosyal ve kültürel etkinlik olanakları, sahip olduğu uluslararası akreditasyonlar ve öğretim ortamıyla dünyanın her yerinde geçerli diploma verdiklerini söyleyen Doğu Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdullah Y. Öztoprak, öğrencilerini yaratıcı, girişimci, global düzeyde rekabete hazır bireyler olarak uluslararası kariyer için yetiştirmeyi hedeflediklerini belirtiyor. Önümüzdeki yıllarda bilişimle ilgili mesleklerin öne çıkacağını söyleyen Prof. Öztoprak'a göre işverenler özgüveni yüksek, en az bir yabancı dil bilen, farklı ortamlara karşı duyarlılığı olan ve kolay uyum sağlayabilen bireyleri tercih ediyor. <br />
<br />
Çok kültürlü olmak avantaj sağlıyor <br />
<br />
Fatih Üniversitesi <br />
<br />
Ankara ve istanbul'da iki kampusu bulunan Fatih Üniversitesi bünyesinde altı fakülte, dört enstitü, bir yüksekokul, üç meslek yüksekokulu, üç hastane, iki sürekli eğitim merkezi bulunuyor. Öğrencilerin üniversitede bölüm seçerken hem sevdiği hem de yeteneği olduğunu düşündüğü bölümleri tercih etmeleri gerektiğine dikkat çeken Fatih Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan, bugün için iş imkanı olan veya popüler olan bir mesleğin 5–10 yıl içinde bu özelliğini çoğunlukla yitirdiğini söylüyor. Prof. Tekalan'a göre önemli olan belirli bir alanda kaliteli birey olarak yetişmek. "Tercih yaparken öğretmen, aile ve öğrenci birlikte karar vermeli. Öğrenciler en çok okumak istedikleri bölümü birinci sıraya yazmalı" diyor. <br />
<br />
Öğrencilerin çift ana dal ile ikinci diplomaya, yan dal ile bir sertifikaya sahip olabildiği Fatih Üniversitesi, vakıf üniversiteleri arasında yabancı uyruklu öğrenci sayısı açısından ilk sırada yer alıyor. 74 ülkeden yabancı öğrencinin eğitim gördüğü üniversite çok kültürlü olmak ve ingilizce pratiğinin gelişmesi açısından önemli katkılar sağlıyor. Üniversitedeki Kariyer Planlama Merkezi, mezun düzeydeki öğrencilere iş hayatına yönelik danışmanlık hizmeti veren, alanlarına uygun iş imkânlarını tanıtmak adına faaliyetlerde bulunuyor. <br />
<br />
"ikinci yabancı dil bilmek önemli" <br />
<br />
ışık Üniversitesi <br />
<br />
Bir bölümü elektronik olmak üzere 83 binden fazla kitapla Türkiye'nin en büyük arşivli kütüphanelerinden birine sahip olan ışık Üniversitesi, "AB Hayat Boyu Öğrenme 2007–2013- Erasmus" programı çerçevesinde, kurumsal işbirliklerini teşvik ederek, öğrencilerine ve öğretim üyelerine çeşitli olanaklar sağlıyor. 2010 -2011 akademik yılında biyomedikal mühendisliği bölümünün açılması için YÖK'ten onay beklediklerini söyleyen ışık Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ekrem Ekinci, önümüzdeki yıllarda çok yönlü çalışanlara ihtiyaç duyulacağı görüşünde. <br />
<br />
Yabancı dil bilmenin önemine değinen Prof. Ekinci'ye göre ikinci yabancı dil bilenlerin sayısının giderek artması rekabeti daha da zorlu bir hale sokuyor. Bu nedenle ışık Üniversitesi'nde eğitim dili ingilizce iken, öğrenciler ikinci bir yabancı dil için sürekli teşvik ediliyor. Prof. Dr. Ekinci: "Yabancı dil bilgisinin yanı sıra genel kültür, farklı disiplinlerden edinilen bilgiler ve kişisel yeterlilikler de iyi bir kariyer yoluna başlamak için yeterli" diyor. <br />
<br />
Ders içerikleri iş dünyasına yönelik <br />
<br />
istanbul Ticaret Üniversitesi <br />
<br />
2001 yılında kurulan istanbul Ticaret Üniversitesi beş fakültei, bir meslek yüksek okulu, üç enstitü ve iki araştırma merkeziyle eğitim veriyor. "istanbul Ticaret Odası Eğitim ve Sosyal Hizmetler Vakfı" tarafından kurulan üniversite, istanbul Dünya Ticaret Merkezi ile Uluslararası Ticaret Merkezleri arasında imzalanan protokoller doğrultusunda karşılıklı stajyer öğrenci değişimi imkanına sahip. Günümüzde yabancı dil bilgisinin çok önemli olduğuna değinen istanbul Ticaret Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabri Orman, öğrencileri bölüm seçerken yabancı dil eğitimi veren üniversiteleri tercih etmeleri konusunda uyarıyor. Ders içeriklerini hazırlarken istanbul Ticaret Odası'nın verilerinden yararlandıklarını söyleyen Prof. Orman'a göre üniversitenin en büyük avantajı bu, çünkü bu sayede öğrenciler iş dünyasına yönelik yetiştiriliyor. iş dünyasıyla yakın ilişkide olmaları sebebiyle öğrencilerin kariyerine de destek olduklarını söyleyen Prof. Orman, staj olanakları sayesinde öğrencileri henüz okurken iş dünyasıyla buluşturduklarını vurguluyor. <br />
<br />
Uzaktan eğitim imkanı <br />
<br />
istanbul Üniversitesi <br />
<br />
Eğitim teknolojilerindeki son gelişmeleri yakından takip eden, bilgi toplumuna geçişte eğitim ve öğretimde fırsat eşitliği yaratarak yaşam boyu Yaygın eğitim-öğretim sağlamak hedefiyle yola çıkan istanbul Üniversitesi, bu yıl açılan Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi ile üniversiteye fiziksel olarak ulaşma imkanı bulunmayan öğrencilere eğitim alma fırsatı sağlıyor. 2010 -2011 akademik yılında eğitim vermeye başlayacak olan Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde ise sağlık sektörüne uzman yardımcı elemanlar yetiştirmek hedefleniyor. Bilişim ve bilgi teknolojilerinin dünyaya damgasını vurduğunu ve geleceği şekillendirecek mesleklerin de bu alanlara yönelik olacağını söyleyen istanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet, özellikle bilişim, bilgi teknolojileri, iletişim uzmanları, bilgisayar uzmanlarına, web içerik ve yapım konusunda bilgili operatörler, animasyon ve grafik bilgisine sahip tasarımcılar ve genetik konusunda uzman doktorlara ihtiyaç olacağı görüşünde. Sağlık sektörünün gözde alan olarak güncelliğini koruyacağını belirten Prof. Söylet'e göre bilgiyi sağlayan, taşıyan ve yayan sanal dünya üzerine çalışan bilgisayar uzmanları en çok aranan kişiler olacak. ingilizce ve bilgisayar bilgisinin üst düzeyde olması gerektiğini söyleyen Prof. Yunus Söylet, iletişim gücü yüksek, yeni bilgiye açık ve donanımlı bireylerin iş bulma şansının daha fazla olduğuna dikkat çekiyor. <br />
<br />
Kendini iyi yetiştirmek önemli <br />
<br />
Kadir Has Üniversitesi <br />
<br />
"Dünya Üniversitesi" olma hedefiyle yola çıkan Kadir Has Üniversitesi, öğrencilerinin eğitim düzeylerini desteklemek için Amerika ve Avrupa'da birçok üniversiteyle öğrenci değişim programları ve çift diploma işbirliği içinde. 2010–2011 akademik yılında açılacak Yeni Medya Bölümü, Telekom, internet ve Mobil iletişim sektörlerindeki katma değerli servis üretimine yönelik nitelikli uzman yetiştirmek amacıyla kurulan bir bölüm. Yeni Medya Bölümü'nde, internet ve mobil iletişim alanında eğitim vereceklerini söyleyen Kadir Has Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Aydın'a göre insan kaynaklarından muhasebe ve finansmana, üretimden iletişim, tanıtım ve pazarlamaya, ithalat ve ihracattan hukuksal işlemlere kadar pek çok alanda elemana eşzamanlı olarak gereksinim var. Prof. Aydın, bir mezunun hangi alanda olursa olsun kendini iyi yetiştirmiş, azimli ve Çalışkan ve ingilizce bilgisi varsa mutlaka başarılı olacağı görüşünde. <br />
<br />
Eğitim bireyselleştiriliyor <br />
<br />
Koç Üniversitesi <br />
<br />
insani Bilimler ve Edebiyat, iktisadi ve idari Bilimler, Fen, Mühendislik, Hukuk ve Tıp Fakülteleri ve Hemşirelik Yüksek Okulu'yla eğitim veren Koç Üniversitesi, Türkiye'de uluslararası nitelikte, yaratıcı, bağımsız ve objektif düşünebilen, liderlik vasıflarına sahip en yetkin mezunları yetiştirmek amacında. <br />
<br />
2010 -2011 akademik yılında medya ve görsel sanatlar ile tıp fakültesi de açacak olan üniversitede öğrencilerin yüzde 60'ı burs imkanlarından yararlanabiliyor. Yaratıcı ve katılımcı eğitim ilkesinden yola çıkan Koç Üniversitesi'nde eğitim programlarının günümüzün ihtiyaçlarına ve çağın gelişmelerine paralel olarak sürekli yenilendiğini vurgulayan Koç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Umran inan, öğrencilerine eleştirel ve analitik düşünme yetkinliklerinin gelişmesine yönelik bir eğitim verdiklerini söylüyor. Geniş bir yelpazede sunulan seçmeli derslerle öğrencilerin kendi ilgi alanları doğrultusunda ders programlarını şekillendirebildiğini söyleyen Prof. inan, bu sayede eğitimin bireyselleştirilmesini amaçladıklarını vurguluyor. <br />
<br />
"Üniversiteler araştırma merkezleri kurmalı" <br />
<br />
Kültür Üniversitesi <br />
<br />
1997 yılında kurulan Kültür Üniversitesi, fen-edebiyat, hukuk, iktisadi ve idari bilimler, mühendislik ve mimarlık ile sanat ve tasarım fakültelerine öğrenci alıyor. Günümüzün koşulları, ilerleyen teknoloji ve pek çok unsurun etkisiyle şekillenen iş ve yönetim yapılarının beraberinde yalnızca farklı yaşam biçimlerini değil yepyeni bir akademik eğitim anlayışını da yarattığını söyleyen Kültür Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Dursun Koçer, eğitimine yeni bir yön vermek isteyen genç nesiller kadar akademisyenlerin yaklaşımları da farklı boyutlar kazandığına dikkat çekiyor. "Üniversiteler ileri düzeyde araştırma merkezleri kurmalı, evrensel standartlarda eğitim yapıp öğrencilerini yetiştirirken aynı zamanda da sivil toplum kuruluşları, sanayi ve ticaret kuruluşları ile ortak çalışmalar sürdürmeli, bilgiyi paylaşmalı ve aktarmalı" diyen Prof. Koçer, öğrencilerin üniversite seçerken bu özelliklere de dikkat etmeleri gerektiği görüşünde. <br />
<br />
Tıp öğrencilerine yüzde 100 burs imkanı <br />
<br />
Medipol Üniversitesi <br />
<br />
Medipolitan Eğitim ve Sağlık Vakfı tarafından kurulan ve ilk kez 2010 -2011 akademik yılında eğitim vermeye başlayacak olan istanbul Medipol Üniversitesi bünyesinde tıp, diş hekimliği, eczacılık ve sağlık bilimleri fakülteleri 360 öğrenci kabul edecek. <br />
<br />
Üniversite eğitiminin önümüzdeki yıllarda artık meslek edinme eğitimi olarak algılanmayacağını, donanımlı, eğitimli, araştırmacı, özgür düşünülebilen bireylerin yetişmesinin bir aracı olarak kabul edileceğini savunan Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Sabahattin Aydın bilişim, iletişim, biyomedikal ve biyoteknoloji bölümlerinin ön plana çıkacağı görüşünde. Ülkemizde son yıllarda sağlık alanında yaşanan hızlı değişikliklerin bu alandaki yetişmiş insan gücü açığını ortaya koyduğunu vurgulayan Prof. Aydın, bu sebeple sağlık bölümlerinden mezun olanların kolayca iş bulacağını düşünüyor. <br />
<br />
istanbul Medipol Üniversitesi'nde uygulamalı eğitime büyük önem verdiklerini söyleyen Prof. Aydın, öğrencilerin birinci sınıftan itibaren uygulama ve staj imkanı bulacağını belirtiyor. Tıp fakültesine kayıt yaptıran öğrencilere yüzde 100 oranında burs sağlanan üniversite, öğrencilere eğitimlerinin ardından iş imkanı da yaratıyor. Prof. Aydın, Sağlık Bilimleri Fakültesi altında hemşirelik, fizyoterapi ve rehabilitasyon, beslenme ve diyetetik ile sağlık yönetimi programlarında eğitim alan tüm öğrencilere istihdam garantisi verdiklerini vurguluyor. <br />
<br />
Uzmanlaşma artacak <br />
<br />
Okan Üniversitesi <br />
<br />
"iş Yaşamına En Yakın Üniversite" misyonuyla yola çıkan Okan Üniversitesi, şu anda beş fakülte ve iki enstitüsüyle eğitim veriyor. 2010–2011 akademik yılında Yönetim Bilişim Sistemleri Gıda Mühendisliği , Enerji Mühendisliği , Okul Öncesi Eğitim Kurumları Yönetimi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Beslenme ve Diyetetik bölümlerinin açılması planlanıyor. Önümüzdeki yıllarda teknoloji, çevre ve sağlıklı yaşam alanlarına ilginin artacağını söyleyen Okan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sadık Kırbaş, bu sebeple tıp, gen teknoloji, gıda mühendisliği, gastronomi gibi bölümlerin yoğun talep göreceği düşüncesinde. Hizmet sektörünün de gelişmeye devam edeceğini vurgulayan Prof. Kırbaş'a göre ulaşım ve iletişimdeki gelişmeler de, bazı işlerin yeni evrensel işbölümüne dayalı olarak yürütülmesi sonucunu doğuracak, uzmanlaşmalar artacak bu da daha disiplinler arası çalışmalara talebi artıracak. <br />
<br />
Profesyonel yöneticilere her zaman ihtiyaç var <br />
<br />
Özyeğin Üniversitesi <br />
<br />
Öğrencilerine girişimciliği özendirmek ve bunu teşvik edecek programlar uygulamak hedefiyle 2007'de kurulan Özyeğin Üniversitesi, iş yaşamıyla iç içe uygulamalı bir eğitim vermeyi temel ilkelerinden biri olarak benimsemiş. Önümüzdeki yıl bilgisayar ve makine mühendisliği bölümlerinin de açılacağı üniversitede zorunlu staj en çok önem verilen konuların başında yer alıyor. Türkiye'nin ekonomisi dünya ortalamasının üzerinde büyüyen bir ülke olduğunu vurgulayan Özyeğin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Erkut'a göre bu nedenle Türkiye'de ekonomiye ivme katacak ve istihdam yaratacak girişimcilere ve daha fazla sayıda nitelikli, profesyonel yöneticiye olan gereksinim devam edecek. <br />
<br />
"Evrensel değerlere sahip, birden fazla yabancı dil bilen, sektörleri iyi tanıyan, sonuç odaklı, takım çalışmasına yatkın yöneticilere ihtiyaç olacak. Ekonomileri iyi olan ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye'de işletme diplomasına sahip olanların oranı üniversite mezunlarının tümüne göre henüz çok düşük. Dolayısıyla kaliteli bir işletme eğitimi almış kişilere duyulan ihtiyaç oldukça fazla" diyor Prof. Erkut. Erkut, Biyo-mühendislik, elektronik, bilgisayar ve makine mühendislikleri alanlarına talebin hızla arttığı görüşünde. <br />
<br />
Diplomasıyla barışık bireyler <br />
<br />
Sabancı Üniversitesi <br />
<br />
Türkiye'deki ilk "bölümsüz üniversite" olan Sabancı Üniversitesi, öğrencilere okumak istedikleri program tercihini ikinci sınıfın sonunda yapma olanağı sağlıyor. <br />
<br />
ilk iki yıl öğretim üyelerinin danışmanlığında, lisans programlarından farklı dersler seçerek farklı alanları ve meslekleri tanıma fırsatına sahip olan öğrenciler böylelikle, kendi tercih ve yeteneklerini keşfederek bilinçli bir şekilde okumak istedikleri alanı 11 program arasından belirleyebiliyor. Bu sistemle "diplomasıyla barışık bireyler" yetiştirmeyi hedeflediklerini söyleyen Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nihat Berker, sistemin ayrıca öğrencilerin seçtikleri uzmanlık alanı dışında diğer disiplinlerde de temel kavram ve yöntemlere aşina olması fırsatını sunduğunu vurguluyor. <br />
<br />
"Sevdiğiniz mesleği seçin" <br />
<br />
Şehir Üniversitesi <br />
<br />
Bilim ve Sanat Vakfı'nın kurduğu 2010 – 2011 akademik yılında eğitim vermeye başlayacak olan ve bu yıl 300 öğrencinin kabul edileceği istanbul Şehir Üniversitesi'nde her üç öğrenciye bir öğretim görevlisi düşecek. Öğrencilerinin yurtdışı eğitim ve staj tecrübesi kazanmasını önemseyen üniversitenin temel hedefi, "pasaportsuz öğrenci'nin kalmaması". <br />
<br />
"Meslek seçiminde en çok dikkat edilmesi gereken nokta o mesleğin geleceğin mesleği olmasından çok, o işi yapmak isteyip istemediğiniz" diyen Şehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya, meslekle ilgili temel bilgilere sahip olmanın yanında, teknolojik yeniliklere açık olmanın gençlere yararlı olacağı görüşünde. Ayrıca disiplinler arası bir akademik ortamda öğrenim hayatını geçirmek, kendini ana dilinde ve ingilizce iyi ifade edebilmek, öğrenmeye karşı komplekssiz olmak, iş dışında uğraşlara sahip olmak gibi özellikler de yeni bir mezunu, mesleği ne olursa olsun öne çıkaracak özellikler. Prof. Çetinsaya, Matematiksel Düşünme ve Beceri, Türkçe: Eleştirel Okuma ve Yazma; insan, Toplum ve Kültür gibi derslerle şiirin diline aşina sosyologlar, buluşların sosyal-psikolojik sonuçlarını irdeleyebilen mühendisler, matematiksel düşünme kabiliyetine sahip edebiyatçılar yetiştirmeyi hedeflediklerini vurguluyor. <br />
<br />
Yabancı dil bilgisi çok önemli <br />
<br />
Yeditepe Üniversitesi <br />
<br />
Öğrenim dili ingilizce olan bazı fakültelerde Almanca, italyanca, Fransızca dillerinde de eğitim verilen Yeditepe Üniversitesi'nde öğrencilere italyanca, ispanyolca, Latince, Eski Yunanca, ibranice, Rusça, Japonca, Çince, Felemenkçe, Lehçe, Farsça, Uygurca, Arapça ve isveççe gibi yabancı dil seçeneği de sunuluyor. Akademik faaliyetlerini; ııp, diş hekimliği, eczacılık, sağlık bilimleri, hukuk, mühendislik - mimarlık, eğitim, fen – edebiyat, iktisadi ve idari bilimler, ticari bilimler, iletişim ve güzel sanatlar olmak üzere 12 fakültede 61 programla yürüten Yeditepe Üniversitesi, çağdaş, araştırmacı ve yenilikçi, iş dünyasının ihtiyaç duyduğu tüm nitelik ve donanıma sahip, girişimci, teknolojiye hakim, dünya kültürünü tanıyan, kendi öz benliğini güçlendirmiş gençler yetiştirmeyi amaçlıyor.<br />
<br />
En çok tercih edilen bölümler arasında Türk Dili Edebiyatı ve Türk Dili Edebiyatı Öğretmenliği bölümlerinin olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Serpil, sağlık hizmetlerine mühendislik biliminin katkılarını ortaya koyan biyomedikal mühendisliği, genetik ve biyo-mühendislik bölümlerinin öne çıkacağı görüşünde. Yabancı dilin günümüzde çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Serpil, öğrencileri yabancı dil bilgilerini mükemmel hale getirmeleri konusunda uyarıyor. <br />
<br />
ingilizce eğitim verilmeye başlanıyor <br />
<br />
Yıldız Teknik Üniversitesi <br />
<br />
Türkçe öğrenim veren Yıldız Teknik Üniversitesi'nde 2010–2011 eğitim-öğretim yılından itibaren bir çok lisans programında yüzde 30 ingilizce eğitim verilmeye başlanacak. Bilgi çağının insanını yetiştirmeyi hedeflediklerini söyleyen Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. ismail Yüksek, başta mühendislik ve mimarlık olmak üzere fen, sosyal bilimler ve sanat alanlarında disiplinler arası lisans ve lisansüstü akademik programları ile eğitim verdiklerini vurguluyor. Bir üniversiteyi üniversite yapan özelliğin, öğretim üyelerinin araştırmaları, laboratuarlarının çağdaşlığı ve mezunlarının ülkede kabul edilebilirliği olduğunu olduğuna dikkat çeken Prof. Yüksek, üniversitelerin özgün bilgi ve teknoloji üretiminin yanı sıra, toplumun değişik kesim ve kurumlarına araştırma-geliştirme projeleri yapması, danışmanlık ve bilgilendirme gibi konularda hizmetleri sunmasının da önemli olduğunu vurguluyor. <br />
<br />
iŞTE iNSAN - SABAH]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Google'da bir Türk]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=676</link>
			<pubDate>Thu, 22 Jul 2010 18:51:42 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=676</guid>
			<description><![CDATA[Öğretim görevlisi Murat Yatağan, İrlanda'daki çalışma ekibine katılacak<br />
<br />
Arama motoru Google'un sahibi Google şirketinin, Avrupa'nın yazılım üssü İrlanda'daki çalışma ekibine, İzmir Ekonomi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Murat Yatağan'ı da aldığı bildirildi.<br />
<br />
Böylece, 25 yaşındaki Murat Yatağan, dünyada Google genelinde çalışan on Türk arasına girmeyi başardı.<br />
<br />
İzmir Ekonomi Üniversitesi'nden yapılan yazılı açıklamaya göre, Yatağan, İzmir Ekonomi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü'nü bitirdikten sonra, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü'nde yüksek lisansını tamamlayıp, İzmir Ekonomi Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak akademik kadroya dahil oldu.<br />
<br />
Bilgisayar Mühendisliği bölümüne girdiği günden beri hayali Google'da çalışmak olan Murat Yatağan, internet üzerinden iş başvurusu yaptı.<br />
<br />
Altı ay süren görüşmelerin ardından Yatağan, Google'ın İrlanda'daki yazılım üssünde çalışmak üzere anlaşmaya vardı. Bu süreçte Murat Yatağan, şirketin davetlisi olarak İrlanda'ya gitmesinin yanı sıra, video konferans yoluyla 11 kez mülakata girdi.<br />
<br />
Kariyerinin ilk işini, her zaman çalışma hayalini kurduğu dünya devi bir şirkette bulduğu için hem sevinçli, hem de heyecanlı olduğunu ifade eden genç yazılımcı Yatağan, heyecanını şu sözlerle ifade etti:<br />
<br />
''Google her yazılımcının çalışmak istediği bir şirket. Daha önce, ERASMUS kanalıyla bir süre yaşadığım İrlanda'ya döneceğim. İrlanda yazılım konusunda Avrupa'nın merkezi olan bir ülke. Google'da çalışan az sayıdaki Türk arasında yer alacak olmak gurur verici.'']]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Öğretim görevlisi Murat Yatağan, İrlanda'daki çalışma ekibine katılacak<br />
<br />
Arama motoru Google'un sahibi Google şirketinin, Avrupa'nın yazılım üssü İrlanda'daki çalışma ekibine, İzmir Ekonomi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Murat Yatağan'ı da aldığı bildirildi.<br />
<br />
Böylece, 25 yaşındaki Murat Yatağan, dünyada Google genelinde çalışan on Türk arasına girmeyi başardı.<br />
<br />
İzmir Ekonomi Üniversitesi'nden yapılan yazılı açıklamaya göre, Yatağan, İzmir Ekonomi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü'nü bitirdikten sonra, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü'nde yüksek lisansını tamamlayıp, İzmir Ekonomi Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak akademik kadroya dahil oldu.<br />
<br />
Bilgisayar Mühendisliği bölümüne girdiği günden beri hayali Google'da çalışmak olan Murat Yatağan, internet üzerinden iş başvurusu yaptı.<br />
<br />
Altı ay süren görüşmelerin ardından Yatağan, Google'ın İrlanda'daki yazılım üssünde çalışmak üzere anlaşmaya vardı. Bu süreçte Murat Yatağan, şirketin davetlisi olarak İrlanda'ya gitmesinin yanı sıra, video konferans yoluyla 11 kez mülakata girdi.<br />
<br />
Kariyerinin ilk işini, her zaman çalışma hayalini kurduğu dünya devi bir şirkette bulduğu için hem sevinçli, hem de heyecanlı olduğunu ifade eden genç yazılımcı Yatağan, heyecanını şu sözlerle ifade etti:<br />
<br />
''Google her yazılımcının çalışmak istediği bir şirket. Daha önce, ERASMUS kanalıyla bir süre yaşadığım İrlanda'ya döneceğim. İrlanda yazılım konusunda Avrupa'nın merkezi olan bir ülke. Google'da çalışan az sayıdaki Türk arasında yer alacak olmak gurur verici.'']]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dünyaya güneş enerjili &quot;soğutma sistemi&quot; satıyoruz]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=675</link>
			<pubDate>Thu, 22 Jul 2010 18:48:11 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=675</guid>
			<description><![CDATA[TIME Dergisi tarafından “Dünyanın Küresel Kahramanı” seçilen Dr. Ahmet Lokurlu'ya göre güneş enerjisi bir tercih değil, mecburiyet<br />
<br />
Güneş enerjisinin kullanımına başlanmasından beri en akıllıca buluş olarak nitelendirilen ve güneş enerjisinin soğutma amacı için kullanılmasını sağlayan sistemin mucidi Dr. Ahmet Lokurlu: “Güneş şimdiye kadar sadece ısıtmada kullanılıyordu, bizim alâmetifarikamız ise güneşle soğutmamızdır” dedi.<br />
<br />
Güneşin şimdiye kadar ısıtma için kullanıldığı biliniyor. Dr. Lokurlu’nun kurduğu sistemle güneşin en yoğun ve dik geldiği dönemlerde en çok ihtiyaç duyulan soğutmanın, güneş enerjisi kullanarak yapılması.<br />
<br />
Dr. Ahmet Lokurlu’nun kurduğu SOLITEM; dünyaya güneş enerjisi ile soğutma sistemleri kuruyor. Şimdiye kadar, Türkiye, Kıbrıs, Fas, Ürdün ve Almanya gibi ülkelerde kurulmuş parabol güneş enerjisi sistemlerinin, Meksika ve Brezilya gibi güneşi bol ülkelerde de kurulumlarına başlandı. Dünyadaki yenilenebilir enerji kaynaklarının başında gelen güneşin en güvenilir ve sonsuz enerji kaynağı olduğundan hareketle kurulan SOLITEM sistemleri; büyük AVM’ler, 100 kapasite ve üstü oteller, hastaneler, fabrikalarda kurulumları yapıldı. 5 yılda kurulum maliyetini amorti eden sistem, yazın soğuma, kışın ise ısınma için kullanılabiliyor.<br />
<br />
SOLITEM’in teknoloji ve üretim alanında dünyada eşi olmayan Ankara’daki fabrikası ise Eylül ayında, çeşitli ülkelerden ve Türkiye’den bakan ve başbakanlık düzeyinde katılım ile açılacak. Tüm üretimin robotlarla gerçekleştirildiği fabrikayı ise dünyanın bir çok ülkesinden heyetler görmeye geliyor. Bu ülkelerin başında ise dünyaya teknoloji ihraç eden Japonya var.  <br />
<br />
DÜNYA HIZLA ISINIYOR<br />
Dünyada kullanılan fosil yakıtlarının iklimler ve doğrudan doğa üzerinde yarattığı etki, gün geçtikçe daha iyi anlaşılıyor. Özellikle tarihsel açıdan bakıldığında 19. yüzyılda yaşanan Sanayi Devrimi ile birlikte karbondioksit salınımının, buna bağlı olarak da küresel ısınmada tehlikeli oranda artış görülüyor. Sadece 130 yıllık bir sürede tüm dünyadaki ısı 1 dereceye yakın artmış durumda. Sadece İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana sera etkisi yaratan karbondioksit gazının salınımı 6 katına çıktı. Ağır sanayi ve buna bağlı olarak gelişen sektörler fosil yakıtlarını kullanarak enerji ihtiyaçlarını gideriyor ve bunun bir sonucu olarak da iklimlerin yapısı değişiyor.<br />
<br />
Bu hızlı tüketim, aynı zamanda üretimin de önüne geçiyor, petrol fiyatlarının sürekli artmasına neden oluyor. Sadece gelecek 20 yıl içerisinde petrolün varil fiyatının şu andaki seviyenin 2 katına çıkması öngörülüyor. İklimin değişmesi bir kenara bırakılsa dahi, bu durum sanayinin kendisine yakın zaman içerisinde yeni bir enerji kaynağı bulmasını gerektiriyor. Şu anda dünyada birçok firma; güneş enerjisi, dalga enerjisi, rüzgar enerjisi, hidroelektrik ve bio kütle gibi alternatif kaynakları araştırmaya başladı. Bunlar arasında en az yatırım maliyeti gerektiren ve en yüksek potansiyele sahip enerji kaynağı ise güneş enerjisi.<br />
<br />
 <br />
GÜNEŞ ENERJİSİ İLE SIFIR KARBONDİOKSİT SALINIMI<br />
1999 yılında Dr. Ahmet Lokurlu tarafından kurulan, dünyada güneş enerjisi kullanan ve soğurmalı soğutma ünitesi ile çalışan enerji tedarik sistemlerinin geliştiricisi, patent sahibi ve dünya lideri kuruluşu SOLITEM, öncü sistemi ile diğer firmaların önüne geçti. SOLITEM, aynı zamanda dünyanın daha iyi bir yer olması adına şu ana kadar yapılmış en çevreci ısıtma ve soğutma sistemlerini sunuyor. Bu sistemin mucidi, dünyanın en saygın bilim adamlarından Dr. Ahmet Lokurlu yenilikçi ve öncü SOLITEM teknolojisini “Herhangi bir karbondioksit salınımı yapmaksızın enerji üretimi sağlayan SOLITEM teknolojisi böylelikle hem fosil enerji kaynaklarını korunmasını sağlar, hem de greenhouse gazlarının üretimini önler. Sistem, iklim değişikliği ve enerji krizinin tam karşısında duran bir prensiple çalışır” olarak özetliyor.<br />
<br />
 <br />
<br />
TÜRKİYE ENERJİSİ EN PAHALI KULLANAN ÜLKELERİN BAŞINDA<br />
Güneş enerjisinin potansiyeli ışının geliş açısıyla doğru orantılı. Özellikle Türkiye gibi Akdeniz kıyısındaki ülkeler bu açıdan büyük bir avantaja sahip. Ancak bunun şu anda tersi bir tablo ortada. Bu yıl sonuna kadar Türkiye’nin 34,5 milyar dolarlık bir enerji ithalatı yapması bekleniyor. Enerji tüketiminde ülkelerin dikkat etmesi gereken bir başka konu ise klima kullanımı. Avrupa Birliği kapsamında yapılan araştırmada üye ülkelerden, İspanya, Portekiz ve İtalya, toplam klima enerji tüketiminin yüzde 51’ini oluşturuyor. Durum bizim ülkemizde de çok farklı değil. Her yıl milyarlarca dolar, klimaların çalışması için gereken enerjiye harcanıyor. Her ne kadar tasarruflu klimalar piyasada yer alsa da gereken enerji miktarı çok büyük. Türkiye pahalı enerji kullanımında dünyada hep ilk sıralarda yer alıyor. En pahalı enerjiyi ada ülkeleri Malta ve Kıbrıs kullanıyor ve Türkiye bunlardan sonra gelen 3. ülke.  Dr. Lokurlu’nun buluşu ile özellikle yaz aylarında artan klima kullanımına bağlı enerji kaynakları tüketimi, tersine işliyor. Türkiye gibi güneşi bol olan ülkelerde soğutma için ihtiyaç duyulan elektrik gibi enerji kaynaklarının tüketimi yerine; varolan güneş enerjisi, kurulan sistem aracılığı ile soğutmada kullanılıyor.<br />
<br />
Dr. Ahmet Lokurlu’nun teknolojisi 2004 yılından bu yana çeşitli ülkeler ve organizasyonlar tarafından ödüllere layık görülüyor. Almanya, İsviçre ve Avusturya gibi ülkeler tarafından enerji harcamasını aşağı çekmesi yönüyle ödüllendirilen Lokurlu, Energy Global Award, Global 100-eco Tech Award ve Sustainability Award gibi dünya çapında önem teşkil eden ödüllerin sahibi oldu.  Ayrıca 2007 yılında Dr. Ahmet Lokurlu Time Dergisi tarafından “Dünyanın Küresel Kahramanı” ödülünü de aldı. Bu ödülü daha önce alan kişilerin arasında Prens Charles, Angela Merkel, Mikhail Gorbaçov ve Al Gore gibi isimler yer alıyor.<br />
<br />
 <br />
TÜRKİYE KULLANDIĞI ENERJİNİN YÜZDE 74'ÜNÜ İTHAL EDİYOR<br />
Konu hakkında yorum yapan Dr. Ahmet Lokurlu, enerji politikaları üretilirken,  özellikle Türkiye gibi ülkelerde sürdürülebilir kaynaklara yönelmesinin önemini vurguladı. Dr. Lokurlu, güneş enerjisinin bir seçenek değil, bir mecburiyet olduğunun altını çiziyor. Türkiye şu anda kullandığı enerjinin sadece %27’sine sahip, kalan %73’lük pay ise ithal ediliyor. Bu da artan fosil yakıtları göz önüne alındığında Türkiye’nin önünde ciddi bir yol ayrımı olduğunu gösteriyor. Ya önümüzdeki dönemde gerçekleştirilen enerji yatırımları güneş enerjisi gibi sürdürülebilir kaynaklara yönelik yapılacak ya da tablo bu sarmalın içinde giderek daha vahim bir hal alacak.<br />
<br />
 <br />
DÜNYA GÜNEŞ ENERJİSİ KULLANARAK KURTARILABİLİR<br />
Gerçekleştirilen bu buluş sayesinde kurumlar güneş enerjisini sadece ısınma için değil soğutma alanında da kullanabiliyor. Bu da güneş enerjisinin kullanılabildiği zaman aralığını ve sektörlerini ciddi bir biçimde genişletiyor. Oteller, yiyecek üretim tesisleri ve içki fabrikaları, güneşin ısıtıcı ve soğutucu enerjisinin yanında basınçlı buharı da kullanabiliyor ve üretim süreçlerine dahil edebiliyor. Süpermarketler ve veri merkezleri, güneş enerjisini kışın ısıtmakta, yazın ise soğutmakta kullanabiliyor. Hava alanlarında ve madenlerde ise güneş enerjisi soğutma özelliği ile birleştirilebilmekte, burada çalışan kişilerin ve ziyaretçilerin yaşam kalitelerini de arttırıyor.<br />
<br />
 <br />
Dr. Lokurlu, konu ile ilgili olarak: “Tüm dünya sürdürülebilir enerjinin ne kadar önemli ve vazgeçilmez bir olgu olduğunun farkına vardı. Türkiye’de ise birkaç kurum dışında durumun vehameti halen gözardı ediliyor. Özellikle, Almanya ve İngiltere gibi ülkelerde enerji politikası bu alternatif kaynakların etrafında şekillenirken, Türkiye bu konuda bir adım geride. Ancak hiçbir şey için geç kalınmış sayılmaz. SOLITEM olarak gerçekleştirdiğimiz projeler yavaş yavaş insanların ilgisini çekmeye başladı. Önümüzdeki dönemde yatırımcılar ve hükümetler yol haritalarını günü kurtarmak adına değil, kalıcı ve uzun vadede sonuç almaya yönelik olarak belirlemeliler” dedi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[TIME Dergisi tarafından “Dünyanın Küresel Kahramanı” seçilen Dr. Ahmet Lokurlu'ya göre güneş enerjisi bir tercih değil, mecburiyet<br />
<br />
Güneş enerjisinin kullanımına başlanmasından beri en akıllıca buluş olarak nitelendirilen ve güneş enerjisinin soğutma amacı için kullanılmasını sağlayan sistemin mucidi Dr. Ahmet Lokurlu: “Güneş şimdiye kadar sadece ısıtmada kullanılıyordu, bizim alâmetifarikamız ise güneşle soğutmamızdır” dedi.<br />
<br />
Güneşin şimdiye kadar ısıtma için kullanıldığı biliniyor. Dr. Lokurlu’nun kurduğu sistemle güneşin en yoğun ve dik geldiği dönemlerde en çok ihtiyaç duyulan soğutmanın, güneş enerjisi kullanarak yapılması.<br />
<br />
Dr. Ahmet Lokurlu’nun kurduğu SOLITEM; dünyaya güneş enerjisi ile soğutma sistemleri kuruyor. Şimdiye kadar, Türkiye, Kıbrıs, Fas, Ürdün ve Almanya gibi ülkelerde kurulmuş parabol güneş enerjisi sistemlerinin, Meksika ve Brezilya gibi güneşi bol ülkelerde de kurulumlarına başlandı. Dünyadaki yenilenebilir enerji kaynaklarının başında gelen güneşin en güvenilir ve sonsuz enerji kaynağı olduğundan hareketle kurulan SOLITEM sistemleri; büyük AVM’ler, 100 kapasite ve üstü oteller, hastaneler, fabrikalarda kurulumları yapıldı. 5 yılda kurulum maliyetini amorti eden sistem, yazın soğuma, kışın ise ısınma için kullanılabiliyor.<br />
<br />
SOLITEM’in teknoloji ve üretim alanında dünyada eşi olmayan Ankara’daki fabrikası ise Eylül ayında, çeşitli ülkelerden ve Türkiye’den bakan ve başbakanlık düzeyinde katılım ile açılacak. Tüm üretimin robotlarla gerçekleştirildiği fabrikayı ise dünyanın bir çok ülkesinden heyetler görmeye geliyor. Bu ülkelerin başında ise dünyaya teknoloji ihraç eden Japonya var.  <br />
<br />
DÜNYA HIZLA ISINIYOR<br />
Dünyada kullanılan fosil yakıtlarının iklimler ve doğrudan doğa üzerinde yarattığı etki, gün geçtikçe daha iyi anlaşılıyor. Özellikle tarihsel açıdan bakıldığında 19. yüzyılda yaşanan Sanayi Devrimi ile birlikte karbondioksit salınımının, buna bağlı olarak da küresel ısınmada tehlikeli oranda artış görülüyor. Sadece 130 yıllık bir sürede tüm dünyadaki ısı 1 dereceye yakın artmış durumda. Sadece İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana sera etkisi yaratan karbondioksit gazının salınımı 6 katına çıktı. Ağır sanayi ve buna bağlı olarak gelişen sektörler fosil yakıtlarını kullanarak enerji ihtiyaçlarını gideriyor ve bunun bir sonucu olarak da iklimlerin yapısı değişiyor.<br />
<br />
Bu hızlı tüketim, aynı zamanda üretimin de önüne geçiyor, petrol fiyatlarının sürekli artmasına neden oluyor. Sadece gelecek 20 yıl içerisinde petrolün varil fiyatının şu andaki seviyenin 2 katına çıkması öngörülüyor. İklimin değişmesi bir kenara bırakılsa dahi, bu durum sanayinin kendisine yakın zaman içerisinde yeni bir enerji kaynağı bulmasını gerektiriyor. Şu anda dünyada birçok firma; güneş enerjisi, dalga enerjisi, rüzgar enerjisi, hidroelektrik ve bio kütle gibi alternatif kaynakları araştırmaya başladı. Bunlar arasında en az yatırım maliyeti gerektiren ve en yüksek potansiyele sahip enerji kaynağı ise güneş enerjisi.<br />
<br />
 <br />
GÜNEŞ ENERJİSİ İLE SIFIR KARBONDİOKSİT SALINIMI<br />
1999 yılında Dr. Ahmet Lokurlu tarafından kurulan, dünyada güneş enerjisi kullanan ve soğurmalı soğutma ünitesi ile çalışan enerji tedarik sistemlerinin geliştiricisi, patent sahibi ve dünya lideri kuruluşu SOLITEM, öncü sistemi ile diğer firmaların önüne geçti. SOLITEM, aynı zamanda dünyanın daha iyi bir yer olması adına şu ana kadar yapılmış en çevreci ısıtma ve soğutma sistemlerini sunuyor. Bu sistemin mucidi, dünyanın en saygın bilim adamlarından Dr. Ahmet Lokurlu yenilikçi ve öncü SOLITEM teknolojisini “Herhangi bir karbondioksit salınımı yapmaksızın enerji üretimi sağlayan SOLITEM teknolojisi böylelikle hem fosil enerji kaynaklarını korunmasını sağlar, hem de greenhouse gazlarının üretimini önler. Sistem, iklim değişikliği ve enerji krizinin tam karşısında duran bir prensiple çalışır” olarak özetliyor.<br />
<br />
 <br />
<br />
TÜRKİYE ENERJİSİ EN PAHALI KULLANAN ÜLKELERİN BAŞINDA<br />
Güneş enerjisinin potansiyeli ışının geliş açısıyla doğru orantılı. Özellikle Türkiye gibi Akdeniz kıyısındaki ülkeler bu açıdan büyük bir avantaja sahip. Ancak bunun şu anda tersi bir tablo ortada. Bu yıl sonuna kadar Türkiye’nin 34,5 milyar dolarlık bir enerji ithalatı yapması bekleniyor. Enerji tüketiminde ülkelerin dikkat etmesi gereken bir başka konu ise klima kullanımı. Avrupa Birliği kapsamında yapılan araştırmada üye ülkelerden, İspanya, Portekiz ve İtalya, toplam klima enerji tüketiminin yüzde 51’ini oluşturuyor. Durum bizim ülkemizde de çok farklı değil. Her yıl milyarlarca dolar, klimaların çalışması için gereken enerjiye harcanıyor. Her ne kadar tasarruflu klimalar piyasada yer alsa da gereken enerji miktarı çok büyük. Türkiye pahalı enerji kullanımında dünyada hep ilk sıralarda yer alıyor. En pahalı enerjiyi ada ülkeleri Malta ve Kıbrıs kullanıyor ve Türkiye bunlardan sonra gelen 3. ülke.  Dr. Lokurlu’nun buluşu ile özellikle yaz aylarında artan klima kullanımına bağlı enerji kaynakları tüketimi, tersine işliyor. Türkiye gibi güneşi bol olan ülkelerde soğutma için ihtiyaç duyulan elektrik gibi enerji kaynaklarının tüketimi yerine; varolan güneş enerjisi, kurulan sistem aracılığı ile soğutmada kullanılıyor.<br />
<br />
Dr. Ahmet Lokurlu’nun teknolojisi 2004 yılından bu yana çeşitli ülkeler ve organizasyonlar tarafından ödüllere layık görülüyor. Almanya, İsviçre ve Avusturya gibi ülkeler tarafından enerji harcamasını aşağı çekmesi yönüyle ödüllendirilen Lokurlu, Energy Global Award, Global 100-eco Tech Award ve Sustainability Award gibi dünya çapında önem teşkil eden ödüllerin sahibi oldu.  Ayrıca 2007 yılında Dr. Ahmet Lokurlu Time Dergisi tarafından “Dünyanın Küresel Kahramanı” ödülünü de aldı. Bu ödülü daha önce alan kişilerin arasında Prens Charles, Angela Merkel, Mikhail Gorbaçov ve Al Gore gibi isimler yer alıyor.<br />
<br />
 <br />
TÜRKİYE KULLANDIĞI ENERJİNİN YÜZDE 74'ÜNÜ İTHAL EDİYOR<br />
Konu hakkında yorum yapan Dr. Ahmet Lokurlu, enerji politikaları üretilirken,  özellikle Türkiye gibi ülkelerde sürdürülebilir kaynaklara yönelmesinin önemini vurguladı. Dr. Lokurlu, güneş enerjisinin bir seçenek değil, bir mecburiyet olduğunun altını çiziyor. Türkiye şu anda kullandığı enerjinin sadece %27’sine sahip, kalan %73’lük pay ise ithal ediliyor. Bu da artan fosil yakıtları göz önüne alındığında Türkiye’nin önünde ciddi bir yol ayrımı olduğunu gösteriyor. Ya önümüzdeki dönemde gerçekleştirilen enerji yatırımları güneş enerjisi gibi sürdürülebilir kaynaklara yönelik yapılacak ya da tablo bu sarmalın içinde giderek daha vahim bir hal alacak.<br />
<br />
 <br />
DÜNYA GÜNEŞ ENERJİSİ KULLANARAK KURTARILABİLİR<br />
Gerçekleştirilen bu buluş sayesinde kurumlar güneş enerjisini sadece ısınma için değil soğutma alanında da kullanabiliyor. Bu da güneş enerjisinin kullanılabildiği zaman aralığını ve sektörlerini ciddi bir biçimde genişletiyor. Oteller, yiyecek üretim tesisleri ve içki fabrikaları, güneşin ısıtıcı ve soğutucu enerjisinin yanında basınçlı buharı da kullanabiliyor ve üretim süreçlerine dahil edebiliyor. Süpermarketler ve veri merkezleri, güneş enerjisini kışın ısıtmakta, yazın ise soğutmakta kullanabiliyor. Hava alanlarında ve madenlerde ise güneş enerjisi soğutma özelliği ile birleştirilebilmekte, burada çalışan kişilerin ve ziyaretçilerin yaşam kalitelerini de arttırıyor.<br />
<br />
 <br />
Dr. Lokurlu, konu ile ilgili olarak: “Tüm dünya sürdürülebilir enerjinin ne kadar önemli ve vazgeçilmez bir olgu olduğunun farkına vardı. Türkiye’de ise birkaç kurum dışında durumun vehameti halen gözardı ediliyor. Özellikle, Almanya ve İngiltere gibi ülkelerde enerji politikası bu alternatif kaynakların etrafında şekillenirken, Türkiye bu konuda bir adım geride. Ancak hiçbir şey için geç kalınmış sayılmaz. SOLITEM olarak gerçekleştirdiğimiz projeler yavaş yavaş insanların ilgisini çekmeye başladı. Önümüzdeki dönemde yatırımcılar ve hükümetler yol haritalarını günü kurtarmak adına değil, kalıcı ve uzun vadede sonuç almaya yönelik olarak belirlemeliler” dedi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Evrendeki en büyük yıldız]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=674</link>
			<pubDate>Thu, 22 Jul 2010 18:44:03 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=674</guid>
			<description><![CDATA[Güneşin 256 katı büyüklükte kütleye sahip ve 10 kat daha parlak yıldız keşfedildi<br />
<br />
<br />
Tarantula Nebulasının merkezinde yer alan, toz ve gaz bulutundan oluşan dev yıldızın ağırlığı üzerinde çalışan bilim adamları, yaptıkları açıklamada, komşu bir galaksiye doğru çekilen ''R136a1'' adlı yıldızın kütlesinin bir zamanlar Güneş'in yüzlerce katına ulaştığını bildirdi.<br />
<br />
İngiltere'nin kuzeyindeki Sheffield Üniversitesi astrofizikçilerinden Paul Crowther ve ekibince, Monthly Notices of the Royal Astronomical Societies adlı bilimsel dergide yayımlanan yazıda, dev yıldızın ağırlığının, zaman içinde asıl ağırlığının önemli bir kısmını kaybetmiş olmasına karşın şimdiye kadar rastlanan en ağır yıldızdan 2 kat fazla olduğu belirtildi.<br />
<br />
Crowter basına yaptığı açıklamada, içindeki gazı büyük bir güçle yakan yıldızın yaydığı ışığın, Güneş'in yaydığı ışığın 10 milyon katı kadar olduğuna dikkati çekerek, ''İnsanların tersine yıldızlar ağır olarak dünyaya gelirler ve yaşlandıkça ağırlıklarını kaybederler. R136a1 ise orta yaşlı bir yıldız ve zaten oldukça yoğun bir ağırlık kaybetme programından geçmiş durumda'' diye konuştu.<br />
<br />
Uzmanlar, oldukça şişkin ve kırmızımtrak renkli olmaları nedeniyle kırmızı devler adı verilen diğer büyük yıldızların R136a1'den daha büyük olmalarına karşın, ağırlıklarının bulunan bu dev yıldızın ağırlığının çok altında kaldığına dikkati çekiyor.<br />
<br />
Kütlesi bir zamanlar Güneş'in 320 katı kadar olan R136a1 adlı dev yıldız, zaman içinde kütlesinin bir bölümünü kaybetmiş olmasına karşın halen Güneş'ten onlarca kat daha büyük bir kütleye sahip ve 40 bin santigrat dereceyi aşan yüzey ısısı da Güneş'in yüzey ısısından 7 kat fazla.<br />
<br />
R136a1 gibi dev yıldızlar, enerjilerini daha küçük yıldızlardan çok daha hızlı bir şekilde tükettikleri için, daha küçük yıldızlardan milyonlarca kat daha fazla ışık yayabiliyorlar. Ancak bu, aynı zamanda, bu dev yıldızların ömürlerini daha hızlı tükettikleri ve hızlı yaşayıp genç öldükleri anlamına da geliyor.<br />
<br />
Böylesine devasa yıldızların, görebileceği en uzun ömrün ''sadece 3 milyon yılla sınırlı'' olduğuna dikkati çeken Crowther, ''Astronomide bu çok kısa bir zaman dilimidir'' dedi.<br />
<br />
Crowther, kısa ömürlü olmaları ve sadece en yoğun yıldız kümelerinde oluşabilmelerinin, astronomların bu tip dev yıldızlara oldukça nadir rastlayabilmelerinin başlıca nedenlerini oluşturduğunu sözlerine ekledi.<br />
<br />
AA]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Güneşin 256 katı büyüklükte kütleye sahip ve 10 kat daha parlak yıldız keşfedildi<br />
<br />
<br />
Tarantula Nebulasının merkezinde yer alan, toz ve gaz bulutundan oluşan dev yıldızın ağırlığı üzerinde çalışan bilim adamları, yaptıkları açıklamada, komşu bir galaksiye doğru çekilen ''R136a1'' adlı yıldızın kütlesinin bir zamanlar Güneş'in yüzlerce katına ulaştığını bildirdi.<br />
<br />
İngiltere'nin kuzeyindeki Sheffield Üniversitesi astrofizikçilerinden Paul Crowther ve ekibince, Monthly Notices of the Royal Astronomical Societies adlı bilimsel dergide yayımlanan yazıda, dev yıldızın ağırlığının, zaman içinde asıl ağırlığının önemli bir kısmını kaybetmiş olmasına karşın şimdiye kadar rastlanan en ağır yıldızdan 2 kat fazla olduğu belirtildi.<br />
<br />
Crowter basına yaptığı açıklamada, içindeki gazı büyük bir güçle yakan yıldızın yaydığı ışığın, Güneş'in yaydığı ışığın 10 milyon katı kadar olduğuna dikkati çekerek, ''İnsanların tersine yıldızlar ağır olarak dünyaya gelirler ve yaşlandıkça ağırlıklarını kaybederler. R136a1 ise orta yaşlı bir yıldız ve zaten oldukça yoğun bir ağırlık kaybetme programından geçmiş durumda'' diye konuştu.<br />
<br />
Uzmanlar, oldukça şişkin ve kırmızımtrak renkli olmaları nedeniyle kırmızı devler adı verilen diğer büyük yıldızların R136a1'den daha büyük olmalarına karşın, ağırlıklarının bulunan bu dev yıldızın ağırlığının çok altında kaldığına dikkati çekiyor.<br />
<br />
Kütlesi bir zamanlar Güneş'in 320 katı kadar olan R136a1 adlı dev yıldız, zaman içinde kütlesinin bir bölümünü kaybetmiş olmasına karşın halen Güneş'ten onlarca kat daha büyük bir kütleye sahip ve 40 bin santigrat dereceyi aşan yüzey ısısı da Güneş'in yüzey ısısından 7 kat fazla.<br />
<br />
R136a1 gibi dev yıldızlar, enerjilerini daha küçük yıldızlardan çok daha hızlı bir şekilde tükettikleri için, daha küçük yıldızlardan milyonlarca kat daha fazla ışık yayabiliyorlar. Ancak bu, aynı zamanda, bu dev yıldızların ömürlerini daha hızlı tükettikleri ve hızlı yaşayıp genç öldükleri anlamına da geliyor.<br />
<br />
Böylesine devasa yıldızların, görebileceği en uzun ömrün ''sadece 3 milyon yılla sınırlı'' olduğuna dikkati çeken Crowther, ''Astronomide bu çok kısa bir zaman dilimidir'' dedi.<br />
<br />
Crowther, kısa ömürlü olmaları ve sadece en yoğun yıldız kümelerinde oluşabilmelerinin, astronomların bu tip dev yıldızlara oldukça nadir rastlayabilmelerinin başlıca nedenlerini oluşturduğunu sözlerine ekledi.<br />
<br />
AA]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Pil devrinin sonu!]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=673</link>
			<pubDate>Thu, 22 Jul 2010 18:42:26 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=673</guid>
			<description><![CDATA[Japonya'da bir elektronik şirketi, standart pillerin yerini alabilecek, titreşimle güç üreten bir teknoloji geliştirdi<br />
<br />
<br />
Gelecekte normal pillerin yerini alabilecek Titreşim Enerji Hücresi bataryaları, kuvvetlice sallayınca güç üretiyor.<br />
<br />
Teknolojiyi geliştiren ve ürettiği yazıcılarla tanınan Brother Industries, bazı uygulamalarla bu teknolojinin AA veya AAA pillerin yerine elektronik cihazlarda kullanılabileceğini açıkladı.<br />
<br />
Elektronik şirketi Tokyo'daki tanıtımda, bir televizyon uzaktan kumandası, bir lamba için uzaktan kumanda anahtarı ve bir LED feneri çalıştıran cihazı gösterdi. <br />
<br />
Bisiklet ışık dinamosu gibi çalışan mekanizmada, güç üretmek için sadece birkaç kez sallamak yeterli oluyor.<br />
<br />
Bu tip batarya hücrelerinin düşük güç çıkışı olduğu için sadece TV uzaktan kumandası veya LED cihazlar gibi elektronik eşyalarda kullanılabileceğini söyleyen şirket yetkilileri, teknolojinin arkasındaki düşüncenin, toksik yeniden şarj edilebilir bataryalar ile çevreye zarar veren atılabilir pillerin yerini alması olduğuna işaret etti.<br />
<br />
Teknolojinin şimdilik ticari anlamda kullanımının düşünülmediği belirtildi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Japonya'da bir elektronik şirketi, standart pillerin yerini alabilecek, titreşimle güç üreten bir teknoloji geliştirdi<br />
<br />
<br />
Gelecekte normal pillerin yerini alabilecek Titreşim Enerji Hücresi bataryaları, kuvvetlice sallayınca güç üretiyor.<br />
<br />
Teknolojiyi geliştiren ve ürettiği yazıcılarla tanınan Brother Industries, bazı uygulamalarla bu teknolojinin AA veya AAA pillerin yerine elektronik cihazlarda kullanılabileceğini açıkladı.<br />
<br />
Elektronik şirketi Tokyo'daki tanıtımda, bir televizyon uzaktan kumandası, bir lamba için uzaktan kumanda anahtarı ve bir LED feneri çalıştıran cihazı gösterdi. <br />
<br />
Bisiklet ışık dinamosu gibi çalışan mekanizmada, güç üretmek için sadece birkaç kez sallamak yeterli oluyor.<br />
<br />
Bu tip batarya hücrelerinin düşük güç çıkışı olduğu için sadece TV uzaktan kumandası veya LED cihazlar gibi elektronik eşyalarda kullanılabileceğini söyleyen şirket yetkilileri, teknolojinin arkasındaki düşüncenin, toksik yeniden şarj edilebilir bataryalar ile çevreye zarar veren atılabilir pillerin yerini alması olduğuna işaret etti.<br />
<br />
Teknolojinin şimdilik ticari anlamda kullanımının düşünülmediği belirtildi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Biyomedikal Mühendisliği  mezunları yıllara göre dağılımı]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=672</link>
			<pubDate>Thu, 22 Jul 2010 13:28:59 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=672</guid>
			<description><![CDATA[2003 yılından itibaren mezun vermeye başlayan ve ülkemizin lisans seviyesinde ilk Biyomedikal Mühendisliği eğitim birimine sahip<br />
Başkent Üniversitesi’nden elde edilen verilere göre mezun Biyomedikal Mühendislerinin sayısal dağılımı görülmektedir.<br />
Şekil<br />
<br />
Başkent ünv. Mezunları Sadece.<br />
<br />
<br />
Bu bilgi emo&Başkent üniversitesi ortak araştırması.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[2003 yılından itibaren mezun vermeye başlayan ve ülkemizin lisans seviyesinde ilk Biyomedikal Mühendisliği eğitim birimine sahip<br />
Başkent Üniversitesi’nden elde edilen verilere göre mezun Biyomedikal Mühendislerinin sayısal dağılımı görülmektedir.<br />
Şekil<br />
<br />
Başkent ünv. Mezunları Sadece.<br />
<br />
<br />
Bu bilgi emo&Başkent üniversitesi ortak araştırması.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[üniversite seçimi]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=671</link>
			<pubDate>Wed, 21 Jul 2010 23:36:45 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=671</guid>
			<description><![CDATA[merhaba ben Ankara Keçiören Anadolu Teknik Lisesi Biyomedikal bölümü mezunuyum ayrıca dalım görüntüleme fakat tercih zamanı geldi hangi üniversiteyi seçeceğimi bilemiyorum.il dışına vereceğin parayı Ankara'da özel üniversitede oku diyorlar ama halen kafam çok karışık bana yardımca olabilecek deneyimli arkadaşlar cevap verebilirler mi? lütfennn :'( [/align]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[merhaba ben Ankara Keçiören Anadolu Teknik Lisesi Biyomedikal bölümü mezunuyum ayrıca dalım görüntüleme fakat tercih zamanı geldi hangi üniversiteyi seçeceğimi bilemiyorum.il dışına vereceğin parayı Ankara'da özel üniversitede oku diyorlar ama halen kafam çok karışık bana yardımca olabilecek deneyimli arkadaşlar cevap verebilirler mi? lütfennn :'( [/align]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Biyomedikal Tavsiye Etmiyorum !!!]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=670</link>
			<pubDate>Wed, 21 Jul 2010 15:44:56 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=670</guid>
			<description><![CDATA[Biyomedikal Cihaz Teknolojisi ve Biyomedikal Mühendisliğini Tavsiye Etmiyorum.<br />
<br />
Selam Arkadaşlar kimseye bu bölümü tavsiye etmiyorum.Eden varsada adam gibi inceleyip sonra millet yönlendirsin.<br />
Onlarca mezun hala boş geziyo yenileride eklnecek.Şu tercih dönemi yaklaşınca bu soru tarafıma çok sık sorulmaya başladı.<br />
Özetle Kimsenin günahına girmek istemem.Ama iş güzel kötü demiyorum. Ne devlet tanıyo nede özel sektörde yeterince iş imkanı var.<br />
Allah hepimizin yardımcısı olsun en son care olarak Biyomedikal'e bakın Lütfen. Veya hiç bakmayın.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Biyomedikal Cihaz Teknolojisi ve Biyomedikal Mühendisliğini Tavsiye Etmiyorum.<br />
<br />
Selam Arkadaşlar kimseye bu bölümü tavsiye etmiyorum.Eden varsada adam gibi inceleyip sonra millet yönlendirsin.<br />
Onlarca mezun hala boş geziyo yenileride eklnecek.Şu tercih dönemi yaklaşınca bu soru tarafıma çok sık sorulmaya başladı.<br />
Özetle Kimsenin günahına girmek istemem.Ama iş güzel kötü demiyorum. Ne devlet tanıyo nede özel sektörde yeterince iş imkanı var.<br />
Allah hepimizin yardımcısı olsun en son care olarak Biyomedikal'e bakın Lütfen. Veya hiç bakmayın.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[STAJERİM YARDIMMM...]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=666</link>
			<pubDate>Tue, 06 Jul 2010 22:36:51 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=666</guid>
			<description><![CDATA[SLM Ankara Abidinpaşa A.T.L son sınıf öğrencisiyim.şu anda yaz stajı yapmaktayım.stajım 300 saatlik bir staj ve staj yaptığım yer bir medikal fabrikası.ürünler sipariş üzerine hazırlanıyor.örneğin bi rgörüntüleme cihazı montajı 2 haftadır sürmekte ve biz stajer arkadaşlarda o cihazın ufak tefek malzemelerinin hazırlıyoruz yani fabrikada hiç işimiz olmuyor.depodan malzeme hazırlayıp teknisyenlere götürüyoruz.staj derfterime o cihazı yazmayı düşünüyorum ama nasıl hazırlayacağımı bilmiyorum.hergün ayrı bir sayfaya o gün hangi parça montajı yapılduysa onumu yazayım nasıl olsun . yardımcı olursanız sevinirim.Teşekkürler]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[SLM Ankara Abidinpaşa A.T.L son sınıf öğrencisiyim.şu anda yaz stajı yapmaktayım.stajım 300 saatlik bir staj ve staj yaptığım yer bir medikal fabrikası.ürünler sipariş üzerine hazırlanıyor.örneğin bi rgörüntüleme cihazı montajı 2 haftadır sürmekte ve biz stajer arkadaşlarda o cihazın ufak tefek malzemelerinin hazırlıyoruz yani fabrikada hiç işimiz olmuyor.depodan malzeme hazırlayıp teknisyenlere götürüyoruz.staj derfterime o cihazı yazmayı düşünüyorum ama nasıl hazırlayacağımı bilmiyorum.hergün ayrı bir sayfaya o gün hangi parça montajı yapılduysa onumu yazayım nasıl olsun . yardımcı olursanız sevinirim.Teşekkürler]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ABİDİNPAŞA A.T.L]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=665</link>
			<pubDate>Tue, 06 Jul 2010 22:31:30 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=665</guid>
			<description><![CDATA[ABİDİNPAŞA ANADOLU TEKNİK LİSESİ-ANKARA]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ABİDİNPAŞA ANADOLU TEKNİK LİSESİ-ANKARA]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Merbahalar , bilgi almak istiyorum..]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=663</link>
			<pubDate>Sat, 26 Jun 2010 16:16:58 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=663</guid>
			<description><![CDATA[Herkese merhabalar. Ben bu sene yeni mezun oldum. Elektrik - elektronik ve bakım onarım mezunuyum.Direk geçiş yapmak istiyorum.Biyomedikal bölümünü görmiyene kadar aklımda elektrik okumak vardı 2 yıllık ama mantıklı düşününce 2 yıllık elektrik okusam yine bir fabrikada işci olarak çalısacaktım.Şuan biyomedikal bölümünü araştırıyorum size sormak istediğim dersleri zormu maaş'ı ne kadar iş bulma durumu nasıl ? iş bulamayan varmı ? çok streesli bir zaman geçiriyorum yardımcı olurmusunuz şimdiden teşekürler.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Herkese merhabalar. Ben bu sene yeni mezun oldum. Elektrik - elektronik ve bakım onarım mezunuyum.Direk geçiş yapmak istiyorum.Biyomedikal bölümünü görmiyene kadar aklımda elektrik okumak vardı 2 yıllık ama mantıklı düşününce 2 yıllık elektrik okusam yine bir fabrikada işci olarak çalısacaktım.Şuan biyomedikal bölümünü araştırıyorum size sormak istediğim dersleri zormu maaş'ı ne kadar iş bulma durumu nasıl ? iş bulamayan varmı ? çok streesli bir zaman geçiriyorum yardımcı olurmusunuz şimdiden teşekürler.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[selam]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=662</link>
			<pubDate>Fri, 25 Jun 2010 23:30:56 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=662</guid>
			<description><![CDATA[arkadaşlar yanlış yere açmış olabilirim k.bakmayın liseden yeni mezun oldun bu bölümde iş imkanı nasıldır yardım larınızı bekliyorum]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[arkadaşlar yanlış yere açmış olabilirim k.bakmayın liseden yeni mezun oldun bu bölümde iş imkanı nasıldır yardım larınızı bekliyorum]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[eleman aranıyor]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=659</link>
			<pubDate>Wed, 23 Jun 2010 13:14:58 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=659</guid>
			<description><![CDATA[Medikal cihaz ithalatı yapan firmamıza İzmir ofisi için Biomedikal mezunu,askerliğini yapmış,B sınıfı sürücü belgeli,Bilgisayar uygulamalarına tamamen hakim satış elemanı alınacaktır.<br />
<br />
<br />
İLETİŞİM:<br />
MEHMET SOMER:0533 2756430<br />
0232 4644763]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Medikal cihaz ithalatı yapan firmamıza İzmir ofisi için Biomedikal mezunu,askerliğini yapmış,B sınıfı sürücü belgeli,Bilgisayar uygulamalarına tamamen hakim satış elemanı alınacaktır.<br />
<br />
<br />
İLETİŞİM:<br />
MEHMET SOMER:0533 2756430<br />
0232 4644763]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Regaib Kandili, kandiliniz mübarek olsun, 17 Haziran 2010]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=657</link>
			<pubDate>Thu, 17 Jun 2010 00:19:14 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=657</guid>
			<description><![CDATA["Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir. " (Tevbe Suresi, 128) <br />
<br />
Allah (c.c) katında zamanların değerleri birbirine eşittir. Ancak öyle zamanlar vardır ki o zamanlarda öyle hadiseler olur ki, o vakte diğer zaman dilimlerinden daha üstün bir değer kazandırır.eceb-i şerîfin ilk Cuma gecesine isabet eden Regâib Gecesi'de bu müstesna zamanlardan biridir. Cuma geceleri böyle kıymetli vakitlerden biridir. <br />
<br />
Regaib Gecesi gibi iki kıymetli gecede biraraya gelince, bu gece dahada bir kıymetli oluyor. Bu gece, yalvarış ve yakarışların Yüce Mevla'ya sunulduğu ve O'nun rahmetinden af istenildiği umut, huzur ve müjde gecesidir.<br />
Allah Teala'nın kullarına lütfunun çokluğu, kereminin bolluğu ve pek çok günahkarı bağışlaması sebebiyle bu geceye Regaib Gecesi" adı verilmiştir.Bu gecenin bu değeri nereden kazandığı hususunda değişik rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan biri; Hz.Amine validemizin böyle bir gecede Resulullah  (s.a.v)'e hamile olduğunu anladığıdır.<br />
<br />
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) Regaib gecesinin içinde bulunduğu Recep ayında çok dua eder, namaz kılar, oruç  tutar, iyiliklerin her çeşidini yapar, sadaka vermeye özen gösterirdi.<br />
<br />
Resulullah (s.a.v)'in Receb'in ilk perşembe gününü oruçla geçirdiği ve cuma gecesinde, bu kandil gecesine mahsus olmak üzere on iki rekât namaz kıldığı kabul edilir. Regâib gecelerinde dua etmek, tevbe ve istiğfarda bulunmak, bu geceyi kutsal kabul etmek suretiyle çeşitli ibâdetlerle geçirmek, genel olarak alimler arasında kabul görmüştür. <br />
İdrak ettiğimiz mübarek Regaib Kandili vesilesiyle, ruhumuzu karartan kötü duygu ve düşünceleri kalplerimizden atalım. İbadetin zevkinden bizi mahrum eden nefsin kötü arzularını frenleyelim. Gönül dünyamızı bulandıran haset, kin, düşmanlık gibi kötü duygulardan temizleyelim.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA["Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir. " (Tevbe Suresi, 128) <br />
<br />
Allah (c.c) katında zamanların değerleri birbirine eşittir. Ancak öyle zamanlar vardır ki o zamanlarda öyle hadiseler olur ki, o vakte diğer zaman dilimlerinden daha üstün bir değer kazandırır.eceb-i şerîfin ilk Cuma gecesine isabet eden Regâib Gecesi'de bu müstesna zamanlardan biridir. Cuma geceleri böyle kıymetli vakitlerden biridir. <br />
<br />
Regaib Gecesi gibi iki kıymetli gecede biraraya gelince, bu gece dahada bir kıymetli oluyor. Bu gece, yalvarış ve yakarışların Yüce Mevla'ya sunulduğu ve O'nun rahmetinden af istenildiği umut, huzur ve müjde gecesidir.<br />
Allah Teala'nın kullarına lütfunun çokluğu, kereminin bolluğu ve pek çok günahkarı bağışlaması sebebiyle bu geceye Regaib Gecesi" adı verilmiştir.Bu gecenin bu değeri nereden kazandığı hususunda değişik rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan biri; Hz.Amine validemizin böyle bir gecede Resulullah  (s.a.v)'e hamile olduğunu anladığıdır.<br />
<br />
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) Regaib gecesinin içinde bulunduğu Recep ayında çok dua eder, namaz kılar, oruç  tutar, iyiliklerin her çeşidini yapar, sadaka vermeye özen gösterirdi.<br />
<br />
Resulullah (s.a.v)'in Receb'in ilk perşembe gününü oruçla geçirdiği ve cuma gecesinde, bu kandil gecesine mahsus olmak üzere on iki rekât namaz kıldığı kabul edilir. Regâib gecelerinde dua etmek, tevbe ve istiğfarda bulunmak, bu geceyi kutsal kabul etmek suretiyle çeşitli ibâdetlerle geçirmek, genel olarak alimler arasında kabul görmüştür. <br />
İdrak ettiğimiz mübarek Regaib Kandili vesilesiyle, ruhumuzu karartan kötü duygu ve düşünceleri kalplerimizden atalım. İbadetin zevkinden bizi mahrum eden nefsin kötü arzularını frenleyelim. Gönül dünyamızı bulandıran haset, kin, düşmanlık gibi kötü duygulardan temizleyelim.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kararsız (astable) Multivibratör]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=653</link>
			<pubDate>Thu, 10 Jun 2010 15:56:33 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=653</guid>
			<description><![CDATA[T.C.<br />
KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ<br />
Mühendislik Fakültesi<br />
Elektrik Mühendisliği Bölümü<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
LOJİK-I<br />
555 ENTEGRE DEVRELİ <br />
ASTABLE MULTİVİBRATÖR <br />
%80 DOLULUK 50 HZ<br />
<br />
<br />
YÖNETEN<br />
Doç. Dr. Bekir ÇAKIR<br />
<br />
HAZIRLAYAN<br />
000206006 Rıza ERSAMUT<br />
<br />
<br />
<br />
İzmit-Aralık 2002<br />
<br />
KARARSIZ (ASTABLE) MULTİVİBRATÖR<br />
<br />
Analog/sayısal entegre devre olarak kullanılan 555 zamanlayıcı şekil 1’ de gösterilmiştir.Doğrusal karşılaştırıcılar ve sayısal flip-flop birleşiminden oluşmaktadır.<br />
<br />
Şekil 1. 555 zamanlayıcı entegre devresinin ayrıntıları<br />
<br />
Şekil 1’de bulunan devre genelde 8 bacaklı bir DIP paketinde toplanmaktadır.Bacakların tanımları şekil 2’de verilmiştir.<br />
<br />
Şekil 2. 555 entegresinin ayak tanımları<br />
<br />
Üç direnç birbirine seri bağlanarak, iki karşılaştırıcıya da uygulanan referans giriş gerilimlerinin değerleri 2/3 VCC ve 1/3 VCC ‘ye ayarlanır. Karşılaştırıcıların çıkışlarının flip-flop birimlerine bağlanmasının sebebi bu birimleri kurmak veya sıfırlamaktır. Flip-flop aynı zamanda transistörü tetikleyerek zamanlama kapasitesinin boşalmasını sağlar.<br />
Astable devrelerin çıkışlarından şekil 3’deki gibi palsler alınabilir, böyle dalgalar elde edebilmek için şekil 4’ dekine benzer 555 astable multivibratör devre kurulabilir.<br />
<br />
<br />
Şekil 3. Çıkış ve kapasiteye ait değerler<br />
<br />
Şekil 3.’ de görüldüğü gibi çıkış palsı elde edebilmek için RA, RB dirençlerinin ve C1 kondansatörünün değerleri verilen formüllerle bulunabilir.<br />
<br />
FREKANS = ƒ = 1 / T = 1.44*(RA+2RB)C1 [1]	<br />
<br />
YÜKSEK ZAMAN = t1 = 0.693(R1+R2)C1	 [2]	<br />
<br />
ALÇAK ZAMAN = t2 = 0.693(R2*C1)	 [3]<br />
<br />
DEVİR YÜZDESİ = YÜKSEK ZAMAN (t1) / PALS PERİYODU (t)	 [4]<br />
<br />
<br />
DİRENÇ	KAPASİTE	PERİYOT	FREKENS<br />
<br />
F	S	Hz<br />
<br />
µF	S	Hz<br />
<br />
µF	Ms	kHz<br />
Tablo 1. Devrede kullanılacak elemanların değerlerinin birimlerine göre periyodun ve frekansın alacağı değerlerin birim ifadeleri<br />
<br />
Tablo 1’deki değerleri, yukarıda verilen formüleri de kullanarak şekil 4’ deki devrede bulunan RA, RB dirençlerinin ve C1 kapasitesinin değerleri birimleriyle bulunabilir.<br />
RA ve RB dirençlerinin tam değerlerini elde edebilmek için birkaç direnç seri ve paralel olarak bağlanmış ve istenilen değerlere yakın değerler elde edilmiştir. <br />
<br />
ƒ = 50Hz, T = 1/ƒ = 20 ms	 t1 = %80*20 = 16 ms t2 = 4 ms<br />
<br />
t1 = 16 ms = 0.693(RA+RB)C	 RAC+RBC = 23.088 <br />
t2 = 4 ms = 0.693RBC RBC = 5.772, RAC = 17.256<br />
<br />
Devrede kullanılabilecek direnç ve kapasite değerlerini seçelim:<br />
RA = 17.256 k&#61527;, RB = 5.772 k&#61527;, C = 1µF olsun.<br />
<br />
Devrede kullanılan dirençlerin ve kondansatörlerin değerlerinin istenilen değerleri bulunmadığından dolayı uygun değerlerde elemanlar seçelim.Yeni elemanların toleranslarından dolayı frekansta, dolma ve boşalma süresinde bazı sapmalar olabilir. <br />
RA = R1+R2 = 2.2+15 = 17.2 k&#61527;<br />
RB = R3+(1/R4+1/R5)-1 = 2.2+(1/15+1/4.7)-1 = 5.7786 k&#61527; <br />
<br />
<br />
Şekil 4. 555 astable multivibratör devresi<br />
<br />
C1 kapasitesi, RA ve RB dirençleri üzerinden VCC gerilimiyle dolar. Şekil 3’ de gösterildiği gibi kapasite 2/3 VCC gerilimine kadar dolar (Şekil 5). Bu sürede de 3 nolu bacaktan çıkış gerilimi alınır. 3 nolu bacaktaki gerilim, 3 nolu bacaktaki çıkışın sıfırlanması için flip-flopu tetikleyen alttaki karşılaştırıcıyı (lower comp.) çalıştırır. Bununla birlikte T1 transistörü tetiklenerek (iletime geçer), C1 kapasitesi, 7 nolu bacağa bağlı RB üzerinden 1/3 VCC değerine kadar boşalır. Kapasitenin değeri 1/3 VCC değerine ulaşana kadar boşalır (Şekil 6). 3 nolu bacaktan gerilim alabilmek için, flip-flop üstteki karşılaştırıcı (upper comp.) tarafından tetiklenir ve C1 kapasitesi RA ve RB üzerinden dolmaya başlar. <br />
<br />
Şekil 5. Kapasitenin dolum eğrisi Şekil 6. Kapasitenin boşalma eğrisi<br />
<br />
Yaptığımız devrenin testini şekil 7’deki düzeneği hazırlayarak yapabiliriz. Devrenin çıkış gerilimi; yüksek zamanda varken, alçak zamanda yoktur.Bundan yaralanarak devrenin çıkışlarına bağladığımız LED’ler yardımıyla devrenin çıkışındaki gerilim palsları gözlenebilir.Yüksek zamanda 1. LED yanarken, 2. LED sönüktür. Alçak zamanda da 2. LED yanarken, 1. LED sönüktür. <br />
<br />
Şekil 7. 555 astable multivibratör test düzeneği<br />
<br />
Electronics workbench’ den yaralanılarak şekil 4’deki devreye ait çıkış değerleri:<br />
(Giriş gerilimi: 12V’tur.)<br />
<br />
<br />
Şekil 8. C1 kapasitesinin dolma ve boşalma grafiği<br />
<br />
<br />
Şekil 9. 555 entegre devrecinin 3 nolu bacağından alınan çıkışın grafiği<br />
<br />
<br />
Şekil 9. 555 entegre devresinin baskılı devresi <br />
<br />
Resim içeriklerini bulamadım alıntıdır..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[T.C.<br />
KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ<br />
Mühendislik Fakültesi<br />
Elektrik Mühendisliği Bölümü<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
LOJİK-I<br />
555 ENTEGRE DEVRELİ <br />
ASTABLE MULTİVİBRATÖR <br />
%80 DOLULUK 50 HZ<br />
<br />
<br />
YÖNETEN<br />
Doç. Dr. Bekir ÇAKIR<br />
<br />
HAZIRLAYAN<br />
000206006 Rıza ERSAMUT<br />
<br />
<br />
<br />
İzmit-Aralık 2002<br />
<br />
KARARSIZ (ASTABLE) MULTİVİBRATÖR<br />
<br />
Analog/sayısal entegre devre olarak kullanılan 555 zamanlayıcı şekil 1’ de gösterilmiştir.Doğrusal karşılaştırıcılar ve sayısal flip-flop birleşiminden oluşmaktadır.<br />
<br />
Şekil 1. 555 zamanlayıcı entegre devresinin ayrıntıları<br />
<br />
Şekil 1’de bulunan devre genelde 8 bacaklı bir DIP paketinde toplanmaktadır.Bacakların tanımları şekil 2’de verilmiştir.<br />
<br />
Şekil 2. 555 entegresinin ayak tanımları<br />
<br />
Üç direnç birbirine seri bağlanarak, iki karşılaştırıcıya da uygulanan referans giriş gerilimlerinin değerleri 2/3 VCC ve 1/3 VCC ‘ye ayarlanır. Karşılaştırıcıların çıkışlarının flip-flop birimlerine bağlanmasının sebebi bu birimleri kurmak veya sıfırlamaktır. Flip-flop aynı zamanda transistörü tetikleyerek zamanlama kapasitesinin boşalmasını sağlar.<br />
Astable devrelerin çıkışlarından şekil 3’deki gibi palsler alınabilir, böyle dalgalar elde edebilmek için şekil 4’ dekine benzer 555 astable multivibratör devre kurulabilir.<br />
<br />
<br />
Şekil 3. Çıkış ve kapasiteye ait değerler<br />
<br />
Şekil 3.’ de görüldüğü gibi çıkış palsı elde edebilmek için RA, RB dirençlerinin ve C1 kondansatörünün değerleri verilen formüllerle bulunabilir.<br />
<br />
FREKANS = ƒ = 1 / T = 1.44*(RA+2RB)C1 [1]	<br />
<br />
YÜKSEK ZAMAN = t1 = 0.693(R1+R2)C1	 [2]	<br />
<br />
ALÇAK ZAMAN = t2 = 0.693(R2*C1)	 [3]<br />
<br />
DEVİR YÜZDESİ = YÜKSEK ZAMAN (t1) / PALS PERİYODU (t)	 [4]<br />
<br />
<br />
DİRENÇ	KAPASİTE	PERİYOT	FREKENS<br />
<br />
F	S	Hz<br />
<br />
µF	S	Hz<br />
<br />
µF	Ms	kHz<br />
Tablo 1. Devrede kullanılacak elemanların değerlerinin birimlerine göre periyodun ve frekansın alacağı değerlerin birim ifadeleri<br />
<br />
Tablo 1’deki değerleri, yukarıda verilen formüleri de kullanarak şekil 4’ deki devrede bulunan RA, RB dirençlerinin ve C1 kapasitesinin değerleri birimleriyle bulunabilir.<br />
RA ve RB dirençlerinin tam değerlerini elde edebilmek için birkaç direnç seri ve paralel olarak bağlanmış ve istenilen değerlere yakın değerler elde edilmiştir. <br />
<br />
ƒ = 50Hz, T = 1/ƒ = 20 ms	 t1 = %80*20 = 16 ms t2 = 4 ms<br />
<br />
t1 = 16 ms = 0.693(RA+RB)C	 RAC+RBC = 23.088 <br />
t2 = 4 ms = 0.693RBC RBC = 5.772, RAC = 17.256<br />
<br />
Devrede kullanılabilecek direnç ve kapasite değerlerini seçelim:<br />
RA = 17.256 k&#61527;, RB = 5.772 k&#61527;, C = 1µF olsun.<br />
<br />
Devrede kullanılan dirençlerin ve kondansatörlerin değerlerinin istenilen değerleri bulunmadığından dolayı uygun değerlerde elemanlar seçelim.Yeni elemanların toleranslarından dolayı frekansta, dolma ve boşalma süresinde bazı sapmalar olabilir. <br />
RA = R1+R2 = 2.2+15 = 17.2 k&#61527;<br />
RB = R3+(1/R4+1/R5)-1 = 2.2+(1/15+1/4.7)-1 = 5.7786 k&#61527; <br />
<br />
<br />
Şekil 4. 555 astable multivibratör devresi<br />
<br />
C1 kapasitesi, RA ve RB dirençleri üzerinden VCC gerilimiyle dolar. Şekil 3’ de gösterildiği gibi kapasite 2/3 VCC gerilimine kadar dolar (Şekil 5). Bu sürede de 3 nolu bacaktan çıkış gerilimi alınır. 3 nolu bacaktaki gerilim, 3 nolu bacaktaki çıkışın sıfırlanması için flip-flopu tetikleyen alttaki karşılaştırıcıyı (lower comp.) çalıştırır. Bununla birlikte T1 transistörü tetiklenerek (iletime geçer), C1 kapasitesi, 7 nolu bacağa bağlı RB üzerinden 1/3 VCC değerine kadar boşalır. Kapasitenin değeri 1/3 VCC değerine ulaşana kadar boşalır (Şekil 6). 3 nolu bacaktan gerilim alabilmek için, flip-flop üstteki karşılaştırıcı (upper comp.) tarafından tetiklenir ve C1 kapasitesi RA ve RB üzerinden dolmaya başlar. <br />
<br />
Şekil 5. Kapasitenin dolum eğrisi Şekil 6. Kapasitenin boşalma eğrisi<br />
<br />
Yaptığımız devrenin testini şekil 7’deki düzeneği hazırlayarak yapabiliriz. Devrenin çıkış gerilimi; yüksek zamanda varken, alçak zamanda yoktur.Bundan yaralanarak devrenin çıkışlarına bağladığımız LED’ler yardımıyla devrenin çıkışındaki gerilim palsları gözlenebilir.Yüksek zamanda 1. LED yanarken, 2. LED sönüktür. Alçak zamanda da 2. LED yanarken, 1. LED sönüktür. <br />
<br />
Şekil 7. 555 astable multivibratör test düzeneği<br />
<br />
Electronics workbench’ den yaralanılarak şekil 4’deki devreye ait çıkış değerleri:<br />
(Giriş gerilimi: 12V’tur.)<br />
<br />
<br />
Şekil 8. C1 kapasitesinin dolma ve boşalma grafiği<br />
<br />
<br />
Şekil 9. 555 entegre devrecinin 3 nolu bacağından alınan çıkışın grafiği<br />
<br />
<br />
Şekil 9. 555 entegre devresinin baskılı devresi <br />
<br />
Resim içeriklerini bulamadım alıntıdır..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kalp krizine karşı mucize aşı]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=652</link>
			<pubDate>Wed, 09 Jun 2010 18:56:05 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=652</guid>
			<description><![CDATA[Biri kalp krizine diğeri saman nezlesine çare olacak iki aşı üretildi. 3 ile 5 yıl içerisinde kullanılabilecek ‘kalp aşısı’ vücuda yüklenen kötü kolesterolü etkisiz hale getirerek, krizi önleyecek. Saman nezlesini bitiren aşı ise önümüzdeki yıl piyasada olacak.<br />
<br />
İSVEÇLİ bilim insanları, kalp krizinden ölümleri üçte iki oranında azaltma iddiasındaki aşıyı tanıttı. Karolinska Enstitüsü’nce yapılan araştırma sonucunda üretilen ve şimdilik yalnızda fareler üzerinde denenen aşı, insanlar üzerindeki testlerde de olumlu sonuç verirse, 3 ile 5 yıl içerisinde kullanılabilir hale gelecek.<br />
<br />
T hücrelerini durduracak<br />
<br />
Aşının özelliği, vücuda yüklenen kötü kolesterolü etkisiz hale getirmesi. Bağışıklık sistemimiz, vücuttaki kötü kolesterolü tespit ettiği anda, bir savunma mekanizması olarak T hücreleri göreve koşuyor ve bu şekilde, bu kolesterolün kana karışmasına engel olmaya çalışıyor. Ancak T hücrelerinin ciddi bir olası yan etkisi var: Kalbe kan pompalanmasını engellemek suretiyle kalp krizine sebep olmak. İsveçli bilim insanları da, işte bu nedenle, kötü kolesterole doğrudan saldıran ve onu yok eden bu aşıyı geliştirdiler.  Aşı yapıldığı anda bağışıklık sistemimiz, kötü kolesterol tehlikesinin ortadan kalktığını algılayıp, kalp krizine neden olabilecek T hücrelerini görevlendirmiyor ve böylece de ölümcül rahatsızlık önlenmiş oluyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Biri kalp krizine diğeri saman nezlesine çare olacak iki aşı üretildi. 3 ile 5 yıl içerisinde kullanılabilecek ‘kalp aşısı’ vücuda yüklenen kötü kolesterolü etkisiz hale getirerek, krizi önleyecek. Saman nezlesini bitiren aşı ise önümüzdeki yıl piyasada olacak.<br />
<br />
İSVEÇLİ bilim insanları, kalp krizinden ölümleri üçte iki oranında azaltma iddiasındaki aşıyı tanıttı. Karolinska Enstitüsü’nce yapılan araştırma sonucunda üretilen ve şimdilik yalnızda fareler üzerinde denenen aşı, insanlar üzerindeki testlerde de olumlu sonuç verirse, 3 ile 5 yıl içerisinde kullanılabilir hale gelecek.<br />
<br />
T hücrelerini durduracak<br />
<br />
Aşının özelliği, vücuda yüklenen kötü kolesterolü etkisiz hale getirmesi. Bağışıklık sistemimiz, vücuttaki kötü kolesterolü tespit ettiği anda, bir savunma mekanizması olarak T hücreleri göreve koşuyor ve bu şekilde, bu kolesterolün kana karışmasına engel olmaya çalışıyor. Ancak T hücrelerinin ciddi bir olası yan etkisi var: Kalbe kan pompalanmasını engellemek suretiyle kalp krizine sebep olmak. İsveçli bilim insanları da, işte bu nedenle, kötü kolesterole doğrudan saldıran ve onu yok eden bu aşıyı geliştirdiler.  Aşı yapıldığı anda bağışıklık sistemimiz, kötü kolesterol tehlikesinin ortadan kalktığını algılayıp, kalp krizine neden olabilecek T hücrelerini görevlendirmiyor ve böylece de ölümcül rahatsızlık önlenmiş oluyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Rulo Dizüstü Bilgisayar : ROLLTOP]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=651</link>
			<pubDate>Wed, 09 Jun 2010 18:51:53 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=651</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
Orkin Design, sıradışı bir dizüstü bilgisayar konseptini takipçileriyle paylaştı. Orkin Design’ın Roll top adını verdiği yeni konsept dizüstü bilgisayar, esnek yapısı sayesinde, kullanılmadığı zamanlarda katlanıp rulo haline getirilebiliyor. Açıldığında 17 inç büyüklüğünde OLED ekranı ortaya çıkan Rolltop, istenirse klavye olarak kullanılan kısmı 13 inçlik bir tablet bilgisayar olarak da kullanılabiliyor. Rolltop, içinde batarya bulundurmuyor, alet gücünü rulo açıldığında içinden çıkan silindir şeklinde bir bataryadan bir ara kabloyla sağlıyor.<br />
<br />
<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
Orkin Design, sıradışı bir dizüstü bilgisayar konseptini takipçileriyle paylaştı. Orkin Design’ın Roll top adını verdiği yeni konsept dizüstü bilgisayar, esnek yapısı sayesinde, kullanılmadığı zamanlarda katlanıp rulo haline getirilebiliyor. Açıldığında 17 inç büyüklüğünde OLED ekranı ortaya çıkan Rolltop, istenirse klavye olarak kullanılan kısmı 13 inçlik bir tablet bilgisayar olarak da kullanılabiliyor. Rolltop, içinde batarya bulundurmuyor, alet gücünü rulo açıldığında içinden çıkan silindir şeklinde bir bataryadan bir ara kabloyla sağlıyor.<br />
<br />
<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yeni Yüzyil Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=649</link>
			<pubDate>Mon, 07 Jun 2010 18:28:54 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=649</guid>
			<description><![CDATA[<br />
Mühendislik insanlık tarihinin ilk mesleklerindendir. İnsanın barınma gereksinimi ile mimarlık ve kullandığı el aletleri ile de mühendislik mesleği başlamış sayılmaktadır. Bilim ve teknolojinin gelişmesi ile mühendislik de gelişmiş ve yeni mühendislik dalları eklenmiştir. Yeni Yüzyıl Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi de bu gelişmelere uyumlu olarak son zamanların teknolojik ve bilimsel gelişmelerini yansıtacak şekilde düzenlenmiştir. Üniversitemizin yapısında sağlık bilimleri ile ilgili çeşitli eğitimlerin verilmesi Mühendislik Fakültesinin de buna paralel olarak yapılandırılmasını sağlamıştır. Bu anlamda Fakültemizde Elektrik ve Elektronik Mühendisliği ve Bilgisayar Mühendisliği bölümlerinin yanında Biyomedikal Mühendisliği eğitimi verilmektedir. Biyomedikal Mühendislik Bölümü Tıp Fakültesi, Diş hekimliği Fakültesi ve Eczacılık Fakültesi ile uyumlu ve birçok alanda birlikte çalışacak şekilde düzenlenmiştir. <br />
<br />
Disiplinler arası işbirliğinde, teknik ve sağlık bilimlerinin konuları ve akademisyenleri ile birarada bulunmaktadır. Sağlık Bilimlerinde kullanılan teknik ve hatta elektronik altyapının mühendislik bölümlerinden sağlandığını düşünürsek, bölümlerimizin üniversitenin diğer bölümleriyle olan işbirliği önemi görülmektedir.<br />
<br />
Günümüzdeki rekabetçi işhayatı ortamlarında başarılı olabilmesi için öğrencilerimizi ulusal ve evrensel değerlere sahip araştırmacı, yaratıcı ve iş hayatının karmaşık yapısını yadırgamayacak şekilde, mühendisliğin çeşitli dallarının konularıyla yoğrulmuş bir müfredat programıyla yetiştirmek amaçlanmıştır. Aynı zamanda bilim ve teknolojideki gelişmeleri mezuniyet sonrasında da takip edip mesleğini sürekli güncel tutabilecek mühendis ve mimarlar yetiştirebilecek bir ders programı düzenlenmiştir. <br />
<br />
Fakülte Bölüm ve Kontenjanları<br />
<br />
<br />
Bölüm Adı	Ücretli	Okul Birincisi (Ücretli)	YÖK (%100 Burs)	YÖK <br />
(%50 Burs)	Şehit ve Gazi  Çocukları ve Gaziler  (%100)	Yabancı Öğrenci Kontenjanı (Ücretli)	Toplam<br />
Bilgisayar Mühendisliği	55	5	10	20	5	11	106<br />
Biyomedikal Mühendisliği	55	5	10	20	5	11	106<br />
Endüstri Mühendisliği	55	5	10	20	5	11	106<br />
Elektrik Elektronik Mühendisliği	55	5	10	20	5	11	106<br />
Mimarlık	55	5	10	20	5	11	106<br />
Kontenjanlar YÖK onayı ile kesinleşecektir.<br />
<br />
Kaynak: Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Facebook Sayfası: Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
Mühendislik insanlık tarihinin ilk mesleklerindendir. İnsanın barınma gereksinimi ile mimarlık ve kullandığı el aletleri ile de mühendislik mesleği başlamış sayılmaktadır. Bilim ve teknolojinin gelişmesi ile mühendislik de gelişmiş ve yeni mühendislik dalları eklenmiştir. Yeni Yüzyıl Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi de bu gelişmelere uyumlu olarak son zamanların teknolojik ve bilimsel gelişmelerini yansıtacak şekilde düzenlenmiştir. Üniversitemizin yapısında sağlık bilimleri ile ilgili çeşitli eğitimlerin verilmesi Mühendislik Fakültesinin de buna paralel olarak yapılandırılmasını sağlamıştır. Bu anlamda Fakültemizde Elektrik ve Elektronik Mühendisliği ve Bilgisayar Mühendisliği bölümlerinin yanında Biyomedikal Mühendisliği eğitimi verilmektedir. Biyomedikal Mühendislik Bölümü Tıp Fakültesi, Diş hekimliği Fakültesi ve Eczacılık Fakültesi ile uyumlu ve birçok alanda birlikte çalışacak şekilde düzenlenmiştir. <br />
<br />
Disiplinler arası işbirliğinde, teknik ve sağlık bilimlerinin konuları ve akademisyenleri ile birarada bulunmaktadır. Sağlık Bilimlerinde kullanılan teknik ve hatta elektronik altyapının mühendislik bölümlerinden sağlandığını düşünürsek, bölümlerimizin üniversitenin diğer bölümleriyle olan işbirliği önemi görülmektedir.<br />
<br />
Günümüzdeki rekabetçi işhayatı ortamlarında başarılı olabilmesi için öğrencilerimizi ulusal ve evrensel değerlere sahip araştırmacı, yaratıcı ve iş hayatının karmaşık yapısını yadırgamayacak şekilde, mühendisliğin çeşitli dallarının konularıyla yoğrulmuş bir müfredat programıyla yetiştirmek amaçlanmıştır. Aynı zamanda bilim ve teknolojideki gelişmeleri mezuniyet sonrasında da takip edip mesleğini sürekli güncel tutabilecek mühendis ve mimarlar yetiştirebilecek bir ders programı düzenlenmiştir. <br />
<br />
Fakülte Bölüm ve Kontenjanları<br />
<br />
<br />
Bölüm Adı	Ücretli	Okul Birincisi (Ücretli)	YÖK (%100 Burs)	YÖK <br />
(%50 Burs)	Şehit ve Gazi  Çocukları ve Gaziler  (%100)	Yabancı Öğrenci Kontenjanı (Ücretli)	Toplam<br />
Bilgisayar Mühendisliği	55	5	10	20	5	11	106<br />
Biyomedikal Mühendisliği	55	5	10	20	5	11	106<br />
Endüstri Mühendisliği	55	5	10	20	5	11	106<br />
Elektrik Elektronik Mühendisliği	55	5	10	20	5	11	106<br />
Mimarlık	55	5	10	20	5	11	106<br />
Kontenjanlar YÖK onayı ile kesinleşecektir.<br />
<br />
Kaynak: Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Facebook Sayfası: Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Biorezonans nedir ?]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=648</link>
			<pubDate>Fri, 04 Jun 2010 02:41:18 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=648</guid>
			<description><![CDATA[BICOM Biorezonans terapisi frekans kontrollü bilgisayarlarla yapılır. Hiçbir yan etkisi yoktur. İnsan organizması farklı elektromanyetik frekansları yayar. Hücreler , dokular , organlar v.s.. Bunların hepsinin kendine özgü-farklı frekansları vardır. Hep birlikte hastanın genel frekans spektrumunu belirlerler.Bu hastanın bireysel frekansıdır.Hasta ve sağlıklı insanın frekans yapıları birbirinden farklıdır.Hastanın frekans örneğinde saklanan yabancı frekanslar ( Alerjenler  , virüsler , bakteriler , amalgam , mycosis v.s.. ) normal frekans düzenini bozarlar. Bu frekans düzenini bozan elektromanyetik frekanslar belirlenir ve cihaza transfer edilir. Elektrotlar vücudun belli yerlerine yerleştirilir.<br />
<br />
<br />
 Cihazda hastalık yapan frekanslar ters çevrilir ve hastanın vücuduna geri verilir. İYİLEŞME terapi frekanslarıyla gerçekleşir. Biyolojik , fiziksel frekanslar güçlendirilir ve biorezonans terapisi vücudun kendi kendini iyileştirici gücünü bu şekilde uyarır , böylece kendi savunmamızı-bağışıklık sistemimizi güçlendirir.Hastaya ait patalojik frekanslar biorezonans terapisiyle ters çevrilerek normalleştirildiği için bağışıklık sistemini bozan engeller kaldırılmış olur ve organizma sağlıklı çalışır duruma kavuşur. İyileşme sağlanmış olur.    <br />
<br />
Methodun Temeli ;<br />
Kuantum mekaniği düşüncesine göre (Debrogli Nobel Ödülü 1929) maddenin küçük parçacıklardan oluştuğu fikri çok söylenen ve ilgi çeken bir gerçeklik halidir. Dalgaların doğası radyasyon etkilerinin uzak olduğu diğer durumları yaratır."Rezonans" nedir? Bir odadaki bir piyanonun diopozanına vurursanız o diopozonun yerini tutan tel rezonansa başlar. Bir diğer az bilinen buluş hücrelerin birbirleriyle belirli dalga boyundaki frekanslarla iletişim kurduğudur. Bu iletişim rahatsız edici frekanslar yok ise mükemmel çalışır. Soru içindeki kişi sağlıklı kabul edilir.Fakat, örneğin vücuda giren bir toksin rahatsız edici titreşimler sayesinde hücreler arasındaki diyoloğu bozar. Bu toksin rahatsız edici frekans örneğine sahiptir.<br />
<br />
<br />
BİCOM cihazı negatif etki yapan frekansları algılar, değiştirir ve manyetik bir minder sayesinde vücuda iade eder. Dolasıyla hücrelerin bilgi alışverişi gene düzenli bir şekilde sağlanmış olur.Bu kısa tarif BİCOM cihazının çalışma şeklini basitleştirerek anlatmıştır. Teknik veriler bilgilendirme seminerlerimizde detaylı olarak açıklanacaktır. Tüm zaman dilimleri boyunca tıp çok özelleşmiş hale gelmiştir. Orta çağda tıp vücudun dış kısımlarına doğru yönelmiştir. Daha sonra ilgi vücudun iç yapısıyla ilgilenmeye başlamıştır. Bunlar; insan vücudunun kan dolaşımı,kanın bileşimindeki yapıların bulunuşu, bakteriler, virüsler, hücre ve genlerdir.<br />
BICOM Biorezonans terapisi frekans kontrollü bilgisayarlarla yapılır. Hiçbir yan etkisi yoktur. İnsan organizması farklı elektromanyetik frekansları yayar. Hücreler , dokular , organlar v.s.. Bunların hepsinin kendine özgü-farklı frekansları vardır. Hep birlikte hastanın genel frekans spektrumunu belirlerler. Bu hastanın bireysel frekansıdır. Hasta ve sağlıklı insanın frekans yapıları birbirinden farklıdır.Hastanın frekans örneğinde saklanan yabancı frekanslar ( Alerjenler  , virüsler , bakteriler , amalgam , mycosis v.s.. ) normal frekans düzenini bozarlar Bu frekans düzenini bozan elektromanyetik frekanslar belirlenir ve cihaza transfer edilir. Elektrotlar vücudun belli yerlerine yerleştirilir. Cihazda hastalık yapan frekanslar ters çevrilir ve hastanın vücuduna geri verilir. İYİLEŞME terapi frekanslarıyla gerçekleşir. Biyolojik , fiziksel frekanslar güçlendirilir ve biorezonans terapisi vücudun kendi kendini iyileştirici gücünü bu şekilde uyarır , böylece kendi savunmamızı-bağışıklık sistemimizi güçlendirir.Hastaya ait patalojik frekanslar biorezonans terapisiyle ters çevrilerek normalleştirildiği için bağışıklık sistemini bozan engeller kaldırılmış olur ve organizma sağlıklı çalışır duruma kavuşur. İyileşme sağlanmış olur.<br />
<br />
Kaynak: biomediart.com]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[BICOM Biorezonans terapisi frekans kontrollü bilgisayarlarla yapılır. Hiçbir yan etkisi yoktur. İnsan organizması farklı elektromanyetik frekansları yayar. Hücreler , dokular , organlar v.s.. Bunların hepsinin kendine özgü-farklı frekansları vardır. Hep birlikte hastanın genel frekans spektrumunu belirlerler.Bu hastanın bireysel frekansıdır.Hasta ve sağlıklı insanın frekans yapıları birbirinden farklıdır.Hastanın frekans örneğinde saklanan yabancı frekanslar ( Alerjenler  , virüsler , bakteriler , amalgam , mycosis v.s.. ) normal frekans düzenini bozarlar. Bu frekans düzenini bozan elektromanyetik frekanslar belirlenir ve cihaza transfer edilir. Elektrotlar vücudun belli yerlerine yerleştirilir.<br />
<br />
<br />
 Cihazda hastalık yapan frekanslar ters çevrilir ve hastanın vücuduna geri verilir. İYİLEŞME terapi frekanslarıyla gerçekleşir. Biyolojik , fiziksel frekanslar güçlendirilir ve biorezonans terapisi vücudun kendi kendini iyileştirici gücünü bu şekilde uyarır , böylece kendi savunmamızı-bağışıklık sistemimizi güçlendirir.Hastaya ait patalojik frekanslar biorezonans terapisiyle ters çevrilerek normalleştirildiği için bağışıklık sistemini bozan engeller kaldırılmış olur ve organizma sağlıklı çalışır duruma kavuşur. İyileşme sağlanmış olur.    <br />
<br />
Methodun Temeli ;<br />
Kuantum mekaniği düşüncesine göre (Debrogli Nobel Ödülü 1929) maddenin küçük parçacıklardan oluştuğu fikri çok söylenen ve ilgi çeken bir gerçeklik halidir. Dalgaların doğası radyasyon etkilerinin uzak olduğu diğer durumları yaratır."Rezonans" nedir? Bir odadaki bir piyanonun diopozanına vurursanız o diopozonun yerini tutan tel rezonansa başlar. Bir diğer az bilinen buluş hücrelerin birbirleriyle belirli dalga boyundaki frekanslarla iletişim kurduğudur. Bu iletişim rahatsız edici frekanslar yok ise mükemmel çalışır. Soru içindeki kişi sağlıklı kabul edilir.Fakat, örneğin vücuda giren bir toksin rahatsız edici titreşimler sayesinde hücreler arasındaki diyoloğu bozar. Bu toksin rahatsız edici frekans örneğine sahiptir.<br />
<br />
<br />
BİCOM cihazı negatif etki yapan frekansları algılar, değiştirir ve manyetik bir minder sayesinde vücuda iade eder. Dolasıyla hücrelerin bilgi alışverişi gene düzenli bir şekilde sağlanmış olur.Bu kısa tarif BİCOM cihazının çalışma şeklini basitleştirerek anlatmıştır. Teknik veriler bilgilendirme seminerlerimizde detaylı olarak açıklanacaktır. Tüm zaman dilimleri boyunca tıp çok özelleşmiş hale gelmiştir. Orta çağda tıp vücudun dış kısımlarına doğru yönelmiştir. Daha sonra ilgi vücudun iç yapısıyla ilgilenmeye başlamıştır. Bunlar; insan vücudunun kan dolaşımı,kanın bileşimindeki yapıların bulunuşu, bakteriler, virüsler, hücre ve genlerdir.<br />
BICOM Biorezonans terapisi frekans kontrollü bilgisayarlarla yapılır. Hiçbir yan etkisi yoktur. İnsan organizması farklı elektromanyetik frekansları yayar. Hücreler , dokular , organlar v.s.. Bunların hepsinin kendine özgü-farklı frekansları vardır. Hep birlikte hastanın genel frekans spektrumunu belirlerler. Bu hastanın bireysel frekansıdır. Hasta ve sağlıklı insanın frekans yapıları birbirinden farklıdır.Hastanın frekans örneğinde saklanan yabancı frekanslar ( Alerjenler  , virüsler , bakteriler , amalgam , mycosis v.s.. ) normal frekans düzenini bozarlar Bu frekans düzenini bozan elektromanyetik frekanslar belirlenir ve cihaza transfer edilir. Elektrotlar vücudun belli yerlerine yerleştirilir. Cihazda hastalık yapan frekanslar ters çevrilir ve hastanın vücuduna geri verilir. İYİLEŞME terapi frekanslarıyla gerçekleşir. Biyolojik , fiziksel frekanslar güçlendirilir ve biorezonans terapisi vücudun kendi kendini iyileştirici gücünü bu şekilde uyarır , böylece kendi savunmamızı-bağışıklık sistemimizi güçlendirir.Hastaya ait patalojik frekanslar biorezonans terapisiyle ters çevrilerek normalleştirildiği için bağışıklık sistemini bozan engeller kaldırılmış olur ve organizma sağlıklı çalışır duruma kavuşur. İyileşme sağlanmış olur.<br />
<br />
Kaynak: biomediart.com]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yetiştirilmek üzere biyomedikal mezunu alınacaktır.]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=647</link>
			<pubDate>Mon, 31 May 2010 10:19:59 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=647</guid>
			<description><![CDATA[Biyomedikal teknik servis ve kalibrasyon alanında hizmet veren firmamıza yetiştirilmek üzere biyomedikal mezunu eleman alınacaktır.<br />
<br />
Aranan Nitelikler :<br />
<br />
Seyahat ve sağlık sorunu olmayan.<br />
Tercihen elektronik bilgisi olan.<br />
Tercihen sigara kullanmayan.<br />
Gölcük veya yakın çevresinde ikamet eden.<br />
En az 2 yıl tecilli veya askerliğini yapmış olan.<br />
<br />
ALINACAK KİŞİ SAYISI : 1<br />
<br />
BAŞVURULAR SADECE MAİL CW YOLUYLA ALINACAKTIR.<br />
<br />
UYGUN GÖRÜLEN KİŞİYE TARAFIMIZDAN DÖNÜŞ YAPILACAKTIR.<br />
<br />
BAŞVURU MAİLLERİ     bilgi@rezonansmed.com     adresine gönderilebilir.<br />
<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Biyomedikal teknik servis ve kalibrasyon alanında hizmet veren firmamıza yetiştirilmek üzere biyomedikal mezunu eleman alınacaktır.<br />
<br />
Aranan Nitelikler :<br />
<br />
Seyahat ve sağlık sorunu olmayan.<br />
Tercihen elektronik bilgisi olan.<br />
Tercihen sigara kullanmayan.<br />
Gölcük veya yakın çevresinde ikamet eden.<br />
En az 2 yıl tecilli veya askerliğini yapmış olan.<br />
<br />
ALINACAK KİŞİ SAYISI : 1<br />
<br />
BAŞVURULAR SADECE MAİL CW YOLUYLA ALINACAKTIR.<br />
<br />
UYGUN GÖRÜLEN KİŞİYE TARAFIMIZDAN DÖNÜŞ YAPILACAKTIR.<br />
<br />
BAŞVURU MAİLLERİ     bilgi@rezonansmed.com     adresine gönderilebilir.<br />
<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[2009 DGS puanları nasıldı]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=645</link>
			<pubDate>Tue, 25 May 2010 00:07:16 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=645</guid>
			<description><![CDATA[ArkadaşLar Biyomedikal Cİhaz Teknolojisi 2009 DGS puanları nasıldı bilen varmı ?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ArkadaşLar Biyomedikal Cİhaz Teknolojisi 2009 DGS puanları nasıldı bilen varmı ?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Arkadaşlar Beni Aydınlatabilirmisiniz ?]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=644</link>
			<pubDate>Mon, 24 May 2010 23:28:00 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=644</guid>
			<description><![CDATA[Öncelikle Kusuruma Bakmayın Konuyu Yanlış Yere Açmış 0labilirim..Arkadaşlar Biyomedikal Cihaz Teknolojisi Bölümünden DGS ile Mühendisliğe Felan Gidince Bölümde Zayıfın Olunca Bölümden Atılıyormuşsun Galiba Bi Bilginiz Varmı ? Teşekkür Ederim..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Öncelikle Kusuruma Bakmayın Konuyu Yanlış Yere Açmış 0labilirim..Arkadaşlar Biyomedikal Cihaz Teknolojisi Bölümünden DGS ile Mühendisliğe Felan Gidince Bölümde Zayıfın Olunca Bölümden Atılıyormuşsun Galiba Bi Bilginiz Varmı ? Teşekkür Ederim..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[EWB son ders notları]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=642</link>
			<pubDate>Sat, 22 May 2010 14:29:58 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=642</guid>
			<description><![CDATA[Dört sayfalık nottan olusmaktadır.<br />
İçerigi: Eleman modellerinin secimi,EWB deki analiz türleri ve analizlerin yapılması anlatılıyor.arkadaslar işinize yarayacagını umuyorum. şimdiden kolay gelsin.<br />
<br />
<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Dört sayfalık nottan olusmaktadır.<br />
İçerigi: Eleman modellerinin secimi,EWB deki analiz türleri ve analizlerin yapılması anlatılıyor.arkadaslar işinize yarayacagını umuyorum. şimdiden kolay gelsin.<br />
<br />
<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kalibrasyonla ilgili önemli bilgiler]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=639</link>
			<pubDate>Mon, 10 May 2010 17:39:39 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=639</guid>
			<description><![CDATA[TÜRKAK (Türk Akreditasyon Kurumu) ülkemizin en saygın kurumlarından birisidir. Kurum tüm teknik branşlarda belgelendirme yapmaktadır. Kendi konumuz olan kalibrasyon konusunda gelirsek, burada konu iki temel gruba ayrılmaktadır.1.si Kalibrasyon Laboratuvarı 2.si Deney ve Test Laboratuvarıdır. Ve Türkak her iki durum içinde KAPSAM bazında belgelendirme yapmaktadır. Yani bir firmanın Türkak belgesine sahip olması onu tüm çalıştığı konularda akredite olduğunu göstermez.<br />
Gerekli bilgi için tıklayınız  Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
<br />
Gördüğünüz üzere hemen her sektör ve branştan teknik işler akredite edilebilmektedir. Burada ki branşlar genel fiziki değerler üzerindendir.<br />
Sıcaklık,Basınç,Boyut,Kuvvet,Ağırlık vs.gibidir.<br />
Ancak söz konusu biyomedikal kalibrasyonu olduğunda konuyla ilgili değil ülkemizde dünya çapında akredite bir kurum yoktur.<br />
Bu sebeple özellikle biyomedikal kalibrasyon konusunda Akredite olduğu söyleyen ve bunlarla ilgili yaptırım da bulunmaya çalışan firmaları dikkate almayınız. <br />
<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[TÜRKAK (Türk Akreditasyon Kurumu) ülkemizin en saygın kurumlarından birisidir. Kurum tüm teknik branşlarda belgelendirme yapmaktadır. Kendi konumuz olan kalibrasyon konusunda gelirsek, burada konu iki temel gruba ayrılmaktadır.1.si Kalibrasyon Laboratuvarı 2.si Deney ve Test Laboratuvarıdır. Ve Türkak her iki durum içinde KAPSAM bazında belgelendirme yapmaktadır. Yani bir firmanın Türkak belgesine sahip olması onu tüm çalıştığı konularda akredite olduğunu göstermez.<br />
Gerekli bilgi için tıklayınız  Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
<br />
Gördüğünüz üzere hemen her sektör ve branştan teknik işler akredite edilebilmektedir. Burada ki branşlar genel fiziki değerler üzerindendir.<br />
Sıcaklık,Basınç,Boyut,Kuvvet,Ağırlık vs.gibidir.<br />
Ancak söz konusu biyomedikal kalibrasyonu olduğunda konuyla ilgili değil ülkemizde dünya çapında akredite bir kurum yoktur.<br />
Bu sebeple özellikle biyomedikal kalibrasyon konusunda Akredite olduğu söyleyen ve bunlarla ilgili yaptırım da bulunmaya çalışan firmaları dikkate almayınız. <br />
<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hastalara Kablosuz İnternet]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=637</link>
			<pubDate>Fri, 30 Apr 2010 16:56:10 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=637</guid>
			<description><![CDATA[Hizmetten, polikliniklerde sıra bekleyen ve yataklı servislerde tedavi gören hastalar ile yanlarındaki refakatçiler ve doktorlar faydalanabiliyor.<br />
<br />
Telekomünikasyon Yasası'na göre hastanede kablosuz internet kullanmak isteyenler, öncelikle hastaneden geçici şifre alıyor. Uygulama sayesinde hastalar, bir yandan tedavi sırasında eğlenceli vakit geçirirken, bir yandan da hastanenin internet sitesinden tedavileriyle ilgili son durumları hakkında bilgi edinebiliyor. Hastanede görevli doktorlar ise uzmanlık alanlarındaki gelişmeleri takip edip diğer bölgelerdeki doktorlar ile irtibat halinde olabiliyor.<br />
<br />
Gülkent Devlet Hastanesi Başhekimi Uz. Dr. Halil Beydilli, "Hastalarımız hem tedavi oluyor, hem de iyi vakit geçirebiliyor. Arkadaşları ve aileleriyle sürekli irtibat halinde olabiliyorlar. Ayrıca web kamerası olan hastalar görüntülü konuşma yaparak çevresine sağlık durumu hakkında da bilgi veriyor. Uygulama sayesinde hastane psikolojinden bir nebze uzaklaşan hastaların, moral seviyesi de yüksek oluyor" diye konuştu.<br />
<br />
Hastanelerin yaşadığı en büyük sıkıntının zamansız gelen ziyaretçiler olduğuna da değinen Beydilli, "Kablosuz internet erişimi sayesinde özellikle uzak mesafelerde ikamet eden hasta yakınları, hastanedeki hastaları ile iletişim halinde oldukları için gönülleri rahat oluyor ve bir anda hastaneye akın etmiyor" dedi.<br />
<br />
''ÇOK MUTLU OLDUM'<br />
<br />
Şiddetli karın ağrısı şikayetiyle hastaneye başvuran ve doktorlar tarafından gözlem altına alınan 24 yaşındaki Buket Akyol, hastaneye ilk geldiğinde moralinin çok bozuk olduğunu, ancak kablosuz internet sayesinde tüm arkadaşlarıyla irtibat kurabildiğini söyledi. Bu nedenle hastanede hiç sıkılmadığını belirten Akyol, "24 saat herkesle iletişim halindeyim, bu yüzden kendimi yalnız hissetmiyorum" dedi.<br />
<br />
Uygulamanın önemine dikkat çeken hastane doktorlarından Ali Er de "Özellikle mesleki branşlarımızla ilgili konularda bilgi edinme ve yeni gelişmeleri takip edebilme açısından çok önemli bir proje. Uygulama çok iyi oldu" diye konuştu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hizmetten, polikliniklerde sıra bekleyen ve yataklı servislerde tedavi gören hastalar ile yanlarındaki refakatçiler ve doktorlar faydalanabiliyor.<br />
<br />
Telekomünikasyon Yasası'na göre hastanede kablosuz internet kullanmak isteyenler, öncelikle hastaneden geçici şifre alıyor. Uygulama sayesinde hastalar, bir yandan tedavi sırasında eğlenceli vakit geçirirken, bir yandan da hastanenin internet sitesinden tedavileriyle ilgili son durumları hakkında bilgi edinebiliyor. Hastanede görevli doktorlar ise uzmanlık alanlarındaki gelişmeleri takip edip diğer bölgelerdeki doktorlar ile irtibat halinde olabiliyor.<br />
<br />
Gülkent Devlet Hastanesi Başhekimi Uz. Dr. Halil Beydilli, "Hastalarımız hem tedavi oluyor, hem de iyi vakit geçirebiliyor. Arkadaşları ve aileleriyle sürekli irtibat halinde olabiliyorlar. Ayrıca web kamerası olan hastalar görüntülü konuşma yaparak çevresine sağlık durumu hakkında da bilgi veriyor. Uygulama sayesinde hastane psikolojinden bir nebze uzaklaşan hastaların, moral seviyesi de yüksek oluyor" diye konuştu.<br />
<br />
Hastanelerin yaşadığı en büyük sıkıntının zamansız gelen ziyaretçiler olduğuna da değinen Beydilli, "Kablosuz internet erişimi sayesinde özellikle uzak mesafelerde ikamet eden hasta yakınları, hastanedeki hastaları ile iletişim halinde oldukları için gönülleri rahat oluyor ve bir anda hastaneye akın etmiyor" dedi.<br />
<br />
''ÇOK MUTLU OLDUM'<br />
<br />
Şiddetli karın ağrısı şikayetiyle hastaneye başvuran ve doktorlar tarafından gözlem altına alınan 24 yaşındaki Buket Akyol, hastaneye ilk geldiğinde moralinin çok bozuk olduğunu, ancak kablosuz internet sayesinde tüm arkadaşlarıyla irtibat kurabildiğini söyledi. Bu nedenle hastanede hiç sıkılmadığını belirten Akyol, "24 saat herkesle iletişim halindeyim, bu yüzden kendimi yalnız hissetmiyorum" dedi.<br />
<br />
Uygulamanın önemine dikkat çeken hastane doktorlarından Ali Er de "Özellikle mesleki branşlarımızla ilgili konularda bilgi edinme ve yeni gelişmeleri takip edebilme açısından çok önemli bir proje. Uygulama çok iyi oldu" diye konuştu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Elektronic workbench 5.12c]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=636</link>
			<pubDate>Tue, 27 Apr 2010 20:08:09 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=636</guid>
			<description><![CDATA[Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
<br />
/Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
<br />
/Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İnfüzyon pompası yardımmmm]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=635</link>
			<pubDate>Tue, 27 Apr 2010 11:56:29 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=635</guid>
			<description><![CDATA[İnfüzyon pompası ile ilgili hiç bir yerde döküman bulamıyorum yardım ederseniz sevinirim.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İnfüzyon pompası ile ilgili hiç bir yerde döküman bulamıyorum yardım ederseniz sevinirim.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İş Yeri Açma Belgesi &quot; Kanun Maddesi : 30 &quot;]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=631</link>
			<pubDate>Fri, 23 Apr 2010 01:05:46 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=631</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
<br />
İş yeri Açmalarda; 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nun 30. maddesine göre, bu Kanun Kapsamında bulunan mesleklerde (133 meslek dalı) Ustalık Belgesi istenmektedir. İş yeri sahibinin Ustalık Belgesi yoksa yanında çalıştırdığı elemanların Ustalık Belgesiyle de İşyeri açabilir. 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu’nun 102. maddesine göre “Ticaret Siciline kayıtlı olanlardan 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununda öngörülen Ustalık Belgesi istenmez.”  Hükmü Ustalık Belgesiz de işyeri açılabilir anlamına gelmemektedir. Yani bir işletmeci farklı mesleklerle ilgili işyeri açmak isteyebilir. Her açacağı işyeri için kendisine ait Ustalık Belgesi olması mümkün değildir.. Ancak çalıştırdığı kişilerin Ustalık Belgesi olması gerekir. Bu durumda Ustalık Belgesi olan kişinin o işyerinde çalıştığına dair Noter sözleşmesi ya da sigorta hizmet belgelendirmesi istenir. Ustalık Belgesi istenmesindeki amaç Kanunun 30. ve Yönetmeliğin 293. maddelerinde de öngörüldüğü gibi, Kanun kapsamındaki mesleklerde, bir iş yerinde, alanında yaptığı işe uygun meslekî eğitim almış olanların istihdam edilmesidir.<br />
<br />
<br />
MESLEKÎ EĞİTİM KANUNU(1)<br />
(Değişik: 29/06/2001-4702 K/22)<br />
<br />
KANUN NO	: 3308						       KABUL TARİHİ: 5.6.1986<br />
Yayımlandığı Resmî Gazete		Tarih : 19/06/1986	       Sayı : 19139<br />
Değişiklik Yapan<br />
Kanun No	     Tarih  		Resmî Gazete Tarihi		Resmî Gazete No<br />
    3824	            25/06/1992		        11/07/1992		        21281<br />
    4306	     16/08/1997		        18/08/1997		        23084<br />
    4684	     20/06/2001		        03/07/2001		        24451<br />
    4702	     29/06/2001		        10/07/2001		        24458<br />
<br />
Sözleşme Yapılması<br />
	MADDE 13- (Değişik birinci fıkra: 29/06/2001-4702 K/11 md.) Bu Kanun kapsamında bulunan il ve mesleklerde faaliyet gösteren iş yerleri, Bakanlıkça tespit edilecek illerde ve meslek dallarında on dokuz yaşından gün almamış kişileri çıraklık sözleşmesi yapmadan çalıştıramazlar. Meslekî ve teknik eğitim okul ve kurumlarının örgün eğitim programlarından mezun olanlar ve kalfalık belgesi sahipleri bu hükmün dışında tutulur.<br />
	İşyeri sahibi, aday çırağı ve çırağı çalıştırmaya başlamadan önce bunların velisi veya vasisi veya reşit ise kendisi ile yazılı çıraklık sözleşmesi yapmak zorundadır.<br />
	Çıraklık sözleşmesi; çırağın sözleşme süresi içinde reşit olması halinde, çırağın rızasıyla, işyeri sahibinin değişmesi halinde yeni işyeri sahibi aynı mesleği sürdürüyorsa ve rızasıyla devam eder, aynı mesleği sürdürmüyorsa sözleşme feshedilir. Fesih halinde çırağın önceki çalışmaları geçerli olup; yeni yapacağı çıraklık sözleşmesi ile çıraklık statüsünü devam ettirerek çıraklık süresini ve eğitimini tamamlar.<br />
	(Değişik dördüncü fıkra: 29/06/2001-4702 K/11 md.) Bu Kanunun uygulandığı yer ve meslek dallarında 818 sayılı Borçlar Kanununun çıraklık sözleşmesine dair hükümleri ile onsekiz yaşını doldurduktan sonra sözleşmesi devam eden çıraklar hakkında 1475 sayılı İş Kanununun, İşçi Sağlığı ve Güvenliği başlıklı beşinci bölümünde yer alan hükümleri dışındaki hükümler uygulanmaz.<br />
İşyeri açma<br />
MADDE 30- (Değişik: 29/06/2001-4702 K/18 md.) Ustalık belgesine sahip olanlar veya bunları işyerlerinde çalıştıranlar bağımsız işyeri açabilir.<br />
<br />
Bu Kanun kapsamına alınan il ve mesleklerde; belediyeler ve işyeri açma izni vermeye yetkili diğer kurum ve kuruluşlar işyeri açacaklardan, meslek odaları ise işyeri sahibi olarak üye kaydı yaptıracaklardan, ustalık belgesi istemek zorundadır.<br />
Bu işyerlerinde alanında meslekî eğitim almış olanlar istihdam edilir. İstihdam edilenlerin almaları gereken eğitimin seviyesi, türü ile halen çalışanların durumu Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.<br />
İşyeri sahipleri veya o işyerinde çalışan ustalık belgesi sahipleri, ustalık belgelerini işyerlerine asar.<br />
Ustalık belgesi sahibi olanlar bu haklarını on sekiz yaşını tamamlayana kadar kullanamaz.<br />
Teknik lise mezunları veya meslekî ve teknik eğitim okul ve kurumlarının dört yıllık eğitim programlarından mezun olanlara, ustalık belgesinin yetki ve sorumluluklarını taşıyan, mesleklerinde bağımsız İşyeri Açma Belgesi verilir.<br />
<br />
<br />
<br />
MESLEKÎ VE TEKNİK EĞİTİM YÖNETMELİĞİ<br />
Yayımlandığı Resmî Gazete		Tarih : 03/07/2002	       Sayı : 24804<br />
Yükümlülüklerini yerine getirmeyenler<br />
Madde 293– Kanunun; <br />
a) 9 uncu maddesine göre ilköğretimi bitirmiş olanları, bir mesleğe hazırlamak amacı ile çıraklık dönemine kadar iş yerlerinde aday çırak olarak eğitmeyenlere, <br />
b)	10 uncu maddesine göre 14 yaşını doldurmayanları, en az ilköğretim okulu mezunu olmayanları ve bünyeleri ile sağlık durumları girecekleri mesleğin gerektirdiği işleri yapmaya uygun olmayanları çalıştıranlara; <br />
c)	10 uncu maddesine göre Bakanlıkça belirlenen esaslar dışında çırakları ağır, tehlikeli veya özellik arzeden mesleklerde çalıştıranlara,<br />
d)	12 nci maddesine göre aday çırak ve çıraklara, haftada 8 saatten az olmamak üzere genel ve meslekî eğitime katılmaları için ücretli izin vermeyenlere, beceri eğitimini mesleğin özelliklerine göre usta öğretici gözetiminde yaptırmayanlara,<br />
e)	13 üncü maddesine göre meslekî ve teknik eğitim okul ve kurumlarının örgün eğitim programlarından mezun olanlar ile kalfalık belgesi sahipleri dışında, 19 yaşından gün almamış kişileri çıraklık sözleşmesi yapmadan çalıştıranlar, aday çırak ve çırakları çalıştırmaya başlamadan önce bunların veli veya vasileri ya da reşit ise kendileri ile yazılı çıraklık sözleşmesi yapmayanlara,<br />
f)	14 üncü maddesine göre çırakları, Bakanlıkça; bir aydan az üç aydan fazla olmamak üzere tespit edilmiş çıraklığa deneme dönemi ile başlatmayanlara, deneme döneminde çırağa ücret ödemeyenlere,<br />
g)	15 inci maddesine göre aday çırak ve çırak çalıştırdıkları hâlde iş yerinde usta öğretici bulundurmayanlara,<br />
h)	17 nci maddesine göre kalfalık belgesi bulunmayanları kalfa unvanı ile çalıştıranlara, üç ay önce başvurduğu hâlde kalfaya iş yeri çıkma izni vermeyenlere, çıkma izni olmadan kalfayı işe alan iş yerlerine, <br />
ı) 20 nci maddesine göre teorik eğitim günlerinde öğrencileri ücretli izinli saymayanlara,<br />
i)  22 nci maddesine göre işletmede beceri eğitimi başladıktan sonra personel sayısındaki azalma nedeniyle eğitime alınan öğrencilerin eğitimini devam ettirmeyenlere,<br />
j)	25 inci maddesine göre aday çırak ve çırak ve öğrenciye; yaşına uygun asgarî ücretin yüzde otuzundan aşağı ücret ödeyenlere, bunların eğitimleri sırasında iş yerinin kusuru nedeniyle meydana gelen iş kazası veya meslek hastalığı sorumluluğunun gereğini yapmayanlara,<br />
k)	26 ncı maddesine göre aday çırak, çırak ve işletmede meslekî eğitim gören öğrencilere her yıl tatil aylarında bir ay ücretli izin vermeyenlere,<br />
l)	28 inci maddesine göre ustalık belgesi bulunmayanları usta unvanı ile çalıştıranlara ve çalışanlara,<br />
m)	30 uncu maddesine göre iş yeri açacaklardan ustalık belgesi istemeyen belediyeler ile iş yeri açma izni vermeye yetkili diğer kurum ve kuruluşlara, iş yeri sahibi olarak üye kaydı yaptıracaklardan ustalık belgesi istemeyen meslek odalarına, 18 yaşını tamamlamadan ustalık belgesi hakkını kullananlara, <br />
n)	Kanun kapsamına alınan il ve mesleklerde, bir iş yerinde, alanında yaptığı işe uygun meslekî eğitim almamış olanları istihdam eden işveren, işveren vekilleri ile yöneticilerine<br />
ihtar cezası verilir. İhtarın tebliğinden itibaren 10 gün içinde yükümlülüklerini yerine getirmeyenlerden;<br />
Kanunun; 9, 10, 25, 26 ve 28 inci maddelerine aykırı davrananlara asgarî ücretin bir aylık tutarı kadar, 12, 13, 14, 15, 17, 20, 22 ve 30 uncu maddelerine aykırı davrananlar ile sözleşmeyi tek taraflı ve haksız olarak fesheden işletmelere asgarî ücretin bir aylık tutarının üçte ikisi kadar para cezası verilir.<br />
Bu maddede belirtilen asgarî ücret, 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre tespit edilen fiilin işlendiği tarihteki asgarî ücrettir.<br />
Fiilin tekrarı hâlinde bu cezalar iki katına çıkarılır.<br />
Fiilin sürmesi hâlinde ise meslekten geçici men cezası verilir.<br />
Cezalar, mahallin mülkî amirince uygulanır.<br />
Verilen para cezalarına karşın cezanın tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde yetkili Sulh Ceza Mahkemesinde itiraz edilebilir. <br />
İtiraz edilmeyen cezalar kesinleşir.<br />
İtiraz, verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. <br />
Para cezaları, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.<br />
Kanunun 30 uncu maddesine aykırı olarak ustalık belgesi olmadan açılan iş yerleri, durumun öğrenilmesinden itibaren il meslekî eğitim kurulu ile ilgili makamların başvurusu üzerine mahallin mülkî amirince yedi gün içinde kapatılır. <br />
<br />
<br />
<br />
________________________________________]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
<br />
İş yeri Açmalarda; 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nun 30. maddesine göre, bu Kanun Kapsamında bulunan mesleklerde (133 meslek dalı) Ustalık Belgesi istenmektedir. İş yeri sahibinin Ustalık Belgesi yoksa yanında çalıştırdığı elemanların Ustalık Belgesiyle de İşyeri açabilir. 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu’nun 102. maddesine göre “Ticaret Siciline kayıtlı olanlardan 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununda öngörülen Ustalık Belgesi istenmez.”  Hükmü Ustalık Belgesiz de işyeri açılabilir anlamına gelmemektedir. Yani bir işletmeci farklı mesleklerle ilgili işyeri açmak isteyebilir. Her açacağı işyeri için kendisine ait Ustalık Belgesi olması mümkün değildir.. Ancak çalıştırdığı kişilerin Ustalık Belgesi olması gerekir. Bu durumda Ustalık Belgesi olan kişinin o işyerinde çalıştığına dair Noter sözleşmesi ya da sigorta hizmet belgelendirmesi istenir. Ustalık Belgesi istenmesindeki amaç Kanunun 30. ve Yönetmeliğin 293. maddelerinde de öngörüldüğü gibi, Kanun kapsamındaki mesleklerde, bir iş yerinde, alanında yaptığı işe uygun meslekî eğitim almış olanların istihdam edilmesidir.<br />
<br />
<br />
MESLEKÎ EĞİTİM KANUNU(1)<br />
(Değişik: 29/06/2001-4702 K/22)<br />
<br />
KANUN NO	: 3308						       KABUL TARİHİ: 5.6.1986<br />
Yayımlandığı Resmî Gazete		Tarih : 19/06/1986	       Sayı : 19139<br />
Değişiklik Yapan<br />
Kanun No	     Tarih  		Resmî Gazete Tarihi		Resmî Gazete No<br />
    3824	            25/06/1992		        11/07/1992		        21281<br />
    4306	     16/08/1997		        18/08/1997		        23084<br />
    4684	     20/06/2001		        03/07/2001		        24451<br />
    4702	     29/06/2001		        10/07/2001		        24458<br />
<br />
Sözleşme Yapılması<br />
	MADDE 13- (Değişik birinci fıkra: 29/06/2001-4702 K/11 md.) Bu Kanun kapsamında bulunan il ve mesleklerde faaliyet gösteren iş yerleri, Bakanlıkça tespit edilecek illerde ve meslek dallarında on dokuz yaşından gün almamış kişileri çıraklık sözleşmesi yapmadan çalıştıramazlar. Meslekî ve teknik eğitim okul ve kurumlarının örgün eğitim programlarından mezun olanlar ve kalfalık belgesi sahipleri bu hükmün dışında tutulur.<br />
	İşyeri sahibi, aday çırağı ve çırağı çalıştırmaya başlamadan önce bunların velisi veya vasisi veya reşit ise kendisi ile yazılı çıraklık sözleşmesi yapmak zorundadır.<br />
	Çıraklık sözleşmesi; çırağın sözleşme süresi içinde reşit olması halinde, çırağın rızasıyla, işyeri sahibinin değişmesi halinde yeni işyeri sahibi aynı mesleği sürdürüyorsa ve rızasıyla devam eder, aynı mesleği sürdürmüyorsa sözleşme feshedilir. Fesih halinde çırağın önceki çalışmaları geçerli olup; yeni yapacağı çıraklık sözleşmesi ile çıraklık statüsünü devam ettirerek çıraklık süresini ve eğitimini tamamlar.<br />
	(Değişik dördüncü fıkra: 29/06/2001-4702 K/11 md.) Bu Kanunun uygulandığı yer ve meslek dallarında 818 sayılı Borçlar Kanununun çıraklık sözleşmesine dair hükümleri ile onsekiz yaşını doldurduktan sonra sözleşmesi devam eden çıraklar hakkında 1475 sayılı İş Kanununun, İşçi Sağlığı ve Güvenliği başlıklı beşinci bölümünde yer alan hükümleri dışındaki hükümler uygulanmaz.<br />
İşyeri açma<br />
MADDE 30- (Değişik: 29/06/2001-4702 K/18 md.) Ustalık belgesine sahip olanlar veya bunları işyerlerinde çalıştıranlar bağımsız işyeri açabilir.<br />
<br />
Bu Kanun kapsamına alınan il ve mesleklerde; belediyeler ve işyeri açma izni vermeye yetkili diğer kurum ve kuruluşlar işyeri açacaklardan, meslek odaları ise işyeri sahibi olarak üye kaydı yaptıracaklardan, ustalık belgesi istemek zorundadır.<br />
Bu işyerlerinde alanında meslekî eğitim almış olanlar istihdam edilir. İstihdam edilenlerin almaları gereken eğitimin seviyesi, türü ile halen çalışanların durumu Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.<br />
İşyeri sahipleri veya o işyerinde çalışan ustalık belgesi sahipleri, ustalık belgelerini işyerlerine asar.<br />
Ustalık belgesi sahibi olanlar bu haklarını on sekiz yaşını tamamlayana kadar kullanamaz.<br />
Teknik lise mezunları veya meslekî ve teknik eğitim okul ve kurumlarının dört yıllık eğitim programlarından mezun olanlara, ustalık belgesinin yetki ve sorumluluklarını taşıyan, mesleklerinde bağımsız İşyeri Açma Belgesi verilir.<br />
<br />
<br />
<br />
MESLEKÎ VE TEKNİK EĞİTİM YÖNETMELİĞİ<br />
Yayımlandığı Resmî Gazete		Tarih : 03/07/2002	       Sayı : 24804<br />
Yükümlülüklerini yerine getirmeyenler<br />
Madde 293– Kanunun; <br />
a) 9 uncu maddesine göre ilköğretimi bitirmiş olanları, bir mesleğe hazırlamak amacı ile çıraklık dönemine kadar iş yerlerinde aday çırak olarak eğitmeyenlere, <br />
b)	10 uncu maddesine göre 14 yaşını doldurmayanları, en az ilköğretim okulu mezunu olmayanları ve bünyeleri ile sağlık durumları girecekleri mesleğin gerektirdiği işleri yapmaya uygun olmayanları çalıştıranlara; <br />
c)	10 uncu maddesine göre Bakanlıkça belirlenen esaslar dışında çırakları ağır, tehlikeli veya özellik arzeden mesleklerde çalıştıranlara,<br />
d)	12 nci maddesine göre aday çırak ve çıraklara, haftada 8 saatten az olmamak üzere genel ve meslekî eğitime katılmaları için ücretli izin vermeyenlere, beceri eğitimini mesleğin özelliklerine göre usta öğretici gözetiminde yaptırmayanlara,<br />
e)	13 üncü maddesine göre meslekî ve teknik eğitim okul ve kurumlarının örgün eğitim programlarından mezun olanlar ile kalfalık belgesi sahipleri dışında, 19 yaşından gün almamış kişileri çıraklık sözleşmesi yapmadan çalıştıranlar, aday çırak ve çırakları çalıştırmaya başlamadan önce bunların veli veya vasileri ya da reşit ise kendileri ile yazılı çıraklık sözleşmesi yapmayanlara,<br />
f)	14 üncü maddesine göre çırakları, Bakanlıkça; bir aydan az üç aydan fazla olmamak üzere tespit edilmiş çıraklığa deneme dönemi ile başlatmayanlara, deneme döneminde çırağa ücret ödemeyenlere,<br />
g)	15 inci maddesine göre aday çırak ve çırak çalıştırdıkları hâlde iş yerinde usta öğretici bulundurmayanlara,<br />
h)	17 nci maddesine göre kalfalık belgesi bulunmayanları kalfa unvanı ile çalıştıranlara, üç ay önce başvurduğu hâlde kalfaya iş yeri çıkma izni vermeyenlere, çıkma izni olmadan kalfayı işe alan iş yerlerine, <br />
ı) 20 nci maddesine göre teorik eğitim günlerinde öğrencileri ücretli izinli saymayanlara,<br />
i)  22 nci maddesine göre işletmede beceri eğitimi başladıktan sonra personel sayısındaki azalma nedeniyle eğitime alınan öğrencilerin eğitimini devam ettirmeyenlere,<br />
j)	25 inci maddesine göre aday çırak ve çırak ve öğrenciye; yaşına uygun asgarî ücretin yüzde otuzundan aşağı ücret ödeyenlere, bunların eğitimleri sırasında iş yerinin kusuru nedeniyle meydana gelen iş kazası veya meslek hastalığı sorumluluğunun gereğini yapmayanlara,<br />
k)	26 ncı maddesine göre aday çırak, çırak ve işletmede meslekî eğitim gören öğrencilere her yıl tatil aylarında bir ay ücretli izin vermeyenlere,<br />
l)	28 inci maddesine göre ustalık belgesi bulunmayanları usta unvanı ile çalıştıranlara ve çalışanlara,<br />
m)	30 uncu maddesine göre iş yeri açacaklardan ustalık belgesi istemeyen belediyeler ile iş yeri açma izni vermeye yetkili diğer kurum ve kuruluşlara, iş yeri sahibi olarak üye kaydı yaptıracaklardan ustalık belgesi istemeyen meslek odalarına, 18 yaşını tamamlamadan ustalık belgesi hakkını kullananlara, <br />
n)	Kanun kapsamına alınan il ve mesleklerde, bir iş yerinde, alanında yaptığı işe uygun meslekî eğitim almamış olanları istihdam eden işveren, işveren vekilleri ile yöneticilerine<br />
ihtar cezası verilir. İhtarın tebliğinden itibaren 10 gün içinde yükümlülüklerini yerine getirmeyenlerden;<br />
Kanunun; 9, 10, 25, 26 ve 28 inci maddelerine aykırı davrananlara asgarî ücretin bir aylık tutarı kadar, 12, 13, 14, 15, 17, 20, 22 ve 30 uncu maddelerine aykırı davrananlar ile sözleşmeyi tek taraflı ve haksız olarak fesheden işletmelere asgarî ücretin bir aylık tutarının üçte ikisi kadar para cezası verilir.<br />
Bu maddede belirtilen asgarî ücret, 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre tespit edilen fiilin işlendiği tarihteki asgarî ücrettir.<br />
Fiilin tekrarı hâlinde bu cezalar iki katına çıkarılır.<br />
Fiilin sürmesi hâlinde ise meslekten geçici men cezası verilir.<br />
Cezalar, mahallin mülkî amirince uygulanır.<br />
Verilen para cezalarına karşın cezanın tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde yetkili Sulh Ceza Mahkemesinde itiraz edilebilir. <br />
İtiraz edilmeyen cezalar kesinleşir.<br />
İtiraz, verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. <br />
Para cezaları, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.<br />
Kanunun 30 uncu maddesine aykırı olarak ustalık belgesi olmadan açılan iş yerleri, durumun öğrenilmesinden itibaren il meslekî eğitim kurulu ile ilgili makamların başvurusu üzerine mahallin mülkî amirince yedi gün içinde kapatılır. <br />
<br />
<br />
<br />
________________________________________]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk Derleme Anıları ve Tokat Gibi Cevapları]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=629</link>
			<pubDate>Thu, 22 Apr 2010 00:37:04 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=629</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
İngiliz lordu Atatürk'ün daveti üzerine İstanbul'a gelir. İngiliz lordu şerefine verilen yemekte servis yapan Türk elindeki tepsiyi devirir. Herkes büyük bir şaşkınlık içinde kalmıştır ve Atatürk'ün ne tepki vereceği beklenirken, Atatürk İngiliz lorduna dönerek:<br />
<br />
"HALKIM HERŞEYİ BECERİYOR DA BİR TEK UŞAKLIĞI BECEREMİYOR".<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Günlerden birgün İtalyan büyükelçisi Ata ile görüşmek ister ve huzura davet edilir. O günün muhtelif ekonomik-siyasi konuları hakkında konuşulduktan sonra büyükelçi: '' Ekselans dün Roma ile yaptığım bir görüşmede hükümetimizin Hatay'ı almak istediği kararını size iletmem söylendi.'' der. Odada bir an sessizlik olur. Ata büyükelçiye birşeyler daha ikram eder ve iki dakika odadakiler ile başbaşa bırakır. Döndüğünde ayağında çizmeleri, üzerinde mareşal üniforması ve belinde tabancası vardır. Doğru masasına gider, manyetolu telefondan Mareşal Fevzi Çakmak'ın bağlanmasını ister ve Çakmak'a:'' Paşa İtalyan dostlarımız Hatay'a gelmek istiyorlar hazır mıyız?'' der. Fevzi Çakmak durumu anlar ve '' Biz hazırız Paşam. '' diye yanıtlar. Ata büyükelçiye döner ve: '' Biz hazırmışız, hükümetinize söyleyin isterlerse Hatay'a gelibilirler.''<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
MUSTAFA KEMAL'CE BİR YANIT<br />
<br />
İstanbul'un işgal günleri; başta General Harrington olmak üzere bir kısım işgal kumandanları Pera Palas Salonu&#8217;nun bir köşesinde otururlar. Mustafa Kemal nedense dikkatlerini çeker. Kim olduğunu soruşturdular. Mustafa Kemal denir. Onlar için Mustafa Kemal Birinci Dünya Savaşı&#8217;nın en ünlü şahsiyetlerinden biridir. Yabancı dillerde Çanakkale Harpleri&#8217;nden bahseden ve daima Mustafa Kemal'in isminde düğümlenen kitaplar, yazılar, o zaman bile bir kitaplığı doldururdu.<br />
<br />
Kendisine haber göndererek masalarına davet ederler. Ama Mustafa Kemal'in cevabı hem nazik, hem kesindir:<br />
<br />
- Burada ev sahibi olan biziz. Kendileri misafirdirler. Onların bu masaya gelmeleri gerekir.<br />
<br />
(Olaylar Ve Atatürk, Ankara, T. S. K. Mehmetçik Vakfı Yayını, Gn. Kur. Basımevi, 1984, Sh. 68-69)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
SEN KİMSİN ?<br />
<br />
Dumlupınar savaşı kazanılmıştır. Düşman askerleri geri çekilmektedir. Afyonkarahisar hatları çözülünce birkaç yunan esiri geceleyin Mustafa Kemal&#8217;in çadırına getirilmişti. Bunlardan biri zafer kazanmış kumandanın doğup büyümüş olduğu Selanik&#8217;ten gelmişti. Yüzü kendisine yabancı gelmemişti. Üniformasında hiçbir işaret yoktu. Mustafa Kemal&#8217;e sordu:<br />
<br />
- Binbaşı mısınız?<br />
<br />
- Hayır.<br />
<br />
- Kaymakam mı?<br />
<br />
- Hayır.<br />
<br />
- Miralay mı?<br />
<br />
- Hayır.<br />
<br />
- Ferik mi?<br />
<br />
- Hayır.<br />
<br />
- Peki nesiniz o halde?<br />
<br />
- Ben mareşal ve Türk Orduları Başkumandanı'yım. Şaşkınlıktan ağzı açık kalan Yunan, kekeler:<br />
<br />
- Ben başkumandanın savaş hattına bu kadar yakın bir yerde dolaşmasını işitmiş değilim de...<br />
<br />
(Olaylar Ve Atatürk, Sh. 67-68)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
DOĞRUNUN AŞIĞIYDI<br />
<br />
Dil kurultayı toplanmak üzereydi. Kurultayı hazırlayanların ricası üzerine, Hüseyin Cahit de dil davasına dair fikirlerini, mütalaalarını yazmış göndermişti. Fakat bu fikirler aşırı kurultaycıların düşüncelerine uymuyordu. Hüseyin Cahit, öteden beri olduğu gibi Türkçe&#8217;yi sadeleştirmek ve konuşma diline yaklaştırmak gibi, özelleştirme zorlamalarına, hele konuşma dili kelimelerine dokunulmasına taraftar değildi.<br />
<br />
Hüseyin Cahit'in bu yazısını Atatürk'e de okuyan kurultaycılar zaten bir takım siyasi sebeplerle aralarının açık olduğunu fırsat bilerek.<br />
<br />
- &#8220;İşte dil davasını baltalıyor. Dil meselesine askerlerin karışmaya hakkı yoktur!..." diyor, şeklinde kışkırtıcı telkinlerde bulunmuşlardı.<br />
<br />
Bunun üzerine Atatürk, kurultaycılarla, Hüseyin Cahit'in karşılaştırılmalarını ve büyük toplantıda, iki tarafında, davalarını savunmalarını istemişti.<br />
<br />
Ve o gün, kurultaycıların, Hüseyin Cahit karşısında bocaladıklarını gören Atatürk, bizzat kendisinin de benimsediği davanın sarsılır gibi olduğunu görünce, Dolmabahçe sarayının bir odasında hasta yatmakta olan en kuvvetli taraftarlarından, meşhur dilci Samih Rıfat'ı çağırtarak: "bütün kuvvetini toplayıp, cevap vermesini" rica etmiştir.<br />
<br />
Samih Rıfat da, kendine has kuvvetli belagatı ve olanca kuvvetiyle davayı müdafaa etmiş, kurultaycılarda, mütemadiyen alkışlayarak, işin sonunu getirdiklerini kanaat ederek toplantı sonunda da Atatürk'e:<br />
<br />
- &#8220;Paşam, Hüseyin Cahit işte bu gün bitti. Artık öldü. Davayı kaybetti!... " diye sevinçlerini izhar etmişlerse de, Atatürk'ün hiçbir sesi çıkmamıştı.<br />
<br />
Ancak, biraz sonra, kendi aralarında toplandıkları zaman, Atatürk, duvardaki karatahtayı göstererek kurultaycılara hitapla şöyle demişti:<br />
<br />
- Hüseyin Cahit Bey ne yaptı, biliyor musunuz? Nasıl sınıfta hoca karatahta üzerine bir şeyler yazar, sonra onları silgiyle siler... İşte, hepimizi böyle silgiden geçirdi!...<br />
<br />
Atatürk yenilmeyi hiç sevmeyen bir insandı. Fakat, doğru karşısında, eğrinin yenilmeye mahkum olduğunu kabul ederdi. Hatta yenen hasmı olsa bile...<br />
<br />
(Nükte Ve Fıkralarla Atatürk, Sh. 75-76)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
NAZIR BİRAZ BEKLESİN<br />
<br />
Atatürk Anafartalar ve Arıburnu zaferlerinden sonra İstanbul'a gelmişti. Ata, Hariciye Nazırını (Dışişleri Bakanı) ziyaret ederek son durum hakkında konuşmak, mütelalarını bildirmek istiyordu. Nezaret binasına gelerek nazır beye haber gönderdi.<br />
<br />
- Beklesinler... Buyrulmuş<br />
<br />
Atatürk bir hayli beklemiş. Bir aralık kendisinden sonra gelenlerin de kabul edildiklerini farkedince müsteşar muavinine:<br />
<br />
- Beyefendi hazretleri galiba beni unuttular, demiş. Müsteşar muavini tekrar içeri girerek Mustafa Kemal'i hatırlatmış ve yine:<br />
<br />
- Beklesinler, cevabını almış.<br />
<br />
Atatürk ikinci "beklesinler" üzerine dayanamamış ve muavine:<br />
<br />
- Sizin nazırınız bütün zamanlarını hep böyle manasız ziyaretler kabul ederek mi geçirir?<br />
<br />
Muavin tabii buna bir cevap verememiş, biraz sonra başka bir mevzu açılmış ve konuşmaya başlamışlar. Mevzunun en hareketli anında salon kapısı açılarak bir hademe:<br />
<br />
- Mustafa Kemal Bey buyursunlar deyince, Atatürk:<br />
<br />
Nedir o? diye sormuş. Nazır beyefendinin kabul edeceğini söylemiş. Mustafa Kemal hademeye:<br />
<br />
- Beklesinler... Diyerek dönmüş. Muavin ile olan muhaveresine devam etmiş.<br />
<br />
(İlginç Olaylar Ve Anekdotlarla Atatürk, Sh. 122)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
İŞTE TÜRK ASKERİ BUDUR!<br />
<br />
Bir gün, Atatürk'ten Türk askeri hakkında ne düşündüğünü sormuşlar:<br />
<br />
- Durun size bir hikaye anlatayım, dedi. Orduları kumandanı idim. Liman van Sanders Paşa da o sırada kıtalarımızı teftişe gelmişti. Hastaneden yeni çıkmış bazı askeri de her nasılsa bölüklerin arasına karıştırmışlar van Sanders:<br />
<br />
- Canım böyle adamları ne diye buraya gönderiyorlar? diye söylenerek hasta ve cılız neferi göğsünden itti. Mehmetçik derhal yere yuvarlandı.<br />
<br />
Alman generali davasını ispat etmiş olmanın gururu içinde:<br />
<br />
- İşte gördünüz ya, dedi düşmek için bahane arıyormuş! Oracıkta van Sanders'e bir azizlik yapmak aklıma geldi neferin yanına sokularak;<br />
<br />
- Ne kof şeymişsin sen... Dedim. Dikkat etsene seni yere yuvarlayan adam bizden değildi. Ne diye karşı durmadın? Şimdi tekrar yanına gelirse, sıkı dur. Gücün yetiyorsa bir kakma da sen ona vur.<br />
<br />
Sonra van Sanders'e dönerek:<br />
<br />
- Sizin takatsiz sandığınız nefer boş bulunduğu için yere yıkılmış. Türk askeri amir karşısında, dünyanın en uysal insanı olur. Kendisine söyleyin:"hele gelsin bak bir daha beni yere yıkabilir mi?" diyor.<br />
<br />
Van Sanders askerlerle şakalaşmasını severdi. Gülerek aynı askerin yanına geldi. Fakat eliyle dokunur dokunmaz o mecalsiz Mehmet&#8217;ten öyle bir kakma yedi ki, derhal sırt üstü yuvarlandı. Van Sanders, Mehmetçiğ'in bu mukabelerine hiddet etmemiş bilakis Türk neferine karşı olan hayranlığı artmıştı. O kadar ki yerden kalkınca ilk işi gidip hasta Türk neferinin elini sıkmak oldu.<br />
<br />
Atatürk:<br />
<br />
- İşte Türk askeri budur!diyerek sözlerini bitirmişti.<br />
<br />
(Olaylar Ve Atatürk, Sh. 70-71)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
NEYE LAYIKSIN!...<br />
<br />
Atatürk'ün Adana'da Hatay için:<br />
<br />
- Kırkasırlık Türk yurdu yabancı elinde kalamaz!<br />
<br />
Demesinden iki gün sonraydı. Mersin'de istasyondan şehrin içine doğru yavaş gidiyordu. Yolun üstüne siyahlar giyinmiş ve ellerinde büyük bir levha tutan birkaç genç kız çıktı. Levhada şu yazı vardı: "Suriye hemşehrinizi de kurtarın!"<br />
<br />
Suriye, ancak din kardeşi olan bir milletin vatanıydı. Türkiye&#8217;yse artık dinci değil, milliyetçi bir devletti. Suriye için de, bütün esir yurtlar için olduğu gibi, kurtuluş dilerdi. Lakin kurtarmaya kalkmak fuzili olurdu.<br />
<br />
Etrafta hıçkırıklar ve göz yaşları yoktu; Atatürk'ün de gözleri ıslanmış değildi. Suriyelilerin 1. Dünya Savaşı&#8217;nda Türk düşmanlarıyla birleştiklerini, Türk ordusunu arkadan vurmaya çabaladıklarını, belki ihanet ettikleri için ihanete uğradıklarını düşünüyordu.<br />
<br />
- Her millet, layık olduğu yaşayışa erer!.. dedi ve yürüyüp gitti.<br />
<br />
(Nükte Ve Fıkralarla Atatürk, Sh. 98)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
İTALYAN SEFİRİNE VERİLEN DERS<br />
<br />
Atatürk'e ihanet edenler, o'nun birçok konuları içki sofrasında hallettiğini iddia ederler. Yalnız aşağıda nakledeceğim olay bile bu düşüncenin ne kadar yanlış olduğunu ispata yeter:<br />
<br />
"Habeşistan savaşının başlamasından önce, İtalya'nın Rodos'a askeri yığınakta bulunduğu günlerdeydi. Bir akşam yine Atatürk&#8217;ün sofrasına çağrılanlar onu ayakta ve balkonda gezinmekte buldular.<br />
<br />
- Tevfik Rüştü nerede?<br />
<br />
- Ankara Palas'ta, bazı sefirlere bir ziyafet veriyor.<br />
<br />
- Biz de oraya gitsek olmaz mı?<br />
<br />
Etrafındakiler beyhude Atatürk'ü buna protokolün müsait olmadığına inandırmaya gayret ediyorlar. Fakat, o'nun kesin karar verdiği bir konudan geriye çevirmek kimsenin haddi değildir.<br />
<br />
Otomobiller, Ankara Palas'a vardığı zaman Atatürk&#8217;ün otelin merdivenlerini sallana sallana ve yanındakilerin yardımı ile çıktığını görenler hayret ettiler. Çünkü Çankaya&#8217;da Atatürk&#8217;ün bir yudum bile içmediğini herkes biliyordu.<br />
<br />
Sefire ziyafet verilen salona giren Atatürk, Arnavutluk Sefiri, Asaf Bey&#8217;in yakınında ve giriş çıkış kapısını iyi görebilecek bir yere oturuyor. O dakikadan itibaren salondan içeri ve dışarı kimsenin geçmesi mümkün değildir. Şimdi konuşulanları takip edelim:<br />
<br />
Atatürk:<br />
<br />
- Asaf Bey, gazetelerde bir takım resimler görüyorum, Arnavutlukla operet mi oynanıyor? diyor.<br />
<br />
Bu sözleriyle o zamanlar yeni kral olan Zogo'nun sorguçlu resimlerini kastettiğini anlamakta gecikmeyen sefir ne söyleyeceğini şaşırıyor. Atatürk devam ediyor:<br />
<br />
- Cumhuriyetten ne zarar görüldü ki, Arnavutluk'ta krallık ilan edildi? Hem, takip edilen politika da tehlikelidir. İtalya'nın Arnavutluğ&#8217;u Balkanlar&#8217;da bir basamak yapması ihtimalden uzak değildir.<br />
<br />
Bunu duyan İtalyan Sefiri, mücadeleye kalkınca Ata:<br />
<br />
- Haber aldığıma göre, Roma'da bazı öğrenciler sefaretimizin önünde mümayiş yapmışlar. Antalya'yı istemişler. Antalya sigara paketimidir ki, sefir cebinden çıkarıp atsın. Antalya buradadır. Buyurun alın!... Hem benim bir teklifim var. Eğer hakikaten böyle birşey düşünülüyorsa Mussolini cenaplarına müsaade edelim. Antalya'ya asker çıkarsınlar. Bütün çıkarma tamam olunca savaşırız. Mağlup olan hakkına razı olur.<br />
<br />
Sefir atılıyor:<br />
<br />
- Ekselans bu bir savaş ilanımıdır?<br />
<br />
Ata:<br />
<br />
- Hayır, diyor. Ben burada bir fert olarak konuşuyorum. Türkiye savaş ilanı ancak büyük millet meclisi dahilindedir. Fakat unutmayınız ki, gerektiği zaman Büyük Meclis Türk Milleti&#8217;nin hissiyatını tercüman olmakta gecikmez.<br />
<br />
Konuşmasının bu hali olması üzerine, İsmet Paşa'ya telefon edilir ve Ankara Palas'a çağrılır.<br />
<br />
Atatürk de bunu haber alınca etrafındakilere:<br />
<br />
- Hükümet geliyor, biz gidelim! diyerek Ankara Palas'ı terk eder.<br />
<br />
- Çankaya'ya dönüldüğü zaman herkes Atatürk'ün gayet normal olduğunu hayretler içinde seyrederken Ata:<br />
<br />
- Artık İtalya ile savaş tehlikesi yok. Rodos'a yapılan yığınak Habeşistan'a dönecektir!<br />
<br />
Hakikaten kısa bir süre sonra Habeşistan savaşı başladı.<br />
<br />
(Nükte Ve Fıkralarla Atattürk, Sh. 308-309-310 )<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
ATATÜRK VE LİMAN VON SANDERS<br />
<br />
Mustafa Kemal Arıburnu kumandanıdır. İngilizler Anafartalar'a çıkmışlardı. Vaziyet buhranlı ve çok tehlikeli idi. Mustafa Kemal, Başkumandan Vekili Enver Paşa'ya doğrudan doğruya müracaata mecbur kalıyor. Kendisini tatmin eden cevap alamıyor. O sırada karargahı Yalova'da bulunan Liman von Sanders Paşa telefonla Mustafa Kemal&#8217;i arıyor. Muhavereye delalet eden Erkan-ı Harbiye Reisi Kazım Bey'dir. Liman von Sanders'in sorduğu sual şudur:<br />
<br />
- Vaziyeti nasıl görüyorsunuz, nasıl bir tedbir-i tasarruf ediyorsunuz?<br />
<br />
- Vaziyeti nasıl gördüğünüzü çoktan size iblağ etmiştim. Tedbire gelince:bu dakikaya kadar çok müsait tedbirler vardı. Fakat bu dakikada bir tek tedbir kalmıştır.<br />
<br />
Liman von Sanders Paşa soruyor:<br />
<br />
- O tedbir nedir?<br />
<br />
Cevap katidir:<br />
<br />
- Bütün kumanda ettiğimiz kuvvetleri tahtı emrine veriniz. Tedbir budur.<br />
<br />
Cevap müstehzidir:<br />
<br />
- Çok gelmez mi?<br />
<br />
- Az gelir,<br />
<br />
Ve telefon kapanıyor.<br />
<br />
Pek kısa bir zaman sonra hadiseler, Liman von Sanders Paşa'yı kumanda ettiği kuvvetleri Mustafa Kemal'in emri altında vermeye mecbur etmiştir.<br />
<br />
(İlginç Olaylar Ve Anektodlarla Atatürk, Sh. 162)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
MUSTAFA KEMAL PAŞA VE YUNAN KUVVETLERİ KOMUTAN TRİKOPİS<br />
<br />
Bütün bu taarruz esnasında Gazi'nin yanında bulunan arkadaşlar, Yunan Kuvvetleri Komutanı General Trikopis'in başkumandan çadırına nasıl getirildiğini şöyle anlattılar.<br />
<br />
Trikopis, diğer esir kolordu ve fırka (tümen) kumandanları ile birlikte Gazi'nin huzuruna çıkarıldıkları vakit, hepsi çok heyecanlı ve bitkin halde imişler. Gazi, bunları oturtmuş, kendilerini teselli için bu gibi malubiyetlerin tarihte misalleri olduğunu, sevk ve idarede vazifesini bi hakkın yapmış iseler vicdanen müsterih olabileceklerini söylediği zaman Trikopis:<br />
<br />
- &#8220;Askeri vazifemi tamamen yaptığıma eminim. Fakat asıl vazifemi maalesef yapamadım." diye intahar edemediğini anlatmak isterken Gazi:<br />
<br />
- &#8220;O size ait bir düşüncedir." diye sözünü kesmiş ve harita üzerinde:<br />
<br />
- &#8220;Şurada bir fırkanız vardı. Niçin onu şuraya almadınız. Filan yerdeki kuvvetlerinizi falan yere süreydiniz daha iyi olmaz mıydı?" gibi bazı tenkitler yapmış, Trikopis:<br />
<br />
- &#8220;Ben öyle hareket etmek için emir verdim. Fakat (yanındaki kolordu komutanını gösterirken) bu yapamadı!" demiş.<br />
<br />
Bu görüşmeler olurken esir fırka kumandanı yavaşça yanında bulunan zabitlerimizden birine:<br />
<br />
- &#8220;Bizim ile konuşan bu general kimdir?" diye sormuş zabit:<br />
<br />
- &#8220;Başkumandan Mustafa Kemal" deyince adam hayrete düşmüş:<br />
<br />
- &#8220;Şimdi anladım biz niçin mağlup olduk! Bizim başkumandan İzmir'de vapurda oturuyordu!" diyerek derdini dökmüş.<br />
<br />
(İlginç Olaylar Ve Anektodlarla Atatürk Sh. 43)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
ATATÜRK VE KÖYLÜ<br />
<br />
Atatürk, sık sık memleketi dolaşan bir liderdi. Çiftçi ile konuşur; işçi, sanatkar, esnaf ile konuşur. Memleketin derdini arar bulur. Meclise getirir, milletvekillerinden, bakanlardan hesap sorardı.<br />
<br />
İşte böyle yurt gezilerinden birinde orta Anadolu&#8217;da tarlasında çift süren bir çiftçi ile karşılaşmıştır.<br />
<br />
- Kolay gele, bereketli ola ağa.<br />
<br />
- Allah razı olsun bey.<br />
<br />
- Hayrola ağa, öküzün teki ne oldu?<br />
<br />
- Devlete borcumuz vardı bey, icra kapımızı çalınca çaresiz kaldık, koca öküzü satıp borcumuzu ödedik.<br />
<br />
- "Sağlık olsun ağa" diyerek konuşmasını kısa kesmiştir.<br />
<br />
Çiftçinin adı Halil Ağa idi. Atatürk'ün yanındakiler, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Salih Bozok, Kılıç Ali, Husrev Gerede, Emir Subayı Resuhi Bey, daha birkaç yakını vardı. Yürüyorlardı. Atatürk düşünceli idi. Salih Bozok'u yanına çağırdı. Salih, yarın sabah git Halil Ağayı bul, bana getir. Benim kim olduğumu sorarsa, bizim bey seni bir kahve içmeye çağırıyor de.<br />
<br />
Ertesi gün; Salih Bozok Halil Ağayı bulmuş, yanına getirmiştir. Atatürk ayağa kalkarak; &#8220;Buyur Halil Ağa&#8221; deyip bir sandalye göstermiştir. Zamanın başbakanı İsmet İnönü de salonda bulunuyordu ve olanlardan habersizdi. Atatürk Halil Ağaya dönerek; "Halil Ağa, anlat şu vergi işini bir daha" demişti.<br />
<br />
Halil Ağa, vergi borcunu, icrayı, satılan öküzünü tekrar anlattı. Atatürk kaşlarını çatarak İsmet Paşa ve Şükrü Kaya'ya dönerek; "Arkadaşlar, biz İstiklal Savaşı'nı Halil Ağa&#8217;nın öküzünü icra yoluyla satalım diye yapmadık. Bu memlekette adaleti, vatandaşı böyle mi koruyacağız. Gerekirse vergi borcu ertelenebilir. Köylünün çift sürdüğü öküzü elinden alınmaz. "<br />
<br />
Halil Ağa "Sen Atatürk paşamsın galiba, beni bağışla, kusur ettim" diye yalvaracak oldu.<br />
<br />
"Sana güle güle Halil Ağa, sen bizim gözümüzü açtın" diye Halil Ağa&#8217;yı ayakta uğurlamıştı. Atatürk Türk köylüsünün borcu konusunda çok titiz davranmıştır.<br />
<br />
(Olaylar Ve Atatürk, Sh 41-42)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
YAVUKLUM GÖNDERDİ<br />
<br />
Bir akşam, uzun müddet didişen, uğraşan iki erden birisinin yüzünü sildiği mendil gözüne ilişmişti. Bu işlemeli ve göz alıcı yağlığı isteyerek sordu.<br />
<br />
- Bunu nereden aldın ?<br />
<br />
Bu ani soru karşısında şaşıran kahraman Türk çocuğu, sıkılarak cevap verdi :<br />
<br />
- Yavuklum gönderdi, Atam !<br />
<br />
Büyük kayıplar karşısında bile ağladığı görülmeyen, acı duygularını içinde gizleyen büyük şef, bilmem neden, o anda sarsılmıştı; dolan mavi gözlerinden iri damlalı yaşlar dökülüyordu. Erin, demin yüzünden akan terleri sildiği bu mendile o da göz yaşlarını silmiştir.<br />
<br />
(Olaylar Ve Atatürk, Sh 56)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
DİNLEMEKTEN ZEVK ALIRIM<br />
<br />
Neşeli bulunduğu bir zamanı seçerek:<br />
<br />
- Paşam... Demiştim, şu danıştıklarının içinde bazen öyleleri var ki, şaşırıyorum. Bunların mütalalarına nasıl olsa sonunda iştirak etmeyeceksin. Kararını önceden vermiş olduğun da malum... O hal de, ne diye onları birer birer çağırıp karşısında söyletirsin?<br />
<br />
Atatürk, yüzüne alaycı bir eda ile bakıp şu cevabı vermişti:<br />
<br />
- Bazen hiç umulmadık adamdan ben çok şeyler öğrenmişimdir; hiçbir kanaatı hakir (değersiz) görmemek lazımdır. Neticede, kendi fikrimi bile edecek olsam, herkesi ayrı ayrı dinlemekten zevk alırım.<br />
<br />
(Olaylar Ve Atatürk Sh 58)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
İKİMİZ DE "GAZİ"YİZ...<br />
<br />
Bir tarihte Eskişehir&#8217;i ziyaretinde; yakın köylerde gezinti yaparken, asırlık çınarların gölgesine sığınmış bir köy kahvesi önünde otomobili durdurdu. Salih Bozok'a;<br />
<br />
- Bu çınarları hatırlıyorum... Dedi; zaferden sonra bir gün yolum düşmüştü!... Eski hatıraları bir an tekrar yaşatmak için; araba dan inip, büyük bir tevazuuyla köy kahvesinin harap iskemlesine oturdu.<br />
<br />
Biraz sonra kahveci ona, köyünün yegane ikramı olan ayranı temiz bardaklar içinde getirince &#8220;Gazi&#8221; pek memnun oldu. Yaşlı kahveciye sordu:<br />
<br />
- Adın ne?...<br />
<br />
- Yusuf!...<br />
<br />
- Buralarda geçmiş harbi hatırlar mısın?...<br />
<br />
- Nasıl hatırlamam, paşam?... Maiyetinde çavuştum!...<br />
<br />
- Maiyetimde mi...<br />
<br />
Bütün kuvvetlerin baş kumandanı değil miydin, paşam!... Hep emrinde savaştık.<br />
<br />
Büyük kurtarıcı zeki köylüyü takdir etmişti. Aferin; Gazi Yusuf Çavuş!... deyince, eski asker el buğuladı:<br />
<br />
- Estağfurullah, paşam!... Gazi sizsiniz!...<br />
<br />
- Rütbe başka... Fakat harpten dönmüş iki asker olmamız sıfatıyla ikimiz de "Gazi"yiz!...<br />
<br />
Ve tepside duran ayran bardaklarından birini bizzat eliyle çavuşa vermek lütfünü göstererek, ilave etti:<br />
<br />
- Şerefine Gazi Yusuf Çavuş!...<br />
<br />
- Şerefte daim ol paşam!...<br />
<br />
Ağlamaktan ayranı içemeyen kahveciye, o zamanın çok parası olan bir yüzlük verip gülümsedi:<br />
<br />
- Allahaısmarladık, silah arkadaşım!...<br />
<br />
(Atatürk&#8217;ün Nükteleri-Fıkraları-Hatıraları, Sh 50-51)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
KONYA İSYANINDA<br />
<br />
Konya İsyanı'nı müteakip Konya'ya gelen Atatürk sinirli ve üzgündü. Şehrin ileri gelenleriyle belediye salonunda konuşurken elindeki yanar sigarayı bir aralık iki parmağı arasına almış ve ateşi parmakları arasında ezerek söndürmüş ve şöyle demişti:<br />
<br />
Ateş nerede çıkarsa çıksın, iki parmağımın arasında böyle ezeceğim!...<br />
<br />
(Nükte Ve Fıkralarla Atatürk, Sh 41)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
 ATATÜRK VE ALEMDAR<br />
<br />
Atatürk, Osmanlı Padişahları arasında Yıldırım ve Beyazıt, Fatih, Yavuz, IV. Murat'ı beğenirdi. Sadrazamlar arasında da Alemdar Mustafa Paşa'ya kızardı:<br />
<br />
- Biraz kültürü olsaydı Cumhuriyeti ilan ederdi!.. derdi.<br />
<br />
- Büyük Reşit Paşa'nın kültürü, Alemdar Mustafa Paşa'nın kültürü birleşebilseydi, ben tarihe başka bir görevle girerdim, demişti.<br />
<br />
(Nükte Ve Fıkralarla Atatürk, Sh 321-322)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
OLUR ŞEY DEĞİL<br />
<br />
Muallimler Ankara'da bir içtima yapmışlar, içtimaa iki üç muallim hanım da iştirak ederek salonda ayrı bir yere oturmuşlardı.<br />
<br />
Muallim hanımların içtimaa gitmelerini hoş görmeyen Meclis'in sarıklıları Gazi'ye şikayete gidiyorlar.<br />
<br />
Gazi kızarak:<br />
<br />
- "Kimmiş Muallimler Cemiyeti Reisi? Çağırın onu!"<br />
<br />
Ve Mazhar Müfit birkaç dakika sonra içeri girince gürleyen bir sesle çıkışıyor:<br />
<br />
- &#8220;Siz Muallimler içtimamda ne yapmışsınız? Ne ayıp şey bu?"<br />
<br />
Mazhar Müfit şaşakalır. Gazi'den bu hareket mi beklenirdi? Sarıklılar muzaffer bir besaretle gülüyor. Sarıklılar neşe içinde Gazi'nin sesi hep aynı tonda devam ediyor.<br />
<br />
- "Olur şey değil olur şey değil!"<br />
<br />
Mazhar Müfit hala ayakta ve hala ne diyeceğini şaşırmış bir halde cevap vermeye çalışıyor:<br />
<br />
- "Efendim vallahi..."<br />
<br />
- "Bırak bırak ben hepsini biliyorum; içtimaa Muallime Hanımlar&#8217;ıda çağırdınız. Fakat onları niye ayrı sıralara oturttunuz? Sizin kendinize mi itimadınız yok, Türk hanımının faziletine mi ? Bir daha öyle ayrılık gayrılık görmeyeyim, anladınız mı ?<br />
<br />
(Atatürk'ün Nükteleri-Fıkraları-Hatıraları Sh 59)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
ATATÜRK'E BİR KÖYLÜNÜN CEVABI<br />
<br />
Tarihimiz sayısız savaşlarla doludur. Biz bu savaşlardan başkaldırıp ne memleketi imar edebilmişiz, ne de kendimiz refaha kavuşmuşuzdur. Bunun sebebi, bizim suçumuzda olduğu kadar düşmanlarımızdadır da. Çünkü başta Moskoflar olmak üzere düşmanlarımız hep şöyle düşünürlerdi :<br />
<br />
- Türklere rahat vermemeli ki, başka sahalarda ilerleyemesinler...<br />
<br />
Bunun için de sık sık başımıza belalar çıkarırlar, savaşlar açarlar, balkan milletlerini &#8220;istiklal&#8221; diye kışkırtırlardı.<br />
<br />
Biz böyle durmadan savaşırken de o zamanlar askere alınmayan gayri müslimler durmadan zenginleşirlerdi.<br />
<br />
Onların neden zengin, bizim neden fakir kaldığımızı bir köylü, Atatürk&#8217;e verdiği kısa bir cevap ile gayet veciz olarak izah etmiştir.<br />
<br />
Atatürk, Mersin'e yaptığı seyahatlerden birinde, şehirde gördüğü büyük binaları işaret ederek sormuş:<br />
<br />
- Bu köşk kimin?<br />
<br />
- Kirkor'un...<br />
<br />
- Ya şu koca bina ?<br />
<br />
- Yargo'nun<br />
<br />
- Ya şu ?<br />
<br />
- Salomon'un...<br />
<br />
Atatürk biraz sinirlenerek sormuş:<br />
<br />
- Onlar bu binaları yaparken ya siz nerede idiniz? Toplananların arkalarından bir köylünün sesi duyulur:<br />
<br />
- Biz mi nerede idik? Biz Yemen'de, Tuna Boyları&#8217;nda, Balkanlar&#8217;da, Arnavutluk Dağları&#8217;nda, Kafkaslar'da, Çanakkale'de, Sakarya'da savaşıyorduk paşam...<br />
<br />
Atatürk bu hatırasını naklederken:<br />
<br />
- Hayatımda cevap veremediğim yegane insan bu ak sakallı ihtiyar olmuştur, der dururdu.<br />
<br />
(Atatürk'ün Nükteleri-Fıkraları-Hatıraları, Sh 18)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
HAKİKİ İNSAN<br />
<br />
Atatürk, muhtelif vesilelerle maiyetinde çalışan kimselerin samimiyet ve sadakatlarını imtihan etmesini gayet iyi bilirdi. İnsanların halet-i ruhiyesini, niyet ve emellerini teşhis ve temyiz etmekte şelaleler saçan bir zekaya malikti.<br />
<br />
O büyük insan, bir gece Çankaya köşkündeki bir ziyafette devrin vekillerinden maruf bir zata şöyle bir sual sorar:<br />
<br />
- Beni hakikaten sever misiniz?<br />
<br />
Muhatabı hemen cevabı yapıştırır:<br />
<br />
- Sevmek ne kelime Ata'm, taparım!<br />
<br />
- Peki her dediğimi de yapar mısınız?<br />
<br />
- Derhal<br />
<br />
Atatürk, bu söz üzerine belinden tabancasını çıkarır ona uzatır.<br />
<br />
- Öyleyse, al tabancamı, sık kafana...<br />
<br />
- &#8220;Aman Atam&#8221; der, herhalde benimle şaka ediyorsunuz. Benim ölmemi istemezsiniz. Meseleyi anlayan Atatürk, yeleleri kabaran bir aslan mehabetiyle dışarıda hizmet eden askeri yanına çağırıp aynı sualleri sorup, cevabını aldıktan sonra, karşısında Toroslar&#8217;dan kopmuş bir kaya parçası gibi duran bu bağrı yanık Anadolu çocuğuna tabancasını uzatıp kafasına sıkmasını emreder. Aslan Mehmetçik, bu emri bilatereddüt yerine getirir, fakat kendisine bir şey olmaz. Çünkü, Atatürk, daha önce tabancasındaki merminin kurşununu çıkarmıştır.<br />
<br />
İşte o zaman, Atatürk yanındakilere şöyle der:<br />
<br />
- Beni ve vatanı seven hakiki insanı gördünüz mü?<br />
<br />
Ruhu şad olsun.<br />
<br />
(Atatürk'ün Nükteleri-Fıkraları-Hatıraları, Sh 1)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
ADAM OLMAK<br />
<br />
Bir gün mecliste, halk partisi tüzüğü konuşulduğu zaman, hoca milletvekillerinden biri kürsüde ağır tenkitlerde bulunuyordu. Tenkitler hiç de hoşa gidecek şeyler değildi.<br />
<br />
Hoca bir aralık:<br />
<br />
- Bu "asri" kelimesi ne demektir? deyince, Mustafa Kemal, reislik makamında oturduğunu unutarak, yukardan hatibe doğru eğilerek:<br />
<br />
- Adam olmak demektir, hocam adam olmak... demişti.<br />
<br />
Doğrusu bütün inkılap programının da özeti bu idi.<br />
<br />
(F. Rıfkı Atay, Çankaya)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
DÜŞMAN DA KAHRAMAN<br />
<br />
Birgün Çanakkale&#8217;ye giden bakanlardan birine Atatürk şöyle dedi:<br />
<br />
- Orada Mehmetçik anıtının başında şehitleri anacaksınız. Siz olmasaydınız, siz göğüslerinizi çelik kalelere karşı siper etmeseydiniz, boğaz elden gider, İstanbul elden giderdi diyeceksin.<br />
<br />
- Evet efendim.<br />
<br />
- Çanakkale'de yalnız bizim şehitlerimiz yok. Bu topraklar üzerinde kanlarını döken insanları da o kahraman düşman savaşçılarını da saygıyla anacaksın.<br />
<br />
Bakanın ricası üzerine bu son söylenecekleri Atatürk'ün kendisi hazırlamıştır. Nutuk şudur:<br />
<br />
"Bu memlekette kanlarını döken kahraman, burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yanyana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz; evlatlarınız bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evladımız olmuşlardır."<br />
<br />
Bu nutku yabancı gazeteler haber aldıktan sonra, haftalarca, aylarca Avusturalya'dan, Yeni Zelanda'dan sevgi minnet mektupları yağmıştı.<br />
<br />
(F. Rıfkı Atay, Hatıralar)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
BİR RESSAMLA KONUŞMA<br />
<br />
Yıllar sonra bir ressam, Mustafa Kemal'e Sakarya Savaşı&#8217;nı gösteren bir tablo hediye etti. Kendisi, ön planda yağız bir savaş hayvanına binmiş olarak görünüyordu. Ressam, tebrik beklerken, birdenbire Mustafa Kemal'in "Bu tabloyu kimseye göstermeyin" demesi üzerine şaşırıp kaldı. Kimse ne söyleyeceğini bilemiyordu. Mustafa Kemal açıkladı:<br />
<br />
- "Savaşa katılmış olan herkes bilir ki, hayvanlarımız bir deri, bir kemikten ibaretti, bizimde onlardan arta kalır yanımız yoktu. Hepimiz iskelet halindeydik. Atları da, savaşçıları da böyle güçlü kuvvetli göstermekle Sakarya'nın değerini küçültmüş oluyorsunuz dostum."<br />
<br />
(Behçet Kemal Çağlar, Atatürk Denizinden Damlalar)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
DİNLERİM<br />
<br />
Bir gün Atatürk'e kuvvetinin sırrını sordum;<br />
<br />
- Durur dinlerim... dedi, sonra tekrar etti.<br />
<br />
- Dinlerim ve sustu.<br />
<br />
(Noelle Roger, Olaylar Ve Atatürk, TSK Mehmetçik Vakfı Yayını)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
ÖVÜLMEYİ SEVMEZDİ<br />
<br />
Atatürk bizden biridir.<br />
<br />
Ulusuyla bütünleşme yöneliminin en tipik göstergelerinden biri de şu kısa öyküde belirlenir:<br />
<br />
&#8220;Cumhuriyetin onikinci yıl dönümü için bir sıra dövizler hazırlanmıştı. Bunlar içinde şöyleleri vardı: &#8220;Atatürk bizim en büyüğümüzdür&#8221;, &#8220;Atatürk bu milletin en yücesidir&#8221;, &#8220;Türk Milleti asırlardır bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı.&#8221;<br />
<br />
Listeyi dikkatle gözden geçirdi. Bunlar ve bunlara benzeyenleri çizdi. Hepsinin yerine şunu yazdı: &#8220;Atatürk bizden birisidir.&#8221;<br />
<br />
(Banoğlu, Age, S. 11)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
İDEALİST<br />
<br />
Erkan-ı Harbiye Mektebi&#8217;ni bitirir bitirmez, staj bahanesiyle Şam&#8217;da V. Ordu Merkezi&#8217;ne sürülmüştü.<br />
<br />
O sırada, mensup olduğu süvari alayı, Havran&#8217;da patlak veren bir isyanı bastırmaya sevk edilirken, Mustafa Kemal, Şam&#8217;da alıkonmak istenmişti.<br />
<br />
Bu hareket, çok ağırına gitti. Kıtasıyla beraber sevkini istemek için, alay kumandanına müracaat etti. Alay kumandanı:<br />
<br />
- Siz bu alayda stajyersiniz! Kumanda ettiğiniz bölüğün asıl kumandanı vazifesi başına geçmiştir. Harekata o gidecektir. Zaten siz erkanıharp zabitisiniz. Böylece çetin işlere gelemezsiniz. Biz, sizi istirahat edin diye Şam&#8217;da bıraktık. Merak etmeyin, maaşınız verilecektir.<br />
<br />
Deyince büsbütün sinirlenmiş. Fırka kumandanından da bir şey çıkmayacağını düşünerek, Ordu Kumandanı Müşür Hakkı Paşa&#8217;ya başvurmak teşebbüsünde bulunmuş, fakat onun tarafından da kabul edilmediğini görünce, arkadaşı Müfit&#8217;le beraber, atlarına binerek, habersizce, Havran&#8217;a gitmişler, harekata iştirak ederek yararlıklar göstermişler.<br />
<br />
Şam&#8217;a dönüşlerinde, karşılaştığı muameleyi bir türlü af ve hazmedemeyen Mustafa Kemal, bir gün çarşıda dolaşırken, tesadüfen girdiği bir dükkanda, tanıştığı -bu dükkan sahibi- tüccardan, -bilahare çorum mebusu olan- doktor Mustafa Cantekin ile ahbaplığı ilerletince, doktorun kendisine:<br />
<br />
- İhtilal yapmak lazım!.. Bu idareden başka türlü kurtulunmaz. Ben Tıbbiye&#8217;nin son sınıfındayken bu emeli takip ettiğim için hapse tıkıldım, sonra, işte böyle sürüldüm. Benim kafamda birçok arkadaşlar var. Behemehal ihtilal yapmak lazım. Bu yolda ölmekten bile çekinmem!.. Deyince, Mustafa Kemal&#8217;in verdiği cevap:<br />
<br />
- Hayır, mesele ölmekle bitmez!... Asıl, ölmeden evvel, idealimizi yaratmak, tahakkuk ettirmek ve yerleştirmek şarttır!..<br />
<br />
Olmuştu. Bu 1905 senesinde oluyordu. Ve o gece, orada, Mustafa Kemal, üç kafadar arkadaşıyla İnkılâp yolundaki ilk adımını atarak, (vatan ve hürriyet) cemiyetini kurmuştu.<br />
<br />
(Banoğlu, Age, S: 72-73)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
JAPON VELİAHDINA VERİLEN DERS<br />
<br />
Japon Veliahdı gelmişti. Büyük ve mükellef bir ziyafet sofrasındaydılar. Atatürk bir aralık Japon tarihinden söz açtı ve bir meydan muharebesini anlattı.<br />
<br />
Japon Veliahdı hayret etmişti.<br />
<br />
Atatürk tarihten mitolojiye geçti ve yine Japon mitolojisinden konuştu.<br />
<br />
Veliahdın ağzı açık kalmıştı.<br />
<br />
Söz edebiyata intikal etti. Gazi:<br />
<br />
- Japon şiirinin dünya edebiyatında çok büyük yeri vardır... Diyerek meşhur Japon şairlerinden mısralar okudu.<br />
<br />
Veliaht:<br />
<br />
Bunları nereden biliyorsunuz? diye soramadı. Fakat Atatürk&#8217;ün bilgi ve hafızasına hayran kalmış, onun esiri olmuştu.<br />
<br />
Atatürk hep böyleydi. Herkesi kendine esir ederdi. Her şeyi planlıydı. O, bütün bunları, veliaht gelmeden on gün önce tercümeler yaptırarak öğrenmiş, Japon Veliahdı&#8217;na bu dersi vermeyi ve kendine hayran bırakmayı kurmuştu.<br />
(Niyazi 116-117)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
SİZ NAPOLYONA BENZİYORSUNUZ.<br />
<br />
Mustafa kemal, bu benzetmeyi reddetti ve:<br />
<br />
- &#8220;Napolyon, arkasına bir sürü, muhtelif milliyetteki insanları toplayacak macera aramaya çıktı. Ve bunun içindir ki yarı yolda kaldı. Ben bir anadan, bir babadan gelen kardeşlerimle kendi vatanımı kurtarmak davası yolundayım. Ve bu muhakkak ki muvaffak olacağım!&#8221; Cevabını verdi.<br />
<br />
Mustafa Kemal&#8217;in giriştiği mücadeleyi hayret ve takdirle karşılayan Towsend, kendisine karşısındaki düşmanın kudretini hatırlatmak isteyerek:<br />
<br />
- &#8220;Siz mücadeleye mecbur olduğunuz düşmanın ne kadar kuvvetli olduğunu hesaba katmıyorsunuz. Bu düşmanın size her vasıta ile, oturduğunuz odadaki eşya, yemeğiniz ve her şeyinizle bir fenalık yapabilmesi ihtimali bile vardır,&#8221; dedi.<br />
<br />
Mustafa Kemal gayet sakin bir eda ile:<br />
<br />
- &#8220;Evet, karşımdaki düşmanın çok kuvvetli olduğunu biliyorum. Fakat insaniyeti müdafaa eden kimseler ölümle tehdit edilmelerine rağmen ölmezler ve ebediyen yaşarlar!&#8221; Cevabını verdi.<br />
<br />
Sabaha karşı müzakere bittiği vakit büyük bir hayranlıkla Mustafa Kemal&#8217;den ayrılan Towsend, refakatindeki memur Türk subayına:<br />
<br />
- &#8220;Ben şimdiye kadar 15 hükümdar ve cumhurbaşkanı ile özel ve resmi konuşmalar yaptım. Bu geceki kadar ezildiğimi hatırlamıyorum. Mustafa Kemal&#8217;de büyük bir ruh kudretinin esrarı var, &#8221; dedi.<br />
<br />
(Banoğlu, Age, S:126)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
ATATÜRK&#8217;E &#8220;PAŞA&#8221; DİYEN KAYMAKAM NASIL AZARLANDI.<br />
<br />
Atatürk bir gece sabaha karşı ani bir kararla ve habersiz olarak Alanya&#8217;ya çıkmıştı. Sabahın ilk saatleri... Beş kişilik bu gurup, sıcak birşey içecek, tıraş olacak bir yer arıyorlar. Bu sırada bir jandarma eri, kendilerini tanıyıp kaymakamı durumdan haberdar ediyor. Kaymakam ayağına pantolonu, sırtına redingotu, başına melon şapkayı geçirip koşuyor. Fakat yüzü bir hayli tıraşlıdır. Heyecan ve şaşkınlığı kaymakamın her halinden bellidir.<br />
<br />
Şimdi fıkranın özünü sayın Ali Kılıç&#8217;tan dinleyelim:<br />
<br />
- &#8220;Kaymakamın gayet sade ve samimi hali, heyecan ifade eden görünüşü Atatürk&#8217;ün pek hoşuna gidiyordu. Atatürk çok keyifli ve neşeliydi. Ara sıra kaymakamla şakalaşıyordu. Bir aralık kaymakam birşey anlatmaya başladı.<br />
<br />
- &#8220;Paşa hazretleri!...&#8221; Diye hitap ederken, Atatürk:<br />
<br />
- &#8220;Kaymakam Bey, Büyük Millet Meclisi&#8217;nin paşalık, beylik, efendilik gibi unvanları bir kanunla kaldırmış olduğunu biliyor musun?<br />
<br />
Sonra bizi göstererek ilave etti:<br />
<br />
Bu arkadaşlar milletvekilidir. İçişleri bakanından soruda bulunurlarsa ne yapacaksın? Deyince, kaymakam bu şakayı da ciddiye almış ve:<br />
<br />
- &#8220;Şu halde size ne diye hitap edeyim?&#8221; diye sormuştu.<br />
<br />
Kaymakamın bu hali Atatürk&#8217;ün çok hoşuna gitmiş, çok gülmüşlerdi.<br />
<br />
(Banoğlu, Age, S:478)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
ATATÜRK VE KİN<br />
<br />
Atatürk&#8217;ün asla kini yoktur. Bir kimseye ne kadar kızarsa kızsın, bir süre sonra affeder, onları unutur, bir daha tekrar edilmesini ile arzu etmezdi. Bu yüzden civarındakilerden birçokları zaman zaman gözden düşer, sonra yeniden affedilir, yeniden eski mevkiini alırdı. Fakat, asla göz yummadığı şey, bir kimsenin ekmeğiyle oynanmasıydı.<br />
<br />
Yeni harflerin en büyük taassupla takip edildiği bir devirde bir seyahati esnasında bir hükümet bürosuna girdi. Açtığı bir defterde bir deste eski harflerle yazılmış notlar ve kağıtlar buldu. Defterin sahibi yaşlı bir memurdu.<br />
<br />
Atatürk, hayatında ender rastlanan bir hiddetle memurdan başladı. Amirde bitirdi, hepsini kovdu. Dışarı çıkarken de:<br />
<br />
Bunlar mikroptur, efendim! Milli bünyenin iyiliği namına temizlemeli!.. Diye bağırdı.<br />
<br />
Akşam oldu. Vilayet konağında bir ziyafet vardı. Bir aralık söz yine yeni harflere geldi. Atatürk, valiye sordu:<br />
<br />
- &#8220;Bugünkü yobazlara ne yaptın?&#8221;<br />
<br />
Vali:<br />
<br />
- &#8220;Görevlerine son verdim, paşam. Esasen ücretli hizmetlilerdi&#8221;.<br />
<br />
Atatürk durakladı. Sonra usulca:<br />
<br />
- &#8220;O olmadı işte!...&#8221; dedi. &#8220;Bu adam kabahatli, muhakkak!.. Fakat, çoluğu çocuğunun suçu ne?... Onları aç bırakmaya hakkımız yok. Onu görevine usulca iade et!.. Biz adamları cezalandırmayız, ama ekmekle oynamak doğru değildir!...&#8221;<br />
(Banoğlu, Age, S: 354)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
İngiliz lordu Atatürk'ün daveti üzerine İstanbul'a gelir. İngiliz lordu şerefine verilen yemekte servis yapan Türk elindeki tepsiyi devirir. Herkes büyük bir şaşkınlık içinde kalmıştır ve Atatürk'ün ne tepki vereceği beklenirken, Atatürk İngiliz lorduna dönerek:<br />
<br />
"HALKIM HERŞEYİ BECERİYOR DA BİR TEK UŞAKLIĞI BECEREMİYOR".<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Günlerden birgün İtalyan büyükelçisi Ata ile görüşmek ister ve huzura davet edilir. O günün muhtelif ekonomik-siyasi konuları hakkında konuşulduktan sonra büyükelçi: '' Ekselans dün Roma ile yaptığım bir görüşmede hükümetimizin Hatay'ı almak istediği kararını size iletmem söylendi.'' der. Odada bir an sessizlik olur. Ata büyükelçiye birşeyler daha ikram eder ve iki dakika odadakiler ile başbaşa bırakır. Döndüğünde ayağında çizmeleri, üzerinde mareşal üniforması ve belinde tabancası vardır. Doğru masasına gider, manyetolu telefondan Mareşal Fevzi Çakmak'ın bağlanmasını ister ve Çakmak'a:'' Paşa İtalyan dostlarımız Hatay'a gelmek istiyorlar hazır mıyız?'' der. Fevzi Çakmak durumu anlar ve '' Biz hazırız Paşam. '' diye yanıtlar. Ata büyükelçiye döner ve: '' Biz hazırmışız, hükümetinize söyleyin isterlerse Hatay'a gelibilirler.''<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
MUSTAFA KEMAL'CE BİR YANIT<br />
<br />
İstanbul'un işgal günleri; başta General Harrington olmak üzere bir kısım işgal kumandanları Pera Palas Salonu&#8217;nun bir köşesinde otururlar. Mustafa Kemal nedense dikkatlerini çeker. Kim olduğunu soruşturdular. Mustafa Kemal denir. Onlar için Mustafa Kemal Birinci Dünya Savaşı&#8217;nın en ünlü şahsiyetlerinden biridir. Yabancı dillerde Çanakkale Harpleri&#8217;nden bahseden ve daima Mustafa Kemal'in isminde düğümlenen kitaplar, yazılar, o zaman bile bir kitaplığı doldururdu.<br />
<br />
Kendisine haber göndererek masalarına davet ederler. Ama Mustafa Kemal'in cevabı hem nazik, hem kesindir:<br />
<br />
- Burada ev sahibi olan biziz. Kendileri misafirdirler. Onların bu masaya gelmeleri gerekir.<br />
<br />
(Olaylar Ve Atatürk, Ankara, T. S. K. Mehmetçik Vakfı Yayını, Gn. Kur. Basımevi, 1984, Sh. 68-69)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
SEN KİMSİN ?<br />
<br />
Dumlupınar savaşı kazanılmıştır. Düşman askerleri geri çekilmektedir. Afyonkarahisar hatları çözülünce birkaç yunan esiri geceleyin Mustafa Kemal&#8217;in çadırına getirilmişti. Bunlardan biri zafer kazanmış kumandanın doğup büyümüş olduğu Selanik&#8217;ten gelmişti. Yüzü kendisine yabancı gelmemişti. Üniformasında hiçbir işaret yoktu. Mustafa Kemal&#8217;e sordu:<br />
<br />
- Binbaşı mısınız?<br />
<br />
- Hayır.<br />
<br />
- Kaymakam mı?<br />
<br />
- Hayır.<br />
<br />
- Miralay mı?<br />
<br />
- Hayır.<br />
<br />
- Ferik mi?<br />
<br />
- Hayır.<br />
<br />
- Peki nesiniz o halde?<br />
<br />
- Ben mareşal ve Türk Orduları Başkumandanı'yım. Şaşkınlıktan ağzı açık kalan Yunan, kekeler:<br />
<br />
- Ben başkumandanın savaş hattına bu kadar yakın bir yerde dolaşmasını işitmiş değilim de...<br />
<br />
(Olaylar Ve Atatürk, Sh. 67-68)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
DOĞRUNUN AŞIĞIYDI<br />
<br />
Dil kurultayı toplanmak üzereydi. Kurultayı hazırlayanların ricası üzerine, Hüseyin Cahit de dil davasına dair fikirlerini, mütalaalarını yazmış göndermişti. Fakat bu fikirler aşırı kurultaycıların düşüncelerine uymuyordu. Hüseyin Cahit, öteden beri olduğu gibi Türkçe&#8217;yi sadeleştirmek ve konuşma diline yaklaştırmak gibi, özelleştirme zorlamalarına, hele konuşma dili kelimelerine dokunulmasına taraftar değildi.<br />
<br />
Hüseyin Cahit'in bu yazısını Atatürk'e de okuyan kurultaycılar zaten bir takım siyasi sebeplerle aralarının açık olduğunu fırsat bilerek.<br />
<br />
- &#8220;İşte dil davasını baltalıyor. Dil meselesine askerlerin karışmaya hakkı yoktur!..." diyor, şeklinde kışkırtıcı telkinlerde bulunmuşlardı.<br />
<br />
Bunun üzerine Atatürk, kurultaycılarla, Hüseyin Cahit'in karşılaştırılmalarını ve büyük toplantıda, iki tarafında, davalarını savunmalarını istemişti.<br />
<br />
Ve o gün, kurultaycıların, Hüseyin Cahit karşısında bocaladıklarını gören Atatürk, bizzat kendisinin de benimsediği davanın sarsılır gibi olduğunu görünce, Dolmabahçe sarayının bir odasında hasta yatmakta olan en kuvvetli taraftarlarından, meşhur dilci Samih Rıfat'ı çağırtarak: "bütün kuvvetini toplayıp, cevap vermesini" rica etmiştir.<br />
<br />
Samih Rıfat da, kendine has kuvvetli belagatı ve olanca kuvvetiyle davayı müdafaa etmiş, kurultaycılarda, mütemadiyen alkışlayarak, işin sonunu getirdiklerini kanaat ederek toplantı sonunda da Atatürk'e:<br />
<br />
- &#8220;Paşam, Hüseyin Cahit işte bu gün bitti. Artık öldü. Davayı kaybetti!... " diye sevinçlerini izhar etmişlerse de, Atatürk'ün hiçbir sesi çıkmamıştı.<br />
<br />
Ancak, biraz sonra, kendi aralarında toplandıkları zaman, Atatürk, duvardaki karatahtayı göstererek kurultaycılara hitapla şöyle demişti:<br />
<br />
- Hüseyin Cahit Bey ne yaptı, biliyor musunuz? Nasıl sınıfta hoca karatahta üzerine bir şeyler yazar, sonra onları silgiyle siler... İşte, hepimizi böyle silgiden geçirdi!...<br />
<br />
Atatürk yenilmeyi hiç sevmeyen bir insandı. Fakat, doğru karşısında, eğrinin yenilmeye mahkum olduğunu kabul ederdi. Hatta yenen hasmı olsa bile...<br />
<br />
(Nükte Ve Fıkralarla Atatürk, Sh. 75-76)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
NAZIR BİRAZ BEKLESİN<br />
<br />
Atatürk Anafartalar ve Arıburnu zaferlerinden sonra İstanbul'a gelmişti. Ata, Hariciye Nazırını (Dışişleri Bakanı) ziyaret ederek son durum hakkında konuşmak, mütelalarını bildirmek istiyordu. Nezaret binasına gelerek nazır beye haber gönderdi.<br />
<br />
- Beklesinler... Buyrulmuş<br />
<br />
Atatürk bir hayli beklemiş. Bir aralık kendisinden sonra gelenlerin de kabul edildiklerini farkedince müsteşar muavinine:<br />
<br />
- Beyefendi hazretleri galiba beni unuttular, demiş. Müsteşar muavini tekrar içeri girerek Mustafa Kemal'i hatırlatmış ve yine:<br />
<br />
- Beklesinler, cevabını almış.<br />
<br />
Atatürk ikinci "beklesinler" üzerine dayanamamış ve muavine:<br />
<br />
- Sizin nazırınız bütün zamanlarını hep böyle manasız ziyaretler kabul ederek mi geçirir?<br />
<br />
Muavin tabii buna bir cevap verememiş, biraz sonra başka bir mevzu açılmış ve konuşmaya başlamışlar. Mevzunun en hareketli anında salon kapısı açılarak bir hademe:<br />
<br />
- Mustafa Kemal Bey buyursunlar deyince, Atatürk:<br />
<br />
Nedir o? diye sormuş. Nazır beyefendinin kabul edeceğini söylemiş. Mustafa Kemal hademeye:<br />
<br />
- Beklesinler... Diyerek dönmüş. Muavin ile olan muhaveresine devam etmiş.<br />
<br />
(İlginç Olaylar Ve Anekdotlarla Atatürk, Sh. 122)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
İŞTE TÜRK ASKERİ BUDUR!<br />
<br />
Bir gün, Atatürk'ten Türk askeri hakkında ne düşündüğünü sormuşlar:<br />
<br />
- Durun size bir hikaye anlatayım, dedi. Orduları kumandanı idim. Liman van Sanders Paşa da o sırada kıtalarımızı teftişe gelmişti. Hastaneden yeni çıkmış bazı askeri de her nasılsa bölüklerin arasına karıştırmışlar van Sanders:<br />
<br />
- Canım böyle adamları ne diye buraya gönderiyorlar? diye söylenerek hasta ve cılız neferi göğsünden itti. Mehmetçik derhal yere yuvarlandı.<br />
<br />
Alman generali davasını ispat etmiş olmanın gururu içinde:<br />
<br />
- İşte gördünüz ya, dedi düşmek için bahane arıyormuş! Oracıkta van Sanders'e bir azizlik yapmak aklıma geldi neferin yanına sokularak;<br />
<br />
- Ne kof şeymişsin sen... Dedim. Dikkat etsene seni yere yuvarlayan adam bizden değildi. Ne diye karşı durmadın? Şimdi tekrar yanına gelirse, sıkı dur. Gücün yetiyorsa bir kakma da sen ona vur.<br />
<br />
Sonra van Sanders'e dönerek:<br />
<br />
- Sizin takatsiz sandığınız nefer boş bulunduğu için yere yıkılmış. Türk askeri amir karşısında, dünyanın en uysal insanı olur. Kendisine söyleyin:"hele gelsin bak bir daha beni yere yıkabilir mi?" diyor.<br />
<br />
Van Sanders askerlerle şakalaşmasını severdi. Gülerek aynı askerin yanına geldi. Fakat eliyle dokunur dokunmaz o mecalsiz Mehmet&#8217;ten öyle bir kakma yedi ki, derhal sırt üstü yuvarlandı. Van Sanders, Mehmetçiğ'in bu mukabelerine hiddet etmemiş bilakis Türk neferine karşı olan hayranlığı artmıştı. O kadar ki yerden kalkınca ilk işi gidip hasta Türk neferinin elini sıkmak oldu.<br />
<br />
Atatürk:<br />
<br />
- İşte Türk askeri budur!diyerek sözlerini bitirmişti.<br />
<br />
(Olaylar Ve Atatürk, Sh. 70-71)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
NEYE LAYIKSIN!...<br />
<br />
Atatürk'ün Adana'da Hatay için:<br />
<br />
- Kırkasırlık Türk yurdu yabancı elinde kalamaz!<br />
<br />
Demesinden iki gün sonraydı. Mersin'de istasyondan şehrin içine doğru yavaş gidiyordu. Yolun üstüne siyahlar giyinmiş ve ellerinde büyük bir levha tutan birkaç genç kız çıktı. Levhada şu yazı vardı: "Suriye hemşehrinizi de kurtarın!"<br />
<br />
Suriye, ancak din kardeşi olan bir milletin vatanıydı. Türkiye&#8217;yse artık dinci değil, milliyetçi bir devletti. Suriye için de, bütün esir yurtlar için olduğu gibi, kurtuluş dilerdi. Lakin kurtarmaya kalkmak fuzili olurdu.<br />
<br />
Etrafta hıçkırıklar ve göz yaşları yoktu; Atatürk'ün de gözleri ıslanmış değildi. Suriyelilerin 1. Dünya Savaşı&#8217;nda Türk düşmanlarıyla birleştiklerini, Türk ordusunu arkadan vurmaya çabaladıklarını, belki ihanet ettikleri için ihanete uğradıklarını düşünüyordu.<br />
<br />
- Her millet, layık olduğu yaşayışa erer!.. dedi ve yürüyüp gitti.<br />
<br />
(Nükte Ve Fıkralarla Atatürk, Sh. 98)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
İTALYAN SEFİRİNE VERİLEN DERS<br />
<br />
Atatürk'e ihanet edenler, o'nun birçok konuları içki sofrasında hallettiğini iddia ederler. Yalnız aşağıda nakledeceğim olay bile bu düşüncenin ne kadar yanlış olduğunu ispata yeter:<br />
<br />
"Habeşistan savaşının başlamasından önce, İtalya'nın Rodos'a askeri yığınakta bulunduğu günlerdeydi. Bir akşam yine Atatürk&#8217;ün sofrasına çağrılanlar onu ayakta ve balkonda gezinmekte buldular.<br />
<br />
- Tevfik Rüştü nerede?<br />
<br />
- Ankara Palas'ta, bazı sefirlere bir ziyafet veriyor.<br />
<br />
- Biz de oraya gitsek olmaz mı?<br />
<br />
Etrafındakiler beyhude Atatürk'ü buna protokolün müsait olmadığına inandırmaya gayret ediyorlar. Fakat, o'nun kesin karar verdiği bir konudan geriye çevirmek kimsenin haddi değildir.<br />
<br />
Otomobiller, Ankara Palas'a vardığı zaman Atatürk&#8217;ün otelin merdivenlerini sallana sallana ve yanındakilerin yardımı ile çıktığını görenler hayret ettiler. Çünkü Çankaya&#8217;da Atatürk&#8217;ün bir yudum bile içmediğini herkes biliyordu.<br />
<br />
Sefire ziyafet verilen salona giren Atatürk, Arnavutluk Sefiri, Asaf Bey&#8217;in yakınında ve giriş çıkış kapısını iyi görebilecek bir yere oturuyor. O dakikadan itibaren salondan içeri ve dışarı kimsenin geçmesi mümkün değildir. Şimdi konuşulanları takip edelim:<br />
<br />
Atatürk:<br />
<br />
- Asaf Bey, gazetelerde bir takım resimler görüyorum, Arnavutlukla operet mi oynanıyor? diyor.<br />
<br />
Bu sözleriyle o zamanlar yeni kral olan Zogo'nun sorguçlu resimlerini kastettiğini anlamakta gecikmeyen sefir ne söyleyeceğini şaşırıyor. Atatürk devam ediyor:<br />
<br />
- Cumhuriyetten ne zarar görüldü ki, Arnavutluk'ta krallık ilan edildi? Hem, takip edilen politika da tehlikelidir. İtalya'nın Arnavutluğ&#8217;u Balkanlar&#8217;da bir basamak yapması ihtimalden uzak değildir.<br />
<br />
Bunu duyan İtalyan Sefiri, mücadeleye kalkınca Ata:<br />
<br />
- Haber aldığıma göre, Roma'da bazı öğrenciler sefaretimizin önünde mümayiş yapmışlar. Antalya'yı istemişler. Antalya sigara paketimidir ki, sefir cebinden çıkarıp atsın. Antalya buradadır. Buyurun alın!... Hem benim bir teklifim var. Eğer hakikaten böyle birşey düşünülüyorsa Mussolini cenaplarına müsaade edelim. Antalya'ya asker çıkarsınlar. Bütün çıkarma tamam olunca savaşırız. Mağlup olan hakkına razı olur.<br />
<br />
Sefir atılıyor:<br />
<br />
- Ekselans bu bir savaş ilanımıdır?<br />
<br />
Ata:<br />
<br />
- Hayır, diyor. Ben burada bir fert olarak konuşuyorum. Türkiye savaş ilanı ancak büyük millet meclisi dahilindedir. Fakat unutmayınız ki, gerektiği zaman Büyük Meclis Türk Milleti&#8217;nin hissiyatını tercüman olmakta gecikmez.<br />
<br />
Konuşmasının bu hali olması üzerine, İsmet Paşa'ya telefon edilir ve Ankara Palas'a çağrılır.<br />
<br />
Atatürk de bunu haber alınca etrafındakilere:<br />
<br />
- Hükümet geliyor, biz gidelim! diyerek Ankara Palas'ı terk eder.<br />
<br />
- Çankaya'ya dönüldüğü zaman herkes Atatürk'ün gayet normal olduğunu hayretler içinde seyrederken Ata:<br />
<br />
- Artık İtalya ile savaş tehlikesi yok. Rodos'a yapılan yığınak Habeşistan'a dönecektir!<br />
<br />
Hakikaten kısa bir süre sonra Habeşistan savaşı başladı.<br />
<br />
(Nükte Ve Fıkralarla Atattürk, Sh. 308-309-310 )<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
ATATÜRK VE LİMAN VON SANDERS<br />
<br />
Mustafa Kemal Arıburnu kumandanıdır. İngilizler Anafartalar'a çıkmışlardı. Vaziyet buhranlı ve çok tehlikeli idi. Mustafa Kemal, Başkumandan Vekili Enver Paşa'ya doğrudan doğruya müracaata mecbur kalıyor. Kendisini tatmin eden cevap alamıyor. O sırada karargahı Yalova'da bulunan Liman von Sanders Paşa telefonla Mustafa Kemal&#8217;i arıyor. Muhavereye delalet eden Erkan-ı Harbiye Reisi Kazım Bey'dir. Liman von Sanders'in sorduğu sual şudur:<br />
<br />
- Vaziyeti nasıl görüyorsunuz, nasıl bir tedbir-i tasarruf ediyorsunuz?<br />
<br />
- Vaziyeti nasıl gördüğünüzü çoktan size iblağ etmiştim. Tedbire gelince:bu dakikaya kadar çok müsait tedbirler vardı. Fakat bu dakikada bir tek tedbir kalmıştır.<br />
<br />
Liman von Sanders Paşa soruyor:<br />
<br />
- O tedbir nedir?<br />
<br />
Cevap katidir:<br />
<br />
- Bütün kumanda ettiğimiz kuvvetleri tahtı emrine veriniz. Tedbir budur.<br />
<br />
Cevap müstehzidir:<br />
<br />
- Çok gelmez mi?<br />
<br />
- Az gelir,<br />
<br />
Ve telefon kapanıyor.<br />
<br />
Pek kısa bir zaman sonra hadiseler, Liman von Sanders Paşa'yı kumanda ettiği kuvvetleri Mustafa Kemal'in emri altında vermeye mecbur etmiştir.<br />
<br />
(İlginç Olaylar Ve Anektodlarla Atatürk, Sh. 162)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
MUSTAFA KEMAL PAŞA VE YUNAN KUVVETLERİ KOMUTAN TRİKOPİS<br />
<br />
Bütün bu taarruz esnasında Gazi'nin yanında bulunan arkadaşlar, Yunan Kuvvetleri Komutanı General Trikopis'in başkumandan çadırına nasıl getirildiğini şöyle anlattılar.<br />
<br />
Trikopis, diğer esir kolordu ve fırka (tümen) kumandanları ile birlikte Gazi'nin huzuruna çıkarıldıkları vakit, hepsi çok heyecanlı ve bitkin halde imişler. Gazi, bunları oturtmuş, kendilerini teselli için bu gibi malubiyetlerin tarihte misalleri olduğunu, sevk ve idarede vazifesini bi hakkın yapmış iseler vicdanen müsterih olabileceklerini söylediği zaman Trikopis:<br />
<br />
- &#8220;Askeri vazifemi tamamen yaptığıma eminim. Fakat asıl vazifemi maalesef yapamadım." diye intahar edemediğini anlatmak isterken Gazi:<br />
<br />
- &#8220;O size ait bir düşüncedir." diye sözünü kesmiş ve harita üzerinde:<br />
<br />
- &#8220;Şurada bir fırkanız vardı. Niçin onu şuraya almadınız. Filan yerdeki kuvvetlerinizi falan yere süreydiniz daha iyi olmaz mıydı?" gibi bazı tenkitler yapmış, Trikopis:<br />
<br />
- &#8220;Ben öyle hareket etmek için emir verdim. Fakat (yanındaki kolordu komutanını gösterirken) bu yapamadı!" demiş.<br />
<br />
Bu görüşmeler olurken esir fırka kumandanı yavaşça yanında bulunan zabitlerimizden birine:<br />
<br />
- &#8220;Bizim ile konuşan bu general kimdir?" diye sormuş zabit:<br />
<br />
- &#8220;Başkumandan Mustafa Kemal" deyince adam hayrete düşmüş:<br />
<br />
- &#8220;Şimdi anladım biz niçin mağlup olduk! Bizim başkumandan İzmir'de vapurda oturuyordu!" diyerek derdini dökmüş.<br />
<br />
(İlginç Olaylar Ve Anektodlarla Atatürk Sh. 43)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
ATATÜRK VE KÖYLÜ<br />
<br />
Atatürk, sık sık memleketi dolaşan bir liderdi. Çiftçi ile konuşur; işçi, sanatkar, esnaf ile konuşur. Memleketin derdini arar bulur. Meclise getirir, milletvekillerinden, bakanlardan hesap sorardı.<br />
<br />
İşte böyle yurt gezilerinden birinde orta Anadolu&#8217;da tarlasında çift süren bir çiftçi ile karşılaşmıştır.<br />
<br />
- Kolay gele, bereketli ola ağa.<br />
<br />
- Allah razı olsun bey.<br />
<br />
- Hayrola ağa, öküzün teki ne oldu?<br />
<br />
- Devlete borcumuz vardı bey, icra kapımızı çalınca çaresiz kaldık, koca öküzü satıp borcumuzu ödedik.<br />
<br />
- "Sağlık olsun ağa" diyerek konuşmasını kısa kesmiştir.<br />
<br />
Çiftçinin adı Halil Ağa idi. Atatürk'ün yanındakiler, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Salih Bozok, Kılıç Ali, Husrev Gerede, Emir Subayı Resuhi Bey, daha birkaç yakını vardı. Yürüyorlardı. Atatürk düşünceli idi. Salih Bozok'u yanına çağırdı. Salih, yarın sabah git Halil Ağayı bul, bana getir. Benim kim olduğumu sorarsa, bizim bey seni bir kahve içmeye çağırıyor de.<br />
<br />
Ertesi gün; Salih Bozok Halil Ağayı bulmuş, yanına getirmiştir. Atatürk ayağa kalkarak; &#8220;Buyur Halil Ağa&#8221; deyip bir sandalye göstermiştir. Zamanın başbakanı İsmet İnönü de salonda bulunuyordu ve olanlardan habersizdi. Atatürk Halil Ağaya dönerek; "Halil Ağa, anlat şu vergi işini bir daha" demişti.<br />
<br />
Halil Ağa, vergi borcunu, icrayı, satılan öküzünü tekrar anlattı. Atatürk kaşlarını çatarak İsmet Paşa ve Şükrü Kaya'ya dönerek; "Arkadaşlar, biz İstiklal Savaşı'nı Halil Ağa&#8217;nın öküzünü icra yoluyla satalım diye yapmadık. Bu memlekette adaleti, vatandaşı böyle mi koruyacağız. Gerekirse vergi borcu ertelenebilir. Köylünün çift sürdüğü öküzü elinden alınmaz. "<br />
<br />
Halil Ağa "Sen Atatürk paşamsın galiba, beni bağışla, kusur ettim" diye yalvaracak oldu.<br />
<br />
"Sana güle güle Halil Ağa, sen bizim gözümüzü açtın" diye Halil Ağa&#8217;yı ayakta uğurlamıştı. Atatürk Türk köylüsünün borcu konusunda çok titiz davranmıştır.<br />
<br />
(Olaylar Ve Atatürk, Sh 41-42)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
YAVUKLUM GÖNDERDİ<br />
<br />
Bir akşam, uzun müddet didişen, uğraşan iki erden birisinin yüzünü sildiği mendil gözüne ilişmişti. Bu işlemeli ve göz alıcı yağlığı isteyerek sordu.<br />
<br />
- Bunu nereden aldın ?<br />
<br />
Bu ani soru karşısında şaşıran kahraman Türk çocuğu, sıkılarak cevap verdi :<br />
<br />
- Yavuklum gönderdi, Atam !<br />
<br />
Büyük kayıplar karşısında bile ağladığı görülmeyen, acı duygularını içinde gizleyen büyük şef, bilmem neden, o anda sarsılmıştı; dolan mavi gözlerinden iri damlalı yaşlar dökülüyordu. Erin, demin yüzünden akan terleri sildiği bu mendile o da göz yaşlarını silmiştir.<br />
<br />
(Olaylar Ve Atatürk, Sh 56)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
DİNLEMEKTEN ZEVK ALIRIM<br />
<br />
Neşeli bulunduğu bir zamanı seçerek:<br />
<br />
- Paşam... Demiştim, şu danıştıklarının içinde bazen öyleleri var ki, şaşırıyorum. Bunların mütalalarına nasıl olsa sonunda iştirak etmeyeceksin. Kararını önceden vermiş olduğun da malum... O hal de, ne diye onları birer birer çağırıp karşısında söyletirsin?<br />
<br />
Atatürk, yüzüne alaycı bir eda ile bakıp şu cevabı vermişti:<br />
<br />
- Bazen hiç umulmadık adamdan ben çok şeyler öğrenmişimdir; hiçbir kanaatı hakir (değersiz) görmemek lazımdır. Neticede, kendi fikrimi bile edecek olsam, herkesi ayrı ayrı dinlemekten zevk alırım.<br />
<br />
(Olaylar Ve Atatürk Sh 58)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
İKİMİZ DE "GAZİ"YİZ...<br />
<br />
Bir tarihte Eskişehir&#8217;i ziyaretinde; yakın köylerde gezinti yaparken, asırlık çınarların gölgesine sığınmış bir köy kahvesi önünde otomobili durdurdu. Salih Bozok'a;<br />
<br />
- Bu çınarları hatırlıyorum... Dedi; zaferden sonra bir gün yolum düşmüştü!... Eski hatıraları bir an tekrar yaşatmak için; araba dan inip, büyük bir tevazuuyla köy kahvesinin harap iskemlesine oturdu.<br />
<br />
Biraz sonra kahveci ona, köyünün yegane ikramı olan ayranı temiz bardaklar içinde getirince &#8220;Gazi&#8221; pek memnun oldu. Yaşlı kahveciye sordu:<br />
<br />
- Adın ne?...<br />
<br />
- Yusuf!...<br />
<br />
- Buralarda geçmiş harbi hatırlar mısın?...<br />
<br />
- Nasıl hatırlamam, paşam?... Maiyetinde çavuştum!...<br />
<br />
- Maiyetimde mi...<br />
<br />
Bütün kuvvetlerin baş kumandanı değil miydin, paşam!... Hep emrinde savaştık.<br />
<br />
Büyük kurtarıcı zeki köylüyü takdir etmişti. Aferin; Gazi Yusuf Çavuş!... deyince, eski asker el buğuladı:<br />
<br />
- Estağfurullah, paşam!... Gazi sizsiniz!...<br />
<br />
- Rütbe başka... Fakat harpten dönmüş iki asker olmamız sıfatıyla ikimiz de "Gazi"yiz!...<br />
<br />
Ve tepside duran ayran bardaklarından birini bizzat eliyle çavuşa vermek lütfünü göstererek, ilave etti:<br />
<br />
- Şerefine Gazi Yusuf Çavuş!...<br />
<br />
- Şerefte daim ol paşam!...<br />
<br />
Ağlamaktan ayranı içemeyen kahveciye, o zamanın çok parası olan bir yüzlük verip gülümsedi:<br />
<br />
- Allahaısmarladık, silah arkadaşım!...<br />
<br />
(Atatürk&#8217;ün Nükteleri-Fıkraları-Hatıraları, Sh 50-51)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
KONYA İSYANINDA<br />
<br />
Konya İsyanı'nı müteakip Konya'ya gelen Atatürk sinirli ve üzgündü. Şehrin ileri gelenleriyle belediye salonunda konuşurken elindeki yanar sigarayı bir aralık iki parmağı arasına almış ve ateşi parmakları arasında ezerek söndürmüş ve şöyle demişti:<br />
<br />
Ateş nerede çıkarsa çıksın, iki parmağımın arasında böyle ezeceğim!...<br />
<br />
(Nükte Ve Fıkralarla Atatürk, Sh 41)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
 ATATÜRK VE ALEMDAR<br />
<br />
Atatürk, Osmanlı Padişahları arasında Yıldırım ve Beyazıt, Fatih, Yavuz, IV. Murat'ı beğenirdi. Sadrazamlar arasında da Alemdar Mustafa Paşa'ya kızardı:<br />
<br />
- Biraz kültürü olsaydı Cumhuriyeti ilan ederdi!.. derdi.<br />
<br />
- Büyük Reşit Paşa'nın kültürü, Alemdar Mustafa Paşa'nın kültürü birleşebilseydi, ben tarihe başka bir görevle girerdim, demişti.<br />
<br />
(Nükte Ve Fıkralarla Atatürk, Sh 321-322)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
OLUR ŞEY DEĞİL<br />
<br />
Muallimler Ankara'da bir içtima yapmışlar, içtimaa iki üç muallim hanım da iştirak ederek salonda ayrı bir yere oturmuşlardı.<br />
<br />
Muallim hanımların içtimaa gitmelerini hoş görmeyen Meclis'in sarıklıları Gazi'ye şikayete gidiyorlar.<br />
<br />
Gazi kızarak:<br />
<br />
- "Kimmiş Muallimler Cemiyeti Reisi? Çağırın onu!"<br />
<br />
Ve Mazhar Müfit birkaç dakika sonra içeri girince gürleyen bir sesle çıkışıyor:<br />
<br />
- &#8220;Siz Muallimler içtimamda ne yapmışsınız? Ne ayıp şey bu?"<br />
<br />
Mazhar Müfit şaşakalır. Gazi'den bu hareket mi beklenirdi? Sarıklılar muzaffer bir besaretle gülüyor. Sarıklılar neşe içinde Gazi'nin sesi hep aynı tonda devam ediyor.<br />
<br />
- "Olur şey değil olur şey değil!"<br />
<br />
Mazhar Müfit hala ayakta ve hala ne diyeceğini şaşırmış bir halde cevap vermeye çalışıyor:<br />
<br />
- "Efendim vallahi..."<br />
<br />
- "Bırak bırak ben hepsini biliyorum; içtimaa Muallime Hanımlar&#8217;ıda çağırdınız. Fakat onları niye ayrı sıralara oturttunuz? Sizin kendinize mi itimadınız yok, Türk hanımının faziletine mi ? Bir daha öyle ayrılık gayrılık görmeyeyim, anladınız mı ?<br />
<br />
(Atatürk'ün Nükteleri-Fıkraları-Hatıraları Sh 59)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
ATATÜRK'E BİR KÖYLÜNÜN CEVABI<br />
<br />
Tarihimiz sayısız savaşlarla doludur. Biz bu savaşlardan başkaldırıp ne memleketi imar edebilmişiz, ne de kendimiz refaha kavuşmuşuzdur. Bunun sebebi, bizim suçumuzda olduğu kadar düşmanlarımızdadır da. Çünkü başta Moskoflar olmak üzere düşmanlarımız hep şöyle düşünürlerdi :<br />
<br />
- Türklere rahat vermemeli ki, başka sahalarda ilerleyemesinler...<br />
<br />
Bunun için de sık sık başımıza belalar çıkarırlar, savaşlar açarlar, balkan milletlerini &#8220;istiklal&#8221; diye kışkırtırlardı.<br />
<br />
Biz böyle durmadan savaşırken de o zamanlar askere alınmayan gayri müslimler durmadan zenginleşirlerdi.<br />
<br />
Onların neden zengin, bizim neden fakir kaldığımızı bir köylü, Atatürk&#8217;e verdiği kısa bir cevap ile gayet veciz olarak izah etmiştir.<br />
<br />
Atatürk, Mersin'e yaptığı seyahatlerden birinde, şehirde gördüğü büyük binaları işaret ederek sormuş:<br />
<br />
- Bu köşk kimin?<br />
<br />
- Kirkor'un...<br />
<br />
- Ya şu koca bina ?<br />
<br />
- Yargo'nun<br />
<br />
- Ya şu ?<br />
<br />
- Salomon'un...<br />
<br />
Atatürk biraz sinirlenerek sormuş:<br />
<br />
- Onlar bu binaları yaparken ya siz nerede idiniz? Toplananların arkalarından bir köylünün sesi duyulur:<br />
<br />
- Biz mi nerede idik? Biz Yemen'de, Tuna Boyları&#8217;nda, Balkanlar&#8217;da, Arnavutluk Dağları&#8217;nda, Kafkaslar'da, Çanakkale'de, Sakarya'da savaşıyorduk paşam...<br />
<br />
Atatürk bu hatırasını naklederken:<br />
<br />
- Hayatımda cevap veremediğim yegane insan bu ak sakallı ihtiyar olmuştur, der dururdu.<br />
<br />
(Atatürk'ün Nükteleri-Fıkraları-Hatıraları, Sh 18)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
HAKİKİ İNSAN<br />
<br />
Atatürk, muhtelif vesilelerle maiyetinde çalışan kimselerin samimiyet ve sadakatlarını imtihan etmesini gayet iyi bilirdi. İnsanların halet-i ruhiyesini, niyet ve emellerini teşhis ve temyiz etmekte şelaleler saçan bir zekaya malikti.<br />
<br />
O büyük insan, bir gece Çankaya köşkündeki bir ziyafette devrin vekillerinden maruf bir zata şöyle bir sual sorar:<br />
<br />
- Beni hakikaten sever misiniz?<br />
<br />
Muhatabı hemen cevabı yapıştırır:<br />
<br />
- Sevmek ne kelime Ata'm, taparım!<br />
<br />
- Peki her dediğimi de yapar mısınız?<br />
<br />
- Derhal<br />
<br />
Atatürk, bu söz üzerine belinden tabancasını çıkarır ona uzatır.<br />
<br />
- Öyleyse, al tabancamı, sık kafana...<br />
<br />
- &#8220;Aman Atam&#8221; der, herhalde benimle şaka ediyorsunuz. Benim ölmemi istemezsiniz. Meseleyi anlayan Atatürk, yeleleri kabaran bir aslan mehabetiyle dışarıda hizmet eden askeri yanına çağırıp aynı sualleri sorup, cevabını aldıktan sonra, karşısında Toroslar&#8217;dan kopmuş bir kaya parçası gibi duran bu bağrı yanık Anadolu çocuğuna tabancasını uzatıp kafasına sıkmasını emreder. Aslan Mehmetçik, bu emri bilatereddüt yerine getirir, fakat kendisine bir şey olmaz. Çünkü, Atatürk, daha önce tabancasındaki merminin kurşununu çıkarmıştır.<br />
<br />
İşte o zaman, Atatürk yanındakilere şöyle der:<br />
<br />
- Beni ve vatanı seven hakiki insanı gördünüz mü?<br />
<br />
Ruhu şad olsun.<br />
<br />
(Atatürk'ün Nükteleri-Fıkraları-Hatıraları, Sh 1)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
ADAM OLMAK<br />
<br />
Bir gün mecliste, halk partisi tüzüğü konuşulduğu zaman, hoca milletvekillerinden biri kürsüde ağır tenkitlerde bulunuyordu. Tenkitler hiç de hoşa gidecek şeyler değildi.<br />
<br />
Hoca bir aralık:<br />
<br />
- Bu "asri" kelimesi ne demektir? deyince, Mustafa Kemal, reislik makamında oturduğunu unutarak, yukardan hatibe doğru eğilerek:<br />
<br />
- Adam olmak demektir, hocam adam olmak... demişti.<br />
<br />
Doğrusu bütün inkılap programının da özeti bu idi.<br />
<br />
(F. Rıfkı Atay, Çankaya)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
DÜŞMAN DA KAHRAMAN<br />
<br />
Birgün Çanakkale&#8217;ye giden bakanlardan birine Atatürk şöyle dedi:<br />
<br />
- Orada Mehmetçik anıtının başında şehitleri anacaksınız. Siz olmasaydınız, siz göğüslerinizi çelik kalelere karşı siper etmeseydiniz, boğaz elden gider, İstanbul elden giderdi diyeceksin.<br />
<br />
- Evet efendim.<br />
<br />
- Çanakkale'de yalnız bizim şehitlerimiz yok. Bu topraklar üzerinde kanlarını döken insanları da o kahraman düşman savaşçılarını da saygıyla anacaksın.<br />
<br />
Bakanın ricası üzerine bu son söylenecekleri Atatürk'ün kendisi hazırlamıştır. Nutuk şudur:<br />
<br />
"Bu memlekette kanlarını döken kahraman, burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yanyana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz; evlatlarınız bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evladımız olmuşlardır."<br />
<br />
Bu nutku yabancı gazeteler haber aldıktan sonra, haftalarca, aylarca Avusturalya'dan, Yeni Zelanda'dan sevgi minnet mektupları yağmıştı.<br />
<br />
(F. Rıfkı Atay, Hatıralar)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
BİR RESSAMLA KONUŞMA<br />
<br />
Yıllar sonra bir ressam, Mustafa Kemal'e Sakarya Savaşı&#8217;nı gösteren bir tablo hediye etti. Kendisi, ön planda yağız bir savaş hayvanına binmiş olarak görünüyordu. Ressam, tebrik beklerken, birdenbire Mustafa Kemal'in "Bu tabloyu kimseye göstermeyin" demesi üzerine şaşırıp kaldı. Kimse ne söyleyeceğini bilemiyordu. Mustafa Kemal açıkladı:<br />
<br />
- "Savaşa katılmış olan herkes bilir ki, hayvanlarımız bir deri, bir kemikten ibaretti, bizimde onlardan arta kalır yanımız yoktu. Hepimiz iskelet halindeydik. Atları da, savaşçıları da böyle güçlü kuvvetli göstermekle Sakarya'nın değerini küçültmüş oluyorsunuz dostum."<br />
<br />
(Behçet Kemal Çağlar, Atatürk Denizinden Damlalar)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
DİNLERİM<br />
<br />
Bir gün Atatürk'e kuvvetinin sırrını sordum;<br />
<br />
- Durur dinlerim... dedi, sonra tekrar etti.<br />
<br />
- Dinlerim ve sustu.<br />
<br />
(Noelle Roger, Olaylar Ve Atatürk, TSK Mehmetçik Vakfı Yayını)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
ÖVÜLMEYİ SEVMEZDİ<br />
<br />
Atatürk bizden biridir.<br />
<br />
Ulusuyla bütünleşme yöneliminin en tipik göstergelerinden biri de şu kısa öyküde belirlenir:<br />
<br />
&#8220;Cumhuriyetin onikinci yıl dönümü için bir sıra dövizler hazırlanmıştı. Bunlar içinde şöyleleri vardı: &#8220;Atatürk bizim en büyüğümüzdür&#8221;, &#8220;Atatürk bu milletin en yücesidir&#8221;, &#8220;Türk Milleti asırlardır bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı.&#8221;<br />
<br />
Listeyi dikkatle gözden geçirdi. Bunlar ve bunlara benzeyenleri çizdi. Hepsinin yerine şunu yazdı: &#8220;Atatürk bizden birisidir.&#8221;<br />
<br />
(Banoğlu, Age, S. 11)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
İDEALİST<br />
<br />
Erkan-ı Harbiye Mektebi&#8217;ni bitirir bitirmez, staj bahanesiyle Şam&#8217;da V. Ordu Merkezi&#8217;ne sürülmüştü.<br />
<br />
O sırada, mensup olduğu süvari alayı, Havran&#8217;da patlak veren bir isyanı bastırmaya sevk edilirken, Mustafa Kemal, Şam&#8217;da alıkonmak istenmişti.<br />
<br />
Bu hareket, çok ağırına gitti. Kıtasıyla beraber sevkini istemek için, alay kumandanına müracaat etti. Alay kumandanı:<br />
<br />
- Siz bu alayda stajyersiniz! Kumanda ettiğiniz bölüğün asıl kumandanı vazifesi başına geçmiştir. Harekata o gidecektir. Zaten siz erkanıharp zabitisiniz. Böylece çetin işlere gelemezsiniz. Biz, sizi istirahat edin diye Şam&#8217;da bıraktık. Merak etmeyin, maaşınız verilecektir.<br />
<br />
Deyince büsbütün sinirlenmiş. Fırka kumandanından da bir şey çıkmayacağını düşünerek, Ordu Kumandanı Müşür Hakkı Paşa&#8217;ya başvurmak teşebbüsünde bulunmuş, fakat onun tarafından da kabul edilmediğini görünce, arkadaşı Müfit&#8217;le beraber, atlarına binerek, habersizce, Havran&#8217;a gitmişler, harekata iştirak ederek yararlıklar göstermişler.<br />
<br />
Şam&#8217;a dönüşlerinde, karşılaştığı muameleyi bir türlü af ve hazmedemeyen Mustafa Kemal, bir gün çarşıda dolaşırken, tesadüfen girdiği bir dükkanda, tanıştığı -bu dükkan sahibi- tüccardan, -bilahare çorum mebusu olan- doktor Mustafa Cantekin ile ahbaplığı ilerletince, doktorun kendisine:<br />
<br />
- İhtilal yapmak lazım!.. Bu idareden başka türlü kurtulunmaz. Ben Tıbbiye&#8217;nin son sınıfındayken bu emeli takip ettiğim için hapse tıkıldım, sonra, işte böyle sürüldüm. Benim kafamda birçok arkadaşlar var. Behemehal ihtilal yapmak lazım. Bu yolda ölmekten bile çekinmem!.. Deyince, Mustafa Kemal&#8217;in verdiği cevap:<br />
<br />
- Hayır, mesele ölmekle bitmez!... Asıl, ölmeden evvel, idealimizi yaratmak, tahakkuk ettirmek ve yerleştirmek şarttır!..<br />
<br />
Olmuştu. Bu 1905 senesinde oluyordu. Ve o gece, orada, Mustafa Kemal, üç kafadar arkadaşıyla İnkılâp yolundaki ilk adımını atarak, (vatan ve hürriyet) cemiyetini kurmuştu.<br />
<br />
(Banoğlu, Age, S: 72-73)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
JAPON VELİAHDINA VERİLEN DERS<br />
<br />
Japon Veliahdı gelmişti. Büyük ve mükellef bir ziyafet sofrasındaydılar. Atatürk bir aralık Japon tarihinden söz açtı ve bir meydan muharebesini anlattı.<br />
<br />
Japon Veliahdı hayret etmişti.<br />
<br />
Atatürk tarihten mitolojiye geçti ve yine Japon mitolojisinden konuştu.<br />
<br />
Veliahdın ağzı açık kalmıştı.<br />
<br />
Söz edebiyata intikal etti. Gazi:<br />
<br />
- Japon şiirinin dünya edebiyatında çok büyük yeri vardır... Diyerek meşhur Japon şairlerinden mısralar okudu.<br />
<br />
Veliaht:<br />
<br />
Bunları nereden biliyorsunuz? diye soramadı. Fakat Atatürk&#8217;ün bilgi ve hafızasına hayran kalmış, onun esiri olmuştu.<br />
<br />
Atatürk hep böyleydi. Herkesi kendine esir ederdi. Her şeyi planlıydı. O, bütün bunları, veliaht gelmeden on gün önce tercümeler yaptırarak öğrenmiş, Japon Veliahdı&#8217;na bu dersi vermeyi ve kendine hayran bırakmayı kurmuştu.<br />
(Niyazi 116-117)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
SİZ NAPOLYONA BENZİYORSUNUZ.<br />
<br />
Mustafa kemal, bu benzetmeyi reddetti ve:<br />
<br />
- &#8220;Napolyon, arkasına bir sürü, muhtelif milliyetteki insanları toplayacak macera aramaya çıktı. Ve bunun içindir ki yarı yolda kaldı. Ben bir anadan, bir babadan gelen kardeşlerimle kendi vatanımı kurtarmak davası yolundayım. Ve bu muhakkak ki muvaffak olacağım!&#8221; Cevabını verdi.<br />
<br />
Mustafa Kemal&#8217;in giriştiği mücadeleyi hayret ve takdirle karşılayan Towsend, kendisine karşısındaki düşmanın kudretini hatırlatmak isteyerek:<br />
<br />
- &#8220;Siz mücadeleye mecbur olduğunuz düşmanın ne kadar kuvvetli olduğunu hesaba katmıyorsunuz. Bu düşmanın size her vasıta ile, oturduğunuz odadaki eşya, yemeğiniz ve her şeyinizle bir fenalık yapabilmesi ihtimali bile vardır,&#8221; dedi.<br />
<br />
Mustafa Kemal gayet sakin bir eda ile:<br />
<br />
- &#8220;Evet, karşımdaki düşmanın çok kuvvetli olduğunu biliyorum. Fakat insaniyeti müdafaa eden kimseler ölümle tehdit edilmelerine rağmen ölmezler ve ebediyen yaşarlar!&#8221; Cevabını verdi.<br />
<br />
Sabaha karşı müzakere bittiği vakit büyük bir hayranlıkla Mustafa Kemal&#8217;den ayrılan Towsend, refakatindeki memur Türk subayına:<br />
<br />
- &#8220;Ben şimdiye kadar 15 hükümdar ve cumhurbaşkanı ile özel ve resmi konuşmalar yaptım. Bu geceki kadar ezildiğimi hatırlamıyorum. Mustafa Kemal&#8217;de büyük bir ruh kudretinin esrarı var, &#8221; dedi.<br />
<br />
(Banoğlu, Age, S:126)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
ATATÜRK&#8217;E &#8220;PAŞA&#8221; DİYEN KAYMAKAM NASIL AZARLANDI.<br />
<br />
Atatürk bir gece sabaha karşı ani bir kararla ve habersiz olarak Alanya&#8217;ya çıkmıştı. Sabahın ilk saatleri... Beş kişilik bu gurup, sıcak birşey içecek, tıraş olacak bir yer arıyorlar. Bu sırada bir jandarma eri, kendilerini tanıyıp kaymakamı durumdan haberdar ediyor. Kaymakam ayağına pantolonu, sırtına redingotu, başına melon şapkayı geçirip koşuyor. Fakat yüzü bir hayli tıraşlıdır. Heyecan ve şaşkınlığı kaymakamın her halinden bellidir.<br />
<br />
Şimdi fıkranın özünü sayın Ali Kılıç&#8217;tan dinleyelim:<br />
<br />
- &#8220;Kaymakamın gayet sade ve samimi hali, heyecan ifade eden görünüşü Atatürk&#8217;ün pek hoşuna gidiyordu. Atatürk çok keyifli ve neşeliydi. Ara sıra kaymakamla şakalaşıyordu. Bir aralık kaymakam birşey anlatmaya başladı.<br />
<br />
- &#8220;Paşa hazretleri!...&#8221; Diye hitap ederken, Atatürk:<br />
<br />
- &#8220;Kaymakam Bey, Büyük Millet Meclisi&#8217;nin paşalık, beylik, efendilik gibi unvanları bir kanunla kaldırmış olduğunu biliyor musun?<br />
<br />
Sonra bizi göstererek ilave etti:<br />
<br />
Bu arkadaşlar milletvekilidir. İçişleri bakanından soruda bulunurlarsa ne yapacaksın? Deyince, kaymakam bu şakayı da ciddiye almış ve:<br />
<br />
- &#8220;Şu halde size ne diye hitap edeyim?&#8221; diye sormuştu.<br />
<br />
Kaymakamın bu hali Atatürk&#8217;ün çok hoşuna gitmiş, çok gülmüşlerdi.<br />
<br />
(Banoğlu, Age, S:478)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
ATATÜRK VE KİN<br />
<br />
Atatürk&#8217;ün asla kini yoktur. Bir kimseye ne kadar kızarsa kızsın, bir süre sonra affeder, onları unutur, bir daha tekrar edilmesini ile arzu etmezdi. Bu yüzden civarındakilerden birçokları zaman zaman gözden düşer, sonra yeniden affedilir, yeniden eski mevkiini alırdı. Fakat, asla göz yummadığı şey, bir kimsenin ekmeğiyle oynanmasıydı.<br />
<br />
Yeni harflerin en büyük taassupla takip edildiği bir devirde bir seyahati esnasında bir hükümet bürosuna girdi. Açtığı bir defterde bir deste eski harflerle yazılmış notlar ve kağıtlar buldu. Defterin sahibi yaşlı bir memurdu.<br />
<br />
Atatürk, hayatında ender rastlanan bir hiddetle memurdan başladı. Amirde bitirdi, hepsini kovdu. Dışarı çıkarken de:<br />
<br />
Bunlar mikroptur, efendim! Milli bünyenin iyiliği namına temizlemeli!.. Diye bağırdı.<br />
<br />
Akşam oldu. Vilayet konağında bir ziyafet vardı. Bir aralık söz yine yeni harflere geldi. Atatürk, valiye sordu:<br />
<br />
- &#8220;Bugünkü yobazlara ne yaptın?&#8221;<br />
<br />
Vali:<br />
<br />
- &#8220;Görevlerine son verdim, paşam. Esasen ücretli hizmetlilerdi&#8221;.<br />
<br />
Atatürk durakladı. Sonra usulca:<br />
<br />
- &#8220;O olmadı işte!...&#8221; dedi. &#8220;Bu adam kabahatli, muhakkak!.. Fakat, çoluğu çocuğunun suçu ne?... Onları aç bırakmaya hakkımız yok. Onu görevine usulca iade et!.. Biz adamları cezalandırmayız, ama ekmekle oynamak doğru değildir!...&#8221;<br />
(Banoğlu, Age, S: 354)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[I am a new user here]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=628</link>
			<pubDate>Tue, 20 Apr 2010 08:38:15 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=628</guid>
			<description><![CDATA[Hi Guys,I am a new user, and I just wanted to say hello to you folks.<br />
<br />
I stumbled onto this website seeking some thing ( I do not remember what) and fell motivated by this site.<br />
<br />
I'm friendly and also totally cool with all people<br />
<br />
Joined in an attempt to try to make some new buddies and have great conversations.<br />
<br />
I am married and have two dogs, I've got a large amount of interests and I found that this particular internet site features a lot to provide and so here I am. I'm looking ahead in order to  to know several of you and also enrolling the a lot of boards.<br />
<br />
i'm absolutely loving the forum from what ive seen up to now and look forward getting into some posting activity<br />
<br />
I hope to speak with everyone in the near future]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hi Guys,I am a new user, and I just wanted to say hello to you folks.<br />
<br />
I stumbled onto this website seeking some thing ( I do not remember what) and fell motivated by this site.<br />
<br />
I'm friendly and also totally cool with all people<br />
<br />
Joined in an attempt to try to make some new buddies and have great conversations.<br />
<br />
I am married and have two dogs, I've got a large amount of interests and I found that this particular internet site features a lot to provide and so here I am. I'm looking ahead in order to  to know several of you and also enrolling the a lot of boards.<br />
<br />
i'm absolutely loving the forum from what ive seen up to now and look forward getting into some posting activity<br />
<br />
I hope to speak with everyone in the near future]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[kalp atım monitörü]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=627</link>
			<pubDate>Mon, 19 Apr 2010 19:17:10 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=627</guid>
			<description><![CDATA[arkadaşlar kalp atım monitörünün devre şemasını bilen warsa rica etsem sametbozkus1990@hotmail.com adresını ekleyebılırmı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[arkadaşlar kalp atım monitörünün devre şemasını bilen warsa rica etsem sametbozkus1990@hotmail.com adresını ekleyebılırmı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[15 saniyede göz ameliyatı | Intracor presbiyopi]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=626</link>
			<pubDate>Thu, 15 Apr 2010 19:48:42 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=626</guid>
			<description><![CDATA[Özellikle 45-50 yaşından sonra sık rastlanan yakını görememe sorunu, 15 saniye süren bir ameliyatla ortadan kaldırılıyor.<br />
<br />
<br />
Damla anesteziyle iki göze aynı anda ve lazerle yapılan ameliyattan sonra hasta yakın gözlüğüne veda edebiliyor. Göz, ameliyattan sonra kapatılmıyor ve kişi ağrı çekmiyor. En geç 12 saatte gözlüksüz yakını görme başlıyor. &#8220;Intracor presbiyopi&#8221; denilen ameliyatı yapan Acıbadem Göz Hastanesi Medikal Direktörü Doç. Dr. Bozkurt Şener, ameliyatta kullanılan lazerin hata riskini sıfıra indirecek kadar geliştirildiğini belirtti. Şener, yöntemin, uzağı görme problemine yol açmadan hastanın yakın görüşünü düzelttiğini vurguladı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Özellikle 45-50 yaşından sonra sık rastlanan yakını görememe sorunu, 15 saniye süren bir ameliyatla ortadan kaldırılıyor.<br />
<br />
<br />
Damla anesteziyle iki göze aynı anda ve lazerle yapılan ameliyattan sonra hasta yakın gözlüğüne veda edebiliyor. Göz, ameliyattan sonra kapatılmıyor ve kişi ağrı çekmiyor. En geç 12 saatte gözlüksüz yakını görme başlıyor. &#8220;Intracor presbiyopi&#8221; denilen ameliyatı yapan Acıbadem Göz Hastanesi Medikal Direktörü Doç. Dr. Bozkurt Şener, ameliyatta kullanılan lazerin hata riskini sıfıra indirecek kadar geliştirildiğini belirtti. Şener, yöntemin, uzağı görme problemine yol açmadan hastanın yakın görüşünü düzelttiğini vurguladı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kadınlar temizlik, erkekler cinsellik!]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=625</link>
			<pubDate>Thu, 15 Apr 2010 19:31:29 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=625</guid>
			<description><![CDATA[Türkiye'de 2 milyon takıntı hastası var...<br />
<br />
Arkadaşına tecavüz etmekten korkan ya da akrabasına kötü gözle bakan birini sapık olarak nitelendirmek en kolay yol olsa da , aslında bu kişiler sadece takıntılarının kurbanılar.<br />
Türkiye'de 2 milyon, İstanbul'da 250 bin takıntı hastası var ve çocuklar da bu hastalığa yakalanabiliyor.<br />
Günümüzde her 10 bin kişiden 250-300'ünün takıntı hastası olduğu biliniyor. Dünyada ise 300 milyon kişide 'takıntı' hastalığı var.<br />
<br />
Kadınların en çok temizlik takıntısı olduğunu belirten Dr. Oğuz Tan, erkeklerde cinsellik takıntılarının daha sık görüldüğünü söylüyor. Obsesyon (takıntı) hastalığının çocuklukta da ortaya çıktığına işaret eden Dr. Oğuz Tan, "Takıntılı çocuklar sürekli aynı soruyu sorarlar. Ders çalışırken bir cümleyi okuyup, emin olamadıkları için tekrar aynı cümleye dönerler. Bir sayfa okumaları için 5-6 saat geçmesi gerekir" diyor.<br />
<br />
Düşünün hayatınız bir anda değişiyor ve aklınıza öyle şeyler geliyor ki, kendinizden utanıyorsunuz. Başkalarına yan gözle bakacaksınız diye kendinizi eve kapatıyor, kimseyle göz göze gelemiyor, en yakınınızla bile cinsel içerikli hayaller kuruyorsunuz. Bu durumda ne yaparsınız? Cinsel takıntılı biri olduğunuzun farkına varmalı ve vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmalısınız.<br />
<br />
Cinsel takıntılar zihinden kovulamıyor<br />
Cinsel takıntılar, dayanılması zor, büyük utanç ve acı veren takıntılar arasında. Psikiyatri Uzmanı Oğuz Tan, cinsel takıntıları; "Kişilerin aklına hiç istemedikleri zamanda hiç istemedikleri kişilerle ilgili cinsel düşünceler, erotik görüntüler gelmesidir. Her takıntıda olduğu gibi tekrarlayıcıdırlar ve zihinden kovmaya çalışmakla gitmezler" diye açıklıyor.<br />
<br />
En sık rastlanan cinsel takıntılar nelerdir?<br />
Zaman zaman hastalarımız yüzleri perişan, gözyaşlarına boğulmuş halde odamıza girerler ve sesleri boğularak, tıkanarak, utanarak anlatırlar: "Kızlarıma tecavüz etmekten korkuyorum. Anneme cinsel arzu duyuyormuş gibi bir hisse kapılıyorum. Üç yaşındaki yeğenimi öptükten sonra penisimin sertleşip sertleşmediğini kontrol ediyorum." Bu kişiler ya kızlarının saçlarını bile okşamaz olur, annelerine yaptıkları ziyaretleri bayramdan bayrama indirirler ya da gerçekten sapık olup olmadıklarım kontrol maksadıyla olur olmaz yerde, olur olmaz şekilde yakınlarına dokunup onları sinir ederler. İnsanların cinsel organlarına bakma takıntılarına da sıkça şahit oluruz. Kadınların cinsel organlarına bakma dürtüsü duyan erkekler, gözleri erkeklerin kasıklarına kayacakmış korkusu yaşayan kadınlar sık sık bize başvururlar. Bu kişiler, erkekse kadınları rahatsız etmekten, kadınsa 'hafifmeşrep' damgası yemekten büyük korku duyarlar.<br />
<br />
Kişi cinsel takıntılarını nasıl kontrol altında tutabilir?<br />
Aslında bu tıbbi bir durumdur, 'obsesif kompülsif bozukluk' adında bir hastalıktır. Beyinde seratonin adlı maddenin eksik olmasından kaynaklanır. Kişi bu düşüncelerin sapıklık olmadığım, tıbbi bir durum olduğunu bilmeli, düşünceleri kafadan atmaya çalışmamalıdır. Kendi kendine düzelmesi çok zordur, mutlaka psikiyatriste gidilmelidir.<br />
<br />
Cinsel takıntılar, bir bakıma seks bağımlılığı mıdır?<br />
Seks bağımlılığıyla hiçbir alâkası yoktur. Tam tersine, cinsel takıntısı olan insanlar son derece mazbut, ahlaki değerlere haddinden fazla önem veren, hatta ahlaki konularda oldukça katı olan kişilerdir. Korktukları şeyleri asla yapmazlar. Takıntı, düşüncenin bir hastalığıdır. Asla istenmeyen eylemle sonuçlanmaz. Takıntılı insanlar kendilerine büyük haksızlık eder, 'sapık' olduklarının anlaşılacağı endişesiyle izole bir hayat yaşamaya başlarlar.<br />
Obsesif kompülsif kişilik bozukluğu<br />
<br />
Psikolog Yasemin Yeşilyaprak, obsesif kompülsif kişilik bozukluğunu şöyle açıklıyor; "Dürüstlük, kuralcılık, güvenilirlik gibi özelliklerin baskısıyla, esnek olamayışın, değişime uyum sağlayamamanın doğurduğu bir bozukluktur. Hastalar, sorumlulukları ciddi şekilde üstlenirler ama hata yapmaktan ve eksiklikten nefret ettikleri için ayrıntılarla çok fazla meşgul olurlar ve gerçek amaçlarının ne olduğunu unuturlar. Sonuç olarak karar vermede ve işleri tamamlamada güçlük çekerler. <br />
<br />
Bu tür problemler, sorumlulukların bir endişe kaynağı haline dönüşmesine sebep olur ve bu kişiler amaçlarından nadiren memnuniyet duyarlar. Çoğu obsesif kompülsif özellikler uyumludur ve bunlar çok belirgin olmadığı sürece, bu özelliklere sahip kişiler daha fazla amaçlarına ulaşırlar. <br />
<br />
Özellikle bilimde ve kuralların, mükemmeliyetçiliğin ve azmin gerekli olduğu akademik alanlarda bu kişiler başarılı olurlar. Bununla birlikte kişiler arası ilişkilerde ve kontrolünün olmadığı durumlarda kendilerini huzursuz hissederler. Diğer insanlarla ilişkilerinde ve ne olacağı öngörülemez durumlarda mutlaka güven bulmak isterler.<br />
Uzmanlar diyor ki; cinsellik takıntısını seks bağımlılığıyla karıştırmayın.<br />
<br />
Cinsel takıntılar ne zaman tehlikeli boyuta ulaşıyor?<br />
Cinsel takıntının varlığı bile oldukça kötü. Takıntının hafifi bile kişiye büyük azap yaşatır. Takıntı şiddetlendikçe insanlardan uzaklaşma, kendini tecrit etme ve ağır depresyon ortaya çıkar.<br />
<br />
Cinsel takıntılar, kişinin hayatını nasıl etkiler?<br />
Utanç duygusu, insanlardan uzaklaşma, mutsuzluk, hayattan zevk almama, huzursuzluk, sıkıntı verir. <br />
Cinsel takıntılar, cinsel yaşamı nasıl etkiler? Cinsel takıntılar, cinsel bir problem değildir. Cinsel fonksiyonun değil, düşüncenin bir hastalığıdır. Cinsel takıntısı olanların cinsel hayatı normaldir. Tek problemleri, dönem dönem depresyonun doğal sonucu olan cinsel isteksizliktir.<br />
<br />
Cinsel takıntıların altında ne gibi sorunlar olabilir? <br />
Bazı eski kitaplarda, bilinçaltında yatan gizli cinsel arzuların cinsel takıntılara yol açabileceği yazar. Bunun doğru olmadığı, bugün çok iyi anlaşılmıştır. Takıntı, biyolojik bir problemdir. Beynin ön ve alt bölgelerinin hastalığıdır. Bu bölgelerde serotonin maddesinin düşüklüğünden kaynaklanır. Hastalığın elbette psikolojik sebepleri de vardır. Ama bu psikolojik sebepler, bilinçaltı arzular değildir; sıkıntı sahiplerinin, fazla mükemmeliyetçi ve ahlakçı, kolaylıkla suçluluk duygularına kapılıveren insanlar olmalarıdır.<br />
 <br />
Cinsel takıntılı olmak sapkınlık mıdır?<br />
Sapkınlıkla hiçbir alâkası yoktur. Bu kişiler, sapık olacak en son insanlardır.<br />
<br />
Eşcinsellik takıntısı kişide ne tür sorunlara yol açar? <br />
Eşcinsellik takıntısı da pek çok 'normal' erkeğin hayatını mahveden takıntılardandır. "Ben eşcinsel miyim?" sorusu zihinlerini kavurur. Ömürleri boyunca hiçbir erkeğe ilgi duymamışlar, sadece ve sadece kadınları hayal etmekten, kadınlarla beraber olmaktan zevk almışlardır. Ancak erkeklerle sevişirken görürler kendilerini. <br />
<br />
Yakın arkadaşlarıyla, amca çocuklarıyla, tanımadıkları erkeklerle homoseksüel ilişki halindeki pozları gözlerinin önünden gitmez. Erkek soyunma odası türü yerlerde dehşete kapılırlar. Eşcinsel görünce yılan görmüş gibi paniğe kapılan, eşcinsel görmemek için yıllardır Beyoğlu'na ayak basmamış hastalarımız var.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Türkiye'de 2 milyon takıntı hastası var...<br />
<br />
Arkadaşına tecavüz etmekten korkan ya da akrabasına kötü gözle bakan birini sapık olarak nitelendirmek en kolay yol olsa da , aslında bu kişiler sadece takıntılarının kurbanılar.<br />
Türkiye'de 2 milyon, İstanbul'da 250 bin takıntı hastası var ve çocuklar da bu hastalığa yakalanabiliyor.<br />
Günümüzde her 10 bin kişiden 250-300'ünün takıntı hastası olduğu biliniyor. Dünyada ise 300 milyon kişide 'takıntı' hastalığı var.<br />
<br />
Kadınların en çok temizlik takıntısı olduğunu belirten Dr. Oğuz Tan, erkeklerde cinsellik takıntılarının daha sık görüldüğünü söylüyor. Obsesyon (takıntı) hastalığının çocuklukta da ortaya çıktığına işaret eden Dr. Oğuz Tan, "Takıntılı çocuklar sürekli aynı soruyu sorarlar. Ders çalışırken bir cümleyi okuyup, emin olamadıkları için tekrar aynı cümleye dönerler. Bir sayfa okumaları için 5-6 saat geçmesi gerekir" diyor.<br />
<br />
Düşünün hayatınız bir anda değişiyor ve aklınıza öyle şeyler geliyor ki, kendinizden utanıyorsunuz. Başkalarına yan gözle bakacaksınız diye kendinizi eve kapatıyor, kimseyle göz göze gelemiyor, en yakınınızla bile cinsel içerikli hayaller kuruyorsunuz. Bu durumda ne yaparsınız? Cinsel takıntılı biri olduğunuzun farkına varmalı ve vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmalısınız.<br />
<br />
Cinsel takıntılar zihinden kovulamıyor<br />
Cinsel takıntılar, dayanılması zor, büyük utanç ve acı veren takıntılar arasında. Psikiyatri Uzmanı Oğuz Tan, cinsel takıntıları; "Kişilerin aklına hiç istemedikleri zamanda hiç istemedikleri kişilerle ilgili cinsel düşünceler, erotik görüntüler gelmesidir. Her takıntıda olduğu gibi tekrarlayıcıdırlar ve zihinden kovmaya çalışmakla gitmezler" diye açıklıyor.<br />
<br />
En sık rastlanan cinsel takıntılar nelerdir?<br />
Zaman zaman hastalarımız yüzleri perişan, gözyaşlarına boğulmuş halde odamıza girerler ve sesleri boğularak, tıkanarak, utanarak anlatırlar: "Kızlarıma tecavüz etmekten korkuyorum. Anneme cinsel arzu duyuyormuş gibi bir hisse kapılıyorum. Üç yaşındaki yeğenimi öptükten sonra penisimin sertleşip sertleşmediğini kontrol ediyorum." Bu kişiler ya kızlarının saçlarını bile okşamaz olur, annelerine yaptıkları ziyaretleri bayramdan bayrama indirirler ya da gerçekten sapık olup olmadıklarım kontrol maksadıyla olur olmaz yerde, olur olmaz şekilde yakınlarına dokunup onları sinir ederler. İnsanların cinsel organlarına bakma takıntılarına da sıkça şahit oluruz. Kadınların cinsel organlarına bakma dürtüsü duyan erkekler, gözleri erkeklerin kasıklarına kayacakmış korkusu yaşayan kadınlar sık sık bize başvururlar. Bu kişiler, erkekse kadınları rahatsız etmekten, kadınsa 'hafifmeşrep' damgası yemekten büyük korku duyarlar.<br />
<br />
Kişi cinsel takıntılarını nasıl kontrol altında tutabilir?<br />
Aslında bu tıbbi bir durumdur, 'obsesif kompülsif bozukluk' adında bir hastalıktır. Beyinde seratonin adlı maddenin eksik olmasından kaynaklanır. Kişi bu düşüncelerin sapıklık olmadığım, tıbbi bir durum olduğunu bilmeli, düşünceleri kafadan atmaya çalışmamalıdır. Kendi kendine düzelmesi çok zordur, mutlaka psikiyatriste gidilmelidir.<br />
<br />
Cinsel takıntılar, bir bakıma seks bağımlılığı mıdır?<br />
Seks bağımlılığıyla hiçbir alâkası yoktur. Tam tersine, cinsel takıntısı olan insanlar son derece mazbut, ahlaki değerlere haddinden fazla önem veren, hatta ahlaki konularda oldukça katı olan kişilerdir. Korktukları şeyleri asla yapmazlar. Takıntı, düşüncenin bir hastalığıdır. Asla istenmeyen eylemle sonuçlanmaz. Takıntılı insanlar kendilerine büyük haksızlık eder, 'sapık' olduklarının anlaşılacağı endişesiyle izole bir hayat yaşamaya başlarlar.<br />
Obsesif kompülsif kişilik bozukluğu<br />
<br />
Psikolog Yasemin Yeşilyaprak, obsesif kompülsif kişilik bozukluğunu şöyle açıklıyor; "Dürüstlük, kuralcılık, güvenilirlik gibi özelliklerin baskısıyla, esnek olamayışın, değişime uyum sağlayamamanın doğurduğu bir bozukluktur. Hastalar, sorumlulukları ciddi şekilde üstlenirler ama hata yapmaktan ve eksiklikten nefret ettikleri için ayrıntılarla çok fazla meşgul olurlar ve gerçek amaçlarının ne olduğunu unuturlar. Sonuç olarak karar vermede ve işleri tamamlamada güçlük çekerler. <br />
<br />
Bu tür problemler, sorumlulukların bir endişe kaynağı haline dönüşmesine sebep olur ve bu kişiler amaçlarından nadiren memnuniyet duyarlar. Çoğu obsesif kompülsif özellikler uyumludur ve bunlar çok belirgin olmadığı sürece, bu özelliklere sahip kişiler daha fazla amaçlarına ulaşırlar. <br />
<br />
Özellikle bilimde ve kuralların, mükemmeliyetçiliğin ve azmin gerekli olduğu akademik alanlarda bu kişiler başarılı olurlar. Bununla birlikte kişiler arası ilişkilerde ve kontrolünün olmadığı durumlarda kendilerini huzursuz hissederler. Diğer insanlarla ilişkilerinde ve ne olacağı öngörülemez durumlarda mutlaka güven bulmak isterler.<br />
Uzmanlar diyor ki; cinsellik takıntısını seks bağımlılığıyla karıştırmayın.<br />
<br />
Cinsel takıntılar ne zaman tehlikeli boyuta ulaşıyor?<br />
Cinsel takıntının varlığı bile oldukça kötü. Takıntının hafifi bile kişiye büyük azap yaşatır. Takıntı şiddetlendikçe insanlardan uzaklaşma, kendini tecrit etme ve ağır depresyon ortaya çıkar.<br />
<br />
Cinsel takıntılar, kişinin hayatını nasıl etkiler?<br />
Utanç duygusu, insanlardan uzaklaşma, mutsuzluk, hayattan zevk almama, huzursuzluk, sıkıntı verir. <br />
Cinsel takıntılar, cinsel yaşamı nasıl etkiler? Cinsel takıntılar, cinsel bir problem değildir. Cinsel fonksiyonun değil, düşüncenin bir hastalığıdır. Cinsel takıntısı olanların cinsel hayatı normaldir. Tek problemleri, dönem dönem depresyonun doğal sonucu olan cinsel isteksizliktir.<br />
<br />
Cinsel takıntıların altında ne gibi sorunlar olabilir? <br />
Bazı eski kitaplarda, bilinçaltında yatan gizli cinsel arzuların cinsel takıntılara yol açabileceği yazar. Bunun doğru olmadığı, bugün çok iyi anlaşılmıştır. Takıntı, biyolojik bir problemdir. Beynin ön ve alt bölgelerinin hastalığıdır. Bu bölgelerde serotonin maddesinin düşüklüğünden kaynaklanır. Hastalığın elbette psikolojik sebepleri de vardır. Ama bu psikolojik sebepler, bilinçaltı arzular değildir; sıkıntı sahiplerinin, fazla mükemmeliyetçi ve ahlakçı, kolaylıkla suçluluk duygularına kapılıveren insanlar olmalarıdır.<br />
 <br />
Cinsel takıntılı olmak sapkınlık mıdır?<br />
Sapkınlıkla hiçbir alâkası yoktur. Bu kişiler, sapık olacak en son insanlardır.<br />
<br />
Eşcinsellik takıntısı kişide ne tür sorunlara yol açar? <br />
Eşcinsellik takıntısı da pek çok 'normal' erkeğin hayatını mahveden takıntılardandır. "Ben eşcinsel miyim?" sorusu zihinlerini kavurur. Ömürleri boyunca hiçbir erkeğe ilgi duymamışlar, sadece ve sadece kadınları hayal etmekten, kadınlarla beraber olmaktan zevk almışlardır. Ancak erkeklerle sevişirken görürler kendilerini. <br />
<br />
Yakın arkadaşlarıyla, amca çocuklarıyla, tanımadıkları erkeklerle homoseksüel ilişki halindeki pozları gözlerinin önünden gitmez. Erkek soyunma odası türü yerlerde dehşete kapılırlar. Eşcinsel görünce yılan görmüş gibi paniğe kapılan, eşcinsel görmemek için yıllardır Beyoğlu'na ayak basmamış hastalarımız var.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İntihal Nedir ?]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=624</link>
			<pubDate>Wed, 14 Apr 2010 13:39:28 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=624</guid>
			<description><![CDATA[İntihal (TDK: Aşırma), bir kişinin eserinde başka kişilerin ifade, buluş veya düşüncelerini kaynak göstermeksizin kendisine aitmiş gibi kullanması. İntihal bir tür sahtekârlık ve hırsızlıktır.<br />
<br />
Başlıca türleri:<br />
<br />
   1. Alıntı ifadeler ve fikirler için kaynak göstermemek<br />
   2. Birebir ödünç alınan ifadeleri tırnak içinde (veya uygun bir şekilde ayrı bir paragraf halinde) yazmamak<br />
<br />
İntihal bilinçli olarak veya kaza eseri oluşabilir.<br />
<br />
"Bırakılan cisimler yere düşer" veya "II. Dünya Savaşı 1945'de sona erdi" gibi cümlelerde kaynak gösterilmemesi intihal sayılmaz. Zira bu tür yaygın bilgileri, gerçekleri içeren cümleleri yazan kişi, bunları bulan, ilk düşünen ve ortaya koyan kişi olduğu izlenimi yaratmaz. Bu türden, yaygın bilgi veya gerçek kabul edilen konularda kaynak göstermemek intihal yaratmaz.<br />
<br />
Başkalarına ait fikirler alıntı yapılırken, yeni cümlelerle ifade edilseler bile kaynak gösterilmesi gerekir. İntihalden kurtulmak için aşağıdaki iki yöntemden birini izlemeniz önerilir:<br />
<br />
   1. Alıntıları kısa ise tırnak içerisinde vermek. Eğer alıntı uzunca bir cümle veya birkaç cümle ise o zaman ayrı bir paragraf halinde, girintili bir şekilde ve satır arası boşlukları daha az bırakılarak yazılmalıdır. Unutulmamalıdır ki daha halen atıf ve kaynak eklenmelidir.<br />
   2. Diğer bir yöntem ise, atıf yapılan çalışmadaki bilgilerin size ait cümlelerle ifade edilmesidir ki, bunun için ya özet halinde yazmalı ya da okuyup, aklınızda kalanları kaynağa bakmaksızın kendi cümlelerinizle ifade etmektir. Bu metodlar kullanıldığında, daha halen orjinali ile karşılaştırılıp, eğer birebir ifadeler varsa bunlar değiştirilmelidir.<br />
<br />
İntihal ciddi bir akademik suçtur. Cezaları öğrencilerin düşük not almasından akademik kariyerin silinmesine kadar değişebilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İntihal (TDK: Aşırma), bir kişinin eserinde başka kişilerin ifade, buluş veya düşüncelerini kaynak göstermeksizin kendisine aitmiş gibi kullanması. İntihal bir tür sahtekârlık ve hırsızlıktır.<br />
<br />
Başlıca türleri:<br />
<br />
   1. Alıntı ifadeler ve fikirler için kaynak göstermemek<br />
   2. Birebir ödünç alınan ifadeleri tırnak içinde (veya uygun bir şekilde ayrı bir paragraf halinde) yazmamak<br />
<br />
İntihal bilinçli olarak veya kaza eseri oluşabilir.<br />
<br />
"Bırakılan cisimler yere düşer" veya "II. Dünya Savaşı 1945'de sona erdi" gibi cümlelerde kaynak gösterilmemesi intihal sayılmaz. Zira bu tür yaygın bilgileri, gerçekleri içeren cümleleri yazan kişi, bunları bulan, ilk düşünen ve ortaya koyan kişi olduğu izlenimi yaratmaz. Bu türden, yaygın bilgi veya gerçek kabul edilen konularda kaynak göstermemek intihal yaratmaz.<br />
<br />
Başkalarına ait fikirler alıntı yapılırken, yeni cümlelerle ifade edilseler bile kaynak gösterilmesi gerekir. İntihalden kurtulmak için aşağıdaki iki yöntemden birini izlemeniz önerilir:<br />
<br />
   1. Alıntıları kısa ise tırnak içerisinde vermek. Eğer alıntı uzunca bir cümle veya birkaç cümle ise o zaman ayrı bir paragraf halinde, girintili bir şekilde ve satır arası boşlukları daha az bırakılarak yazılmalıdır. Unutulmamalıdır ki daha halen atıf ve kaynak eklenmelidir.<br />
   2. Diğer bir yöntem ise, atıf yapılan çalışmadaki bilgilerin size ait cümlelerle ifade edilmesidir ki, bunun için ya özet halinde yazmalı ya da okuyup, aklınızda kalanları kaynağa bakmaksızın kendi cümlelerinizle ifade etmektir. Bu metodlar kullanıldığında, daha halen orjinali ile karşılaştırılıp, eğer birebir ifadeler varsa bunlar değiştirilmelidir.<br />
<br />
İntihal ciddi bir akademik suçtur. Cezaları öğrencilerin düşük not almasından akademik kariyerin silinmesine kadar değişebilir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Biyomedikalciler 2000 Kişi Oldu.]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=623</link>
			<pubDate>Tue, 13 Apr 2010 17:24:33 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=623</guid>
			<description><![CDATA[<br />
Biyomedikalciler.com sitemiz 2000 üye üzerine çıktı.Herkese teşekkür ederiz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
Biyomedikalciler.com sitemiz 2000 üye üzerine çıktı.Herkese teşekkür ederiz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[40 ayak (Kırkayağın ) Kaç Ayağı Vardır ?]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=622</link>
			<pubDate>Tue, 13 Apr 2010 17:19:27 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=622</guid>
			<description><![CDATA[<br />
Krizin ortasında sorulacak soru değil bu, biliyorum. Ama hiç merak etmediniz mi? Adı kırkayak ama gerçekten kırk tane ayağı var mı? diye:)<br />
<br />
Kırkayak kelimesi, Latince, "yüz ayak" anlamına gelen "centipeda" kelimesinden gelmektedir. Biz merak edelim yada etmeyelim, birileri yüzyıllardır bu işe kafa yormuş ve kırkayakları kapsamlı bir şekilde incelemiş, fakat gelin görün ki; henüz yüz ayağa sahip bir kırkayağa rastlanmamış. Bazılarının yüzden çok, bazılarının da yüzden az ayağı varmış. Yüze en yakın ayak sayısına sahip olan, 96 ayaklı kırkayak 1999 yılında keşfedilmiş. Bu kırkayak aynı zamanda, ayak çifti, çift sayı olan tek türmüş. Yani 48 çift ayağı varmış. Diğer bütün kırkayakların ayak sayıları 15 çiftle 191 çift arasında değişmekteymiş.<br />
<br />
<br />
ErkeKler hep kadınların çok sayıda ayakkabı sahip olmalarını eleştirirler ya, bence dua etsinler, ya bizlerde kırkayak gibi olsaydık. Bir kerede mininum 15 maksimum 191 çift ayakkabı satın almak gerekecekti.:)<br />
<br />
<br />
Keyifli günler dileklerimle...<br />
<br />
<br />
Kaynak: Cahillikler Kitabı-NTV Yayınları]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
Krizin ortasında sorulacak soru değil bu, biliyorum. Ama hiç merak etmediniz mi? Adı kırkayak ama gerçekten kırk tane ayağı var mı? diye:)<br />
<br />
Kırkayak kelimesi, Latince, "yüz ayak" anlamına gelen "centipeda" kelimesinden gelmektedir. Biz merak edelim yada etmeyelim, birileri yüzyıllardır bu işe kafa yormuş ve kırkayakları kapsamlı bir şekilde incelemiş, fakat gelin görün ki; henüz yüz ayağa sahip bir kırkayağa rastlanmamış. Bazılarının yüzden çok, bazılarının da yüzden az ayağı varmış. Yüze en yakın ayak sayısına sahip olan, 96 ayaklı kırkayak 1999 yılında keşfedilmiş. Bu kırkayak aynı zamanda, ayak çifti, çift sayı olan tek türmüş. Yani 48 çift ayağı varmış. Diğer bütün kırkayakların ayak sayıları 15 çiftle 191 çift arasında değişmekteymiş.<br />
<br />
<br />
ErkeKler hep kadınların çok sayıda ayakkabı sahip olmalarını eleştirirler ya, bence dua etsinler, ya bizlerde kırkayak gibi olsaydık. Bir kerede mininum 15 maksimum 191 çift ayakkabı satın almak gerekecekti.:)<br />
<br />
<br />
Keyifli günler dileklerimle...<br />
<br />
<br />
Kaynak: Cahillikler Kitabı-NTV Yayınları]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hangi Biyomedikal Dalını Seçtiniz ??]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=621</link>
			<pubDate>Sun, 11 Apr 2010 23:45:34 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=621</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
Tıbbi görüntüleme Sistemleri / Meslek Dalı 1<br />
Tıbbi Laboratuvar ve Hasta Dışı Uygulama Cihazları / Meslek Dalı 2<br />
Yaşam - Destek ve Tedavi Cihazları / Meslek Dalı 3<br />
Fizyolojik Sinyal İzleme Teşhis ve Kayıt Cihazları / Meslek Dalı 4<br />
<br />
<br />
Birde neden seçtiğinizi yazar mısınız ?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
Tıbbi görüntüleme Sistemleri / Meslek Dalı 1<br />
Tıbbi Laboratuvar ve Hasta Dışı Uygulama Cihazları / Meslek Dalı 2<br />
Yaşam - Destek ve Tedavi Cihazları / Meslek Dalı 3<br />
Fizyolojik Sinyal İzleme Teşhis ve Kayıt Cihazları / Meslek Dalı 4<br />
<br />
<br />
Birde neden seçtiğinizi yazar mısınız ?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[YÜKSEKÖĞRETİME GEÇİŞ SINAVI (2010-YGS) SORU KİTAPÇIKLARI VE CEVAPLARI]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=620</link>
			<pubDate>Sun, 11 Apr 2010 22:49:27 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=620</guid>
			<description><![CDATA[SINAV TARİHİ: 11.04.2010<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[SINAV TARİHİ: 11.04.2010<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[1.5 milyon aday 160 dakika ter döktü]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=619</link>
			<pubDate>Sun, 11 Apr 2010 22:46:53 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=619</guid>
			<description><![CDATA[İSTANBUL - YGS, Türkiye'de tüm il ve bazı ilçe merkezleri ile KKTC'nin başkenti Lefkoşa'da toplam 5 bin 183 binada, 79 bin 973 salonda gerçekleştirildi.<br />
<br />
Sınav, saat 10.00'da başladı ve tek oturumda 160 dakikada tamamlandı. Sınav merkezlerinde toplam 234 bin 94 kişi görev yaptı.<br />
<br />
Sınavda adaylara Türkçe, Sosyal Bilimler, Temel Matematik ve Fen Bilimleri testlerinin her birinden 40'ar soru yöneltildi.<br />
<br />
<br />
YGS'nin soru ve cevapları, bugün saat 15.00'den itibaren ''http://ygs2010-sorular.osym.gov.tr'' internet adresinde açıklanacak.<br />
<br />
SONUÇLAR<br />
Sınav sonuçlarının Mayıs ayının başında açıklanması planlanıyor. Sonuçlar ÖSYM'nin internet adresinden duyurulacak. Sınav kurallarına uymayan ve kopya çektiği tespit edilen adayların sınavları iptal edilecek.<br />
<br />
YGS'de uygulanan testlere verilen cevaplar, her test için ayrı ayrı değerlendirmeye alınacak.<br />
<br />
YGS'nin değerlendirilirken her bir aday için YGS-1, YGS-2, YGS-3, YGS-4, YGS-5 ve YGS-6 olmak üzere altı ayrı puan türü oluşturulacak.<br />
<br />
Sınavda 140-180 arası puan alan adaylar sadece meslek yüksekokulu ön lisans programları ile açıköğretim programlarını tercih edebilecek. YGS puanlarının en az biri 180 olan adaylar LYS'ye girmeye hak kazanabilecek.<br />
<br />
Sınavda 180 ve üzeri puan alanlar, hem meslek yüksekokulu ön lisans programları ile açık öğretim programlarını hem de YGS puanı ile öğrenci alan lisans programlarını tercih edebilecek.<br />
<br />
Özel yetenek sınavıyla öğrenci alan yükseköğretim programlarına başvurabilmek için ise YGS puanlarından en az birinin 140 ve üzeri olması gerekecek.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İSTANBUL - YGS, Türkiye'de tüm il ve bazı ilçe merkezleri ile KKTC'nin başkenti Lefkoşa'da toplam 5 bin 183 binada, 79 bin 973 salonda gerçekleştirildi.<br />
<br />
Sınav, saat 10.00'da başladı ve tek oturumda 160 dakikada tamamlandı. Sınav merkezlerinde toplam 234 bin 94 kişi görev yaptı.<br />
<br />
Sınavda adaylara Türkçe, Sosyal Bilimler, Temel Matematik ve Fen Bilimleri testlerinin her birinden 40'ar soru yöneltildi.<br />
<br />
<br />
YGS'nin soru ve cevapları, bugün saat 15.00'den itibaren ''http://ygs2010-sorular.osym.gov.tr'' internet adresinde açıklanacak.<br />
<br />
SONUÇLAR<br />
Sınav sonuçlarının Mayıs ayının başında açıklanması planlanıyor. Sonuçlar ÖSYM'nin internet adresinden duyurulacak. Sınav kurallarına uymayan ve kopya çektiği tespit edilen adayların sınavları iptal edilecek.<br />
<br />
YGS'de uygulanan testlere verilen cevaplar, her test için ayrı ayrı değerlendirmeye alınacak.<br />
<br />
YGS'nin değerlendirilirken her bir aday için YGS-1, YGS-2, YGS-3, YGS-4, YGS-5 ve YGS-6 olmak üzere altı ayrı puan türü oluşturulacak.<br />
<br />
Sınavda 140-180 arası puan alan adaylar sadece meslek yüksekokulu ön lisans programları ile açıköğretim programlarını tercih edebilecek. YGS puanlarının en az biri 180 olan adaylar LYS'ye girmeye hak kazanabilecek.<br />
<br />
Sınavda 180 ve üzeri puan alanlar, hem meslek yüksekokulu ön lisans programları ile açık öğretim programlarını hem de YGS puanı ile öğrenci alan lisans programlarını tercih edebilecek.<br />
<br />
Özel yetenek sınavıyla öğrenci alan yükseköğretim programlarına başvurabilmek için ise YGS puanlarından en az birinin 140 ve üzeri olması gerekecek.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tomografiye yasak geldi]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=618</link>
			<pubDate>Thu, 08 Apr 2010 22:55:21 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=618</guid>
			<description><![CDATA[Maruz bıraktığı radyasyon Hiroşima’dan kurtulan kişilerdeki kadar...<br />
<br />
 <br />
Normal röntgenden onlarca kat fazla radyasyon verilmesine neden olan tomografi çekimlerine İngiliz Sağlık Bakanlığı’ndan yasak geldi. Sağlıklı kişilerin vücut tomografisi çektirmesi yasaklandı. Bakanlığa göre, vücüdun maruz kaldığı radyasoyn Hiroşima’da atom bombasından kurtulan kişilerdeki kadar<br />
İngiliz Sağlık Bakanlığı önceki akşam çok kritik bir karara imza atarak sağlıklı kişilerin vücut tomografisi çektirmesine yasak getirdi. Bu yasağa gidilmesine gerekçe olarak tomografi sırasında yayılan ve vücuda nüfuz eden radyasyon oranının çok yüksek olması gösterildi. Tomografi çektirmek geçen yıllarda osteoropoz, kalp rahatsızlığı, damar tıkanıklığı ve diyabet gibi hastalıkları önceden tespit edebildiği için sağlık uzmanları tarafından sıklıkla tavsiye ediliyordu. Sağlıklı bireylerin her 5 yılda bir tomografi çektirmesini öneren doktorların bu tavsiyesi üzerine harekete geçen bakanlık tüm vücudu tarayan tomografinin normal bir röntgenden 400 kat daha fazla radyasyon yaydığını tespit edince yasak kararı aldı. Tomografiye sağlıklı giren her 50 hastadan birinin maruz kalınan radyasyon nedeniyle çekim sonrasında kansere yakalandığı belirtildi.<br />
1 tomografi 442 röntgene bedel<br />
Yayınlanan raporda sık tomografi çektirenlerin vücutlarındaki birikmiş radyasyon seviyesinin II. Dünya Savaşı’nda Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombalarından kurtulanlarla eş seviyede olduğu belirtildi. Sıradan bir röntgen vücudu görüntülemek için tek bir ışın gönderirken tomografide daha detaylı bir görüntü elde etmek için art arda birçok ışın gönderiliyor. 2009 sonunda California Üniversitesi’nde görevli Prof. Rebecca Smith-Bindman’ın 1.119 kişiyi inceleyerek yürüttüğü araştırmada tek bir tomografinin 442 göğüs röntgenine ve 74 mamografiye (meme röntgeni) eş oranda radyasyon yaydığı ortaya çıkmıştı. Uzmanlar tomografideki bu riske karşın MR’ın hiçbir yan etkisi olmadığı konusunda görüş birliğine vardı. MR çekimleri sırasında sadece radyo dalgaları kullanılıyor. Bunlar da insan sağlığına zararsız.<br />
Etkileri 30 yıl sonra ortaya çıkar<br />
Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta<br />
“Türkiye’de bir çok insan tomografi çektiriyor. Hastaya x ışınlarının yani radyasyonun verilmesi kansere sebep olan şeydir. Bunlar vücutta kalıcı olduğu için yok edilemez. Hiç şikayeti olmayan bir kişiyi teşhis edelim diyerek tomografiye sokulmaz. İnsan tomografi çektirdiği anda kanser olmuyor. 30 ya da 40 yıl sonra ortaya çıkıyor.”<br />
Prof. Dr. Murat Kınıkoğlu<br />
“Diğer tetkiklere göre üstün yönleri var ama kanser riskini artırması büyük bir dezavantaj. Baş ağrısı nedeniyle tomografiye giren 10 bin hastadan birinde beyin tümörü çıkıyor. Zararlı madde X ışınıdır. Tomografilerde, basit röntgen tetkiklerinden 50-200 kez daha fazla X ışını alınır. Küçük yaştakilerde ve hamile kadınlarda radyasyona bağlı kanserojen etki daha çoktur.”]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Maruz bıraktığı radyasyon Hiroşima’dan kurtulan kişilerdeki kadar...<br />
<br />
 <br />
Normal röntgenden onlarca kat fazla radyasyon verilmesine neden olan tomografi çekimlerine İngiliz Sağlık Bakanlığı’ndan yasak geldi. Sağlıklı kişilerin vücut tomografisi çektirmesi yasaklandı. Bakanlığa göre, vücüdun maruz kaldığı radyasoyn Hiroşima’da atom bombasından kurtulan kişilerdeki kadar<br />
İngiliz Sağlık Bakanlığı önceki akşam çok kritik bir karara imza atarak sağlıklı kişilerin vücut tomografisi çektirmesine yasak getirdi. Bu yasağa gidilmesine gerekçe olarak tomografi sırasında yayılan ve vücuda nüfuz eden radyasyon oranının çok yüksek olması gösterildi. Tomografi çektirmek geçen yıllarda osteoropoz, kalp rahatsızlığı, damar tıkanıklığı ve diyabet gibi hastalıkları önceden tespit edebildiği için sağlık uzmanları tarafından sıklıkla tavsiye ediliyordu. Sağlıklı bireylerin her 5 yılda bir tomografi çektirmesini öneren doktorların bu tavsiyesi üzerine harekete geçen bakanlık tüm vücudu tarayan tomografinin normal bir röntgenden 400 kat daha fazla radyasyon yaydığını tespit edince yasak kararı aldı. Tomografiye sağlıklı giren her 50 hastadan birinin maruz kalınan radyasyon nedeniyle çekim sonrasında kansere yakalandığı belirtildi.<br />
1 tomografi 442 röntgene bedel<br />
Yayınlanan raporda sık tomografi çektirenlerin vücutlarındaki birikmiş radyasyon seviyesinin II. Dünya Savaşı’nda Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombalarından kurtulanlarla eş seviyede olduğu belirtildi. Sıradan bir röntgen vücudu görüntülemek için tek bir ışın gönderirken tomografide daha detaylı bir görüntü elde etmek için art arda birçok ışın gönderiliyor. 2009 sonunda California Üniversitesi’nde görevli Prof. Rebecca Smith-Bindman’ın 1.119 kişiyi inceleyerek yürüttüğü araştırmada tek bir tomografinin 442 göğüs röntgenine ve 74 mamografiye (meme röntgeni) eş oranda radyasyon yaydığı ortaya çıkmıştı. Uzmanlar tomografideki bu riske karşın MR’ın hiçbir yan etkisi olmadığı konusunda görüş birliğine vardı. MR çekimleri sırasında sadece radyo dalgaları kullanılıyor. Bunlar da insan sağlığına zararsız.<br />
Etkileri 30 yıl sonra ortaya çıkar<br />
Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta<br />
“Türkiye’de bir çok insan tomografi çektiriyor. Hastaya x ışınlarının yani radyasyonun verilmesi kansere sebep olan şeydir. Bunlar vücutta kalıcı olduğu için yok edilemez. Hiç şikayeti olmayan bir kişiyi teşhis edelim diyerek tomografiye sokulmaz. İnsan tomografi çektirdiği anda kanser olmuyor. 30 ya da 40 yıl sonra ortaya çıkıyor.”<br />
Prof. Dr. Murat Kınıkoğlu<br />
“Diğer tetkiklere göre üstün yönleri var ama kanser riskini artırması büyük bir dezavantaj. Baş ağrısı nedeniyle tomografiye giren 10 bin hastadan birinde beyin tümörü çıkıyor. Zararlı madde X ışınıdır. Tomografilerde, basit röntgen tetkiklerinden 50-200 kez daha fazla X ışını alınır. Küçük yaştakilerde ve hamile kadınlarda radyasyona bağlı kanserojen etki daha çoktur.”]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[18 Nisan 2010 Biyomedikal Kalibrasyon Eğitimi]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=617</link>
			<pubDate>Thu, 08 Apr 2010 18:43:47 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=617</guid>
			<description><![CDATA[<br />
Tarih:	18 Nisan 2010 Pazar<br />
Zaman:	09:30 - 18:00<br />
Yer:	   Gölcük / Kocaeli<br />
<br />
Açıklama :<br />
Temel Biyomedikal Kalibrasyon Eğitimi bir günlük eğitimdir.Bu eğitimizin amaçı biyomedikal öğrencilerine biyomedikal kalibrasyonu en iyi sekilde öğretmektir.Tabi eğtimimizin sonucu olarak size ilerde sürekli lazım olacak "Temel Biyomedikal Kalibrasyon" sertifikasında verileceğiz. Eğitim içerikleri aşağı beli başlı ana başlıklarla belirtilmiştir.<br />
<br />
<br />
Eğitim İçeriklerinde Neler Var ?<br />
* Tıbbi Cihaz Yönetimi<br />
* Tıbbi Cihazlarda Performans Ölçümleri ve Kritiklik Seviyeleri<br />
* Hastabaşı monitörü kalibrasyonu<br />
* EKG cihazı kalibrasyonu<br />
* Tansiyon aleti kalibrasyonu<br />
* Elektrokoter kalibrasyonu<br />
* Ventilatör kalibrasyonu<br />
* Anestezi kalibrasyonu<br />
* Pulseoxımetre kalibrasyonu<br />
* İnfüzyon pompası kalibrasyonu<br />
* Sıcaklık Kalibrasyonu ( Etüv,Küvöz,Otoklav )<br />
* Kalibrasyon Sertifikalarının Değerlendirilmesi<br />
* Tıbbi cihazlarda kabul toleransları<br />
* Ve daha fazlası. Katılımcıların bütün sorularını bilgimizin yetiği kadar cevaplamaya çalışacağız.<br />
<br />
Eğitimimiz katılım ve istek talepleri ayrıca sormak istedikleriniz olursa... İletişim bilgilerimiz...<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
egitim@rezonansmed.com<br />
0541 927 71 85]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
Tarih:	18 Nisan 2010 Pazar<br />
Zaman:	09:30 - 18:00<br />
Yer:	   Gölcük / Kocaeli<br />
<br />
Açıklama :<br />
Temel Biyomedikal Kalibrasyon Eğitimi bir günlük eğitimdir.Bu eğitimizin amaçı biyomedikal öğrencilerine biyomedikal kalibrasyonu en iyi sekilde öğretmektir.Tabi eğtimimizin sonucu olarak size ilerde sürekli lazım olacak "Temel Biyomedikal Kalibrasyon" sertifikasında verileceğiz. Eğitim içerikleri aşağı beli başlı ana başlıklarla belirtilmiştir.<br />
<br />
<br />
Eğitim İçeriklerinde Neler Var ?<br />
* Tıbbi Cihaz Yönetimi<br />
* Tıbbi Cihazlarda Performans Ölçümleri ve Kritiklik Seviyeleri<br />
* Hastabaşı monitörü kalibrasyonu<br />
* EKG cihazı kalibrasyonu<br />
* Tansiyon aleti kalibrasyonu<br />
* Elektrokoter kalibrasyonu<br />
* Ventilatör kalibrasyonu<br />
* Anestezi kalibrasyonu<br />
* Pulseoxımetre kalibrasyonu<br />
* İnfüzyon pompası kalibrasyonu<br />
* Sıcaklık Kalibrasyonu ( Etüv,Küvöz,Otoklav )<br />
* Kalibrasyon Sertifikalarının Değerlendirilmesi<br />
* Tıbbi cihazlarda kabul toleransları<br />
* Ve daha fazlası. Katılımcıların bütün sorularını bilgimizin yetiği kadar cevaplamaya çalışacağız.<br />
<br />
Eğitimimiz katılım ve istek talepleri ayrıca sormak istedikleriniz olursa... İletişim bilgilerimiz...<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
egitim@rezonansmed.com<br />
0541 927 71 85]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Pnomatik Taşıma Sistemleri]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=616</link>
			<pubDate>Wed, 07 Apr 2010 22:46:54 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=616</guid>
			<description><![CDATA[Günümüzün çabuk değişen teknolojileri ve hızlı yaşanan zaman dilimleri içerisinde daha fazla üretimde bulunmak ve zamanı iyi kullanmak son derece önem kazanmıştır.<br />
<br />
Dünyada 1899 yılından bu yana kullanılmakta olan Pnömatik Tüp Taşıma Sistemleri, işte bu amaç çerçevesinde kullanılmaya başlanmıştır.<br />
<br />
Dünyada değişik amaçlarla kullanılmakta olan bu sistemlere, değişik isimler verilmekle birlikte ana tema, fiziksel bir kütlenin bir noktadan diğer bir noktaya transferini sağlayan bir networkten (şebeke) ibarettir.<br />
<br />
<br />
<br />
Hastane Uygulamaları<br />
<br />
 Hastanelerin kronik problemi yeterli personel ile çalışmamasıdır. Pek çok hastanede sağlık personeli kendi görevleri dışındaki işleri yapmaktan asıl işlerine yeterli zaman ayıramamaktadırlar. Birçok değişik tipte gönderi, departmanlar arasında sorun olmaktadır ve son derece geç yerine ulaşmaktadır. <br />
 Pnömatik Tüp Taşıma Sistemleri ile kolay, güvenli, hızlı ve ekonomik bir taşıma network’ü oluşturarak bu problemlere çözüm getirebilirsiniz. Hastanede bulunan tüm departmanlara kurulacak tüp istasyonlar ve  Pnömatik Tüp Taşıma Sistemi ile laboratuarlar, kan merkezleri, eczaneler, hasta kabul bankoları, ameliyathaneler, poliklinikler, hemşire bankoları ve birçok bölüm birbirine bağlanır. İsteğe bağlı olarak Pnömatik Tüp networkler büyüyebilir ve yeni bölüm bağlantıları yapılabilir.<br />
Pnömatik Tüp Taşıma Sistemleri ile her türlü rapor, evrak, röntgen, ilaç, laboratuar örnekleri, kan plazma, serum ve hatta enjektör gibi malzemeler hızlı olarak steril bir biçimde gönderilir.<br />
<br />
Pnömatik Tüp Taşıma Sistemler ile acil durumlarda hastaya gerekli olan her tür malzeme hızlı bir şekilde güvenle yerine ulaşır.<br />
<br />
Pnömatik Tüp Taşıma Sistemleri gerek tüpleri ve taşıyıcıları gerekse istasyon tipleri ile günümüz modern hastane ihtiyaç ve tasarımlarına uygun biçimde geliştirilmiştir.<br />
<br />
Neden Pnömatik Tüp Sistemler ?<br />
<br />
Çünkü Pnömatik Tüp Sistemler, gönderilecek malzemeyi saniyede 8-10m gibi bir hızla taşıyarak, bina veya kampüs içindeki taşıma sorunlarını, hızlı, verimli, güvenli ve ekonomik olarak çözer.!<br />
Efektif etkisi nedeniyle hemen fark edilen Pnömatik taşıma sistemi, size zaman ve hız kazandırırken, fazla enerji de harcamaz. Özellikle hastanelerde kan, plazma ve ilaç taşırken hijyen özellikleri dikkate alınır ve uygun koşullarda yüksek performans ile çalışır.<br />
Personelin götür-getir ve taşıma işlerine koşturmak yerine, kendi asli görevlerine konsantre olarak daha verimli çalışmalarına olanak verir.<br />
<br />
Pnömatik Tüp sistemlerin yararlılığı ve kazancı şu şekilde hesaplanabilir;<br />
<br />
R x T / 60         <br />
<br />
R= Gönderim Adedi             T= Her gidiş ve geliş  için harcanan zaman<br />
60= Dakikadan saniyeye dönüşüm katsayısı<br />
<br />
Örneğin; bir günde 30 kez Rapor, laboratuvar örnekleri. Faks ve diğer doküman taşımalar için personelin bir noktadan diğerine gönderildiğini düşünelim. Bu yaklaşık olarak minumum10 dakikalık bir gidip gelme süresine eşittir. Bunun sonucunda şu hesap ortaya çıkar;<br />
<br />
RxT/60            30 x 10 / 60 = 5 saat/gün<br />
<br />
Yıllık olarak : 5 saat x 300 gün /yıl = 1.500 saat/yıl<br />
<br />
Eğer bu günlerde bir saattin iş dünyasındaki giydirilmiş ücretinin yaklaşık 15&#36; olduğunu düşünürsek, yıllık olarak para tasarrufu 1,500 saat x 15&#36; = 22.500 &#36;’a ulaşacaktır ki, bu sadece personel tasarrufundan elde edilen kar olacaktır.<br />
<br />
Bunun dışında, asansörler vb. sistemlerinde kullanılmalarının azalması ile de tasarruf sağlanacağı ve bu tip hizmetlerin daha efektif kullanılabileceği de açıktır. Ayrıca, Pnömatik Tüp  Sistemlerizin istemezler, zam istemezler, işi yavaşlatamazlar, grev yapmazlar, sık sık hastalanmazlar, gidiş gelişlerinde yolda oyalanmazlar ve 7/24 çalışırlar… En önemlisi de, Pnömatik Tüp Sistemlerde taşıma sırasında hiçbir şey kaybolmaz, güvenle ve süratle gideceği yere mutlaka ulaşır.<br />
<br />
bunun yanında:<br />
-benzin istasyonlar<br />
-ecza depolar<br />
-süper marketler<br />
-banka<br />
-plaza lardada uygulanabilinir.<br />
<br />
Benim çalıştığım hastanede bu sistem kurulu ve 10 ayrı istasyona sahip küçük bir sistemdir.çok pratik kullanışlı ve basittir. zaman para eleman tasarrufu sağlamada ve giderlerin azalmasına yardımcı olur. [/font]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Günümüzün çabuk değişen teknolojileri ve hızlı yaşanan zaman dilimleri içerisinde daha fazla üretimde bulunmak ve zamanı iyi kullanmak son derece önem kazanmıştır.<br />
<br />
Dünyada 1899 yılından bu yana kullanılmakta olan Pnömatik Tüp Taşıma Sistemleri, işte bu amaç çerçevesinde kullanılmaya başlanmıştır.<br />
<br />
Dünyada değişik amaçlarla kullanılmakta olan bu sistemlere, değişik isimler verilmekle birlikte ana tema, fiziksel bir kütlenin bir noktadan diğer bir noktaya transferini sağlayan bir networkten (şebeke) ibarettir.<br />
<br />
<br />
<br />
Hastane Uygulamaları<br />
<br />
 Hastanelerin kronik problemi yeterli personel ile çalışmamasıdır. Pek çok hastanede sağlık personeli kendi görevleri dışındaki işleri yapmaktan asıl işlerine yeterli zaman ayıramamaktadırlar. Birçok değişik tipte gönderi, departmanlar arasında sorun olmaktadır ve son derece geç yerine ulaşmaktadır. <br />
 Pnömatik Tüp Taşıma Sistemleri ile kolay, güvenli, hızlı ve ekonomik bir taşıma network’ü oluşturarak bu problemlere çözüm getirebilirsiniz. Hastanede bulunan tüm departmanlara kurulacak tüp istasyonlar ve  Pnömatik Tüp Taşıma Sistemi ile laboratuarlar, kan merkezleri, eczaneler, hasta kabul bankoları, ameliyathaneler, poliklinikler, hemşire bankoları ve birçok bölüm birbirine bağlanır. İsteğe bağlı olarak Pnömatik Tüp networkler büyüyebilir ve yeni bölüm bağlantıları yapılabilir.<br />
Pnömatik Tüp Taşıma Sistemleri ile her türlü rapor, evrak, röntgen, ilaç, laboratuar örnekleri, kan plazma, serum ve hatta enjektör gibi malzemeler hızlı olarak steril bir biçimde gönderilir.<br />
<br />
Pnömatik Tüp Taşıma Sistemler ile acil durumlarda hastaya gerekli olan her tür malzeme hızlı bir şekilde güvenle yerine ulaşır.<br />
<br />
Pnömatik Tüp Taşıma Sistemleri gerek tüpleri ve taşıyıcıları gerekse istasyon tipleri ile günümüz modern hastane ihtiyaç ve tasarımlarına uygun biçimde geliştirilmiştir.<br />
<br />
Neden Pnömatik Tüp Sistemler ?<br />
<br />
Çünkü Pnömatik Tüp Sistemler, gönderilecek malzemeyi saniyede 8-10m gibi bir hızla taşıyarak, bina veya kampüs içindeki taşıma sorunlarını, hızlı, verimli, güvenli ve ekonomik olarak çözer.!<br />
Efektif etkisi nedeniyle hemen fark edilen Pnömatik taşıma sistemi, size zaman ve hız kazandırırken, fazla enerji de harcamaz. Özellikle hastanelerde kan, plazma ve ilaç taşırken hijyen özellikleri dikkate alınır ve uygun koşullarda yüksek performans ile çalışır.<br />
Personelin götür-getir ve taşıma işlerine koşturmak yerine, kendi asli görevlerine konsantre olarak daha verimli çalışmalarına olanak verir.<br />
<br />
Pnömatik Tüp sistemlerin yararlılığı ve kazancı şu şekilde hesaplanabilir;<br />
<br />
R x T / 60         <br />
<br />
R= Gönderim Adedi             T= Her gidiş ve geliş  için harcanan zaman<br />
60= Dakikadan saniyeye dönüşüm katsayısı<br />
<br />
Örneğin; bir günde 30 kez Rapor, laboratuvar örnekleri. Faks ve diğer doküman taşımalar için personelin bir noktadan diğerine gönderildiğini düşünelim. Bu yaklaşık olarak minumum10 dakikalık bir gidip gelme süresine eşittir. Bunun sonucunda şu hesap ortaya çıkar;<br />
<br />
RxT/60            30 x 10 / 60 = 5 saat/gün<br />
<br />
Yıllık olarak : 5 saat x 300 gün /yıl = 1.500 saat/yıl<br />
<br />
Eğer bu günlerde bir saattin iş dünyasındaki giydirilmiş ücretinin yaklaşık 15&#36; olduğunu düşünürsek, yıllık olarak para tasarrufu 1,500 saat x 15&#36; = 22.500 &#36;’a ulaşacaktır ki, bu sadece personel tasarrufundan elde edilen kar olacaktır.<br />
<br />
Bunun dışında, asansörler vb. sistemlerinde kullanılmalarının azalması ile de tasarruf sağlanacağı ve bu tip hizmetlerin daha efektif kullanılabileceği de açıktır. Ayrıca, Pnömatik Tüp  Sistemlerizin istemezler, zam istemezler, işi yavaşlatamazlar, grev yapmazlar, sık sık hastalanmazlar, gidiş gelişlerinde yolda oyalanmazlar ve 7/24 çalışırlar… En önemlisi de, Pnömatik Tüp Sistemlerde taşıma sırasında hiçbir şey kaybolmaz, güvenle ve süratle gideceği yere mutlaka ulaşır.<br />
<br />
bunun yanında:<br />
-benzin istasyonlar<br />
-ecza depolar<br />
-süper marketler<br />
-banka<br />
-plaza lardada uygulanabilinir.<br />
<br />
Benim çalıştığım hastanede bu sistem kurulu ve 10 ayrı istasyona sahip küçük bir sistemdir.çok pratik kullanışlı ve basittir. zaman para eleman tasarrufu sağlamada ve giderlerin azalmasına yardımcı olur. [/font]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Medikal Gazlar]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=615</link>
			<pubDate>Wed, 07 Apr 2010 22:10:16 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=615</guid>
			<description><![CDATA[1. TIBBİ GAZLAR<br />
Medikal amaçlı kullanılan bütün gazlara “Tıbbi Gaz” denir. Tıbbi amaçlı kullanılan bu gazların büyük bir kısmı yakıcı, yani alevi harekete geçiren özelliğe (oksijen gibi) sahiptir.<br />
Fakat yanıcı alevi besleyen özelliğe sahip tıbbi gazlar da mevcuttur(asetilen gibi). Yanıcı gazlar kullanım esnasında hasta ve kullanıcı için tehlike oluşturabileceğinden hastaya direkt uygulamada tercih edilmezler.<br />
-- Tıbbi Gazların Kullanım Amaçları<br />
Tıbbi gazların çok çeşitli kullanım alanları vardır. Tıbbi gazlar hastanedeki patoloji, mikrobiyoloji, eczacılık, solunum departmanları, analitik enstrüman laboratuvarları, ameliyathaneler gibi bölümlerde tedavi amaçlı ya da bu departmanların herhangi birinde bulunan bir cihazı çalıştırmak için kullanılırlar.<br />
--- Tıbbi Gaz Çeşitleri<br />
Röntgen cihazlarının tanı amaçlı görüntüleme cihazları olduğundan daha önceki modüllerimizde söz etmiştik. Röntgen cihazlarında temel yaklaşım, x-ışınının üretilmesi ve üretilen bu x-ışınının görüntülenmesi istenilen bölgeden geçirilerek görüntü oluşturan malzemenin üzerine düşürülerek görüntünün elde edilmesi temeline dayanmaktadır.<br />
Hastanelerde sıklıkla kullanılan tıbbi gazlar şunlardır:<br />
&#61656; Oksijen(O2)<br />
&#61656; Azotprotoksit (N2O)<br />
&#61656; Karbondioksit(CO2)<br />
&#61656; Medikal kuru hava<br />
&#61656; Nitrojen (N)<br />
&#61656; Helyum (He)<br />
Yukarıdaki gazların karışımları:<br />
&#61656; Sıvı azot<br />
&#61656; Etilen oksit<br />
&#61656; Saf asetilen<br />
&#61656; Argon<br />
Medikal vakum (Tıbbî gaz değildir, fakat tıbbi gaz sistemlerinde incelenir.)<br />
Medikal cihazlarda öncelikle insan hayatı için önemli olan gaz oksijen (O2) ve solunan hava (Medikal O2) karışımıdır. Bunu en yakın karbondioksit (CO2), azot protoksit (N2O) ve helyum (He) takip eder. Medikal oksijen gazı ve narkoz olarak bilinen protoksit d’azot gazı, Sağlık Bakanlığı yetkililerince denetlenmiş, üretim ve dolum izni verilmiş olan fabrikalarda üretilmektedir.<br />
Oksijen gazı, likit ve gaz olarak üretilmektedir. Sağlık Bakanlığı tarafından<br />
denetlenerek dolum izni alınmış medikal gaz dolum ünitelerinde kullanım durumuna göre 40 l (5,10 ve 50 l’lik de olabilir) tüplerde gaz yada likit fazda kriyojenik kaplarda ya da gaz fazda tüpler içerisinde müşterilerimize sunulmaktadır. Kontaminasyon riskini yok edecek şekilde tüplere doldurulmaktadır. Doldurulan tüpler tüp seri numarasına göre analiz edilerek sertifikalandırılmaktadır. Oksijen tüplerinin dolum ve sertifika işlemlerinin tamamlanmasının ardından tüpler itina ile kapaklanmakta, mühürlenmekte, parti numarası ve dolum takibi içeren etiket yapıştırılmaktadır. Mühürleri bozulmuş, etiketi ve sertifikası<br />
olmayan tüpleri kullanmayarak üretim şirketine iade etmeliyiz.<br />
Protoksit d’azot gazının da mührü bozulmuş veya tanıma kartı olmayan tüplerini kullanmayarak üretici şirkete iade ediniz. Ayrıca sterilizasyonda kullanılan etilenoksit gazı ve medikal cihazlarda kullanılan kan gazı ve difyon gazı gibi cihazların özelliklerine göre farklı karışım oranlarında gazlar da tüplerle satın alınabilmekte ve üretilebilmektedir.<br />
Bu gazların üretimlerine ve satış çeşitlerine bakarsak gazların fiziki durumları karşımıza çıkar. Üç çeşitte satış ve siparişi vardır:<br />
&#61656; Sıvı: Medikal O2<br />
&#61656; Gaz: Medikal O2, özel karışımlar<br />
&#61656; Sıvı-gaz: CO2, N2O<br />
Meydana gelebilecek iş kazalarını önlemek amacıyla; gaz tüplerinin yapısı, kullanılma koşulları, tüp içerisindeki gazın özellikleri ve son kullanıcı tarafından detaylı olarak bilinmelidir. Genelde iş kazaları; bilgi eksikliği, dikkatsizlik, kurallara uymama, uygun olmayan tüp veya donanım kullanımı nedeniyle meydana gelmekte ve maalesef çok büyük mal kaybı ve hatta can kaybına sebep olmaktadır. Medikal gazlar ile yakından ilişki içindeki personel ve son kullanıcının daha güvenli çalışabilmeleri için genel bilgi ve kurallara yer verilmiştir. Bunların haricinde her işletmenin kendi çalışma şartlarına göre, gerekli düzenlemeleri ve kontrolleri yapması gerektiği<br />
unutulmamalıdır.<br />
<br />
---Tüplerde Renkler ile İşaretleme<br />
Belli standart kurallar gereği tüpler aşağıda belirtilen renkler ile boyanmalı, tüpün<br />
içindeki gaz cinsinin adı çevresel olarak kontrast renkli bir boya ile tüp tabanından 2/3<br />
yüksekliğe, tüp üzerine yazılmalıdır.<br />
&#61656; Asetilen tüpleri : Sarı RAL 1018<br />
&#61656; Oksijen tüpleri : Mavi RAL 5002<br />
&#61656; Argon tüpleri : Açık Mavi RAL 5012<br />
&#61656; Azot tüpleri : Yeşil RAL 6029<br />
&#61656; Helyum tüpleri : Kahverengi RAL 8008<br />
&#61656; Yanıcı gaz tüpleri : Kırmızı RAL 3020<br />
&#61656; Diğer gazlara ait tüpler : Gri RAL 7000<br />
<br />
HASTANE GAZ SİSTEMİNE BAKIŞ<br />
Pek çok hastane ve poliklinik, kullanılan gazların kaynağı tank veya tüpleri mümkün mertebe güvenliği yüksek tutabilmek için bir noktada sorumlusunun kontrolünde muayeneden uzak tutar. Bu da gaz teknisyenlerine ve o sistemi kuran teknisyenlere ihtiyacımız olduğunu gösterir. Bu tesisat Avrupa normlarında bir standarda uygun olarak [align=left][align=justify][align=justify]yapılmalıdır. “OED 11-2”<br />
buna bir örnek olarak verilebilir.<br />
Bir hastane yeterince büyük ve kapsamlıysa O2 tankı ve vakum sistemine sahiptir. Kalan kısımda ise gereken gazlar gerekli hatlarda tüp/tüplerle desteklenir. Bu hattı işitsel, kokusal ve görsel olmak üzere kontrol altında tutarız. Bazı noktalarda yarı/tam elektronikvuyarı/ikaz sistemleri de mevcuttur.<br />
Bizim için en önemli olay kaçaklardır. Dikkatsizlik sonucu acilde solunum<br />
yetersizliğinden veya aşırı basınçtan hasta (yetişkin, prematüre bebek) hayatının sona ermesi söz konusudur. Tıbbi gaz hatları %90 oranda bakır olarak ve argon kaynaklı olarak döşenir.<br />
Tüm bağlantı noktalarına yağ ve sızdırmaz malzemeler (conta) O2 uyumlu (organik olmayan) olarak takılır.[/align][/align][/align]----- Kaçak Test----<br />
Kaçak tespiti için önce sistemi tanımalıyız. %90 oranda bakır olan ve argon kaynaklı olan bölümler, testi yapılmış ise sorun aranmayan yerlerdir. Tüm bağlantı noktalarında yağ ve sızdırmaz malzemeler (conta) O2 uyumlu olarak takılır ve bu rakorlu ve hareketli bölgelerde kaçak aranır. Tüpler olarak bakılırsa birleşim kamçısı denilen bağlantı aparatına dikkat edilir. Dikkat edilirse kullanıcının üreticiden habersiz bir işlem yapması yasaktır. Aksidurumda hukuki sorumlulukların tamamı müdahale eden kişiye kalır. Eğer küçük kaçaklara müdahale etmek gerekirse O2 uyumlu malzemelerle müdahale etmelidir.<br />
İlk kaçak testi ise mühendislerin kapasite olarak hesapladığı kritik sınır süresince, hat belli bir basınç altında tutularak belli noktalardaki basınç algılayıcılarda hareketlilik takip edilir. Bu ölçüm sırasında hattın olduğu alan izole edilmelidir. İzolasyondan kasıt ise hava akışını keserek her türlü ısıl değişimin hattan uzak tutulmasındır. Bu süre zarfında 0.5’lik<br />
farktan yukarı çıkan bir hareket gözlenmez ise hat güvenlidir.<br />
Buradaki 0.5bar ise hattın bir yerinde ısıl düşme değişiminin olmasıyla hattaki basıncı düşürmesidir. Basınca ısının etkisini fizik kurallarından biliriz.Isının basınçla doğru orantılı olması Ama yaklaşık 0.5 barı geçmez.<br />
Manometrelerin hatta basınç yokken, sıfırı göstermesi gerekir. Değilse<br />
manometrelerde bozukluk vardır. Eğer basınç farkı çok olur da kaçak aramak gerekir birkaç yöntem vardır:<br />
---- Görsel ve İşitsel Kontrol<br />
Öncelikle gösterge ve manometreleri takip etmeliyiz. Bir sistemde birden çok noktada<br />
mevcut ölçme alanları vardır. Eğer hat çok büyük ve kontrol zor ise lokalize edebiliriz. Bu<br />
işlemlerden sonra kulağımıza güvenerek takip edebiliriz.<br />
--- Özel Gaz<br />
Görsel ve işitsel kontrol işleminden sonra hâlâ bulunamıyor ise özel gazı hatta basınçlı olarak veririz. Gaz algılayıcıyla tüm hat milim milim kontrol edilerek kaçak tespit edilir. En garantili yöntemdir.<br />
--- Sabunlu Su<br />
Görsel ve işitsel kontrol işleminden sonra hâlâ bulunamıyor ise daha ucuz bir kontrol olarak sabunlu su kullanabiliriz. Bu yöntemde sabunlu su süngerimsi bir maddeyle köpürtülerek hatta şüpheli alanlara sürülerek köpükçüklerdeki hareketlilik gözlenir. Hareketli alan kaçak alanıdır.<br />
<br />
<br />
medikal gaz ve sistemleri çok uzun bir konudur. uzun olduğu kadarda çok zevkli ve eğlencelidir. fakat gazlarla uğraşırken özelliklerine dikkat edin. yakıcı gazla çalışırken: ellerimizin yağlı veya yanıcı bir maddeyle temas etmemiş lması gerekir. Kısacası dikkat gerektiren bir özellliğe sahiptir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1. TIBBİ GAZLAR<br />
Medikal amaçlı kullanılan bütün gazlara “Tıbbi Gaz” denir. Tıbbi amaçlı kullanılan bu gazların büyük bir kısmı yakıcı, yani alevi harekete geçiren özelliğe (oksijen gibi) sahiptir.<br />
Fakat yanıcı alevi besleyen özelliğe sahip tıbbi gazlar da mevcuttur(asetilen gibi). Yanıcı gazlar kullanım esnasında hasta ve kullanıcı için tehlike oluşturabileceğinden hastaya direkt uygulamada tercih edilmezler.<br />
-- Tıbbi Gazların Kullanım Amaçları<br />
Tıbbi gazların çok çeşitli kullanım alanları vardır. Tıbbi gazlar hastanedeki patoloji, mikrobiyoloji, eczacılık, solunum departmanları, analitik enstrüman laboratuvarları, ameliyathaneler gibi bölümlerde tedavi amaçlı ya da bu departmanların herhangi birinde bulunan bir cihazı çalıştırmak için kullanılırlar.<br />
--- Tıbbi Gaz Çeşitleri<br />
Röntgen cihazlarının tanı amaçlı görüntüleme cihazları olduğundan daha önceki modüllerimizde söz etmiştik. Röntgen cihazlarında temel yaklaşım, x-ışınının üretilmesi ve üretilen bu x-ışınının görüntülenmesi istenilen bölgeden geçirilerek görüntü oluşturan malzemenin üzerine düşürülerek görüntünün elde edilmesi temeline dayanmaktadır.<br />
Hastanelerde sıklıkla kullanılan tıbbi gazlar şunlardır:<br />
&#61656; Oksijen(O2)<br />
&#61656; Azotprotoksit (N2O)<br />
&#61656; Karbondioksit(CO2)<br />
&#61656; Medikal kuru hava<br />
&#61656; Nitrojen (N)<br />
&#61656; Helyum (He)<br />
Yukarıdaki gazların karışımları:<br />
&#61656; Sıvı azot<br />
&#61656; Etilen oksit<br />
&#61656; Saf asetilen<br />
&#61656; Argon<br />
Medikal vakum (Tıbbî gaz değildir, fakat tıbbi gaz sistemlerinde incelenir.)<br />
Medikal cihazlarda öncelikle insan hayatı için önemli olan gaz oksijen (O2) ve solunan hava (Medikal O2) karışımıdır. Bunu en yakın karbondioksit (CO2), azot protoksit (N2O) ve helyum (He) takip eder. Medikal oksijen gazı ve narkoz olarak bilinen protoksit d’azot gazı, Sağlık Bakanlığı yetkililerince denetlenmiş, üretim ve dolum izni verilmiş olan fabrikalarda üretilmektedir.<br />
Oksijen gazı, likit ve gaz olarak üretilmektedir. Sağlık Bakanlığı tarafından<br />
denetlenerek dolum izni alınmış medikal gaz dolum ünitelerinde kullanım durumuna göre 40 l (5,10 ve 50 l’lik de olabilir) tüplerde gaz yada likit fazda kriyojenik kaplarda ya da gaz fazda tüpler içerisinde müşterilerimize sunulmaktadır. Kontaminasyon riskini yok edecek şekilde tüplere doldurulmaktadır. Doldurulan tüpler tüp seri numarasına göre analiz edilerek sertifikalandırılmaktadır. Oksijen tüplerinin dolum ve sertifika işlemlerinin tamamlanmasının ardından tüpler itina ile kapaklanmakta, mühürlenmekte, parti numarası ve dolum takibi içeren etiket yapıştırılmaktadır. Mühürleri bozulmuş, etiketi ve sertifikası<br />
olmayan tüpleri kullanmayarak üretim şirketine iade etmeliyiz.<br />
Protoksit d’azot gazının da mührü bozulmuş veya tanıma kartı olmayan tüplerini kullanmayarak üretici şirkete iade ediniz. Ayrıca sterilizasyonda kullanılan etilenoksit gazı ve medikal cihazlarda kullanılan kan gazı ve difyon gazı gibi cihazların özelliklerine göre farklı karışım oranlarında gazlar da tüplerle satın alınabilmekte ve üretilebilmektedir.<br />
Bu gazların üretimlerine ve satış çeşitlerine bakarsak gazların fiziki durumları karşımıza çıkar. Üç çeşitte satış ve siparişi vardır:<br />
&#61656; Sıvı: Medikal O2<br />
&#61656; Gaz: Medikal O2, özel karışımlar<br />
&#61656; Sıvı-gaz: CO2, N2O<br />
Meydana gelebilecek iş kazalarını önlemek amacıyla; gaz tüplerinin yapısı, kullanılma koşulları, tüp içerisindeki gazın özellikleri ve son kullanıcı tarafından detaylı olarak bilinmelidir. Genelde iş kazaları; bilgi eksikliği, dikkatsizlik, kurallara uymama, uygun olmayan tüp veya donanım kullanımı nedeniyle meydana gelmekte ve maalesef çok büyük mal kaybı ve hatta can kaybına sebep olmaktadır. Medikal gazlar ile yakından ilişki içindeki personel ve son kullanıcının daha güvenli çalışabilmeleri için genel bilgi ve kurallara yer verilmiştir. Bunların haricinde her işletmenin kendi çalışma şartlarına göre, gerekli düzenlemeleri ve kontrolleri yapması gerektiği<br />
unutulmamalıdır.<br />
<br />
---Tüplerde Renkler ile İşaretleme<br />
Belli standart kurallar gereği tüpler aşağıda belirtilen renkler ile boyanmalı, tüpün<br />
içindeki gaz cinsinin adı çevresel olarak kontrast renkli bir boya ile tüp tabanından 2/3<br />
yüksekliğe, tüp üzerine yazılmalıdır.<br />
&#61656; Asetilen tüpleri : Sarı RAL 1018<br />
&#61656; Oksijen tüpleri : Mavi RAL 5002<br />
&#61656; Argon tüpleri : Açık Mavi RAL 5012<br />
&#61656; Azot tüpleri : Yeşil RAL 6029<br />
&#61656; Helyum tüpleri : Kahverengi RAL 8008<br />
&#61656; Yanıcı gaz tüpleri : Kırmızı RAL 3020<br />
&#61656; Diğer gazlara ait tüpler : Gri RAL 7000<br />
<br />
HASTANE GAZ SİSTEMİNE BAKIŞ<br />
Pek çok hastane ve poliklinik, kullanılan gazların kaynağı tank veya tüpleri mümkün mertebe güvenliği yüksek tutabilmek için bir noktada sorumlusunun kontrolünde muayeneden uzak tutar. Bu da gaz teknisyenlerine ve o sistemi kuran teknisyenlere ihtiyacımız olduğunu gösterir. Bu tesisat Avrupa normlarında bir standarda uygun olarak [align=left][align=justify][align=justify]yapılmalıdır. “OED 11-2”<br />
buna bir örnek olarak verilebilir.<br />
Bir hastane yeterince büyük ve kapsamlıysa O2 tankı ve vakum sistemine sahiptir. Kalan kısımda ise gereken gazlar gerekli hatlarda tüp/tüplerle desteklenir. Bu hattı işitsel, kokusal ve görsel olmak üzere kontrol altında tutarız. Bazı noktalarda yarı/tam elektronikvuyarı/ikaz sistemleri de mevcuttur.<br />
Bizim için en önemli olay kaçaklardır. Dikkatsizlik sonucu acilde solunum<br />
yetersizliğinden veya aşırı basınçtan hasta (yetişkin, prematüre bebek) hayatının sona ermesi söz konusudur. Tıbbi gaz hatları %90 oranda bakır olarak ve argon kaynaklı olarak döşenir.<br />
Tüm bağlantı noktalarına yağ ve sızdırmaz malzemeler (conta) O2 uyumlu (organik olmayan) olarak takılır.[/align][/align][/align]----- Kaçak Test----<br />
Kaçak tespiti için önce sistemi tanımalıyız. %90 oranda bakır olan ve argon kaynaklı olan bölümler, testi yapılmış ise sorun aranmayan yerlerdir. Tüm bağlantı noktalarında yağ ve sızdırmaz malzemeler (conta) O2 uyumlu olarak takılır ve bu rakorlu ve hareketli bölgelerde kaçak aranır. Tüpler olarak bakılırsa birleşim kamçısı denilen bağlantı aparatına dikkat edilir. Dikkat edilirse kullanıcının üreticiden habersiz bir işlem yapması yasaktır. Aksidurumda hukuki sorumlulukların tamamı müdahale eden kişiye kalır. Eğer küçük kaçaklara müdahale etmek gerekirse O2 uyumlu malzemelerle müdahale etmelidir.<br />
İlk kaçak testi ise mühendislerin kapasite olarak hesapladığı kritik sınır süresince, hat belli bir basınç altında tutularak belli noktalardaki basınç algılayıcılarda hareketlilik takip edilir. Bu ölçüm sırasında hattın olduğu alan izole edilmelidir. İzolasyondan kasıt ise hava akışını keserek her türlü ısıl değişimin hattan uzak tutulmasındır. Bu süre zarfında 0.5’lik<br />
farktan yukarı çıkan bir hareket gözlenmez ise hat güvenlidir.<br />
Buradaki 0.5bar ise hattın bir yerinde ısıl düşme değişiminin olmasıyla hattaki basıncı düşürmesidir. Basınca ısının etkisini fizik kurallarından biliriz.Isının basınçla doğru orantılı olması Ama yaklaşık 0.5 barı geçmez.<br />
Manometrelerin hatta basınç yokken, sıfırı göstermesi gerekir. Değilse<br />
manometrelerde bozukluk vardır. Eğer basınç farkı çok olur da kaçak aramak gerekir birkaç yöntem vardır:<br />
---- Görsel ve İşitsel Kontrol<br />
Öncelikle gösterge ve manometreleri takip etmeliyiz. Bir sistemde birden çok noktada<br />
mevcut ölçme alanları vardır. Eğer hat çok büyük ve kontrol zor ise lokalize edebiliriz. Bu<br />
işlemlerden sonra kulağımıza güvenerek takip edebiliriz.<br />
--- Özel Gaz<br />
Görsel ve işitsel kontrol işleminden sonra hâlâ bulunamıyor ise özel gazı hatta basınçlı olarak veririz. Gaz algılayıcıyla tüm hat milim milim kontrol edilerek kaçak tespit edilir. En garantili yöntemdir.<br />
--- Sabunlu Su<br />
Görsel ve işitsel kontrol işleminden sonra hâlâ bulunamıyor ise daha ucuz bir kontrol olarak sabunlu su kullanabiliriz. Bu yöntemde sabunlu su süngerimsi bir maddeyle köpürtülerek hatta şüpheli alanlara sürülerek köpükçüklerdeki hareketlilik gözlenir. Hareketli alan kaçak alanıdır.<br />
<br />
<br />
medikal gaz ve sistemleri çok uzun bir konudur. uzun olduğu kadarda çok zevkli ve eğlencelidir. fakat gazlarla uğraşırken özelliklerine dikkat edin. yakıcı gazla çalışırken: ellerimizin yağlı veya yanıcı bir maddeyle temas etmemiş lması gerekir. Kısacası dikkat gerektiren bir özellliğe sahiptir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ege Üniversitesi Ege Meslek Yüksek Okulu Biyomedikal Cihaz Teknolojisi mezunu]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=614</link>
			<pubDate>Wed, 07 Apr 2010 18:25:36 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=614</guid>
			<description><![CDATA[2009-2010 mezunu<br />
CV:  Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[2009-2010 mezunu<br />
CV:  Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Lazerle miyopi tedavisi]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=613</link>
			<pubDate>Wed, 07 Apr 2010 15:27:12 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=613</guid>
			<description><![CDATA[LAZERLE MİYOPİ TEDAVİ(oytun gungor 20493846)<br />
<br />
 <br />
<br />
1)Miyopi nedir?<br />
<br />
-Miyopi kelimesi eski Yunanca'daki baygın kelimesinden gelir.Miyopi göze<br />
<br />
paralel gelen ışınların kırldıktan sonra retinanın önüne düşmesidir ve<br />
<br />
kişinin bundan dolayı uzağı görememesi durumudur.<br />
<br />
2)Miyopi hangi durumda , kimlerde daha fazla görülür?<br />
<br />
 <br />
<br />
Yaşla ilişkisi:5-20 yaş arası daha fazla görülür.<br />
<br />
 Irkla ilişkisi:En az siyah ırkta , ençok sarı ırkta görülür.<br />
<br />
Sosyal etki:Yakın mesafede çalışanlarda %30 daha yüksektir.Yüksek gelir<br />
<br />
gurubunda daha fazla görülür (Beslenmenin etkisi yüzünden).<br />
<br />
Cinsiyetin etkisi:Kdınlarda erkeklere nazaran daha fazla görülmektedir.<br />
<br />
Heredite (otozomal geçiş):Miyop ebeveynlerin çocoklarında 6,5 kat daha<br />
<br />
fazla görülür.Akraba evliliği yapanlarada yapmıyanlara göre daha çok<br />
<br />
görülür.<br />
<br />
 <br />
<br />
3)Miyopi çeşitleri ve neden dolayı oluştukları?<br />
<br />
 <br />
<br />
Aksiyel miyopi:Gözün normalden uzun olması durumudur.Bu gibi durumlarda<br />
<br />
retina normalden arkada olduğundan ışınlar retinanın önünde odaklanır ve<br />
<br />
kişi uzağı göremez.Aksiyel miyopi genellikle anne ve babadan doğru resesif<br />
<br />
olarak geçer.<br />
<br />
Eğrilik miyopisi:Gözün uzunluğunun normal olmasına karşın korneanın<br />
<br />
normalden dik olduğundan dolayı kaynaklanan miyopi türüdür.Eğrilik<br />
<br />
miyopisinde ışın korneadan yanlış kırılarak retinanın önüne düştüğü için<br />
<br />
kişi görme bozukluğu çeker.Eğrilik miyopisinin genelde dış etkenlerden<br />
<br />
dolayı görülür.<br />
<br />
İndeks miyopisi:Göz merceğinin içeriğindeki yapısal değişikliğe bağlı<br />
<br />
olarak gerçekleşi.<br />
<br />
İatrojenik miyopi:Açlık,kan şekerinin yikselmesi gibi durumkarda yada<br />
<br />
aspirin kortizon ve pilokarpin gibi ilaçların alınmasından sonra yan etki<br />
<br />
olarak çıkabilir.Bu yüzden yalancı miyopi de denir.<br />
<br />
 <br />
<br />
4)Lazer nedir,ilk kim tarafından kullanılmıştır?<br />
<br />
Lazer light amplication by stimulated emission of radiation sözcüklerinin<br />
<br />
baş harflerinden oluşturulmış bir terimdir.Yani lazer ışığı uyarılmış<br />
<br />
radyasyon ışınlarının emüsyonundan açığa çıkar.<br />
<br />
          İlk olarak SCHAWLOW ve TOWNES tarafından kullanulmıştır.Daha<br />
<br />
sonra THEODORE MAİNMAN tarafından geliştirilmiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
5)EXCİMER LAZER nedir?<br />
<br />
1970 li yılların başında , gazların bileşik moleküller halinde uyarılması<br />
<br />
çalışmaları elektromanyetik dalgaların kısa dalga boyları olan ultraviyole<br />
<br />
tarafında yoğunlaşmıştır.1975 te , araştırmacılar yüksek basıç altında<br />
<br />
metastabil olan ksenon(Xe) gibi nadir gazların florin(F) gibi halojenlerle<br />
<br />
reaksiyona girmesi sonucu XeCl ve XeF gibi stabil olmayan halr döndüğünü<br />
<br />
fark eden kansas'daki araştırmalarla başlamıştır .bBu bileşikler çok kısa<br />
<br />
zamanda bireysel ana durumlarına ayrılmakta ve enerji yüklü ultraviyole<br />
<br />
fotonlar ortaya çıkarmaktadır.Bu moleküller uyarıldığında<br />
<br />
şiddetlenmektedir.Bu olaya excited dimer kelimelerinde esinlenerek excimer<br />
<br />
lazer adı verilmiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
6)Lazerle miyopiler nasıl tedavi edilir,kaç tedavi yöntemi vardır?<br />
<br />
Dört tür tedavi vardır bunlar<br />
<br />
1)PRK<br />
<br />
2)LASİK<br />
<br />
3)LASEK<br />
<br />
4)PTK<br />
<br />
olmak üzere dört tanedir .<br />
<br />
 <br />
<br />
 1)PRK  tedavisi:Bir reaktif cerrahi yöntemidir .Korneanın dış<br />
<br />
tabakasından excimer lazerle doku çıkartıralak kırma kusurunun<br />
<br />
düzeltilmesidir.Epitelin hızlı iyileşmesi ve ağrı olmaması için lazer<br />
<br />
sonrası göz kapatılır.Özellikle yüksek numaralı kişilerde PRK uygulaması<br />
<br />
sonrasında , göz numaralarında kısmi geri gelme , ayrıca özel koruma<br />
<br />
teknikleri uygulanmadığında kalıcı sisli görme şikayetlerinin<br />
<br />
oluşmasından dolayı günümüzde LASİK yöntemi PRK nın önüne geçmiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
2)LASİK  tedavisi:Gözün içine girmeden dış kısmına uygulanan bir reaktif<br />
<br />
cerrahi yöntemdir.Korneanın üst kısmı kapak şeklinde kesilerek kaldırılır<br />
<br />
ve excimer lazerle doku tozlaştırılarak kırma kusuru düzeltilir.Sonra<br />
<br />
kapak tekrar kapatılır.LASİK de PRK da olduğu  gibi lazer uygulaması için<br />
<br />
en dıştaki epitel adı verilen dokunun kazınmasına gerek yoktur.Bu nedenle<br />
<br />
lazer sonrası gözü kapatmak gerekmez ve ciddi ağrı olmaz.<br />
<br />
 <br />
<br />
3)LASEK tedavisi:Gözün sadece epitel dokusu kaldırılarak uygulanan bir<br />
<br />
reaktif cerrahi yöntemidir.Korneanın üzerinde C şeklinde bir iz<br />
<br />
bırakılır.Yani epitelin çeperinde %70 lik bir kısım kesilmiş olur.Yaklaşık<br />
<br />
%30 luk kısmına hiç dokunulmaz.Epiteli kesen aletle yaklaşık aynı çapa<br />
<br />
sahip olan yüzük şeklinde bir alet korneanın üzerine yerleştirilir.Daha<br />
<br />
sonra bu yüzüğün içine belirli bir miktarda alkol damlatılır.Bir<br />
<br />
dakkikadan daha kısa bir süre alkol korneanın üzerinde bekledikten sonra ,<br />
<br />
yüzük şeklindeki alet göz üzerinden alınır ve kornea yıkanı.Bu işlemin<br />
<br />
amacı korneanın epitel tabakasının altında bulunan stroma tabakasından<br />
<br />
ayrılmasını sağlamaktır.Epitel stromadan alkolle ayırıldıktan<br />
<br />
sonra,kesilmiş kısmı özel bir alet ile kenarlardan kaldırılır.PRK ve LASEK<br />
<br />
te olduğu gibi excimer lazerle korneya yeni bir şekil verilir.Dha sonra<br />
<br />
kenara çekilmiş olan epitel korneanın üstüne kapatılır.<br />
<br />
 <br />
<br />
4)PTK tedavisi:Korneada geçirilmiş enfeksiyonlara,kazalara vb. olaylara<br />
<br />
bağlı yüzeysel izler varsa bunlar excimer lazerle siline bilir ve kişinin<br />
<br />
daha net görebilmesi sağlanabilir.PTK nın işlevi lazerle korneadan tedavi<br />
<br />
amalı doku çıkarılmasıdır.Çok hassas ve yara izi bırkamayan bir yöntem<br />
<br />
olduğu için kornea nakline gerek kalmadan tedaviyi olası kılar.<br />
<br />
SORULAR<br />
<br />
 <br />
<br />
1)Miyopi hastalığı nedir?<br />
<br />
A)Kırılan ışınların retinanın arkasına düşmesinden oluşan görme bozukluğu.<br />
<br />
B)Kırılan ışınların retinanın önüne düşmesinden oluşan görme bozukluğu.<br />
<br />
C)Retinanın doguştan olmamasından kaynaklanan görme bozukluğu.<br />
<br />
{D)}Retinanın çizilmesi.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
2)<br />
<br />
a)prk<br />
<br />
b)lasek<br />
<br />
c)lasik<br />
<br />
d)ptk<br />
<br />
e)tsl<br />
<br />
Yukarıdakilerden kaç tanesi miyopi tedavisi yöntemidir?<br />
<br />
A)1   B)2  C)5  {D)}4<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
3)Miyopi ençok hangi yaşlar arası görülür?<br />
<br />
A)0-5  {B)}5-20  C)20-25   D)25-30<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
4)Hangisi inatronejik miyopinin (yalancı miyopi) ortaya çıkış<br />
<br />
nedenlerinden biri değildir?<br />
<br />
A)Açlık.<br />
<br />
B)Kan şekerinin düşmesi.<br />
<br />
C)Kortizon ve aspirin gibi ilaçların kullanılması.<br />
<br />
{D)}Uykusuzluk.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[LAZERLE MİYOPİ TEDAVİ(oytun gungor 20493846)<br />
<br />
 <br />
<br />
1)Miyopi nedir?<br />
<br />
-Miyopi kelimesi eski Yunanca'daki baygın kelimesinden gelir.Miyopi göze<br />
<br />
paralel gelen ışınların kırldıktan sonra retinanın önüne düşmesidir ve<br />
<br />
kişinin bundan dolayı uzağı görememesi durumudur.<br />
<br />
2)Miyopi hangi durumda , kimlerde daha fazla görülür?<br />
<br />
 <br />
<br />
Yaşla ilişkisi:5-20 yaş arası daha fazla görülür.<br />
<br />
 Irkla ilişkisi:En az siyah ırkta , ençok sarı ırkta görülür.<br />
<br />
Sosyal etki:Yakın mesafede çalışanlarda %30 daha yüksektir.Yüksek gelir<br />
<br />
gurubunda daha fazla görülür (Beslenmenin etkisi yüzünden).<br />
<br />
Cinsiyetin etkisi:Kdınlarda erkeklere nazaran daha fazla görülmektedir.<br />
<br />
Heredite (otozomal geçiş):Miyop ebeveynlerin çocoklarında 6,5 kat daha<br />
<br />
fazla görülür.Akraba evliliği yapanlarada yapmıyanlara göre daha çok<br />
<br />
görülür.<br />
<br />
 <br />
<br />
3)Miyopi çeşitleri ve neden dolayı oluştukları?<br />
<br />
 <br />
<br />
Aksiyel miyopi:Gözün normalden uzun olması durumudur.Bu gibi durumlarda<br />
<br />
retina normalden arkada olduğundan ışınlar retinanın önünde odaklanır ve<br />
<br />
kişi uzağı göremez.Aksiyel miyopi genellikle anne ve babadan doğru resesif<br />
<br />
olarak geçer.<br />
<br />
Eğrilik miyopisi:Gözün uzunluğunun normal olmasına karşın korneanın<br />
<br />
normalden dik olduğundan dolayı kaynaklanan miyopi türüdür.Eğrilik<br />
<br />
miyopisinde ışın korneadan yanlış kırılarak retinanın önüne düştüğü için<br />
<br />
kişi görme bozukluğu çeker.Eğrilik miyopisinin genelde dış etkenlerden<br />
<br />
dolayı görülür.<br />
<br />
İndeks miyopisi:Göz merceğinin içeriğindeki yapısal değişikliğe bağlı<br />
<br />
olarak gerçekleşi.<br />
<br />
İatrojenik miyopi:Açlık,kan şekerinin yikselmesi gibi durumkarda yada<br />
<br />
aspirin kortizon ve pilokarpin gibi ilaçların alınmasından sonra yan etki<br />
<br />
olarak çıkabilir.Bu yüzden yalancı miyopi de denir.<br />
<br />
 <br />
<br />
4)Lazer nedir,ilk kim tarafından kullanılmıştır?<br />
<br />
Lazer light amplication by stimulated emission of radiation sözcüklerinin<br />
<br />
baş harflerinden oluşturulmış bir terimdir.Yani lazer ışığı uyarılmış<br />
<br />
radyasyon ışınlarının emüsyonundan açığa çıkar.<br />
<br />
          İlk olarak SCHAWLOW ve TOWNES tarafından kullanulmıştır.Daha<br />
<br />
sonra THEODORE MAİNMAN tarafından geliştirilmiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
5)EXCİMER LAZER nedir?<br />
<br />
1970 li yılların başında , gazların bileşik moleküller halinde uyarılması<br />
<br />
çalışmaları elektromanyetik dalgaların kısa dalga boyları olan ultraviyole<br />
<br />
tarafında yoğunlaşmıştır.1975 te , araştırmacılar yüksek basıç altında<br />
<br />
metastabil olan ksenon(Xe) gibi nadir gazların florin(F) gibi halojenlerle<br />
<br />
reaksiyona girmesi sonucu XeCl ve XeF gibi stabil olmayan halr döndüğünü<br />
<br />
fark eden kansas'daki araştırmalarla başlamıştır .bBu bileşikler çok kısa<br />
<br />
zamanda bireysel ana durumlarına ayrılmakta ve enerji yüklü ultraviyole<br />
<br />
fotonlar ortaya çıkarmaktadır.Bu moleküller uyarıldığında<br />
<br />
şiddetlenmektedir.Bu olaya excited dimer kelimelerinde esinlenerek excimer<br />
<br />
lazer adı verilmiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
6)Lazerle miyopiler nasıl tedavi edilir,kaç tedavi yöntemi vardır?<br />
<br />
Dört tür tedavi vardır bunlar<br />
<br />
1)PRK<br />
<br />
2)LASİK<br />
<br />
3)LASEK<br />
<br />
4)PTK<br />
<br />
olmak üzere dört tanedir .<br />
<br />
 <br />
<br />
 1)PRK  tedavisi:Bir reaktif cerrahi yöntemidir .Korneanın dış<br />
<br />
tabakasından excimer lazerle doku çıkartıralak kırma kusurunun<br />
<br />
düzeltilmesidir.Epitelin hızlı iyileşmesi ve ağrı olmaması için lazer<br />
<br />
sonrası göz kapatılır.Özellikle yüksek numaralı kişilerde PRK uygulaması<br />
<br />
sonrasında , göz numaralarında kısmi geri gelme , ayrıca özel koruma<br />
<br />
teknikleri uygulanmadığında kalıcı sisli görme şikayetlerinin<br />
<br />
oluşmasından dolayı günümüzde LASİK yöntemi PRK nın önüne geçmiştir.<br />
<br />
 <br />
<br />
2)LASİK  tedavisi:Gözün içine girmeden dış kısmına uygulanan bir reaktif<br />
<br />
cerrahi yöntemdir.Korneanın üst kısmı kapak şeklinde kesilerek kaldırılır<br />
<br />
ve excimer lazerle doku tozlaştırılarak kırma kusuru düzeltilir.Sonra<br />
<br />
kapak tekrar kapatılır.LASİK de PRK da olduğu  gibi lazer uygulaması için<br />
<br />
en dıştaki epitel adı verilen dokunun kazınmasına gerek yoktur.Bu nedenle<br />
<br />
lazer sonrası gözü kapatmak gerekmez ve ciddi ağrı olmaz.<br />
<br />
 <br />
<br />
3)LASEK tedavisi:Gözün sadece epitel dokusu kaldırılarak uygulanan bir<br />
<br />
reaktif cerrahi yöntemidir.Korneanın üzerinde C şeklinde bir iz<br />
<br />
bırakılır.Yani epitelin çeperinde %70 lik bir kısım kesilmiş olur.Yaklaşık<br />
<br />
%30 luk kısmına hiç dokunulmaz.Epiteli kesen aletle yaklaşık aynı çapa<br />
<br />
sahip olan yüzük şeklinde bir alet korneanın üzerine yerleştirilir.Daha<br />
<br />
sonra bu yüzüğün içine belirli bir miktarda alkol damlatılır.Bir<br />
<br />
dakkikadan daha kısa bir süre alkol korneanın üzerinde bekledikten sonra ,<br />
<br />
yüzük şeklindeki alet göz üzerinden alınır ve kornea yıkanı.Bu işlemin<br />
<br />
amacı korneanın epitel tabakasının altında bulunan stroma tabakasından<br />
<br />
ayrılmasını sağlamaktır.Epitel stromadan alkolle ayırıldıktan<br />
<br />
sonra,kesilmiş kısmı özel bir alet ile kenarlardan kaldırılır.PRK ve LASEK<br />
<br />
te olduğu gibi excimer lazerle korneya yeni bir şekil verilir.Dha sonra<br />
<br />
kenara çekilmiş olan epitel korneanın üstüne kapatılır.<br />
<br />
 <br />
<br />
4)PTK tedavisi:Korneada geçirilmiş enfeksiyonlara,kazalara vb. olaylara<br />
<br />
bağlı yüzeysel izler varsa bunlar excimer lazerle siline bilir ve kişinin<br />
<br />
daha net görebilmesi sağlanabilir.PTK nın işlevi lazerle korneadan tedavi<br />
<br />
amalı doku çıkarılmasıdır.Çok hassas ve yara izi bırkamayan bir yöntem<br />
<br />
olduğu için kornea nakline gerek kalmadan tedaviyi olası kılar.<br />
<br />
SORULAR<br />
<br />
 <br />
<br />
1)Miyopi hastalığı nedir?<br />
<br />
A)Kırılan ışınların retinanın arkasına düşmesinden oluşan görme bozukluğu.<br />
<br />
B)Kırılan ışınların retinanın önüne düşmesinden oluşan görme bozukluğu.<br />
<br />
C)Retinanın doguştan olmamasından kaynaklanan görme bozukluğu.<br />
<br />
{D)}Retinanın çizilmesi.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
2)<br />
<br />
a)prk<br />
<br />
b)lasek<br />
<br />
c)lasik<br />
<br />
d)ptk<br />
<br />
e)tsl<br />
<br />
Yukarıdakilerden kaç tanesi miyopi tedavisi yöntemidir?<br />
<br />
A)1   B)2  C)5  {D)}4<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
3)Miyopi ençok hangi yaşlar arası görülür?<br />
<br />
A)0-5  {B)}5-20  C)20-25   D)25-30<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
4)Hangisi inatronejik miyopinin (yalancı miyopi) ortaya çıkış<br />
<br />
nedenlerinden biri değildir?<br />
<br />
A)Açlık.<br />
<br />
B)Kan şekerinin düşmesi.<br />
<br />
C)Kortizon ve aspirin gibi ilaçların kullanılması.<br />
<br />
{D)}Uykusuzluk.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tansiyon ve ölçümü]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=612</link>
			<pubDate>Wed, 07 Apr 2010 15:26:46 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=612</guid>
			<description><![CDATA[HİPERTANSİYONUN TARİHÇESİ<br />
<br />
 <br />
<br />
Tıp tarihinin nerede ne zaman başladığı tam olarak belli değildir.Fakat tıbbi problemlerin ilk insanın yaradılışı ile başlamış olması çok kuvvetli bir ihtimaldir.Hipertansiyonun tarihçesinde buna paralellik gösterir.<br />
<br />
            Tarihte kan basıncıyla uğraşan ilk insan M.Ö. 3000 yıllarında Mısır&#8217;da yaşamış olan İmhotep isimli hekimdir.Daha sonraları M.Ö. 2600 yıllarında Çin&#8217;de sarı imparator olarak adlandırılan Huang Ti  kan basıncıyla ilgilenmiştir.Kan basıncıyla ilgilenen üçüncü kişinin ise Çin&#8217;li hekim Choun-You-J olduğu bilinmektedir.Bu zamandan sonra uzun bir süre bu konuda bilgilere rastlanmamıştır.1733 yılında İngiltere&#8217;de tabiat bilim öğrencisi olan Stephen Hales yere yatırdığı atın femoral arterlerine kanül sokarak kan basıncını ölçmüştür.1828&#8217;lerde Poiseuille ,1896&#8217;larda Riva Rocci arkasından Bright&#8217;ın yaptığı çalışmalar olayı geliştirmiştir. Kan basıncının üzerine esas araştırmalar 1934&#8217;lerde Goldblatt ve arkadaşları tarafından bilimsel temellere dayandırılmıştır.1898&#8217;lerde renin maddesinin Tigerstedt ve Bergman, 1940&#8217;larda anjiyotensinin Page ve Braun-Mendez, sonraları norepinefrinin Von Eular tarafından bulunmaları ile yeni ufuklar açılmıştır.Guyton ve arkadaşları tarafından kan basıncını etkileyen multi faktörler integre analiz sistemi ile bilgisayarla belirtilmeye başlanmıştır.Zamanımızda ise kan basıncı üzerine pek çok önemli araştırmalar yapılmaktadır.<br />
<br />
 <br />
<br />
HİPERTANSİYONA GENEL BAKIŞ<br />
<br />
 <br />
<br />
            Hipertansiyon oldukça sık görülen, ölümcül olabilen ve zararlarına rağmen halk tarafından yeterince üzerinde durulmayan bir hastalıktır.Hipertansiyon tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de erişkin popülasyonun önemli bir bölümünü etkileyen, yüksek oranda morbite ve mortaliteye yol açan bir sorundur.<br />
<br />
            Günümüzde ABD&#8217;de elli milyondan fazla hipertansiyon sorunu olan hasta bulunmaktadır.Ülkemizde yapılan geniş çaplı araştırmaya göre sistolik kan basıcı yüksekliği(>145mmHg) kadınların %20&#8217;sinde erkeklerin %17&#8217;sinde saptanırken, diyastolik kan basıncı yüksekliği(>85mmHg) kadınların %32&#8217;sinde erkeklerin %33&#8217;ünde saptanmıştır.<br />
<br />
            Ülkemizde kurulan &#8220;Hipertansiyonla Mücadele Derneği&#8221; hipertansiyonla mücadele etmek için çeşitli hipertansiyon halk günleri ve radyo, gazete, TV programları ile halkı bilinçlendirmenin yanı sıra sürekli hekimlere yönelik kurslar düzenleyerek hipertansiyonun önüne geçmeyi hedeflenmektedir.<br />
<br />
            Hipertansiyon hastalarında görülen en çarpıcı dört nokta :<br />
<br />
·        Tansiyon hastalığını kabul etmelerinin uzun bir zaman alması;<br />
<br />
·        Hastalığın ömür boyu süreceğini kabulde zorlanmaları;<br />
<br />
·        İlaçları düzenli olarak kullanmamaları;<br />
<br />
·        İlaçların karaciğer, böbrek gibi organlara zarar vereceğini düşünmeleri şeklinde özetlenebilir<br />
<br />
                         <br />
<br />
HİPERTANSİYON NEDİR?<br />
<br />
 <br />
<br />
Yaşamın devam etmesi için organ ve dokulara kan dolaşımının sağlanması gerekir.Kan dolaşımı doku ve organlara besin ve oksijen ulaştırır ve bunlardan artık ürünleri uzaklaştırır.Kanın vücutta dolaşması için kalp tarafından pompalanması gerekir.Kanın atardamar içinden geçerken damar duvarına uyguladığı basınca kan basıncı, kan dolaşımı için gereken basıncın normalden fazla olmasınada yüksek tansiyon denir.<br />
<br />
Kalbin kasılması esnasında kan basıncı maksimum düzeye çıkar buna sistolik=maksima=büyük tansiyon denir.Kalbin gevşemesi esnasında kan basıncı minimum düzeye iner buna diyastolik=minima=küçük tansiyon denir.<br />
<br />
 <br />
<br />
HİPERTANSİYONUN  ÖNEMİ<br />
<br />
           <br />
<br />
            Hipertansiyon çok sık karşılaşılan bir hastalıktır.Hipertansiyon yaygın olmasının yanı sıra kalıcı sakatlıklara ve ölümlere yol açması önemini arttırmaktadır.Bu özellikleri nedeniyle hipertansiyon aynı zamanda sosyal ve ekonomik bir sorundur.Hastaların büyük bir kısmının<br />
<br />
 kan basıncı yüksekliğinin farkında olmaması hastalığın önemini daha da arttırmaktadır.<br />
<br />
 <br />
<br />
HİPERTANSİYONUN  NEDENLERİ<br />
<br />
 <br />
<br />
            Tansiyon hastalığının %95&#8217;inin sebebi bilinmemektedir.Buna esansiyel hipertansiyon denir.%5&#8217;inin ise sebebi bilinmektedir.Buna da sekonder hipertansiyon denir.En sık görüleni<br />
<br />
esansiyel pirimer olanıdır.<br />
<br />
            Esansiyel hipertansiyonun nedeni bilinmemekle birlikte kalıtım, çevre faktörleri(tuz hassasiyeti,şişmanlık, aşırı alkol tüketimi, hayat tarzı ve diyette potasyum azlığı gibi) gelişmesinde ve şiddetinde rol oynayabilir.Ailesinde yüksek tansiyon bulunan kişilerde hipertansiyonun ortaya çıkma riski %60&#8217;tır.<br />
<br />
            Esansiyel hipertansiyon genellikle kalıtımsal olmasına rağmen 40-50 yaşlarında başlar.Anne veya babadan birisinde esansiyel hipertansiyon bulunması durumunda çocuklarda  görülme olasılığı %25 eğer her ikisinde varsa %75&#8217;tir.Yüksek kan basıncına neden olan bir çok gen ortaya konmuştur.Fakat esansiyal hipertansiyonlu kişiler aynı genetik anormalliği göstermezler.<br />
<br />
            Vücut ağırlığı ile kan basıncı arasında doğrudan bir ilişki vardır.Şişman kimselerin %50&#8217;sinde hipertansiyon görülmektedir.Kilo verilmesi kan basıncını düşürür.Dolayısıyla yaptığımız rejimleri doktor kontrolünde yapmamız gerekir.Kısa sürede hızlı kilo vermek yerine uzun sürede yavaş ve dengeli zayıflamak daha sağlıklıdır.<br />
<br />
            Sekonder hipertansiyon nedeni belli olan hipertansiyondur.Tespit edildiğinde tedavisi vardır.Sekonder hipertansiyonun nedenleri; böbrek hastalıkları, böbrek atardamarlarında daralma, hormonel nedenler, sinirsel nedenler ,aort koarktasyonu, aort yetmezliği gibi faktörler gösterilebilir.<br />
<br />
 <br />
<br />
HİPERTANSİYONUN  BELİRTİLERİ <br />
<br />
 <br />
<br />
            Hipertansiyon hastalarının çoğu kez hiçbir şikayeti yoktur.Bu nedenle hipertansiyona sessiz katilde denmektedir.Fakat tansiyon yüksekliğinin hedef organlar üzerindeki zararları devam eder. Hipertansiyonun başlıca belirtileri; baş ağrısı, baş dönmesi, görme bulanıklığı, kulak uğultusu, burun kanaması,konsantrasyon kaybı,çarpıntı, halsizlik,yürümede merdiven çıkmada zorlanma,gece uykudan kalkıp idrar yapma ve bacaklarda şişlik gibi . Hipertansiyon vücuda zarar vermişse bu zarara ilişkin belirtiler çıkabilir.Örneğin kalp damarı etkilenmişse göğüs ağrısı, kal yetmezliği olmuşsa hasta sırt üstü yatamaz.Bu belirtilerin ortaya çıkması için genellikle uzun bir süre geçmesi ve hastanın yeterli tedavi olmaması gereklidir.Gerekli tedavi yapılmazsa bu belirtilerin kendini göstermesi hızlanır.<br />
<br />
 <br />
<br />
HİPERTANSİYONUN SINIFLANDIRLMASI<br />
<br />
 <br />
<br />
18 Yaş Üzeri Yetişkinlerde Kan Basıncı Sınıflandırması<br />
<br />
       <br />
<br />
                                              Sistolik(mmHg)                                            Diyastolik(mmHg)            <br />
<br />
Optimal(ideale yakın)<br />
	<br />
<br />
120&#8217;den düşük<br />
	<br />
<br />
Ve<br />
	<br />
<br />
80&#8217;den düşük<br />
<br />
Normal<br />
	<br />
<br />
130&#8217;dan düşük<br />
	<br />
<br />
Ve<br />
	<br />
<br />
85&#8217;ten düşük<br />
<br />
Yüksek normal<br />
	<br />
<br />
   130-139<br />
	<br />
<br />
Veya<br />
	<br />
<br />
85-89<br />
<br />
Hipertansiyon<br />
	<br />
<br />
 <br />
	<br />
<br />
 <br />
	<br />
<br />
 <br />
<br />
        Evre1(hafif)<br />
	<br />
<br />
    140-159<br />
	<br />
<br />
Veya<br />
	<br />
<br />
90-99<br />
<br />
        Evre2(orta)<br />
	<br />
<br />
    160-179<br />
	<br />
<br />
Veya<br />
	<br />
<br />
100-109<br />
<br />
        Evre3(ağır)<br />
	<br />
<br />
    180&#8217;den büyük<br />
	<br />
<br />
Veya<br />
	<br />
<br />
110&#8217;dan yüksek<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
KAN BASINCININ ÖLÇÜLMESİ<br />
<br />
 <br />
<br />
            Hipertansiyonun tedavi edilebilmesi için öncelikle teşhisin doğru konması gerekir. Bu amaçla kan basıncının doğru; alet, teknik ve şartlarda ölçülmesi gerekir.Kan basıncı ölçümü; ölçümü yapan kişi,tansiyon aleti veya hastadan kaynaklanan hatalara açıktır. Sağlıklı kan basıncı ölçümü yapılabilmesi için şu noktalara dikkat etmek gerekir.<br />
<br />
·        Kan basıncı ölçülmeden yarım saat önce egzersiz yapılmamalı,bir şey yenmemeli, kafein alınmamalı, sigara içilmemelidir.<br />
<br />
·        En az beş dakika dinlenilmelidir<br />
<br />
·        Koldan tüm giysiler çıkartılmalıdır<br />
<br />
·        Basıncın ölçüldüğü kol kaburgalar arası aralık ve göğüs kemiği ile birleştiği yerde yatay olarak aynı düzlemde bulunmalıdır.Kasılmayı engellemek için kol desteklenmelidir.<br />
<br />
·        Manşonun boyutları hastaya uygun olmalıdır.Manşonun içindeki kese kolun en az %80&#8217;ini sarmalıdır.<br />
<br />
·        Aritmilerde büyük ve küçük tansiyonun her birisi için ortalama üç ölçüm yapılmalıdır.Ölçümde hata olmaması için manşon yavaş yavaş boşaltılmalıdır.<br />
<br />
·        Brakiyel (Kol ön yüzünde ve dirseğin 2-3cm yukarısındaki atar damar) elle hissedilmelidir.<br />
<br />
·        Steteskop brakiyel arterin üzerine yerleştirilmelidir.<br />
<br />
·        Steteskop sıkıca ve dengeli bir biçimde tutulmalı fakat aşırı basınç uygulanmamalıdır.<br />
<br />
·        Kan basıncı ölçülmeye başlamadan önce manşonun içinde hava olmamalı ve tansiyon aleti sıfır noktasını göstermelidir.<br />
<br />
·        Manşon süratle nabzın kaybolma noktasının 30-40mmHg üzerine kadar şişirilmeli (bu sırada ses duyulmaz) ve daha sonra boşaltılmalıdır.(her kalp atımında veya     2-3mmHg hızla)<br />
<br />
·        Sesin duyulmaya başladığı nokta büyük tansiyon(sistolik kan basıncı), sesin kaybolduğu nokta küçük tansiyon(diyastolik kan basıncı) olarak kabul edilir.<br />
<br />
     <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
KAYNAK:<br />
<br />
             1-Gager Leslie T. The historical backgraund of hypertension<br />
<br />
             2-Klinik Hipertansiyon.    Doç.Dr. Nurol Arık<br />
<br />
             3-Hipertansiyon             Doç.Dr. M.Remzi Önder<br />
<br />
             4-Hipertansiyonda Bireyselleştirilmiş Tedavi Yaklaşımı.    Hekimler Yayın Birliği<br />
<br />
             5-Hipertansiyon.        Doç.Dr. Nurol  Arık       <br />
<br />
 6-İçimizdeki Düşman Hipertansiyon    Doç.Dr. Tekin Akpolat<br />
<br />
             7-Swales JD.Clinical Hypertension<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
SORULAR:<br />
<br />
 <br />
<br />
1)      Aşağıdakilerden  hangisi sekonder hipertansiyonun nedenidir?<br />
<br />
 <br />
<br />
A) Böbrek atardamarlarında daralma               C) Sinirsel nedenler<br />
<br />
      B) Hormonel nedenler                                        D) Hepsi<br />
<br />
 <br />
<br />
      Doğru Yanıt: D seçeneği<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
2)      Aşağıdakilerden  hangisi tansiyonun belirtilerindendir?<br />
<br />
 <br />
<br />
A) Yüksek oranda morbite ve mortaliteye yol açması   C) Bacaklarda şişlik<br />
<br />
B) Yürümede,merdiven çıkmada zorlanma                    D) Hepsi<br />
<br />
 <br />
<br />
Doğru Yanıt: D seçeneği<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
3)      Kan basıncının sağlıklı ölçülebilmesi için aşıdakilerden hangisi gerekli koşul değildir?<br />
<br />
 <br />
<br />
      A) Ölçümden önce egzersiz yapılmaması        C) Ölçümden önce yemek yemek<br />
<br />
      B) Ölçümden önce dinlenmek                          D) Ölçümden önce sigara içilmemesi<br />
<br />
 <br />
<br />
       Doğru Yanıt: C seçeneği<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
4)      Aşağıdakilerden hangisi hipertansiyonun özelliği değildir?<br />
<br />
 <br />
<br />
A) Ölümcül olabilmesi                                    C) Çok sık karşılaşılması<br />
<br />
      B) Yüksek oranda morbite                               D) Tedavisinin kolay olması<br />
<br />
           ve mortaliteye yol açması<br />
<br />
 <br />
<br />
      Doğru Yanıt: D seçeneği]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[HİPERTANSİYONUN TARİHÇESİ<br />
<br />
 <br />
<br />
Tıp tarihinin nerede ne zaman başladığı tam olarak belli değildir.Fakat tıbbi problemlerin ilk insanın yaradılışı ile başlamış olması çok kuvvetli bir ihtimaldir.Hipertansiyonun tarihçesinde buna paralellik gösterir.<br />
<br />
            Tarihte kan basıncıyla uğraşan ilk insan M.Ö. 3000 yıllarında Mısır&#8217;da yaşamış olan İmhotep isimli hekimdir.Daha sonraları M.Ö. 2600 yıllarında Çin&#8217;de sarı imparator olarak adlandırılan Huang Ti  kan basıncıyla ilgilenmiştir.Kan basıncıyla ilgilenen üçüncü kişinin ise Çin&#8217;li hekim Choun-You-J olduğu bilinmektedir.Bu zamandan sonra uzun bir süre bu konuda bilgilere rastlanmamıştır.1733 yılında İngiltere&#8217;de tabiat bilim öğrencisi olan Stephen Hales yere yatırdığı atın femoral arterlerine kanül sokarak kan basıncını ölçmüştür.1828&#8217;lerde Poiseuille ,1896&#8217;larda Riva Rocci arkasından Bright&#8217;ın yaptığı çalışmalar olayı geliştirmiştir. Kan basıncının üzerine esas araştırmalar 1934&#8217;lerde Goldblatt ve arkadaşları tarafından bilimsel temellere dayandırılmıştır.1898&#8217;lerde renin maddesinin Tigerstedt ve Bergman, 1940&#8217;larda anjiyotensinin Page ve Braun-Mendez, sonraları norepinefrinin Von Eular tarafından bulunmaları ile yeni ufuklar açılmıştır.Guyton ve arkadaşları tarafından kan basıncını etkileyen multi faktörler integre analiz sistemi ile bilgisayarla belirtilmeye başlanmıştır.Zamanımızda ise kan basıncı üzerine pek çok önemli araştırmalar yapılmaktadır.<br />
<br />
 <br />
<br />
HİPERTANSİYONA GENEL BAKIŞ<br />
<br />
 <br />
<br />
            Hipertansiyon oldukça sık görülen, ölümcül olabilen ve zararlarına rağmen halk tarafından yeterince üzerinde durulmayan bir hastalıktır.Hipertansiyon tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de erişkin popülasyonun önemli bir bölümünü etkileyen, yüksek oranda morbite ve mortaliteye yol açan bir sorundur.<br />
<br />
            Günümüzde ABD&#8217;de elli milyondan fazla hipertansiyon sorunu olan hasta bulunmaktadır.Ülkemizde yapılan geniş çaplı araştırmaya göre sistolik kan basıcı yüksekliği(>145mmHg) kadınların %20&#8217;sinde erkeklerin %17&#8217;sinde saptanırken, diyastolik kan basıncı yüksekliği(>85mmHg) kadınların %32&#8217;sinde erkeklerin %33&#8217;ünde saptanmıştır.<br />
<br />
            Ülkemizde kurulan &#8220;Hipertansiyonla Mücadele Derneği&#8221; hipertansiyonla mücadele etmek için çeşitli hipertansiyon halk günleri ve radyo, gazete, TV programları ile halkı bilinçlendirmenin yanı sıra sürekli hekimlere yönelik kurslar düzenleyerek hipertansiyonun önüne geçmeyi hedeflenmektedir.<br />
<br />
            Hipertansiyon hastalarında görülen en çarpıcı dört nokta :<br />
<br />
·        Tansiyon hastalığını kabul etmelerinin uzun bir zaman alması;<br />
<br />
·        Hastalığın ömür boyu süreceğini kabulde zorlanmaları;<br />
<br />
·        İlaçları düzenli olarak kullanmamaları;<br />
<br />
·        İlaçların karaciğer, böbrek gibi organlara zarar vereceğini düşünmeleri şeklinde özetlenebilir<br />
<br />
                         <br />
<br />
HİPERTANSİYON NEDİR?<br />
<br />
 <br />
<br />
Yaşamın devam etmesi için organ ve dokulara kan dolaşımının sağlanması gerekir.Kan dolaşımı doku ve organlara besin ve oksijen ulaştırır ve bunlardan artık ürünleri uzaklaştırır.Kanın vücutta dolaşması için kalp tarafından pompalanması gerekir.Kanın atardamar içinden geçerken damar duvarına uyguladığı basınca kan basıncı, kan dolaşımı için gereken basıncın normalden fazla olmasınada yüksek tansiyon denir.<br />
<br />
Kalbin kasılması esnasında kan basıncı maksimum düzeye çıkar buna sistolik=maksima=büyük tansiyon denir.Kalbin gevşemesi esnasında kan basıncı minimum düzeye iner buna diyastolik=minima=küçük tansiyon denir.<br />
<br />
 <br />
<br />
HİPERTANSİYONUN  ÖNEMİ<br />
<br />
           <br />
<br />
            Hipertansiyon çok sık karşılaşılan bir hastalıktır.Hipertansiyon yaygın olmasının yanı sıra kalıcı sakatlıklara ve ölümlere yol açması önemini arttırmaktadır.Bu özellikleri nedeniyle hipertansiyon aynı zamanda sosyal ve ekonomik bir sorundur.Hastaların büyük bir kısmının<br />
<br />
 kan basıncı yüksekliğinin farkında olmaması hastalığın önemini daha da arttırmaktadır.<br />
<br />
 <br />
<br />
HİPERTANSİYONUN  NEDENLERİ<br />
<br />
 <br />
<br />
            Tansiyon hastalığının %95&#8217;inin sebebi bilinmemektedir.Buna esansiyel hipertansiyon denir.%5&#8217;inin ise sebebi bilinmektedir.Buna da sekonder hipertansiyon denir.En sık görüleni<br />
<br />
esansiyel pirimer olanıdır.<br />
<br />
            Esansiyel hipertansiyonun nedeni bilinmemekle birlikte kalıtım, çevre faktörleri(tuz hassasiyeti,şişmanlık, aşırı alkol tüketimi, hayat tarzı ve diyette potasyum azlığı gibi) gelişmesinde ve şiddetinde rol oynayabilir.Ailesinde yüksek tansiyon bulunan kişilerde hipertansiyonun ortaya çıkma riski %60&#8217;tır.<br />
<br />
            Esansiyel hipertansiyon genellikle kalıtımsal olmasına rağmen 40-50 yaşlarında başlar.Anne veya babadan birisinde esansiyel hipertansiyon bulunması durumunda çocuklarda  görülme olasılığı %25 eğer her ikisinde varsa %75&#8217;tir.Yüksek kan basıncına neden olan bir çok gen ortaya konmuştur.Fakat esansiyal hipertansiyonlu kişiler aynı genetik anormalliği göstermezler.<br />
<br />
            Vücut ağırlığı ile kan basıncı arasında doğrudan bir ilişki vardır.Şişman kimselerin %50&#8217;sinde hipertansiyon görülmektedir.Kilo verilmesi kan basıncını düşürür.Dolayısıyla yaptığımız rejimleri doktor kontrolünde yapmamız gerekir.Kısa sürede hızlı kilo vermek yerine uzun sürede yavaş ve dengeli zayıflamak daha sağlıklıdır.<br />
<br />
            Sekonder hipertansiyon nedeni belli olan hipertansiyondur.Tespit edildiğinde tedavisi vardır.Sekonder hipertansiyonun nedenleri; böbrek hastalıkları, böbrek atardamarlarında daralma, hormonel nedenler, sinirsel nedenler ,aort koarktasyonu, aort yetmezliği gibi faktörler gösterilebilir.<br />
<br />
 <br />
<br />
HİPERTANSİYONUN  BELİRTİLERİ <br />
<br />
 <br />
<br />
            Hipertansiyon hastalarının çoğu kez hiçbir şikayeti yoktur.Bu nedenle hipertansiyona sessiz katilde denmektedir.Fakat tansiyon yüksekliğinin hedef organlar üzerindeki zararları devam eder. Hipertansiyonun başlıca belirtileri; baş ağrısı, baş dönmesi, görme bulanıklığı, kulak uğultusu, burun kanaması,konsantrasyon kaybı,çarpıntı, halsizlik,yürümede merdiven çıkmada zorlanma,gece uykudan kalkıp idrar yapma ve bacaklarda şişlik gibi . Hipertansiyon vücuda zarar vermişse bu zarara ilişkin belirtiler çıkabilir.Örneğin kalp damarı etkilenmişse göğüs ağrısı, kal yetmezliği olmuşsa hasta sırt üstü yatamaz.Bu belirtilerin ortaya çıkması için genellikle uzun bir süre geçmesi ve hastanın yeterli tedavi olmaması gereklidir.Gerekli tedavi yapılmazsa bu belirtilerin kendini göstermesi hızlanır.<br />
<br />
 <br />
<br />
HİPERTANSİYONUN SINIFLANDIRLMASI<br />
<br />
 <br />
<br />
18 Yaş Üzeri Yetişkinlerde Kan Basıncı Sınıflandırması<br />
<br />
       <br />
<br />
                                              Sistolik(mmHg)                                            Diyastolik(mmHg)            <br />
<br />
Optimal(ideale yakın)<br />
	<br />
<br />
120&#8217;den düşük<br />
	<br />
<br />
Ve<br />
	<br />
<br />
80&#8217;den düşük<br />
<br />
Normal<br />
	<br />
<br />
130&#8217;dan düşük<br />
	<br />
<br />
Ve<br />
	<br />
<br />
85&#8217;ten düşük<br />
<br />
Yüksek normal<br />
	<br />
<br />
   130-139<br />
	<br />
<br />
Veya<br />
	<br />
<br />
85-89<br />
<br />
Hipertansiyon<br />
	<br />
<br />
 <br />
	<br />
<br />
 <br />
	<br />
<br />
 <br />
<br />
        Evre1(hafif)<br />
	<br />
<br />
    140-159<br />
	<br />
<br />
Veya<br />
	<br />
<br />
90-99<br />
<br />
        Evre2(orta)<br />
	<br />
<br />
    160-179<br />
	<br />
<br />
Veya<br />
	<br />
<br />
100-109<br />
<br />
        Evre3(ağır)<br />
	<br />
<br />
    180&#8217;den büyük<br />
	<br />
<br />
Veya<br />
	<br />
<br />
110&#8217;dan yüksek<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
KAN BASINCININ ÖLÇÜLMESİ<br />
<br />
 <br />
<br />
            Hipertansiyonun tedavi edilebilmesi için öncelikle teşhisin doğru konması gerekir. Bu amaçla kan basıncının doğru; alet, teknik ve şartlarda ölçülmesi gerekir.Kan basıncı ölçümü; ölçümü yapan kişi,tansiyon aleti veya hastadan kaynaklanan hatalara açıktır. Sağlıklı kan basıncı ölçümü yapılabilmesi için şu noktalara dikkat etmek gerekir.<br />
<br />
·        Kan basıncı ölçülmeden yarım saat önce egzersiz yapılmamalı,bir şey yenmemeli, kafein alınmamalı, sigara içilmemelidir.<br />
<br />
·        En az beş dakika dinlenilmelidir<br />
<br />
·        Koldan tüm giysiler çıkartılmalıdır<br />
<br />
·        Basıncın ölçüldüğü kol kaburgalar arası aralık ve göğüs kemiği ile birleştiği yerde yatay olarak aynı düzlemde bulunmalıdır.Kasılmayı engellemek için kol desteklenmelidir.<br />
<br />
·        Manşonun boyutları hastaya uygun olmalıdır.Manşonun içindeki kese kolun en az %80&#8217;ini sarmalıdır.<br />
<br />
·        Aritmilerde büyük ve küçük tansiyonun her birisi için ortalama üç ölçüm yapılmalıdır.Ölçümde hata olmaması için manşon yavaş yavaş boşaltılmalıdır.<br />
<br />
·        Brakiyel (Kol ön yüzünde ve dirseğin 2-3cm yukarısındaki atar damar) elle hissedilmelidir.<br />
<br />
·        Steteskop brakiyel arterin üzerine yerleştirilmelidir.<br />
<br />
·        Steteskop sıkıca ve dengeli bir biçimde tutulmalı fakat aşırı basınç uygulanmamalıdır.<br />
<br />
·        Kan basıncı ölçülmeye başlamadan önce manşonun içinde hava olmamalı ve tansiyon aleti sıfır noktasını göstermelidir.<br />
<br />
·        Manşon süratle nabzın kaybolma noktasının 30-40mmHg üzerine kadar şişirilmeli (bu sırada ses duyulmaz) ve daha sonra boşaltılmalıdır.(her kalp atımında veya     2-3mmHg hızla)<br />
<br />
·        Sesin duyulmaya başladığı nokta büyük tansiyon(sistolik kan basıncı), sesin kaybolduğu nokta küçük tansiyon(diyastolik kan basıncı) olarak kabul edilir.<br />
<br />
     <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
KAYNAK:<br />
<br />
             1-Gager Leslie T. The historical backgraund of hypertension<br />
<br />
             2-Klinik Hipertansiyon.    Doç.Dr. Nurol Arık<br />
<br />
             3-Hipertansiyon             Doç.Dr. M.Remzi Önder<br />
<br />
             4-Hipertansiyonda Bireyselleştirilmiş Tedavi Yaklaşımı.    Hekimler Yayın Birliği<br />
<br />
             5-Hipertansiyon.        Doç.Dr. Nurol  Arık       <br />
<br />
 6-İçimizdeki Düşman Hipertansiyon    Doç.Dr. Tekin Akpolat<br />
<br />
             7-Swales JD.Clinical Hypertension<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
SORULAR:<br />
<br />
 <br />
<br />
1)      Aşağıdakilerden  hangisi sekonder hipertansiyonun nedenidir?<br />
<br />
 <br />
<br />
A) Böbrek atardamarlarında daralma               C) Sinirsel nedenler<br />
<br />
      B) Hormonel nedenler                                        D) Hepsi<br />
<br />
 <br />
<br />
      Doğru Yanıt: D seçeneği<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
2)      Aşağıdakilerden  hangisi tansiyonun belirtilerindendir?<br />
<br />
 <br />
<br />
A) Yüksek oranda morbite ve mortaliteye yol açması   C) Bacaklarda şişlik<br />
<br />
B) Yürümede,merdiven çıkmada zorlanma                    D) Hepsi<br />
<br />
 <br />
<br />
Doğru Yanıt: D seçeneği<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
3)      Kan basıncının sağlıklı ölçülebilmesi için aşıdakilerden hangisi gerekli koşul değildir?<br />
<br />
 <br />
<br />
      A) Ölçümden önce egzersiz yapılmaması        C) Ölçümden önce yemek yemek<br />
<br />
      B) Ölçümden önce dinlenmek                          D) Ölçümden önce sigara içilmemesi<br />
<br />
 <br />
<br />
       Doğru Yanıt: C seçeneği<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
4)      Aşağıdakilerden hangisi hipertansiyonun özelliği değildir?<br />
<br />
 <br />
<br />
A) Ölümcül olabilmesi                                    C) Çok sık karşılaşılması<br />
<br />
      B) Yüksek oranda morbite                               D) Tedavisinin kolay olması<br />
<br />
           ve mortaliteye yol açması<br />
<br />
 <br />
<br />
      Doğru Yanıt: D seçeneği]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kanser ve çeşitleri]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=611</link>
			<pubDate>Wed, 07 Apr 2010 15:25:48 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=611</guid>
			<description><![CDATA[KANSER VE KANSER ÇEŞİTLERİ<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
1-)Kanser Nedir?<br />
2-)Ur Türleri Nelerdir?<br />
3-)Kanserin Sebepleri Ve Kanseri Etkileyen Faktörler Nelerdir?<br />
4-)Kanserin Ön Belirtileri Nelerdir?<br />
5-)Kanser Çeşitleri Nelerdir?<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
KANSER VE ÇEŞİTLERİ<br />
<br />
 <br />
<br />
            Hücrelerin anormal bir şekilde çoğalması sonucu urlar meydana gelmektedir. Urlar iki türlüdür. Bir kısmı iyi huylu (selim urlar),bir kısmı kötü huylu (habis) urlardır.<br />
<br />
            Vücudun değişik yerlerinden, dokularından kökenini alan habis karakterli urların bir kısmına KANSER bir kısmına da SARKOM denir.<br />
<br />
 <br />
<br />
UR TÜRLERİ<br />
<br />
 <br />
<br />
1-) İyi Huylu (Selim) Urlar: İyi huylu urlar normal doku yapısına büyük benzerlik gösterirler ve kökenini aldıkları dokunun karakterini benimserler. Genellikle yavaş büyürler. Oluştukları yerin veya organın çalışma düzenini bozarlar ve çevresinde yer almış dokulara baskı yapara ağrı verirler ve zararlı olurlar. Ancak, bunların etki dereceleri urların büyüklüğüne göre ve oluştukları yere göre çok değişiklik gösterirler. Genellikle ölüme sebep olmazlar,bazen kendiliklerinden küçülürler. Sonuç olarak, iyi huylu urlar yavaş büyürler,tedavilerinde her zaman ameliyat gerekmez. Çok defa tıbbi tedaviler iyi sonuçlar verir.<br />
<br />
 <br />
<br />
2-) Kötü Huylu (Habis) Urlar: Kötü huylu urlarda hücreler iyi huylu urlara göre daha çok çoğalır. Bunlar bölünme çoğalmalarında hiçbir yasa ve kural dinlemezler. Yere dökülen bir kova suyun dağılması gibi çeşitli yönlere yayılırlar. Önlerine gelen organ ve dokuyu tahrip ederler. Habis urlardaki hücrelerin şekilleri ve çapları anormal bir durum alırlar. Özellikle çekirdeklerinde anormal bir büyüme görülür. Habis urların diğer bir benzerlik gösterirler özelliği yavrulamaktır. Buna METASTAZ yapmak denir. Bulunduğu yerlerden uzak vücudun diğer kısımlarına atlayabilirler. Bu ise şöyle olur; habis urların hücreleri komşudaki kan damarlarını ve lenf yollarını tahrip ederler ve bu hücrelerden bir kaçı kan veya lenf yollarına girerek vücudun başka ve uzak bölgelerine taşınırlar. Yani oturdukları yerlerde çoğalmaya devam ederek, oralarda aynı karakterlerde urlar meydana getirirler. Bu olaya yavrulamak veya metastaz yapmak denir.<br />
<br />
Deri, kemik, sinir, kas ve tüm organlar gibi kan yapıcı dokulardan ve vücuttaki bütün dokularda selim ve habis urların çıktığı görülmüştür. Bazı dokuların selim urlarında nadir, habis urlarını çok az rastlanırken, bazı dokuların selim ve habis urlarına daha sık rastlanmaktadır.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
KANSER İLE SARKOM ARASINDA NE FARK VARDIR?<br />
<br />
 <br />
<br />
            İnsan vücudunu örten ve saran ciltlen çıkan habis urlara KANSER denir. Diğer taraftan insan vücudunda çeşitli dokuları birbirine bağlayan ve adına bağ dokusu denilen yapılardan kas dokusundan, kemiklerden, kıkırdaklardan ve yağ dokusundan kökenini alan habis urlara da SARKOM denir.<br />
<br />
           <br />
<br />
KANSER SEBEPLERİ VE KANSERİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER<br />
<br />
 <br />
<br />
1)                 Yaşın Kanserle İlgisi Var mı? : Kanser her yaşta görülebilir, fakat genelde orta ve ileri yaş hastalığıdır. 6-16 yaş arasındaki insanların habis urlara karşı bir bağışıklığı bulunmaktadır. Bununla beraber bu yaşlarda tek tük bu vakalara rastlanmaktadır. Çocuklarda görülen bazı kanser vakalarının sebebi annenin gebelik döneminde kullandığı ilaçlardır.<br />
<br />
2)                  Kanser Açısından Irk veya Nesil : Bazı tür kanserle bazı ırklarda, diğerlerine göre daha fazla görülmektedir. Örneğin mide kanseri en çok Japonlarda akciğer kanseri en çok İngiltere&#8217;de lösemi en çok Musevilerde görülmektedir. Bu farklar jenetik ve çevre faktörlerinden, alışıla gelmiş adetlerden kaynaklanmaktadır.<br />
<br />
3)                 Kanser İrsi Bir Hastalık mıdır? : Kanserin irsi bir hastalık olup olmadığı hakkında halen kesin  bir sonuca ulaşılamamıştır. Tecrübe hayvanlarında bazı tür kanserlerin irsi olduğu kanıtlanmıştır. İnsanlarda ise sayılı bir iki tür kanserin Mendel Kanuna göre çocuğa geçtiği görülmüştür. Bugün için kanserin irisi bir hastalık olup olmadığını ve ayrıca temasla bir insandan diğerine geçmediğini söyleyebilir.<br />
<br />
4)                 Virüsler ve Parazitler : Virüsler kan kanseri, gırtlak kanseri, lenf bezi kanserine sebep olmaktadır. Virüsler; çeşitli karsinojenler ve diğer faktörlerle beraber bulunmaları birbirlerinin etkilerini arttırarak kanser sebep olabilmektedirler. Ayrıca, parazitlerin bulundukları organlarda meydana getirdikleri tahripler kanser hastalığına zemin hazırlamaktadır.<br />
<br />
5)                   Hormonlar ve İlaçlar : Hormonlar ve özellikle kadın ve erkek hormonlarının vücutta fazla miktarda ve devamlı yapımı veya dışarıdan vücuda verilmesi hormonal dengeyi bozmaktadır. Vücuttaki hormon dengesi ile kanserler arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Aşırı hormonal etkiler sonucu prostat, rahim ve göğüs kanserleri sık görülmektedir. İlaçlara gelince; ilaçların tümü doğal veya kimyasal maddelerin birleşimidir. Kimyasal maddelerin bazıların çok miktarda ve sürekli kullanılmaları sonucunda karstonik etkiler oluşmaktadır bu nedenle ilaçları, özellikle antibiyotik, ağrı kesici, uyku verici, perhiz hapları ve hormon preperatları gibi ilaçları dikkatli kullanmak gerekir.<br />
<br />
6)                 Ruhi Bunalım, Üzüntü ve Sıkıntılar : Kanserle ilgilenen tıp adamların ruhi bunalımların, sıkıntıların, endişe ve sinirlenmenin kansere yol açtığını belirtiyorlar. Kanser, kırsal alanlarda yaşayan daha basit ve endişesiz hayat sürenlere oranla kentlerde oturan ve iş hayatlarında yorulan yıpranan kişilerde daha çok görülmektedir. Sebep olarak da sürekli üzüntüler, sıkıntılar, sinirlenmeler insan organizmasında bazı hormonal bozukluklara sonrada hücrelerin daha çabuk ve kötü bir şekilde yıpranmalarına bağlanıyor. Hormonal dengesizlik hücreleri etkiler. Kanser hastalığı da bir hücre hastalığıdır.<br />
<br />
7)                 Sigara : Tütün içinde bulanan maddelerin, ayrıca kağıdın yanmasıyla meydana gelen katran kuvvetli ve etkili birer karsinojen maddelerdir. Sigara dumanındaki nikotin, amonyak ve diğer maddeler bronşları etkilemekte ve böylece kanser oluşabilmektedir. Sigara kullanmak özellikle akciğer, dudak, dil, ağız boşluğu, gırtlak ve yemek boru kanserlerine sebep olmaktadır.<br />
<br />
 <br />
KANSERİN ÖN BELİRTİLERİ<br />
<br />
n      Siğil ve benlerde görülen değişmeler, hızla büyümeler,<br />
<br />
n      İyileşmeyen ve kapanmayan yaralar,<br />
<br />
n      Sürekli hazımsızlık ve yutkunma zorluğu,<br />
<br />
n      Sürekli ses kısıklığı ve sebepsiz öksürükler,<br />
<br />
n      Vücudun herhangi bir yerinde meydana gelen şişlik ve sertlikler,<br />
<br />
n      Nedeni belli olmayan zayıflamalar,<br />
<br />
n      Ruhi veya bedeni düşkünlük hali, sebepsiz yorğunluk.<br />
<br />
 <br />
KANSER ÇEŞİTLERİ<br />
<br />
DERİ KANSERİ: Cilt kanseri sık görülen kanserlendendir. Uzun süre kuvvetli güneş ve ulturavıole ışınlarının etkisi başlıca sebepleridir. Daha çok çiftçi ve gemici gibi açık havada güneş altında çalışanlarda görülür. Güneş ışının yanı sıra bazı kimyasal karsinojen maddelerin imalatında çalışanlarda da deri kanseri görülmektedir. Diğer kanserlere oranla çok daha sık görülmesine rağmen cilt kanserinde ölüm çok nadirdir. Cilt kanserinin teşhisi diğer kanserlere göre nispeten daha kolaydır. Vücudun görülebilen ve yüzeysel bir yerinde meydana geldiği için teşhis edilebilmektedir. Cilt kanserleri gerekli tedaviye iyi cevap verir.<br />
<br />
 <br />
<br />
GÖZ KANSERİ: Görme duyusunun alıcı organı gözbebeğidir. Göz kapakları, gözyaşı bezi ve kaşı kanserleri de vardır. En önemlisi gözbebeğidir. Gözbebeği kanseri iki tiptir: Biri daha ziyade çocuklarda ,diğeri ise yaşlılarda görülür. Çocuklarda görülen teşhisin uzman doktor tarafından özel alet muayenesi ile sağlanır. Erken teşhis edilen vakalarda tedavi ile hastalık yok edilir. Geç kalınmış vakalarda ameliyatla gözbebeğini çıkarmak gerekir. Diğer tip ise genelde yaşlılarda görülür ve daha yavaş gelişir. Teşhis ve tedavi yöntemleri aynıdır.  Erken teşhiste başarı yüksektir. Diğer göz kanserleri ise daha ziyade yaşlılarda görülür.<br />
<br />
GIRTLAK KANSERİ: Gırtlak kanserinin ilk belirtisi ses kısıklığıdır. Gırtlak kanseri sigara kullananlarda daha fazla görülmektedir. Erken teşhis edilen vakalarda ameliyat gerekmeden radioterapi ve ilaçla çok iyi sonuçlar elde edilmektedir.<br />
<br />
AKCİĞER KANSERİ: Akciğer kanserinin belirtileri belirtileri üşüme,bronşit, ve diğer solunum hastalıklarından rahatsız bir insanın şikayetleri ile aynıdır. Akciğer  kanseri daha ziyade 50 70 yaşlarında görülmektedir. Diğer taraftan sosyoekonomik yaşantıları düşük gruplarda akciğer kanseri daha sık görülmektedir. Bunun nedeni sigara içme oranının bu gruplarda daha fazla olmasına, içilen sigaranın filtresiz, yüksek katranlı ve nikotinli olması gibi sebeplere bağlanmaktadır. Akciğer kanserinin diğer hastalıklara göre ölüm oranı daha fazladır. Tedavisinde üç yöntem vardır. Ameliyatla hasta kısmı çıkartmak, ameliyat sahasının radioterapi ile tedavi, ilaçla tedavi (kemoterapi). Henüz  başlangıç safhasında olan vakalarda kemoterapi başarılı sonuçlar vermektedir.<br />
<br />
MİDE KANSERİ: Mide kanseri genellikle 45-60 yaşlarında görülmektedir. Erkeklerde kadınlara nazaran bir kat daha fazla görülmektedir. Mide kanserinin en önemli sebebi beslenmedir. Yiyecekler içinde bulunan çeşitli kansorejenler, pişirme şekilleri, yiyecekler ve içeceklerin çok sıcak veya çok soğuk içilip yenilmesidir. Ayrıca mide ülseri ,gastrit gibi hastalıklar da mide kanserine zemin hazırlarlar. Mide kanserinin belirtileri ;hazım güçlüğü,şişkinlik,dalgınlık hissi, bulantı, kusma, mide kanamasıdır. Mide kanserin tedavisinde  en kesin metod ameliyatla hasta kısmın çıkartılmasıdır. Kanserin eksikliğine ve yayılma derecesine göre ameliyattan sonra radioterapi ve kemoterapi uygulanır. Tedavide elde edilecek şifa derecesi hastalığın erken veya geç teşhisine bağlıdır.<br />
<br />
KARACİĞER KANSERİ:  Karaciğer kanseri iki türdür. Birincisi primer dediğimiz ana kanserdir. Yani kanser esas ve ilk olarak karaciğerde başlamıştır. İkincisi ise, kanser vücudun başka bir yerinde başlamış sonradan o kanserin hücresi kan yoluyla gelerek karaciğerde yavrulaşması sonucu ortaya çıkmasıdır. Buna da seconder veya metastatik  karaciğer kanseri denir. Karaciğer sirozu, karaciğer iltihaplanmaları, beslenme bozuklukları, alkol alışkanlıkları karaciğer kanserine sebep olmaktadır. Karaciğer kanserlerinde karaciğer ve mide bölgelerinde ağrı ve karaciğerde büyüme en sık görülen belirtilerdendir. Karaciğer kanserinin tedavisi ameliyattır. Kemoterapi ve radioterapi fazla yararlı olmamaktadır.<br />
<br />
LÖSEMİ (KAN KANSERİ): Lösemi ; lökositlerin anormal bir şekilde çoğalması, gerek bulunduğu gerekse çevresindeki hücreleri parçalaması sonucu oluşur. Ayrıca radyasyon ve röntgen ışınları da insanlarda lösemiye sebep olmaktadır. Löseminin tedavisi lökositlerin anormal bir şekilde çoğalmasını önlemektir. Bu da ilaçla tedavidir. Lösemi iki gruba ayrılır; Akut (hızlı gelişen) lösemiler, kronik (yavaş gelişen) lösemilerdir. Akut lösemilerin büyük bir kısmında hastalık uzun sürmekte ve ölüm oranı yüksektir. Kronik lösemilerde ise hastalık daha uzun sürmekte  ve  ölüm oranı nispeten daha azdır.<br />
<br />
 <br />
SORULAR<br />
<br />
 <br />
<br />
1-)Aşağıdakilerden hangisi kötü huylu urların özelliklerinden değildir?<br />
<br />
  <br />
<br />
 a)İyi huylulara oranla çok daha hızlı çoğalırlar<br />
<br />
    b)Metastaz yaparak çoğalırlar<br />
<br />
    c )Genelde tedavileri iyi sonuçlar verir<br />
<br />
    d)Hücrelerin lenf yollarına girerek vücudun başka bölgelerine taşınırlar<br />
<br />
 <br />
<br />
Cevap:-C-<br />
<br />
 <br />
<br />
2-)Aşağıdakilerden hangisi kanserin ön belirtilerinden değildir?<br />
<br />
 <br />
<br />
   a) Siğil ve benlerde görülen değişmeler, hızla büyümeler,<br />
<br />
   b)İyileşmeyen ve kapanmayan yaralar,<br />
<br />
   c) Vücudun herhangi bir yerinde meydana gelen şişlik ve sertlikler,<br />
<br />
   d)Fazla yemek yemek<br />
<br />
 <br />
<br />
Cevap:-D-<br />
<br />
 <br />
<br />
3)Lösemi hakkında verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?<br />
<br />
 <br />
<br />
   a)Primer ve seconder diye iki çeşittir<br />
<br />
   b)Lökositlerin anormal şekilde çoğalması sonucu oluşurlar<br />
<br />
   c)Radyasyon ve röntgen ışınları insanlarda lösemiye sebep olmaktadır<br />
<br />
   d)Akut ve kronik olmak üzere iki türdür<br />
<br />
Cevap:-A-<br />
<br />
 <br />
<br />
4)Aşağıdakilerden hangisi kanseri etkileyen faktörlerden değildir?<br />
<br />
  <br />
<br />
   a)Ruhi bunalım ve üzüntüler<br />
<br />
   b)İnsan yaşının ilerlemiş olması<br />
<br />
   c)Jenetik ve çevre faktörleri<br />
<br />
   d)Sigara kullanmak<br />
<br />
Cevap:-B-]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[KANSER VE KANSER ÇEŞİTLERİ<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
1-)Kanser Nedir?<br />
2-)Ur Türleri Nelerdir?<br />
3-)Kanserin Sebepleri Ve Kanseri Etkileyen Faktörler Nelerdir?<br />
4-)Kanserin Ön Belirtileri Nelerdir?<br />
5-)Kanser Çeşitleri Nelerdir?<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
KANSER VE ÇEŞİTLERİ<br />
<br />
 <br />
<br />
            Hücrelerin anormal bir şekilde çoğalması sonucu urlar meydana gelmektedir. Urlar iki türlüdür. Bir kısmı iyi huylu (selim urlar),bir kısmı kötü huylu (habis) urlardır.<br />
<br />
            Vücudun değişik yerlerinden, dokularından kökenini alan habis karakterli urların bir kısmına KANSER bir kısmına da SARKOM denir.<br />
<br />
 <br />
<br />
UR TÜRLERİ<br />
<br />
 <br />
<br />
1-) İyi Huylu (Selim) Urlar: İyi huylu urlar normal doku yapısına büyük benzerlik gösterirler ve kökenini aldıkları dokunun karakterini benimserler. Genellikle yavaş büyürler. Oluştukları yerin veya organın çalışma düzenini bozarlar ve çevresinde yer almış dokulara baskı yapara ağrı verirler ve zararlı olurlar. Ancak, bunların etki dereceleri urların büyüklüğüne göre ve oluştukları yere göre çok değişiklik gösterirler. Genellikle ölüme sebep olmazlar,bazen kendiliklerinden küçülürler. Sonuç olarak, iyi huylu urlar yavaş büyürler,tedavilerinde her zaman ameliyat gerekmez. Çok defa tıbbi tedaviler iyi sonuçlar verir.<br />
<br />
 <br />
<br />
2-) Kötü Huylu (Habis) Urlar: Kötü huylu urlarda hücreler iyi huylu urlara göre daha çok çoğalır. Bunlar bölünme çoğalmalarında hiçbir yasa ve kural dinlemezler. Yere dökülen bir kova suyun dağılması gibi çeşitli yönlere yayılırlar. Önlerine gelen organ ve dokuyu tahrip ederler. Habis urlardaki hücrelerin şekilleri ve çapları anormal bir durum alırlar. Özellikle çekirdeklerinde anormal bir büyüme görülür. Habis urların diğer bir benzerlik gösterirler özelliği yavrulamaktır. Buna METASTAZ yapmak denir. Bulunduğu yerlerden uzak vücudun diğer kısımlarına atlayabilirler. Bu ise şöyle olur; habis urların hücreleri komşudaki kan damarlarını ve lenf yollarını tahrip ederler ve bu hücrelerden bir kaçı kan veya lenf yollarına girerek vücudun başka ve uzak bölgelerine taşınırlar. Yani oturdukları yerlerde çoğalmaya devam ederek, oralarda aynı karakterlerde urlar meydana getirirler. Bu olaya yavrulamak veya metastaz yapmak denir.<br />
<br />
Deri, kemik, sinir, kas ve tüm organlar gibi kan yapıcı dokulardan ve vücuttaki bütün dokularda selim ve habis urların çıktığı görülmüştür. Bazı dokuların selim urlarında nadir, habis urlarını çok az rastlanırken, bazı dokuların selim ve habis urlarına daha sık rastlanmaktadır.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
KANSER İLE SARKOM ARASINDA NE FARK VARDIR?<br />
<br />
 <br />
<br />
            İnsan vücudunu örten ve saran ciltlen çıkan habis urlara KANSER denir. Diğer taraftan insan vücudunda çeşitli dokuları birbirine bağlayan ve adına bağ dokusu denilen yapılardan kas dokusundan, kemiklerden, kıkırdaklardan ve yağ dokusundan kökenini alan habis urlara da SARKOM denir.<br />
<br />
           <br />
<br />
KANSER SEBEPLERİ VE KANSERİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER<br />
<br />
 <br />
<br />
1)                 Yaşın Kanserle İlgisi Var mı? : Kanser her yaşta görülebilir, fakat genelde orta ve ileri yaş hastalığıdır. 6-16 yaş arasındaki insanların habis urlara karşı bir bağışıklığı bulunmaktadır. Bununla beraber bu yaşlarda tek tük bu vakalara rastlanmaktadır. Çocuklarda görülen bazı kanser vakalarının sebebi annenin gebelik döneminde kullandığı ilaçlardır.<br />
<br />
2)                  Kanser Açısından Irk veya Nesil : Bazı tür kanserle bazı ırklarda, diğerlerine göre daha fazla görülmektedir. Örneğin mide kanseri en çok Japonlarda akciğer kanseri en çok İngiltere&#8217;de lösemi en çok Musevilerde görülmektedir. Bu farklar jenetik ve çevre faktörlerinden, alışıla gelmiş adetlerden kaynaklanmaktadır.<br />
<br />
3)                 Kanser İrsi Bir Hastalık mıdır? : Kanserin irsi bir hastalık olup olmadığı hakkında halen kesin  bir sonuca ulaşılamamıştır. Tecrübe hayvanlarında bazı tür kanserlerin irsi olduğu kanıtlanmıştır. İnsanlarda ise sayılı bir iki tür kanserin Mendel Kanuna göre çocuğa geçtiği görülmüştür. Bugün için kanserin irisi bir hastalık olup olmadığını ve ayrıca temasla bir insandan diğerine geçmediğini söyleyebilir.<br />
<br />
4)                 Virüsler ve Parazitler : Virüsler kan kanseri, gırtlak kanseri, lenf bezi kanserine sebep olmaktadır. Virüsler; çeşitli karsinojenler ve diğer faktörlerle beraber bulunmaları birbirlerinin etkilerini arttırarak kanser sebep olabilmektedirler. Ayrıca, parazitlerin bulundukları organlarda meydana getirdikleri tahripler kanser hastalığına zemin hazırlamaktadır.<br />
<br />
5)                   Hormonlar ve İlaçlar : Hormonlar ve özellikle kadın ve erkek hormonlarının vücutta fazla miktarda ve devamlı yapımı veya dışarıdan vücuda verilmesi hormonal dengeyi bozmaktadır. Vücuttaki hormon dengesi ile kanserler arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Aşırı hormonal etkiler sonucu prostat, rahim ve göğüs kanserleri sık görülmektedir. İlaçlara gelince; ilaçların tümü doğal veya kimyasal maddelerin birleşimidir. Kimyasal maddelerin bazıların çok miktarda ve sürekli kullanılmaları sonucunda karstonik etkiler oluşmaktadır bu nedenle ilaçları, özellikle antibiyotik, ağrı kesici, uyku verici, perhiz hapları ve hormon preperatları gibi ilaçları dikkatli kullanmak gerekir.<br />
<br />
6)                 Ruhi Bunalım, Üzüntü ve Sıkıntılar : Kanserle ilgilenen tıp adamların ruhi bunalımların, sıkıntıların, endişe ve sinirlenmenin kansere yol açtığını belirtiyorlar. Kanser, kırsal alanlarda yaşayan daha basit ve endişesiz hayat sürenlere oranla kentlerde oturan ve iş hayatlarında yorulan yıpranan kişilerde daha çok görülmektedir. Sebep olarak da sürekli üzüntüler, sıkıntılar, sinirlenmeler insan organizmasında bazı hormonal bozukluklara sonrada hücrelerin daha çabuk ve kötü bir şekilde yıpranmalarına bağlanıyor. Hormonal dengesizlik hücreleri etkiler. Kanser hastalığı da bir hücre hastalığıdır.<br />
<br />
7)                 Sigara : Tütün içinde bulanan maddelerin, ayrıca kağıdın yanmasıyla meydana gelen katran kuvvetli ve etkili birer karsinojen maddelerdir. Sigara dumanındaki nikotin, amonyak ve diğer maddeler bronşları etkilemekte ve böylece kanser oluşabilmektedir. Sigara kullanmak özellikle akciğer, dudak, dil, ağız boşluğu, gırtlak ve yemek boru kanserlerine sebep olmaktadır.<br />
<br />
 <br />
KANSERİN ÖN BELİRTİLERİ<br />
<br />
n      Siğil ve benlerde görülen değişmeler, hızla büyümeler,<br />
<br />
n      İyileşmeyen ve kapanmayan yaralar,<br />
<br />
n      Sürekli hazımsızlık ve yutkunma zorluğu,<br />
<br />
n      Sürekli ses kısıklığı ve sebepsiz öksürükler,<br />
<br />
n      Vücudun herhangi bir yerinde meydana gelen şişlik ve sertlikler,<br />
<br />
n      Nedeni belli olmayan zayıflamalar,<br />
<br />
n      Ruhi veya bedeni düşkünlük hali, sebepsiz yorğunluk.<br />
<br />
 <br />
KANSER ÇEŞİTLERİ<br />
<br />
DERİ KANSERİ: Cilt kanseri sık görülen kanserlendendir. Uzun süre kuvvetli güneş ve ulturavıole ışınlarının etkisi başlıca sebepleridir. Daha çok çiftçi ve gemici gibi açık havada güneş altında çalışanlarda görülür. Güneş ışının yanı sıra bazı kimyasal karsinojen maddelerin imalatında çalışanlarda da deri kanseri görülmektedir. Diğer kanserlere oranla çok daha sık görülmesine rağmen cilt kanserinde ölüm çok nadirdir. Cilt kanserinin teşhisi diğer kanserlere göre nispeten daha kolaydır. Vücudun görülebilen ve yüzeysel bir yerinde meydana geldiği için teşhis edilebilmektedir. Cilt kanserleri gerekli tedaviye iyi cevap verir.<br />
<br />
 <br />
<br />
GÖZ KANSERİ: Görme duyusunun alıcı organı gözbebeğidir. Göz kapakları, gözyaşı bezi ve kaşı kanserleri de vardır. En önemlisi gözbebeğidir. Gözbebeği kanseri iki tiptir: Biri daha ziyade çocuklarda ,diğeri ise yaşlılarda görülür. Çocuklarda görülen teşhisin uzman doktor tarafından özel alet muayenesi ile sağlanır. Erken teşhis edilen vakalarda tedavi ile hastalık yok edilir. Geç kalınmış vakalarda ameliyatla gözbebeğini çıkarmak gerekir. Diğer tip ise genelde yaşlılarda görülür ve daha yavaş gelişir. Teşhis ve tedavi yöntemleri aynıdır.  Erken teşhiste başarı yüksektir. Diğer göz kanserleri ise daha ziyade yaşlılarda görülür.<br />
<br />
GIRTLAK KANSERİ: Gırtlak kanserinin ilk belirtisi ses kısıklığıdır. Gırtlak kanseri sigara kullananlarda daha fazla görülmektedir. Erken teşhis edilen vakalarda ameliyat gerekmeden radioterapi ve ilaçla çok iyi sonuçlar elde edilmektedir.<br />
<br />
AKCİĞER KANSERİ: Akciğer kanserinin belirtileri belirtileri üşüme,bronşit, ve diğer solunum hastalıklarından rahatsız bir insanın şikayetleri ile aynıdır. Akciğer  kanseri daha ziyade 50 70 yaşlarında görülmektedir. Diğer taraftan sosyoekonomik yaşantıları düşük gruplarda akciğer kanseri daha sık görülmektedir. Bunun nedeni sigara içme oranının bu gruplarda daha fazla olmasına, içilen sigaranın filtresiz, yüksek katranlı ve nikotinli olması gibi sebeplere bağlanmaktadır. Akciğer kanserinin diğer hastalıklara göre ölüm oranı daha fazladır. Tedavisinde üç yöntem vardır. Ameliyatla hasta kısmı çıkartmak, ameliyat sahasının radioterapi ile tedavi, ilaçla tedavi (kemoterapi). Henüz  başlangıç safhasında olan vakalarda kemoterapi başarılı sonuçlar vermektedir.<br />
<br />
MİDE KANSERİ: Mide kanseri genellikle 45-60 yaşlarında görülmektedir. Erkeklerde kadınlara nazaran bir kat daha fazla görülmektedir. Mide kanserinin en önemli sebebi beslenmedir. Yiyecekler içinde bulunan çeşitli kansorejenler, pişirme şekilleri, yiyecekler ve içeceklerin çok sıcak veya çok soğuk içilip yenilmesidir. Ayrıca mide ülseri ,gastrit gibi hastalıklar da mide kanserine zemin hazırlarlar. Mide kanserinin belirtileri ;hazım güçlüğü,şişkinlik,dalgınlık hissi, bulantı, kusma, mide kanamasıdır. Mide kanserin tedavisinde  en kesin metod ameliyatla hasta kısmın çıkartılmasıdır. Kanserin eksikliğine ve yayılma derecesine göre ameliyattan sonra radioterapi ve kemoterapi uygulanır. Tedavide elde edilecek şifa derecesi hastalığın erken veya geç teşhisine bağlıdır.<br />
<br />
KARACİĞER KANSERİ:  Karaciğer kanseri iki türdür. Birincisi primer dediğimiz ana kanserdir. Yani kanser esas ve ilk olarak karaciğerde başlamıştır. İkincisi ise, kanser vücudun başka bir yerinde başlamış sonradan o kanserin hücresi kan yoluyla gelerek karaciğerde yavrulaşması sonucu ortaya çıkmasıdır. Buna da seconder veya metastatik  karaciğer kanseri denir. Karaciğer sirozu, karaciğer iltihaplanmaları, beslenme bozuklukları, alkol alışkanlıkları karaciğer kanserine sebep olmaktadır. Karaciğer kanserlerinde karaciğer ve mide bölgelerinde ağrı ve karaciğerde büyüme en sık görülen belirtilerdendir. Karaciğer kanserinin tedavisi ameliyattır. Kemoterapi ve radioterapi fazla yararlı olmamaktadır.<br />
<br />
LÖSEMİ (KAN KANSERİ): Lösemi ; lökositlerin anormal bir şekilde çoğalması, gerek bulunduğu gerekse çevresindeki hücreleri parçalaması sonucu oluşur. Ayrıca radyasyon ve röntgen ışınları da insanlarda lösemiye sebep olmaktadır. Löseminin tedavisi lökositlerin anormal bir şekilde çoğalmasını önlemektir. Bu da ilaçla tedavidir. Lösemi iki gruba ayrılır; Akut (hızlı gelişen) lösemiler, kronik (yavaş gelişen) lösemilerdir. Akut lösemilerin büyük bir kısmında hastalık uzun sürmekte ve ölüm oranı yüksektir. Kronik lösemilerde ise hastalık daha uzun sürmekte  ve  ölüm oranı nispeten daha azdır.<br />
<br />
 <br />
SORULAR<br />
<br />
 <br />
<br />
1-)Aşağıdakilerden hangisi kötü huylu urların özelliklerinden değildir?<br />
<br />
  <br />
<br />
 a)İyi huylulara oranla çok daha hızlı çoğalırlar<br />
<br />
    b)Metastaz yaparak çoğalırlar<br />
<br />
    c )Genelde tedavileri iyi sonuçlar verir<br />
<br />
    d)Hücrelerin lenf yollarına girerek vücudun başka bölgelerine taşınırlar<br />
<br />
 <br />
<br />
Cevap:-C-<br />
<br />
 <br />
<br />
2-)Aşağıdakilerden hangisi kanserin ön belirtilerinden değildir?<br />
<br />
 <br />
<br />
   a) Siğil ve benlerde görülen değişmeler, hızla büyümeler,<br />
<br />
   b)İyileşmeyen ve kapanmayan yaralar,<br />
<br />
   c) Vücudun herhangi bir yerinde meydana gelen şişlik ve sertlikler,<br />
<br />
   d)Fazla yemek yemek<br />
<br />
 <br />
<br />
Cevap:-D-<br />
<br />
 <br />
<br />
3)Lösemi hakkında verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?<br />
<br />
 <br />
<br />
   a)Primer ve seconder diye iki çeşittir<br />
<br />
   b)Lökositlerin anormal şekilde çoğalması sonucu oluşurlar<br />
<br />
   c)Radyasyon ve röntgen ışınları insanlarda lösemiye sebep olmaktadır<br />
<br />
   d)Akut ve kronik olmak üzere iki türdür<br />
<br />
Cevap:-A-<br />
<br />
 <br />
<br />
4)Aşağıdakilerden hangisi kanseri etkileyen faktörlerden değildir?<br />
<br />
  <br />
<br />
   a)Ruhi bunalım ve üzüntüler<br />
<br />
   b)İnsan yaşının ilerlemiş olması<br />
<br />
   c)Jenetik ve çevre faktörleri<br />
<br />
   d)Sigara kullanmak<br />
<br />
Cevap:-B-]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Implant edilen defibrilatörler (ICD)]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=610</link>
			<pubDate>Wed, 07 Apr 2010 15:24:36 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=610</guid>
			<description><![CDATA[IMPLANT  EDİLEN  DEFİBRİLATÖRLER (ICD)<br />
<br />
 <br />
Giriş<br />
<br />
       Daha önce sağlıklı olan veya kalp hastalığı bulunan bir kişide 1 saat içinde efektif dolaşımın durması ve şuur kaybı ile gelişen ölüme ani kardiyak ölüm denilmektedir.Ani kardiyak ölüm vakalarının çoğundan ventriküler fibrilasyon sorumludur.Ventrikül fibrilasyondan kurtulma ve yaşama dönme ihtimalini belirleyen en önemli faktör,kalp durması ile defibrilasyon uygulaması arasında geçen zamandır.Implante edilebilen defibrilatör (ICD)&#8217;ler ventriküler fibrilasyona bağlı ani kardiyak ölümü önlemek için geliştirilmiş cihazlardır.<br />
<br />
        Bu yazıda ICD&#8217;lerin hayatımızdaki önemi incelenecek,bununla beraber aşağıdaki soruların cevapları araştırılacaktır;<br />
<br />
·        Kalp içi defibrilatörler hangi hastalarda kullanılır?<br />
<br />
·        Cihazın çalışma sistemi nasıldır? İşlevleri nelerdir?<br />
<br />
·        Defibrilatörlerin kalp hastalarındaki etkisi nasıl olmuştur?<br />
<br />
·        Defibrilatör taşıyan hastalar nelere dikkat etmelidirler?<br />
<br />
Defibrilatörlerin  Kullanıldığı  Vakalar:<br />
<br />
        Ani ölümlere sebep olacak ciddi ventriküler (karıncık kökenli) aritmiler (ventriküler fibrilasyon,sık tekrarlayan ventriküler takikardi atakları) söz konusu olan hastalarda kullanılır.<br />
<br />
Ventriküler Fibrilasyon: Karıncığın kontrolsüz ve çok hızlı kasılmalarıdır.Bu durum kanın pompalanmasından ziyade karıncığın titremesine sebep olur.Nabızsız aritmi adı da verilir.Kalbin pompalama yeteneğinin kaybı ile ani ölüme neden olur.<br />
<br />
Ventriküler Takikardi: Karıncık kökenli elektriksel uyaranlara bağlı kalp hızı artmasıdır.<br />
 <br />
Çalışma sistemi ve işlevleri:<br />
<br />
        Cihaz iki parçadan oluşmaktadır;<br />
<br />
    * Ana bölüm (Jeneratör):Cerrahi bir girişimle göğüs kasının içinde oluşturulan cep şeklinde bir yuvaya yerleştirilir.Uzun ömürlü bir batarya ile çalışan,küçük ama önemli görevler için programlanabilen bir bilgisayardır.Normal bir defibrilatör takıldıktan sonra 7-8 yıl kadar işlevini sürdürebilir.125-180 gram ağırlığında kibrit kutusu büyüklüğündedir.Kalp atışlarını sürekli izler,doktorun yaptığı programa göre gerektiğinde tedavi yapar.Ölümcül bir aritmi hissettiğinde ya şok vererek,ya da nabız sayısını istenilen normal düzeye getirerek hastaya yardımcı olur.<br />
<br />
 Bütün bu olanları belleğinde saklayarak,ilerde doktorun olan bitenden bilgi sahibi olmasını sağlar.Doktorlar da bu bilgilere göre tedavi.programını düzenlerler.<br />
<br />
    * Elektrotlar: Her elektrotun bir ucu jeneratöre,diğer ucu ya kalp içinde,ya da kalbe yakın bir bölgede cilt altındadır.Kalp sinyallerini jeneratöre;gerektiğinde jeneratörün verdiği elektrik enerjisini kalbe iletirler.İki tip elektrot vardır:                                                                                                <br />
<br />
                      Kalp içi elektrot: Köprücük kemiği altındaki büyük toplar damar aracılığıyla            sağ karıncık içine yerleştirilir.<br />
<br />
                       Deri altı elektrot: Kalbe yakın bir bölgede cilt altına yerleştirilirler. <br />
<br />
         ICD&#8217;nin jeneratör parçasındaki bilgisayar ile sabit bilgisayar arasında radyo frekans dalgaları aracılığıyla kurulmuş bir bağ vardır.Bu bağlantı sayesinde doktor,ICD&#8217;yi test edebilir ve gerekli tedavi programlarını ICD&#8217;ye aktarabilir. Aynı şekilde doktor,ICD&#8217;de kaydedilen bilgileri, bilgisayar çıktısı olarak yazıcıdan alarak, hastanın ritim durumu ve son kontrolden bu yana olup bitenleri inceleyebilir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Defibrilatörlerin Kalp Hastaları Üzerindeki Etkisi :<br />
<br />
        Bugüne kadar ancak ilaç ya da elektro şok yardımıyla giderilen kalp atışı düzensizliği artık &#8220;ICD&#8221; adı verilen bu cihaz yardımıyla giderilecek.Sağlık endüstrisinde bir çığır açan bu alet,kalp krizi olasılığını en aza indiriyor.Hastalar üzerinde yapılan araştırmalarda,ICD&#8217;lerin yüzde 96 oranında kalp ritmini düzene soktuğu belirlendi.Hastanın kalbinde  bir ritim bozukluğu olması halinde anında devreye girerek, kalbe küçük çaplı ancak uzun süreli bir şok uyguluyor.Bu işlem sonunda hastanın kalbi,yeniden düzenli atmaya başlıyor.Bu sayede,olası bir kalp krizi önlenmiş oluyor.Kalp krizlerinin yüzde 15&#8217;inin kalp atışlarındaki düzensizlikten meydana geldiğini belirten uzmanlar,bu buluşun önemini vurgulayarak &#8220;Doktorların,bu soruna uzun süredir çözüm bulmak için çabaladıklarını&#8221; belirttiler.<br />
<br />
 <br />
<br />
ICD Taşıyan Hastaların Dikkat Etmesi Gereken Durumlar:<br />
<br />
    * Doktor müsaadesi olmadan ağır şeyler kaldırmamalıdırlar,aşırı kol hareketlerinden sakınmalıdırlar.<br />
    * Cihazı taşıma süresince göğüse darbe gelmemelidir.<br />
    * Kuvvetli mıknatıslardan uzak durulmalıdır.Aksi taktirde aygıt durabilir.<br />
    * Manyetik tarayıcılara girilmemelidir.<br />
    * Kullanılan elektrikli aletleri topraklanmış prizlerde kullanmalıdır.<br />
    * Hoparlör,müzik sistemi kolonları gibi manyetik alan yaratan aygıtlara 30cm&#8217;den fazla yaklaşılmamalıdır.<br />
    * Cep telefonu kullanmamalıdırlar.Acil bir durumda ICD&#8217;nin bulunduğu yerin aksi tarafındaki kulak kullanılmalıdır.<br />
    * Kişisel bilgisayarlar ve sabit telefonlar sakıncalı değildir.<br />
    * Manyetik Rezonans (MR), ICD taşıyan hastalara yapılamaz.ICD taşıyanlar MR yapılan odaya dahi girmemelidir.<br />
    * Diatermi tedavisi, ICD taşıyan hastalarda yapılamaz.<br />
    * ICD taşıyan hasta kendisine verilen &#8220;Tanıtma Kartı&#8221; &#8216;nı sürekli yanında taşımalıdır.Doktorların telefonlarıda bu karta yazılmış olmalıdır.<br />
<br />
 <br />
<br />
   Tüm bu sonuçlar değerlendirildiğinde ICD taşıyan bir hastanın,taşımayan hastaya göre ölüm riskinin fazlasıyla azaldığı görülmektedir.Fakat bunun yanı sıra ventriküler takikardi&#8217;li hastaların tedavisinde hiçbir tedavi metodunun tek başına yeterli olmadığını ve bunun için ICD uygulaması ile birlikte antiaritmik ilaç uygulaması da gerektiği görülmektedir.Bu yüzden ICD implante edilen hastaların yaklaşık yarısı antiaritmik ilaç almaya devam etmektedir.<br />
<br />
    ICD implantasyonu bugün iki amaçla kullanılmaktadır:<br />
<br />
·        Daha önce kalp durması hikayesi olmayan yüksek riskli hastalarda ani ölümün önlenmesi<br />
<br />
·        Ani ölüm sonrası canlandırma işlemi ile hayata döndürülen hastalarda nükslerin önlenmesi.<br />
<br />
 <br />
<br />
Kaynakça: Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
<br />
                    Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
<br />
                    Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
       SORULAR:<br />
<br />
 <br />
<br />
1) Implant edilen defibrilatörler aşağıdaki vakalardan hangisinde takılır?<br />
<br />
 <br />
<br />
        a)  Karaciğer yetmezliği                         b) Nefes darlığı<br />
<br />
 <br />
<br />
        c) Karıncık kökenli takikardi                 d) Damar sertliği<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
2) ICD taşıyan hastaların aşağıdakilerden hangisini yapması sakıncalı değildir?<br />
<br />
 <br />
<br />
        a) MR cihazına girmesi                          b) Cep telefonu kullanması<br />
<br />
 <br />
<br />
        c) Manyetik tarayıcılara girmesi            d) Diatermi tedavisi görmesi <br />
<br />
 <br />
<br />
3) Vücut içine takılan bir defibrilatörün bataryasının ömrü yaklaşık ne kadardır?<br />
<br />
 <br />
<br />
        a) 7-8 yıl                                                b) 1-2 yıl<br />
<br />
      <br />
<br />
        c) 20-25 yıl                                            d) 3-4 ay<br />
<br />
 <br />
<br />
4) Bir ICD hastaya takılsa bile doktor takibi çok önemlidir.Bunun için ICD ile doktor arasında bağlantı kurulmalıdır.Bu kurulan bağlantının türü aşağıdakilerden hangisidir?<br />
<br />
 <br />
<br />
        a) Network                                            b) Bluetooth<br />
<br />
 <br />
<br />
        c) Kablosuz internet                              d) Radyo frekans]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[IMPLANT  EDİLEN  DEFİBRİLATÖRLER (ICD)<br />
<br />
 <br />
Giriş<br />
<br />
       Daha önce sağlıklı olan veya kalp hastalığı bulunan bir kişide 1 saat içinde efektif dolaşımın durması ve şuur kaybı ile gelişen ölüme ani kardiyak ölüm denilmektedir.Ani kardiyak ölüm vakalarının çoğundan ventriküler fibrilasyon sorumludur.Ventrikül fibrilasyondan kurtulma ve yaşama dönme ihtimalini belirleyen en önemli faktör,kalp durması ile defibrilasyon uygulaması arasında geçen zamandır.Implante edilebilen defibrilatör (ICD)&#8217;ler ventriküler fibrilasyona bağlı ani kardiyak ölümü önlemek için geliştirilmiş cihazlardır.<br />
<br />
        Bu yazıda ICD&#8217;lerin hayatımızdaki önemi incelenecek,bununla beraber aşağıdaki soruların cevapları araştırılacaktır;<br />
<br />
·        Kalp içi defibrilatörler hangi hastalarda kullanılır?<br />
<br />
·        Cihazın çalışma sistemi nasıldır? İşlevleri nelerdir?<br />
<br />
·        Defibrilatörlerin kalp hastalarındaki etkisi nasıl olmuştur?<br />
<br />
·        Defibrilatör taşıyan hastalar nelere dikkat etmelidirler?<br />
<br />
Defibrilatörlerin  Kullanıldığı  Vakalar:<br />
<br />
        Ani ölümlere sebep olacak ciddi ventriküler (karıncık kökenli) aritmiler (ventriküler fibrilasyon,sık tekrarlayan ventriküler takikardi atakları) söz konusu olan hastalarda kullanılır.<br />
<br />
Ventriküler Fibrilasyon: Karıncığın kontrolsüz ve çok hızlı kasılmalarıdır.Bu durum kanın pompalanmasından ziyade karıncığın titremesine sebep olur.Nabızsız aritmi adı da verilir.Kalbin pompalama yeteneğinin kaybı ile ani ölüme neden olur.<br />
<br />
Ventriküler Takikardi: Karıncık kökenli elektriksel uyaranlara bağlı kalp hızı artmasıdır.<br />
 <br />
Çalışma sistemi ve işlevleri:<br />
<br />
        Cihaz iki parçadan oluşmaktadır;<br />
<br />
    * Ana bölüm (Jeneratör):Cerrahi bir girişimle göğüs kasının içinde oluşturulan cep şeklinde bir yuvaya yerleştirilir.Uzun ömürlü bir batarya ile çalışan,küçük ama önemli görevler için programlanabilen bir bilgisayardır.Normal bir defibrilatör takıldıktan sonra 7-8 yıl kadar işlevini sürdürebilir.125-180 gram ağırlığında kibrit kutusu büyüklüğündedir.Kalp atışlarını sürekli izler,doktorun yaptığı programa göre gerektiğinde tedavi yapar.Ölümcül bir aritmi hissettiğinde ya şok vererek,ya da nabız sayısını istenilen normal düzeye getirerek hastaya yardımcı olur.<br />
<br />
 Bütün bu olanları belleğinde saklayarak,ilerde doktorun olan bitenden bilgi sahibi olmasını sağlar.Doktorlar da bu bilgilere göre tedavi.programını düzenlerler.<br />
<br />
    * Elektrotlar: Her elektrotun bir ucu jeneratöre,diğer ucu ya kalp içinde,ya da kalbe yakın bir bölgede cilt altındadır.Kalp sinyallerini jeneratöre;gerektiğinde jeneratörün verdiği elektrik enerjisini kalbe iletirler.İki tip elektrot vardır:                                                                                                <br />
<br />
                      Kalp içi elektrot: Köprücük kemiği altındaki büyük toplar damar aracılığıyla            sağ karıncık içine yerleştirilir.<br />
<br />
                       Deri altı elektrot: Kalbe yakın bir bölgede cilt altına yerleştirilirler. <br />
<br />
         ICD&#8217;nin jeneratör parçasındaki bilgisayar ile sabit bilgisayar arasında radyo frekans dalgaları aracılığıyla kurulmuş bir bağ vardır.Bu bağlantı sayesinde doktor,ICD&#8217;yi test edebilir ve gerekli tedavi programlarını ICD&#8217;ye aktarabilir. Aynı şekilde doktor,ICD&#8217;de kaydedilen bilgileri, bilgisayar çıktısı olarak yazıcıdan alarak, hastanın ritim durumu ve son kontrolden bu yana olup bitenleri inceleyebilir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Defibrilatörlerin Kalp Hastaları Üzerindeki Etkisi :<br />
<br />
        Bugüne kadar ancak ilaç ya da elektro şok yardımıyla giderilen kalp atışı düzensizliği artık &#8220;ICD&#8221; adı verilen bu cihaz yardımıyla giderilecek.Sağlık endüstrisinde bir çığır açan bu alet,kalp krizi olasılığını en aza indiriyor.Hastalar üzerinde yapılan araştırmalarda,ICD&#8217;lerin yüzde 96 oranında kalp ritmini düzene soktuğu belirlendi.Hastanın kalbinde  bir ritim bozukluğu olması halinde anında devreye girerek, kalbe küçük çaplı ancak uzun süreli bir şok uyguluyor.Bu işlem sonunda hastanın kalbi,yeniden düzenli atmaya başlıyor.Bu sayede,olası bir kalp krizi önlenmiş oluyor.Kalp krizlerinin yüzde 15&#8217;inin kalp atışlarındaki düzensizlikten meydana geldiğini belirten uzmanlar,bu buluşun önemini vurgulayarak &#8220;Doktorların,bu soruna uzun süredir çözüm bulmak için çabaladıklarını&#8221; belirttiler.<br />
<br />
 <br />
<br />
ICD Taşıyan Hastaların Dikkat Etmesi Gereken Durumlar:<br />
<br />
    * Doktor müsaadesi olmadan ağır şeyler kaldırmamalıdırlar,aşırı kol hareketlerinden sakınmalıdırlar.<br />
    * Cihazı taşıma süresince göğüse darbe gelmemelidir.<br />
    * Kuvvetli mıknatıslardan uzak durulmalıdır.Aksi taktirde aygıt durabilir.<br />
    * Manyetik tarayıcılara girilmemelidir.<br />
    * Kullanılan elektrikli aletleri topraklanmış prizlerde kullanmalıdır.<br />
    * Hoparlör,müzik sistemi kolonları gibi manyetik alan yaratan aygıtlara 30cm&#8217;den fazla yaklaşılmamalıdır.<br />
    * Cep telefonu kullanmamalıdırlar.Acil bir durumda ICD&#8217;nin bulunduğu yerin aksi tarafındaki kulak kullanılmalıdır.<br />
    * Kişisel bilgisayarlar ve sabit telefonlar sakıncalı değildir.<br />
    * Manyetik Rezonans (MR), ICD taşıyan hastalara yapılamaz.ICD taşıyanlar MR yapılan odaya dahi girmemelidir.<br />
    * Diatermi tedavisi, ICD taşıyan hastalarda yapılamaz.<br />
    * ICD taşıyan hasta kendisine verilen &#8220;Tanıtma Kartı&#8221; &#8216;nı sürekli yanında taşımalıdır.Doktorların telefonlarıda bu karta yazılmış olmalıdır.<br />
<br />
 <br />
<br />
   Tüm bu sonuçlar değerlendirildiğinde ICD taşıyan bir hastanın,taşımayan hastaya göre ölüm riskinin fazlasıyla azaldığı görülmektedir.Fakat bunun yanı sıra ventriküler takikardi&#8217;li hastaların tedavisinde hiçbir tedavi metodunun tek başına yeterli olmadığını ve bunun için ICD uygulaması ile birlikte antiaritmik ilaç uygulaması da gerektiği görülmektedir.Bu yüzden ICD implante edilen hastaların yaklaşık yarısı antiaritmik ilaç almaya devam etmektedir.<br />
<br />
    ICD implantasyonu bugün iki amaçla kullanılmaktadır:<br />
<br />
·        Daha önce kalp durması hikayesi olmayan yüksek riskli hastalarda ani ölümün önlenmesi<br />
<br />
·        Ani ölüm sonrası canlandırma işlemi ile hayata döndürülen hastalarda nükslerin önlenmesi.<br />
<br />
 <br />
<br />
Kaynakça: Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
<br />
                    Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
<br />
                    Sitemize Uye Olmadan Linkleri Goremezsiniz. Lutfen Giris Yapin veya Kayit Olun..<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
       SORULAR:<br />
<br />
 <br />
<br />
1) Implant edilen defibrilatörler aşağıdaki vakalardan hangisinde takılır?<br />
<br />
 <br />
<br />
        a)  Karaciğer yetmezliği                         b) Nefes darlığı<br />
<br />
 <br />
<br />
        c) Karıncık kökenli takikardi                 d) Damar sertliği<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
2) ICD taşıyan hastaların aşağıdakilerden hangisini yapması sakıncalı değildir?<br />
<br />
 <br />
<br />
        a) MR cihazına girmesi                          b) Cep telefonu kullanması<br />
<br />
 <br />
<br />
        c) Manyetik tarayıcılara girmesi            d) Diatermi tedavisi görmesi <br />
<br />
 <br />
<br />
3) Vücut içine takılan bir defibrilatörün bataryasının ömrü yaklaşık ne kadardır?<br />
<br />
 <br />
<br />
        a) 7-8 yıl                                                b) 1-2 yıl<br />
<br />
      <br />
<br />
        c) 20-25 yıl                                            d) 3-4 ay<br />
<br />
 <br />
<br />
4) Bir ICD hastaya takılsa bile doktor takibi çok önemlidir.Bunun için ICD ile doktor arasında bağlantı kurulmalıdır.Bu kurulan bağlantının türü aşağıdakilerden hangisidir?<br />
<br />
 <br />
<br />
        a) Network                                            b) Bluetooth<br />
<br />
 <br />
<br />
        c) Kablosuz internet                              d) Radyo frekans]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İşitme kaybı ve kayıp giderme cihazı]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=609</link>
			<pubDate>Wed, 07 Apr 2010 15:23:57 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=609</guid>
			<description><![CDATA[KONUNUN SIRALANIŞI<br />
<br />
 <br />
<br />
İŞİTME NASIL GERÇEKLEŞİR<br />
<br />
İŞİTME KAYBI NASIL OLUSUR(İŞTME KAYBI ÇEŞİTLERİ VE NEDENLERİ)<br />
<br />
SORUNUN ANLAŞILMASI(ODYOMETRİK TESTLER)<br />
<br />
İŞİTME CİHAZLARI(Genel çalışma prensibi,Uygulanış şekli)<br />
<br />
KAYNAKÇA<br />
<br />
SORULAR<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
İŞİTME NASIL GERÇEKLEŞİR?<br />
<br />
 <br />
<br />
       Kulak 3 temel bölümden oluşur.<br />
<br />
Dış Kulak:Kulak kepçesi, kulak kanalı ve kulak zarından oluşan kısım<br />
<br />
Orta Kulak:Kulak zarından sonra başlayan kısımdır. Orta kulak içinde<br />
<br />
birbirleri ile temas halinde olan üç kemikçik (çekiç, örs,<br />
<br />
üzengi)bulunmaktadır. Kemikçiklerin ana görevi, kulak zarına gelen<br />
<br />
titreşimleri iç kulaktaki yapılara iletmektir. İç Kulak:Orta kulaktan<br />
<br />
sonra gelen kısımdır.İşitme ile ilgili sinir hücrelerinin bulunduğu bu<br />
<br />
kısım, kemikçikler aracılığı ile iletilen titreşimleri beyindeki işitme<br />
<br />
merkezine iletmekle görevlidir. Bu bölümler arasında en karmaşık ve işitme<br />
<br />
için de en önemli olan bölümdür.İşitme ile ilgili en önemli organ ise içi<br />
<br />
sıvı dolu kokleadır. Bu salyangoz biçimindeki organın içinde, çok duyarlı<br />
<br />
sinir uçları bulunur.Daha detaylı biçimde ses, dış kulak tarafından<br />
<br />
toplanıp orta kulağa, buradaki orta kulak kemikleri tarafindan da iç<br />
<br />
kulağa iletilir. İç kulakta bulunan reseptör hücreler tarafindan sinirler<br />
<br />
uyarılır ve bu uyarı beyne gönderilerek değerlendirilir. Bu bölümlerdeki<br />
<br />
herhangi bir yapının fonksiyonunu veya gelişimini etkileyen her türlü<br />
<br />
faktör işitme kaybına neden olur. İç kulağa iletilmiş olan titreşimlerse<br />
<br />
kokleayı uygun bir biçimde titreştirirler. Vestibulo koklear  sinirin<br />
<br />
(8.Kafa siniri) koklear dalı ise bu titreşimleri sinirsel uyarılar<br />
<br />
biçiminde algılayıp onları değerlendirmesi için beynin ilgili bölgelerine<br />
<br />
iletir. Dış çevreden gelen ses dalgalarını sinirsel uyarılara çevirme<br />
<br />
görevi kokleaya aittir.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
   İŞİTME KAYBI NASIL OLUSUR?<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Genel olarak işitme kaybının sıklığı 1000 canlı doğumda bir olarak<br />
<br />
saptanmıştır. Bu rakamın yaklaşık yarısı genetik nedenlere ve diğer yarısı<br />
<br />
çevresel nedenlere bağlıdır. Temelinde kolayca saptanabilecek genetik<br />
<br />
nedenler olmayan olgular için erken doğum, farmakolojik ototoksisite,<br />
<br />
doğum öncesi geçirilmiş kızamıkçık veya sitomegalovirus gibi enfeksiyonlar<br />
<br />
veya doğum sonrası sepsis ya da menenjit geçirilmesi neden olarak<br />
<br />
sayılabilir.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Genetik temeli kesin olarak belirlenmiş olgular sendromik ve sendromik<br />
<br />
olmayan olarak ikiye ayrılır. İşitme kaybına başka hiçbir patolojik organ<br />
<br />
veya laboratuar bulgusunun eşlik etmediği durumda sendromik olmayan işitme<br />
<br />
kaybı söz konusudur. Genetik nedenli işitme kayıplarının yaklaşık %70' i<br />
<br />
bu gruba girmektedir. Geriye kalan %30'luk grupta işitme kaybı dışında<br />
<br />
bulgular olmakta ve bu bulgular toplu olarak değerlendirildiğinde bir<br />
<br />
sendrom tanısı konabilmektedir. Bugüne değin bulguları arasında işitme<br />
<br />
kaybı olan yüzlerce sendrom tanımlanmıştır. Bunların büyük kısmı klasik<br />
<br />
Mendel tipi kalıtım biçimlerine uymakta bir kısmı ise  mitokondrial<br />
<br />
kalıtım göstermektedir. Sendromik olmayan grupta da benzer biçimde Mendel<br />
<br />
tipi kalıtım biçimlerinden birisine veya mitokondrial kalıtıma uyan geçiş<br />
<br />
biçimleri tanımlanmıştır. Otozomal resesif  kalıtım sendromik olmayan<br />
<br />
grupta yaklaşık %80 görülmektedir. Otozomal dominant ve X'e bağlı kalıtım<br />
<br />
biçimleri sırayla %15-20 ve %1-2 olguda saptanır. Mitokondrial kalıtımın<br />
<br />
sendromik olmayan işitme kaybı içindeki yeri etnik gruplarda göre<br />
<br />
değişmekle birlikte %1 ile 20 arasındadır.<br />
<br />
 <br />
<br />
İşitme kayıpları üçe ayrılır:<br />
<br />
 <br />
<br />
1- İletim tipi işitme kayıpları: Sesin iç kulağa kadar olan iletiminde bir<br />
<br />
patoloji (bozukluk) mevcuttur. Bu dış ve orta kulaktaki bir lezyona bağlı<br />
<br />
olabilir.<br />
<br />
 <br />
<br />
İletim Tipi İşitme Kaybı;<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Dış veya orta kulakta herhangi bir sorun (Örneğin: Orta kulak enfeksiyonu,<br />
<br />
kulak kanalında bir yabancı obje) sesin kulağa gelmesine engel olur ve<br />
<br />
iletim tipi işitme kaybına neden olur (Böyle adlandırmanın nedeni, kulak<br />
<br />
sesi uygun biçimde aktaramaz).<br />
<br />
Bu tip kayıblar genellikle az veya orta derecede işitme kaybı<br />
<br />
türündedirler. Başka deyişle % 60-70 kadar işitme kaybına neden olurlar.<br />
<br />
Bu tip işitme kayıpları bazı durumlarda geçici olabilirler. Pek çok<br />
<br />
durumda ilaç tedavisi veya ameliyat sorunun nedenine bağlı olarak yararlı<br />
<br />
olabilir. Bu tip işitme kaybı olanlar genellikle işitme cihazından daha<br />
<br />
çok yararlanabilir.<br />
<br />
 <br />
<br />
2- Sensorianeural tip işitme kaybı: İç kulak veya 8. sinir (işitme ve<br />
<br />
denge siniri) iletimindeki herhangibir bozukluğa bağlı işitme<br />
<br />
kayıplarıdır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Sensorinöral İşitme Kaybı Algılama;<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
İç kulakta var olan bir sorun bu tip işitme kaybına neden olabilir.<br />
<br />
(Örneğin: Yüksek ses nedeniyle tüylü hücrelerinin hasara uğraması)<br />
<br />
İşitme kaybı hafif, orta, ileri, çok ileri veya hatta (total) mutlak kayıp<br />
<br />
olabilir.<br />
<br />
Bu tip kayıplar genellikle kalıcıdır. Kulağın bu kısmında (iç kulak) var<br />
<br />
olan sorunlar için ameliyat ile müdahale mümkün değildir. Ancak, sorunun<br />
<br />
nedenine bağlı olarak bazı durumlarda ilaç tedavisi yararlı<br />
<br />
olabilmektedir. Genellikle işitme cihazları hafif, orta ve ileri derecede<br />
<br />
işitme kayıplarında yararlı olmaktadırlar. Koklear İmplant; ileri, çok<br />
<br />
ileri ve total işitme kaybı olanlar için çok etkin bir çözüm olabilir.<br />
<br />
 <br />
<br />
3- Mikst tip işitme kaybı: Hem iletim hemde sensorianeural olan işitme<br />
<br />
kayıplarıdır.<br />
<br />
 <br />
<br />
DUZELME ŞANSI AZ YADA HİÇ OLMAYAN KAYIP ŞEKLİ<br />
<br />
(Nöral) Sinirsel İşitme Kaybı<br />
<br />
Çok ender olarak, işitme kaybı hasara uğramış veya mevcut olmayan işitsel<br />
<br />
sinir nedeniyle ortaya çıkmaktadır.<br />
<br />
İşitme cihazları bu durumda çok az yarar sağlayabilirler çünkü, işitsel<br />
<br />
sinir yeterince uyarıyı beyne yollayamaz.<br />
<br />
Yeterli işitsel sinir fonsiyonu yoksa, geleneksel Koklear İmplant'ın<br />
<br />
yararları olması düşünülemez.<br />
<br />
Bir İşitsel Beyin Sapı İmplant'ı bazı durumlarda yararlı olabilmektedir.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
İŞİTME KAYBI DERECELERİ NELERDİR:<br />
<br />
 <br />
<br />
0-20 dB işitme kaybı, Çok hafif işitme kaybı<br />
<br />
20-40 dB işitme kaybı, Hafif işitme kaybı<br />
<br />
40-60 dB işitme kaybı, Orta derecede işitme kaybı<br />
<br />
60-80 dB işitme kaybı, Belirgin işitme kaybı<br />
<br />
80-100 dB işitme kaybı, İleri derece işitme kaybı<br />
<br />
100 dB ve üzeri Total'a yakın işitme kaybı<br />
<br />
 <br />
<br />
SORUNUN ANLAŞILMASI<br />
<br />
(ODYOMETRİK TESTLER)<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
ODYOMETRİK MUAYENE NEDİR:<br />
<br />
 <br />
<br />
İşitmenin ölçülmesi ve işitme fonksiyonlarının değerlendirilmesine<br />
<br />
odyometrik muayene denir. Bu ölçümlerde kullanılan cihazlara odyometre<br />
<br />
denir.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
İşitme iki şekilde gerçekleşir;<br />
<br />
 <br />
<br />
1- Hava yolu ile (air conduction)<br />
<br />
2- Kemik yolu ile (bone conduction)<br />
<br />
 <br />
<br />
Normal işiten bir kulakta hava yolu ile işitme kemik yolu ile işitmeden<br />
<br />
iki kat daha fazladır.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
ODYOMETRİK İNCELEME YÖNTEMLERİ NELERDİR:<br />
<br />
 <br />
<br />
1- Tonal Odyometri:<br />
<br />
 <br />
<br />
A- Tonal Eşik Odyometri: Saf ton sesler vererek işitme eşiğini saptayan<br />
<br />
subjektif bir yöntemdir.<br />
<br />
 <br />
<br />
B- Eşik Üstü (Supraliminer) Odyometri: Minimal eşitme eşiği ile maksimal<br />
<br />
işitme eşiği arasında kalan işitme alanındaki işitme bozukluklarını<br />
<br />
araştırır.<br />
<br />
 <br />
<br />
2- Vokal Odyometri (konuşma odyomtrisi): İnsan sesini ses uyaranı olarak<br />
<br />
kullanarak odyometrik değerlendirme yapmaya konuşma odyometrisi denir.<br />
<br />
 <br />
<br />
3- Objektif Odyometri:<br />
<br />
 <br />
<br />
- Empedans odyometri<br />
<br />
- Elektroensefalografik odyometri (ERA)<br />
<br />
- Elektrokokleagrafi (ECochG)<br />
<br />
- Beyin sapı uyarılmış cevap odyometrisi (BERA)<br />
<br />
 <br />
<br />
4- Çocuk Odyometrisi (İnfantil odyometri):<br />
<br />
Test yapılan ortam sessiz olmalı ve mümkün ise ses geçirmez kabinlerle<br />
<br />
saglanmalıdır.Hava yolu ölçümü yaparken kulaklıkların tam yerleştirilmiş<br />
<br />
olmasına dikkat edilir.Kemik yolu olcum yaparkende kemik yolu<br />
<br />
konduktörünün mastoid kemik üstünde tam yerleşmiş olmasına dikkat edilir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Teste başlamadan once hastaya değişik tonlarda sinyal sesleri duyacagı ve<br />
<br />
duydugunda elindeki sinyal düğmesine basması soylenir.Sinyallerden ornek<br />
<br />
vererek duyacagı ses ve elindeki sinyal düğmesine basma zamanı<br />
<br />
gosterilir.Testi yapan kişiyle testi yapılan kişi karşı karşıya<br />
<br />
oturmalıdır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Hastaya sesleri dinleyeceği ve bunların cok azının duyulabileceğine karşın<br />
<br />
bir cogunun işitilmesinin güç olacağı söylenir.Hastanın cok dikkatli<br />
<br />
olması ve sesi duydugu anda elindeki butona basması söylenir. Hastaya<br />
<br />
direktifler şu şekilde verilebilir.''Ben şu gördüğünüz kulaklıkları<br />
<br />
kulağınıza takacağım.Bunlardan bazı düdük ve ıslık sesleri<br />
<br />
işiteceksiniz;bazıları alçak tonda olacak.Her ses işittiğinizi<br />
<br />
düşündüğünüzde elinizdeki butona basın.Ses kesildiğinde elinizi butondan<br />
<br />
kaldırın.Hangi kulağınız daha iyi işitir önce o kulağı ölcecem.Unutmayın<br />
<br />
bazı tonlar kolaylıkla işitilebilecek şekilddir.Fakat coğunun işitilmesi<br />
<br />
güçtür.Onun için iyice dinlemelisiniz.Ses işittiğiniz zaman hatta<br />
<br />
işittiğinizi zannettiğiniz zaman parmağınızı butondan kaldırın<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
İŞİTME CİHAZLARI<br />
<br />
(Genel çalışma prensibi,Uygulanış şekli)<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
İşitme cihazları her insan için ve her işitme kaybı için farklı olarak<br />
<br />
uygulanır.Odyo testinden sonra kulağın kayıp seviyesine ve iletim kaybına<br />
<br />
en uygun cihaz belirlenir.Daha sonra kulak için cihazın iletim borusu<br />
<br />
üzerinde bulunan bolumun ve kulağın en  iyi şekilde rahat etmesi ve<br />
<br />
duyması için o kulağa uygun silikon kalıp hazırlanır.Şuan piyasada<br />
<br />
özellikleri  ve fiyatları bakımından çok çeşitli aletler bulunmakta(bu<br />
<br />
cihazları slaytlarda çok geniş biçimde resimsel olarak anlatacağım).İşitme<br />
<br />
cihazları arasında en farklı olan ise(hatta işitme cihazı olarak<br />
<br />
tanımlanması bile güç olan) implant sistem denen cerrahi işlem gerektiren<br />
<br />
cihazdır. Bu sistem harici ( Audio Processör) ve dahili ( ameliyat ile<br />
<br />
orta kulağa yerleştirilen) parça olmak üzere iki kısımdan oluşan ve<br />
<br />
geleneksel işitme cihazlarından fayda sağlayamayan orta ve ileri derecede<br />
<br />
işitme kayıplarının tedavisinde kullanılan ve ameliyatla yerleştirilen<br />
<br />
elektronik bioaktif bir protezdir.. Ses İşlemcisi (Audio Processor ) bir<br />
<br />
magnet vasıtası ile derinin içine yerleştirilmiş olan bobine tuturulur.<br />
<br />
Ses işlemcisi dediğimiz harici parça ; bir mikrofon, bir adet pil ve<br />
<br />
mikrofondan gelen seslerin orta kulaktaki incus kemikçiğinin üzerine<br />
<br />
yerleştirilmiş proteze iletilmesini sağlayan elektronik devreleri içeren,<br />
<br />
saçların arasında kalarak dışarıdan hiç bir şekilde ayırt edilemeyen 1.5<br />
<br />
cm çapında ve 0.5cm kalınlığında çok küçük bir cihazdır<br />
<br />
Vibrant Soundbridge'in implante edilen kısmı (Vibrating Ossicular<br />
<br />
Prosthesis -VORP) dahili bobin ve titreşimi sağlayan kemikçiğin üzerine<br />
<br />
yerleştirilen , Mass Transducer (FMT) cihazı ile arasındaki bağlantıyı<br />
<br />
sağlayan kablodan oluşmaktadır.<br />
<br />
Ses İşlemcisinden gelen sinyal deriden manyetik olarak geçerek implante<br />
<br />
edilmiş VORP a geçer bobin sinyali FMT ye gönderir. Orta kulaktaki üç<br />
<br />
küçük kemikçikten biri olan incus ta bulunan FMT kemikçikleri<br />
<br />
titreştirerir beyin bu titreşimleri ses olarak algılar.(Bu konuyuda<br />
<br />
slaytlarda resimleriyle anlatacağım).<br />
<br />
 <br />
<br />
NEDEN BU SİSTEM UYGUN OLMAYABİLİR?<br />
<br />
 <br />
<br />
1-Çok uzun süre ileri derecede işitme kaybı;<br />
<br />
Eğer işitsel sinir hiç veya çok uzun zamandır uyarılmadıysa, ses<br />
<br />
bilgilerinin beyine yeterli biçimde iletilmesi mümkün olmayabilir.<br />
<br />
2-İşitme kaybının ana nedeni koklea değise;<br />
<br />
İşitme kaybının nedeni iç kulak ile ilgili değilse Koklear İmplant yarar<br />
<br />
sağlayamaz .<br />
<br />
3-Ameliyatın başarısız olma olasılığı<br />
<br />
Eğer Koklea, elektrotları alamayacak kadar kötü durumda veya işitsel sinir<br />
<br />
hasarlı veya mevcut değilse standart Koklear İmplant'ın yarar sağlaması<br />
<br />
olanaksızdır.<br />
<br />
4-Tıbbi olarak uygunsuzluk<br />
<br />
Hasta anestezi ve ameliyata dayanabilecek kadar sağlıklı olmalıdır. Ayrıca<br />
<br />
hasta ameliyat sonrası programlara uyacak ve cihazın dış parçalarını<br />
<br />
takacak koşullarda olmalıdır.<br />
<br />
5-Uygun olmayan beklentiler<br />
<br />
Hastalar ve ailelerinin Koklear İmplant (Kİ) sistemlerinin sağlayacağı<br />
<br />
yararlar konusunda gerçekci beklentiler içinde olmaları çok önemlidir.<br />
<br />
6-Aile veya bakıcıların yetersiz desteği<br />
<br />
Koklear İmplant sistemin başarılı olması için ailenin veya hastaya<br />
<br />
bakanların desteği çok önemli bir faktördür. Özellikle çocuklarda bu tür<br />
<br />
destek yaşamsal önem taşır.<br />
<br />
 <br />
<br />
KAYNAÇA:<br />
<br />
DR ALI  KOLAYLIOGLU(KULAK BURUN BOĞAZ HASTALIKLARI UZMANI)<br />
<br />
Alman Hastanesi Genetik Hastalıklar Tanı Merkezi<br />
<br />
Dr. Julide Caferler & Dr. Y.Hakan Özön<br />
<br />
ALSER MEDİKAL<br />
<br />
Uzm.Dr. Esra Özaydın<br />
<br />
DOĞUŞ MEDİKAL<br />
<br />
Yard.Doç.Dr.Mustafa Tekin<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
SORULAR<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
1-İştme cihazlarının genel çalışma prensibi nedir?<br />
<br />
A)Sesi alır ve mekanik titreşimlere dönüştürür<br />
<br />
B)Sesi alır ve çekiç, örs, üzengi kemiklerine sinyaller yollar<br />
<br />
C)Sesi alır ve yükselterek iletimi sağlar<br />
<br />
D)Hiçbiri<br />
<br />
Cevap=C<br />
<br />
2-Hangisi Sensorianeural işitme kaybı nedenidir?<br />
<br />
A)Yüksek ses nedeniyle tüylü hücrelerin hasara uğraması<br />
<br />
B)Orta kulakta bulunan yabancı cisim veya enfeksiyon<br />
<br />
C)Sesin beyine iletimini sağlayan sinirlerin tahrip olması<br />
<br />
D)Hepsi<br />
<br />
Cevap=A<br />
<br />
3-Hangi cihazı takmak için cerrahi işlem gerekir?<br />
<br />
A)Kanal içi ses cihazını<br />
<br />
B)Gözlük tipi ses cihazını<br />
<br />
C)İmplant ses cihazını<br />
<br />
D)Kulak arkası ses cihazını<br />
<br />
Cevap=C<br />
<br />
4-işitme kaybının derecesini anlamak için hangi yol kullanılır?<br />
<br />
A)Kulağa uygun kalıp hazırlanır<br />
<br />
B)Tüm cihazlar denenir<br />
<br />
C)Beyine sinyaller gönderilerek sorunun kaynağı anlaşılır<br />
<br />
D)Odyometri testi yapılır<br />
<br />
Cevap=D]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[KONUNUN SIRALANIŞI<br />
<br />
 <br />
<br />
İŞİTME NASIL GERÇEKLEŞİR<br />
<br />
İŞİTME KAYBI NASIL OLUSUR(İŞTME KAYBI ÇEŞİTLERİ VE NEDENLERİ)<br />
<br />
SORUNUN ANLAŞILMASI(ODYOMETRİK TESTLER)<br />
<br />
İŞİTME CİHAZLARI(Genel çalışma prensibi,Uygulanış şekli)<br />
<br />
KAYNAKÇA<br />
<br />
SORULAR<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
İŞİTME NASIL GERÇEKLEŞİR?<br />
<br />
 <br />
<br />
       Kulak 3 temel bölümden oluşur.<br />
<br />
Dış Kulak:Kulak kepçesi, kulak kanalı ve kulak zarından oluşan kısım<br />
<br />
Orta Kulak:Kulak zarından sonra başlayan kısımdır. Orta kulak içinde<br />
<br />
birbirleri ile temas halinde olan üç kemikçik (çekiç, örs,<br />
<br />
üzengi)bulunmaktadır. Kemikçiklerin ana görevi, kulak zarına gelen<br />
<br />
titreşimleri iç kulaktaki yapılara iletmektir. İç Kulak:Orta kulaktan<br />
<br />
sonra gelen kısımdır.İşitme ile ilgili sinir hücrelerinin bulunduğu bu<br />
<br />
kısım, kemikçikler aracılığı ile iletilen titreşimleri beyindeki işitme<br />
<br />
merkezine iletmekle görevlidir. Bu bölümler arasında en karmaşık ve işitme<br />
<br />
için de en önemli olan bölümdür.İşitme ile ilgili en önemli organ ise içi<br />
<br />
sıvı dolu kokleadır. Bu salyangoz biçimindeki organın içinde, çok duyarlı<br />
<br />
sinir uçları bulunur.Daha detaylı biçimde ses, dış kulak tarafından<br />
<br />
toplanıp orta kulağa, buradaki orta kulak kemikleri tarafindan da iç<br />
<br />
kulağa iletilir. İç kulakta bulunan reseptör hücreler tarafindan sinirler<br />
<br />
uyarılır ve bu uyarı beyne gönderilerek değerlendirilir. Bu bölümlerdeki<br />
<br />
herhangi bir yapının fonksiyonunu veya gelişimini etkileyen her türlü<br />
<br />
faktör işitme kaybına neden olur. İç kulağa iletilmiş olan titreşimlerse<br />
<br />
kokleayı uygun bir biçimde titreştirirler. Vestibulo koklear  sinirin<br />
<br />
(8.Kafa siniri) koklear dalı ise bu titreşimleri sinirsel uyarılar<br />
<br />
biçiminde algılayıp onları değerlendirmesi için beynin ilgili bölgelerine<br />
<br />
iletir. Dış çevreden gelen ses dalgalarını sinirsel uyarılara çevirme<br />
<br />
görevi kokleaya aittir.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
   İŞİTME KAYBI NASIL OLUSUR?<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Genel olarak işitme kaybının sıklığı 1000 canlı doğumda bir olarak<br />
<br />
saptanmıştır. Bu rakamın yaklaşık yarısı genetik nedenlere ve diğer yarısı<br />
<br />
çevresel nedenlere bağlıdır. Temelinde kolayca saptanabilecek genetik<br />
<br />
nedenler olmayan olgular için erken doğum, farmakolojik ototoksisite,<br />
<br />
doğum öncesi geçirilmiş kızamıkçık veya sitomegalovirus gibi enfeksiyonlar<br />
<br />
veya doğum sonrası sepsis ya da menenjit geçirilmesi neden olarak<br />
<br />
sayılabilir.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Genetik temeli kesin olarak belirlenmiş olgular sendromik ve sendromik<br />
<br />
olmayan olarak ikiye ayrılır. İşitme kaybına başka hiçbir patolojik organ<br />
<br />
veya laboratuar bulgusunun eşlik etmediği durumda sendromik olmayan işitme<br />
<br />
kaybı söz konusudur. Genetik nedenli işitme kayıplarının yaklaşık %70' i<br />
<br />
bu gruba girmektedir. Geriye kalan %30'luk grupta işitme kaybı dışında<br />
<br />
bulgular olmakta ve bu bulgular toplu olarak değerlendirildiğinde bir<br />
<br />
sendrom tanısı konabilmektedir. Bugüne değin bulguları arasında işitme<br />
<br />
kaybı olan yüzlerce sendrom tanımlanmıştır. Bunların büyük kısmı klasik<br />
<br />
Mendel tipi kalıtım biçimlerine uymakta bir kısmı ise  mitokondrial<br />
<br />
kalıtım göstermektedir. Sendromik olmayan grupta da benzer biçimde Mendel<br />
<br />
tipi kalıtım biçimlerinden birisine veya mitokondrial kalıtıma uyan geçiş<br />
<br />
biçimleri tanımlanmıştır. Otozomal resesif  kalıtım sendromik olmayan<br />
<br />
grupta yaklaşık %80 görülmektedir. Otozomal dominant ve X'e bağlı kalıtım<br />
<br />
biçimleri sırayla %15-20 ve %1-2 olguda saptanır. Mitokondrial kalıtımın<br />
<br />
sendromik olmayan işitme kaybı içindeki yeri etnik gruplarda göre<br />
<br />
değişmekle birlikte %1 ile 20 arasındadır.<br />
<br />
 <br />
<br />
İşitme kayıpları üçe ayrılır:<br />
<br />
 <br />
<br />
1- İletim tipi işitme kayıpları: Sesin iç kulağa kadar olan iletiminde bir<br />
<br />
patoloji (bozukluk) mevcuttur. Bu dış ve orta kulaktaki bir lezyona bağlı<br />
<br />
olabilir.<br />
<br />
 <br />
<br />
İletim Tipi İşitme Kaybı;<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Dış veya orta kulakta herhangi bir sorun (Örneğin: Orta kulak enfeksiyonu,<br />
<br />
kulak kanalında bir yabancı obje) sesin kulağa gelmesine engel olur ve<br />
<br />
iletim tipi işitme kaybına neden olur (Böyle adlandırmanın nedeni, kulak<br />
<br />
sesi uygun biçimde aktaramaz).<br />
<br />
Bu tip kayıblar genellikle az veya orta derecede işitme kaybı<br />
<br />
türündedirler. Başka deyişle % 60-70 kadar işitme kaybına neden olurlar.<br />
<br />
Bu tip işitme kayıpları bazı durumlarda geçici olabilirler. Pek çok<br />
<br />
durumda ilaç tedavisi veya ameliyat sorunun nedenine bağlı olarak yararlı<br />
<br />
olabilir. Bu tip işitme kaybı olanlar genellikle işitme cihazından daha<br />
<br />
çok yararlanabilir.<br />
<br />
 <br />
<br />
2- Sensorianeural tip işitme kaybı: İç kulak veya 8. sinir (işitme ve<br />
<br />
denge siniri) iletimindeki herhangibir bozukluğa bağlı işitme<br />
<br />
kayıplarıdır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Sensorinöral İşitme Kaybı Algılama;<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
İç kulakta var olan bir sorun bu tip işitme kaybına neden olabilir.<br />
<br />
(Örneğin: Yüksek ses nedeniyle tüylü hücrelerinin hasara uğraması)<br />
<br />
İşitme kaybı hafif, orta, ileri, çok ileri veya hatta (total) mutlak kayıp<br />
<br />
olabilir.<br />
<br />
Bu tip kayıplar genellikle kalıcıdır. Kulağın bu kısmında (iç kulak) var<br />
<br />
olan sorunlar için ameliyat ile müdahale mümkün değildir. Ancak, sorunun<br />
<br />
nedenine bağlı olarak bazı durumlarda ilaç tedavisi yararlı<br />
<br />
olabilmektedir. Genellikle işitme cihazları hafif, orta ve ileri derecede<br />
<br />
işitme kayıplarında yararlı olmaktadırlar. Koklear İmplant; ileri, çok<br />
<br />
ileri ve total işitme kaybı olanlar için çok etkin bir çözüm olabilir.<br />
<br />
 <br />
<br />
3- Mikst tip işitme kaybı: Hem iletim hemde sensorianeural olan işitme<br />
<br />
kayıplarıdır.<br />
<br />
 <br />
<br />
DUZELME ŞANSI AZ YADA HİÇ OLMAYAN KAYIP ŞEKLİ<br />
<br />
(Nöral) Sinirsel İşitme Kaybı<br />
<br />
Çok ender olarak, işitme kaybı hasara uğramış veya mevcut olmayan işitsel<br />
<br />
sinir nedeniyle ortaya çıkmaktadır.<br />
<br />
İşitme cihazları bu durumda çok az yarar sağlayabilirler çünkü, işitsel<br />
<br />
sinir yeterince uyarıyı beyne yollayamaz.<br />
<br />
Yeterli işitsel sinir fonsiyonu yoksa, geleneksel Koklear İmplant'ın<br />
<br />
yararları olması düşünülemez.<br />
<br />
Bir İşitsel Beyin Sapı İmplant'ı bazı durumlarda yararlı olabilmektedir.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
İŞİTME KAYBI DERECELERİ NELERDİR:<br />
<br />
 <br />
<br />
0-20 dB işitme kaybı, Çok hafif işitme kaybı<br />
<br />
20-40 dB işitme kaybı, Hafif işitme kaybı<br />
<br />
40-60 dB işitme kaybı, Orta derecede işitme kaybı<br />
<br />
60-80 dB işitme kaybı, Belirgin işitme kaybı<br />
<br />
80-100 dB işitme kaybı, İleri derece işitme kaybı<br />
<br />
100 dB ve üzeri Total'a yakın işitme kaybı<br />
<br />
 <br />
<br />
SORUNUN ANLAŞILMASI<br />
<br />
(ODYOMETRİK TESTLER)<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
ODYOMETRİK MUAYENE NEDİR:<br />
<br />
 <br />
<br />
İşitmenin ölçülmesi ve işitme fonksiyonlarının değerlendirilmesine<br />
<br />
odyometrik muayene denir. Bu ölçümlerde kullanılan cihazlara odyometre<br />
<br />
denir.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
İşitme iki şekilde gerçekleşir;<br />
<br />
 <br />
<br />
1- Hava yolu ile (air conduction)<br />
<br />
2- Kemik yolu ile (bone conduction)<br />
<br />
 <br />
<br />
Normal işiten bir kulakta hava yolu ile işitme kemik yolu ile işitmeden<br />
<br />
iki kat daha fazladır.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
ODYOMETRİK İNCELEME YÖNTEMLERİ NELERDİR:<br />
<br />
 <br />
<br />
1- Tonal Odyometri:<br />
<br />
 <br />
<br />
A- Tonal Eşik Odyometri: Saf ton sesler vererek işitme eşiğini saptayan<br />
<br />
subjektif bir yöntemdir.<br />
<br />
 <br />
<br />
B- Eşik Üstü (Supraliminer) Odyometri: Minimal eşitme eşiği ile maksimal<br />
<br />
işitme eşiği arasında kalan işitme alanındaki işitme bozukluklarını<br />
<br />
araştırır.<br />
<br />
 <br />
<br />
2- Vokal Odyometri (konuşma odyomtrisi): İnsan sesini ses uyaranı olarak<br />
<br />
kullanarak odyometrik değerlendirme yapmaya konuşma odyometrisi denir.<br />
<br />
 <br />
<br />
3- Objektif Odyometri:<br />
<br />
 <br />
<br />
- Empedans odyometri<br />
<br />
- Elektroensefalografik odyometri (ERA)<br />
<br />
- Elektrokokleagrafi (ECochG)<br />
<br />
- Beyin sapı uyarılmış cevap odyometrisi (BERA)<br />
<br />
 <br />
<br />
4- Çocuk Odyometrisi (İnfantil odyometri):<br />
<br />
Test yapılan ortam sessiz olmalı ve mümkün ise ses geçirmez kabinlerle<br />
<br />
saglanmalıdır.Hava yolu ölçümü yaparken kulaklıkların tam yerleştirilmiş<br />
<br />
olmasına dikkat edilir.Kemik yolu olcum yaparkende kemik yolu<br />
<br />
konduktörünün mastoid kemik üstünde tam yerleşmiş olmasına dikkat edilir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Teste başlamadan once hastaya değişik tonlarda sinyal sesleri duyacagı ve<br />
<br />
duydugunda elindeki sinyal düğmesine basması soylenir.Sinyallerden ornek<br />
<br />
vererek duyacagı ses ve elindeki sinyal düğmesine basma zamanı<br />
<br />
gosterilir.Testi yapan kişiyle testi yapılan kişi karşı karşıya<br />
<br />
oturmalıdır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Hastaya sesleri dinleyeceği ve bunların cok azının duyulabileceğine karşın<br />
<br />
bir cogunun işitilmesinin güç olacağı söylenir.Hastanın cok dikkatli<br />
<br />
olması ve sesi duydugu anda elindeki butona basması söylenir. Hastaya<br />
<br />
direktifler şu şekilde verilebilir.''Ben şu gördüğünüz kulaklıkları<br />
<br />
kulağınıza takacağım.Bunlardan bazı düdük ve ıslık sesleri<br />
<br />
işiteceksiniz;bazıları alçak tonda olacak.Her ses işittiğinizi<br />
<br />
düşündüğünüzde elinizdeki butona basın.Ses kesildiğinde elinizi butondan<br />
<br />
kaldırın.Hangi kulağınız daha iyi işitir önce o kulağı ölcecem.Unutmayın<br />
<br />
bazı tonlar kolaylıkla işitilebilecek şekilddir.Fakat coğunun işitilmesi<br />
<br />
güçtür.Onun için iyice dinlemelisiniz.Ses işittiğiniz zaman hatta<br />
<br />
işittiğinizi zannettiğiniz zaman parmağınızı butondan kaldırın<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
İŞİTME CİHAZLARI<br />
<br />
(Genel çalışma prensibi,Uygulanış şekli)<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
İşitme cihazları her insan için ve her işitme kaybı için farklı olarak<br />
<br />
uygulanır.Odyo testinden sonra kulağın kayıp seviyesine ve iletim kaybına<br />
<br />
en uygun cihaz belirlenir.Daha sonra kulak için cihazın iletim borusu<br />
<br />
üzerinde bulunan bolumun ve kulağın en  iyi şekilde rahat etmesi ve<br />
<br />
duyması için o kulağa uygun silikon kalıp hazırlanır.Şuan piyasada<br />
<br />
özellikleri  ve fiyatları bakımından çok çeşitli aletler bulunmakta(bu<br />
<br />
cihazları slaytlarda çok geniş biçimde resimsel olarak anlatacağım).İşitme<br />
<br />
cihazları arasında en farklı olan ise(hatta işitme cihazı olarak<br />
<br />
tanımlanması bile güç olan) implant sistem denen cerrahi işlem gerektiren<br />
<br />
cihazdır. Bu sistem harici ( Audio Processör) ve dahili ( ameliyat ile<br />
<br />
orta kulağa yerleştirilen) parça olmak üzere iki kısımdan oluşan ve<br />
<br />
geleneksel işitme cihazlarından fayda sağlayamayan orta ve ileri derecede<br />
<br />
işitme kayıplarının tedavisinde kullanılan ve ameliyatla yerleştirilen<br />
<br />
elektronik bioaktif bir protezdir.. Ses İşlemcisi (Audio Processor ) bir<br />
<br />
magnet vasıtası ile derinin içine yerleştirilmiş olan bobine tuturulur.<br />
<br />
Ses işlemcisi dediğimiz harici parça ; bir mikrofon, bir adet pil ve<br />
<br />
mikrofondan gelen seslerin orta kulaktaki incus kemikçiğinin üzerine<br />
<br />
yerleştirilmiş proteze iletilmesini sağlayan elektronik devreleri içeren,<br />
<br />
saçların arasında kalarak dışarıdan hiç bir şekilde ayırt edilemeyen 1.5<br />
<br />
cm çapında ve 0.5cm kalınlığında çok küçük bir cihazdır<br />
<br />
Vibrant Soundbridge'in implante edilen kısmı (Vibrating Ossicular<br />
<br />
Prosthesis -VORP) dahili bobin ve titreşimi sağlayan kemikçiğin üzerine<br />
<br />
yerleştirilen , Mass Transducer (FMT) cihazı ile arasındaki bağlantıyı<br />
<br />
sağlayan kablodan oluşmaktadır.<br />
<br />
Ses İşlemcisinden gelen sinyal deriden manyetik olarak geçerek implante<br />
<br />
edilmiş VORP a geçer bobin sinyali FMT ye gönderir. Orta kulaktaki üç<br />
<br />
küçük kemikçikten biri olan incus ta bulunan FMT kemikçikleri<br />
<br />
titreştirerir beyin bu titreşimleri ses olarak algılar.(Bu konuyuda<br />
<br />
slaytlarda resimleriyle anlatacağım).<br />
<br />
 <br />
<br />
NEDEN BU SİSTEM UYGUN OLMAYABİLİR?<br />
<br />
 <br />
<br />
1-Çok uzun süre ileri derecede işitme kaybı;<br />
<br />
Eğer işitsel sinir hiç veya çok uzun zamandır uyarılmadıysa, ses<br />
<br />
bilgilerinin beyine yeterli biçimde iletilmesi mümkün olmayabilir.<br />
<br />
2-İşitme kaybının ana nedeni koklea değise;<br />
<br />
İşitme kaybının nedeni iç kulak ile ilgili değilse Koklear İmplant yarar<br />
<br />
sağlayamaz .<br />
<br />
3-Ameliyatın başarısız olma olasılığı<br />
<br />
Eğer Koklea, elektrotları alamayacak kadar kötü durumda veya işitsel sinir<br />
<br />
hasarlı veya mevcut değilse standart Koklear İmplant'ın yarar sağlaması<br />
<br />
olanaksızdır.<br />
<br />
4-Tıbbi olarak uygunsuzluk<br />
<br />
Hasta anestezi ve ameliyata dayanabilecek kadar sağlıklı olmalıdır. Ayrıca<br />
<br />
hasta ameliyat sonrası programlara uyacak ve cihazın dış parçalarını<br />
<br />
takacak koşullarda olmalıdır.<br />
<br />
5-Uygun olmayan beklentiler<br />
<br />
Hastalar ve ailelerinin Koklear İmplant (Kİ) sistemlerinin sağlayacağı<br />
<br />
yararlar konusunda gerçekci beklentiler içinde olmaları çok önemlidir.<br />
<br />
6-Aile veya bakıcıların yetersiz desteği<br />
<br />
Koklear İmplant sistemin başarılı olması için ailenin veya hastaya<br />
<br />
bakanların desteği çok önemli bir faktördür. Özellikle çocuklarda bu tür<br />
<br />
destek yaşamsal önem taşır.<br />
<br />
 <br />
<br />
KAYNAÇA:<br />
<br />
DR ALI  KOLAYLIOGLU(KULAK BURUN BOĞAZ HASTALIKLARI UZMANI)<br />
<br />
Alman Hastanesi Genetik Hastalıklar Tanı Merkezi<br />
<br />
Dr. Julide Caferler & Dr. Y.Hakan Özön<br />
<br />
ALSER MEDİKAL<br />
<br />
Uzm.Dr. Esra Özaydın<br />
<br />
DOĞUŞ MEDİKAL<br />
<br />
Yard.Doç.Dr.Mustafa Tekin<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
SORULAR<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
1-İştme cihazlarının genel çalışma prensibi nedir?<br />
<br />
A)Sesi alır ve mekanik titreşimlere dönüştürür<br />
<br />
B)Sesi alır ve çekiç, örs, üzengi kemiklerine sinyaller yollar<br />
<br />
C)Sesi alır ve yükselterek iletimi sağlar<br />
<br />
D)Hiçbiri<br />
<br />
Cevap=C<br />
<br />
2-Hangisi Sensorianeural işitme kaybı nedenidir?<br />
<br />
A)Yüksek ses nedeniyle tüylü hücrelerin hasara uğraması<br />
<br />
B)Orta kulakta bulunan yabancı cisim veya enfeksiyon<br />
<br />
C)Sesin beyine iletimini sağlayan sinirlerin tahrip olması<br />
<br />
D)Hepsi<br />
<br />
Cevap=A<br />
<br />
3-Hangi cihazı takmak için cerrahi işlem gerekir?<br />
<br />
A)Kanal içi ses cihazını<br />
<br />
B)Gözlük tipi ses cihazını<br />
<br />
C)İmplant ses cihazını<br />
<br />
D)Kulak arkası ses cihazını<br />
<br />
Cevap=C<br />
<br />
4-işitme kaybının derecesini anlamak için hangi yol kullanılır?<br />
<br />
A)Kulağa uygun kalıp hazırlanır<br />
<br />
B)Tüm cihazlar denenir<br />
<br />
C)Beyine sinyaller gönderilerek sorunun kaynağı anlaşılır<br />
<br />
D)Odyometri testi yapılır<br />
<br />
Cevap=D]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[MCG &#8211; Magnetokardiografi | Eng.]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=608</link>
			<pubDate>Wed, 07 Apr 2010 15:23:09 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=608</guid>
			<description><![CDATA[WHAT IS MAGNETOCARDIOGRAPHY (MCG)?<br />
<br />
Background<br />
<br />
The first diagnostic test performed in the cardiac evaluation of a patient is the electrocardiogram (EKG). It is inexpensive, non-invasive, and relatively portable so it can be used at the patient&#8217;s bedside, in the Emergency Room, or even carried by the patient &#8216;round-the-clock as in a Holter Monitor. But as ubiquitous and useful as the EKG is, it fails to provide complete information about the electrophysiological activity of the heart, and, at least for the detection of coronary artery disease, is grossly inadequate.<br />
<br />
Electrical current in the heart is the driving force by which the heart operates, and the EKG is nothing more than a limited recording of the heart&#8217;s electrical activity. The waves that appear on an EKG primarily reflect the electrical activity of the myocardial cells, which comprise the vast bulk of the heart. Pacemaker cell activity and transmission by the conducting system are generally not seen on the EKG, because these events simply do not generate sufficient voltage to be recorded by surface electrodes. Nevertheless, perturbations in the normal electrical patterns as seen in an EKG allow one to diagnose many different cardiac disorders.<br />
<br />
It is an axiom that electrical current always produces an associated magnetic field, and the electrical currents in the heart caused by depolarization-repolarization processes produce corresponding time-varying changes in magnetic field around the heart. Magnetocardiography is a noninvasive technique for recording local magnetic fields generated by the electrical activity of the heart. A magnetocardiogram (MCG) is nothing more than the recording of the heart&#8217;s electro-magnetic signals, hence its electrical activity. The EKG and the MCG seek to measure the same electrophysiological event.<br />
<br />
MCG<br />
<br />
An MCG procedure does not require a large number of patient leads, contrast agents, or injected tracers as in Radionuclide or MR imaging. MCG senses magnetic fields, it does not create them. The local magnetic fields created by the heart can be detected and recorded using extremely sensitive Superconducting Quantum Interference Device (SQUID) sensors, the most sensitive magnetic field sensors known. Recent progress in SQUID and related technologies now makes it possible to record MCG data (magnetocardiograms) in suitably chosen magnetically unshielded clinical/hospital environments. An array of multiple SQUID sensors placed at predetermined and fixed positions over the subject&#8217;s torso gives MCG the ability to measure depolarization/repolarization of the heart at multiple locations, without significant interference from extra-cardiac anatomical structures.<br />
<br />
iÜüPRINCIPLES OF DEVICE OPERATION<br />
<br />
Ionic (cellular) currents of the heart muscle generate local magnetic fields, which the CMI Magnetocardiograph can measure with astounding accuracy, when placed close to, but not touching, the torso. These same currents generate electric potential differences on the patient&#8217;s body surface, which are measured by conventional electrocardiography. Not surprisingly, and as we will see later, the temporal trace of a local magnetic field (the magnetocardiographic trace) is similar and analogous to an EKG trace.<br />
<br />
Here is an image showing the position of the nine CMI sensors (shown outside of their housing) which measure the magnetic field above the patient. The device does not emanate any magnetic field or harmful radiation.<br />
<br />
Contrast this with the following picture showing the typical attachment of EKG leads to a patient.<br />
<br />
In contrast to EKG  the MCG sensors do not contact the subject&#8217;s body.The value of local magnetic field is measured simultaneously at 9 points in a plane slightly above the torso, without ever touching the patient, who is resting on a movable bed as shown below. The nine gold foil-wrapped SQUID sensors shown in the previous picture are located in the device housing which is positioned above the patient.<br />
<br />
Any number of measurements can be made. For example, if four measurements are made sequentially in mutually adjacent locations, an area of 20 x 20 cm can be covered with 36 points spaced evenly 4 cm apart. The torso model below shows the relationship between the nine magnetic sensors (small circles) and the heart which is outlined in red. The 20 x 20 cm area (distance between sensors is 4cm) covers a sufficiently large region above the heart, and the software has been developed for this mode of operation.<br />
<br />
The initial positioning of the patient is done with the aid of a low-intensity laser pointer rigidly mounted on the sensor housing. The following figure shows schematically the relationship between the four measurement positions, the pointer, and a resulting 6 x 6 grid of sensor locations. Since the relative positions of all nine sensors are always the same, the resulting measurement data are not affected by inaccuracies in an individual sensor position relative to other sensors and to the heart.<br />
<br />
Fig. 1. The four measurement positions and the standard 6 x 6 sensor grid. The blue standard node points represent centers of sensors. The X and Y coordinates are those of the bed displacements between set stop keys. The pointer points typically on the suprasternal notch.<br />
<br />
 <br />
<br />
iÜüDATA RECORDING PROCEDURE<br />
<br />
The subject (patient) is prepared for data recording by removing from his/her garment and body all magnetic, electronic and larger metallic objects (credit cards, watch, keys, bracelets, removable dentures, etc.). Subjects with implanted electronic devices, such as a pacemaker or defibrillator are excluded from MCG testing since signals of such devices may produce significant artifacts in the MCG recordings. The patient is then placed in a supine position on the bed with three (1-lead) EKG electrodes attached to both wrists and the left leg. The 1-lead EKG signal is used as a convenient reference for averaging MCG data. After the subject is properly positioned the operator sets and fastens the two stop keys of the bed, which determine the four measurement positions.<br />
<br />
Next, the operator takes MCG and EKG recordings sequentially at the four defined bed positions. During all recordings the subject is breathing normally, but refrains from any conscious change in body position, from talking, etc. Prior to the recordings, the operator lets the MCG software adjust the system automatically, and verifies on its virtual oscilloscope that all channels are operating properly, and that the real-time data observed are sufficiently free from disturbance overloads. The operator shifts the bed manually after each recording. Depending on the electromagnetic environment, the operator can choose a recording time from 30 to 90 seconds for each position to accumulate enough cardiac cycles for averaging. After successful recordings at the four positions, the operator filters and inspects the raw data to eliminate occasional artifacts due to external, transient electromagnetic disturbances. Subsequently, recorded data are averaged over 30 to 90 heart beats using the EKG signal template as a reference&#8224;. Typically, the whole test, including patient preparation, lasts between 5 and 15 min. Data processing and analysis require an additional 5 to 15 minutes. Physiological MCG stress testing can be performed either by using pharmacological stress, at a given level of stable heart rate, or by making the recordings shortly after exercise stress, once the heart rate normalizes sufficiently to make signal averaging possible.<br />
<br />
iÜüDATA FORMAT<br />
<br />
The raw data are retained and can be reviewed at any time. The filtered and averaged data described in the procedure above are available as temporal traces of the magnetic field intensity in a plane above the heart where the magnetic field SQUID sensors are located. The distance of this plane is approximately 6 cm above the epicardium in a typical patient. The appearance of the data is similar to conventional EKG tracings. Raw data are always available to the physician and technician for review. The software allows the operator to examine all MCG traces and from the hundreds recorded select any QRS complex as a template. Once having created a QRS template the operator can decide which signals will be used for subsequent data averaging by selecting the confidence level of pattern matching for all recorded signals relative to the template. This automatic procedure and final manual override allows the operator to remove external artifacts from data manipulation and analysis. Figure 2 shows the filtered signals from all 9 sensors measuring a subject in a typical hospital environment without magnetic room shielding.<br />
<br />
Fig. 2. Filtered temporal MCG traces over several cardiac cycles collected in 9 channels simultaneously at one position over the subject torso. Data were collected in an unshielded environment at Boston Medical Center. The blue line with the red flag marks the user-selected QRS template; blue lines with clear flags are QRS complexes selected automatically by the software according to user-defined acceptance criteria. Accordingly, blue lines without flags are rejected automatically. An absence of a line (through a QRS complex) indicates a cardiac cycle not accepted by the user (for subsequent data manipulation).<br />
<br />
iÜüOnce the template is chosen as discussed above and the data are filtered the averaged MCG tracings can be viewed in the 6 x 6 format as shown in Figure 3. The software can interpolate among the 36 discrete measurements at any one time to yield a magnetic field distribution plot of the covered area as shown in Figure 4. Since the magnetic field changes with time, the display of such information as a time sequence can give the data analyst a striking time-lapse recording of precise electromagnetic changes during the cardiac cycle.<br />
<br />
Fig. 3. Filtered and averaged temporal MCG traces over 1 cardiac cycle collected in 36 channels (the 6x6 grid). Subject data were collected in an unshielded environment at the CMI plant. Red lines are time markers defining the segment of the cycle to be mapped and visualized. <br />
<br />
Fig. 4. Spatial map of cardiac magnetic field, generated at an instant within the ST interval of a healthy subject&#8217;s cardiac cycle. The measurement was performed in an unshielded environment at the CMI plant.<br />
<br />
iÜüFrom such maps one can determine the instantaneous location of the magnetic and electrical center of heart activity, typically represented by an equivalent magnetic dipole. The distribution of currents in the heart and their evolution in time can also be derived from localization results. The following pictures show how current reconstruction patterns differ in a patient who is healthy (left) and in one who is not (right).<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[WHAT IS MAGNETOCARDIOGRAPHY (MCG)?<br />
<br />
Background<br />
<br />
The first diagnostic test performed in the cardiac evaluation of a patient is the electrocardiogram (EKG). It is inexpensive, non-invasive, and relatively portable so it can be used at the patient&#8217;s bedside, in the Emergency Room, or even carried by the patient &#8216;round-the-clock as in a Holter Monitor. But as ubiquitous and useful as the EKG is, it fails to provide complete information about the electrophysiological activity of the heart, and, at least for the detection of coronary artery disease, is grossly inadequate.<br />
<br />
Electrical current in the heart is the driving force by which the heart operates, and the EKG is nothing more than a limited recording of the heart&#8217;s electrical activity. The waves that appear on an EKG primarily reflect the electrical activity of the myocardial cells, which comprise the vast bulk of the heart. Pacemaker cell activity and transmission by the conducting system are generally not seen on the EKG, because these events simply do not generate sufficient voltage to be recorded by surface electrodes. Nevertheless, perturbations in the normal electrical patterns as seen in an EKG allow one to diagnose many different cardiac disorders.<br />
<br />
It is an axiom that electrical current always produces an associated magnetic field, and the electrical currents in the heart caused by depolarization-repolarization processes produce corresponding time-varying changes in magnetic field around the heart. Magnetocardiography is a noninvasive technique for recording local magnetic fields generated by the electrical activity of the heart. A magnetocardiogram (MCG) is nothing more than the recording of the heart&#8217;s electro-magnetic signals, hence its electrical activity. The EKG and the MCG seek to measure the same electrophysiological event.<br />
<br />
MCG<br />
<br />
An MCG procedure does not require a large number of patient leads, contrast agents, or injected tracers as in Radionuclide or MR imaging. MCG senses magnetic fields, it does not create them. The local magnetic fields created by the heart can be detected and recorded using extremely sensitive Superconducting Quantum Interference Device (SQUID) sensors, the most sensitive magnetic field sensors known. Recent progress in SQUID and related technologies now makes it possible to record MCG data (magnetocardiograms) in suitably chosen magnetically unshielded clinical/hospital environments. An array of multiple SQUID sensors placed at predetermined and fixed positions over the subject&#8217;s torso gives MCG the ability to measure depolarization/repolarization of the heart at multiple locations, without significant interference from extra-cardiac anatomical structures.<br />
<br />
iÜüPRINCIPLES OF DEVICE OPERATION<br />
<br />
Ionic (cellular) currents of the heart muscle generate local magnetic fields, which the CMI Magnetocardiograph can measure with astounding accuracy, when placed close to, but not touching, the torso. These same currents generate electric potential differences on the patient&#8217;s body surface, which are measured by conventional electrocardiography. Not surprisingly, and as we will see later, the temporal trace of a local magnetic field (the magnetocardiographic trace) is similar and analogous to an EKG trace.<br />
<br />
Here is an image showing the position of the nine CMI sensors (shown outside of their housing) which measure the magnetic field above the patient. The device does not emanate any magnetic field or harmful radiation.<br />
<br />
Contrast this with the following picture showing the typical attachment of EKG leads to a patient.<br />
<br />
In contrast to EKG  the MCG sensors do not contact the subject&#8217;s body.The value of local magnetic field is measured simultaneously at 9 points in a plane slightly above the torso, without ever touching the patient, who is resting on a movable bed as shown below. The nine gold foil-wrapped SQUID sensors shown in the previous picture are located in the device housing which is positioned above the patient.<br />
<br />
Any number of measurements can be made. For example, if four measurements are made sequentially in mutually adjacent locations, an area of 20 x 20 cm can be covered with 36 points spaced evenly 4 cm apart. The torso model below shows the relationship between the nine magnetic sensors (small circles) and the heart which is outlined in red. The 20 x 20 cm area (distance between sensors is 4cm) covers a sufficiently large region above the heart, and the software has been developed for this mode of operation.<br />
<br />
The initial positioning of the patient is done with the aid of a low-intensity laser pointer rigidly mounted on the sensor housing. The following figure shows schematically the relationship between the four measurement positions, the pointer, and a resulting 6 x 6 grid of sensor locations. Since the relative positions of all nine sensors are always the same, the resulting measurement data are not affected by inaccuracies in an individual sensor position relative to other sensors and to the heart.<br />
<br />
Fig. 1. The four measurement positions and the standard 6 x 6 sensor grid. The blue standard node points represent centers of sensors. The X and Y coordinates are those of the bed displacements between set stop keys. The pointer points typically on the suprasternal notch.<br />
<br />
 <br />
<br />
iÜüDATA RECORDING PROCEDURE<br />
<br />
The subject (patient) is prepared for data recording by removing from his/her garment and body all magnetic, electronic and larger metallic objects (credit cards, watch, keys, bracelets, removable dentures, etc.). Subjects with implanted electronic devices, such as a pacemaker or defibrillator are excluded from MCG testing since signals of such devices may produce significant artifacts in the MCG recordings. The patient is then placed in a supine position on the bed with three (1-lead) EKG electrodes attached to both wrists and the left leg. The 1-lead EKG signal is used as a convenient reference for averaging MCG data. After the subject is properly positioned the operator sets and fastens the two stop keys of the bed, which determine the four measurement positions.<br />
<br />
Next, the operator takes MCG and EKG recordings sequentially at the four defined bed positions. During all recordings the subject is breathing normally, but refrains from any conscious change in body position, from talking, etc. Prior to the recordings, the operator lets the MCG software adjust the system automatically, and verifies on its virtual oscilloscope that all channels are operating properly, and that the real-time data observed are sufficiently free from disturbance overloads. The operator shifts the bed manually after each recording. Depending on the electromagnetic environment, the operator can choose a recording time from 30 to 90 seconds for each position to accumulate enough cardiac cycles for averaging. After successful recordings at the four positions, the operator filters and inspects the raw data to eliminate occasional artifacts due to external, transient electromagnetic disturbances. Subsequently, recorded data are averaged over 30 to 90 heart beats using the EKG signal template as a reference&#8224;. Typically, the whole test, including patient preparation, lasts between 5 and 15 min. Data processing and analysis require an additional 5 to 15 minutes. Physiological MCG stress testing can be performed either by using pharmacological stress, at a given level of stable heart rate, or by making the recordings shortly after exercise stress, once the heart rate normalizes sufficiently to make signal averaging possible.<br />
<br />
iÜüDATA FORMAT<br />
<br />
The raw data are retained and can be reviewed at any time. The filtered and averaged data described in the procedure above are available as temporal traces of the magnetic field intensity in a plane above the heart where the magnetic field SQUID sensors are located. The distance of this plane is approximately 6 cm above the epicardium in a typical patient. The appearance of the data is similar to conventional EKG tracings. Raw data are always available to the physician and technician for review. The software allows the operator to examine all MCG traces and from the hundreds recorded select any QRS complex as a template. Once having created a QRS template the operator can decide which signals will be used for subsequent data averaging by selecting the confidence level of pattern matching for all recorded signals relative to the template. This automatic procedure and final manual override allows the operator to remove external artifacts from data manipulation and analysis. Figure 2 shows the filtered signals from all 9 sensors measuring a subject in a typical hospital environment without magnetic room shielding.<br />
<br />
Fig. 2. Filtered temporal MCG traces over several cardiac cycles collected in 9 channels simultaneously at one position over the subject torso. Data were collected in an unshielded environment at Boston Medical Center. The blue line with the red flag marks the user-selected QRS template; blue lines with clear flags are QRS complexes selected automatically by the software according to user-defined acceptance criteria. Accordingly, blue lines without flags are rejected automatically. An absence of a line (through a QRS complex) indicates a cardiac cycle not accepted by the user (for subsequent data manipulation).<br />
<br />
iÜüOnce the template is chosen as discussed above and the data are filtered the averaged MCG tracings can be viewed in the 6 x 6 format as shown in Figure 3. The software can interpolate among the 36 discrete measurements at any one time to yield a magnetic field distribution plot of the covered area as shown in Figure 4. Since the magnetic field changes with time, the display of such information as a time sequence can give the data analyst a striking time-lapse recording of precise electromagnetic changes during the cardiac cycle.<br />
<br />
Fig. 3. Filtered and averaged temporal MCG traces over 1 cardiac cycle collected in 36 channels (the 6x6 grid). Subject data were collected in an unshielded environment at the CMI plant. Red lines are time markers defining the segment of the cycle to be mapped and visualized. <br />
<br />
Fig. 4. Spatial map of cardiac magnetic field, generated at an instant within the ST interval of a healthy subject&#8217;s cardiac cycle. The measurement was performed in an unshielded environment at the CMI plant.<br />
<br />
iÜüFrom such maps one can determine the instantaneous location of the magnetic and electrical center of heart activity, typically represented by an equivalent magnetic dipole. The distribution of currents in the heart and their evolution in time can also be derived from localization results. The following pictures show how current reconstruction patterns differ in a patient who is healthy (left) and in one who is not (right).<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çok-modlu görüntüleme]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=607</link>
			<pubDate>Wed, 07 Apr 2010 15:19:40 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=607</guid>
			<description><![CDATA[Bilgisayarlı Tomografi (Computer Tomografi):<br />
<br />
	<br />
<br />
Bilgisayarlı Tomografi (BT) Nedir? <br />
<br />
Bilgisayarlı tomografi x-ışını (röntgen) kullanılarak vücudun incelenen bölgesinin kesitsel görüntüsünü oluşturmaya yönelik radyolojik teşhis yöntemidir. İnceleme sırasında hasta bilgisayarlı tomografi cihazının masasında hareket etmeksizin yatar. Masa manuel ya da uzaktan kumanda ile cihazın ''gantry'' adı verilen açıklığına sokulur. Cihaz bir bilgisayara bağlıdır. X-ışını kaynağı incelenecek hasta etrafında 360 derecelik bir dönüş hareketi gerçekleştirirken ''gantry'' boyunca dizilmiş dedektörler tarafından x-ışını demetinin vücudu geçen kısmı saptanarak elde edilen veriler bir bilgisayar tarafından işlenir. Sonuçta dokuların birbiri ardısıra kesitsel görüntüleri oluşturulur. Oluşturulan görüntüler bilgisayar ekranından izlenebilir.Görüntüler filme aktarılabileceği gibi gerektiğinde tekrar bilgisayar ekranına getirmek üzere optik diskte depolanabilir. Ayrıca görüntüler bilgisayar tarafından işleme tabi tutularak birbirine dik eksenlerde yeniden yapılandırılmış görüntüler elde edilebilir. Bu görüntülerin de yardımıyla 3 boyutlu görüntüler oluşturulabilir. Yeni gelişmekte olan teknolojilerle sanal endoskopi yapma olasılığını vermektedir. Bu şekilde soluk borusunun, yemek borusunun, midenin, ince ve kalın bağırsakların, damarların ve idrar yollarının içeriden görüntülerini elde etmek mümkün olmaktadır. Bu yeni görüntüleme yöntemleri <br />
şimdilik endoskopik yöntemlerin eksikliklerini tamamlamak amacı ile kullanılmaktadır. Bilgisayarlı tomografi diğer x-ışın incelemelerine göre bazı avantajlara sahiptir. Özellikle organların, yumuşak doku ve kemiklerin şekil ve yerleşimini oldukça net gösterir. Ayrıca BT* incelemeleri hastalıkların ayırıcı tanısını yaparak tedavi yöntemlerini değiştirmektedir. Diğer görüntüleme yöntemlerinden daha erken ve doğru şekilde birçok hastalığın teşhisini sağlamaktadır. Hastalıklar erken teşhis edildiğinde daha iyi<br />
	<br />
<br />
tedavi edildiklerinden, BT bu üstün özellikleriyle doktorların birçok hayat kurtarmasına yardımcı olmuştur.<br />
<br />
 <br />
<br />
İnceleme rahatsızlık verici mi? Herhangi bir tehlikesi var mı?<br />
İncelemenin kendisi tamamen ağrısızdır. İnceleme sırasında hastadan BT cihazının masasında hiç hareket etmeksizin yatması istenir. Yapılacak incelemenin türüne bağlı olarak hastaya kol damarlarından kontrast madde enjekte edilebileceği gibi kontrast madde içmesi de istenebilir. İncelemenin bu kısmı hasta için biraz rahatsızlık verici olabilir. Kontrast maddeler iyot içerdiği için bazı kişilerde allerjik reaksiyonlara neden olabilir. Hastanın inceleme öncesinde teknisyen ya da radyoloğa bu tür maddelere karşı daha önce allerjik bir reaksiyon gösterip göstermediğini ve eğer varsa başka maddelere karşı allerjisini bildirmesi gerekir. Hastaya daha önceden yapılmış bir BT incelemesinde, İVP olarak adlandırılan böbrek incelemesinde veya anjiografi sırasında kontrast madde verilmiş olabilir. BT cihazları X ışınlarını kullanır.Hastanın güvenliği için en iyi şekilde dizayn edilmiş olup inceleme sırasında maruz kalınan radyasyon miktarı gerekli en az düzeyde olacak şekilde imal edilmiştir. X ışınları anne karnında gelişmekte olan fetuş zarar verebileceğinden inceleme hazırlığına başlamadan evvel hasta hamilelik şüphesi varsa bu konuda doktora veya teknisyene bilgi vermelidir.<br />
<br />
İncelemeye hazırlık için yapılması gerekenler nelerdir?<br />
İncelemenin Yapılacağı Gün:<br />
İnceleme gününde eğer aksi belirtilmezse randevu saatinden 4 saat önce başlamak üzere katı gıda yenmemelidir. Bununla birlikte kahve, çay, fazla katı olmayan çorbalar ve meyve suyu çok fazla olmamak kaydıyla içilebilir. Katı gıda alımının sınırlanması birçok tıbbi işlem öncesinde hastanın güvenliği için alınan bir önlemdir. Eğer inceleme abdomene yönelik yapılacaksa hastanın 12 saat aç kalması gerekmektedir. Bu inceleme için 3 gün önceden itibaren sıvı gıdalar alınmalıdır. Son gece müshil ve inceleme sabahı ise lavman yapılır. Ardından incelemenin 4 saat öncesinden itibaren kontrast madde içiren su içirilir.<br />
<br />
İncelemenin Yapılacağı Oda:<br />
BT teknisyeni hastaya kendini tanıtarak işlem hakkında bilgi verir ve hastanın muhtemel sorularını yanıtlayarak rahatlamasına yardımcı olur. İncelenecek beden bölgesine bağlı olarak vücuttaki metal objelerin çıkarılması istenebilir. Daha sonra hastaya önlük giydirilir.<br />
<br />
İnceleme sırasında neler olur?<br />
Teknisyen hastayı incelemenin yapılacağı odaya götürerek yapılacak incelemeye göre hastanın sırt üstü veya yüz üstü masaya yatmasını sağlar. Hastanın rahat etmesi önemlidir, çünkü inceleme süresince hastanın hareket etmemesi gerekir. BT incelemeleri hastaların tıbbi problemlerine ve incelenecek vücut kısmına göre farklılıklar gösterir. Hastalığın teşhisi için incelemenin nasıl yapılması gerektiğine radyolog karar verir. Örneğin eğer batın bölgesi incelenecekse göğüs alt kısmından pelvis üst kısmına kadar olan kesim taranacaktır. Böyle bir inceleme süresince sizden görüntülerin bulanık çıkmaması için belli aralıklarla nefesinizi tutmanız istenecektir. Makine işlem süresince bazı sesler çıkarır. Hastanın üstünde yattığı masa her bir görüntü oluştuktan sonra bir miktar hareket edecektir. Ayrıca teknisyen ya da makine tarafından nefes tutup vermeyle ilgili hastaya sinyal verilecektir. Kimi incelemelerde işlem öncesinde veya sırasında doktor veya teknisyen tarafından kontrast madde enjeksiyonu yapılabilir. Bu radyoloğun görüntüleri daha iyi değerlendirmesini sağlayacaktır. Eğer işlem sırasında veya enjeksiyon sonrasında hasta bir rahatsızlık hissederse bunu teknisyene veya doktora bildirmelidir.<br />
<br />
Bir bilgisayarlı tomografi incelemesi ne kadar sürer?<br />
İncelemeler hastalarının klinik bulguları göz önüne alınarak her bir hasta için ayrı ayrı planlanır. Bundan dolayı yapılan BT incelemesi daha önce yaptırmış olduğunuz bir BT incelemesinden farklıysa ya da inceleme sonunda ek görüntüler alma ihtiyacı duyulmuşsa endişelenmemek gerekir. Başlangıcından bitimine kadar çekim süresi ortalama 15 dakikadır.<br />
<br />
İnceleme bitiminde yapılması gerekenler nelerdir?<br />
<br />
Radyolog incelemesi yapılan kişinin hastalığıyla ilgili bir sonuca varmasını sağlayacak yeterli bilgiyi elde ettikten sonra inceleme sona erdirilir ve hasta evine gidebilir. İncelemeden sonra herhangi bir kısıtlama olmaksızın normal günlük aktivitelerine devam edebilir.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
Niçin normal röntgen çekimini varken bilgisayarlı tomografi çekimi istenir?<br />
<br />
Çünkü bilgisayarlı tomografi görüntü ile normal röntgen filmlerinde görülmeyen yumuşak doku detayları görülebilmektedir.<br />
<br />
Yukarıdaki şekilde gördüğünüz gibi mavi ve turuncu renklerle çevrelenmiş olan bölgeler yumuşak dokulardır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Ek olarak, çoklu bilgisayarlı tomografi görüntüsü ile üç-boyutlu görüntüler oluşturularak daha fazla bilgi elde edilmektedir<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
			<br />
			<br />
<br />
Burada gördüğünüz resimler ise üç boyutlu topuk kası ve kalp resimleridir.<br />
<br />
Hangi organların çekiminde bilgisayarlı tomografi cihazı kullanılmaktadır?<br />
CT cihazı vücudun tüm organlarının görüntülenmesinde kullanılır, özellikle:<br />
<br />
· İç organların örneğin karaciğer,böbrek, pankreas, bağırsaklar ve akciğer,<br />
<br />
· Ortopedik tetkik için kemik,<br />
<br />
· Beyin,<br />
<br />
· Vücudun farklı kısımlarındaki kan akışını izlemek için damarsal yapıların çekimde kullanılmaktadır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Hangi hastalıkların teşhisinde bilgisayarlı tomografi cihazı kullanılmaktadır?<br />
Bilgisayarlı tomografi cihazı tüm vücudu görüntüleme olanağına sahip olduğu için, bir çok hastalığın teşhisinde kullanılmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır:<br />
<br />
· Çeşitli kanserin teşhisinde ve takibinde,<br />
<br />
· Kaza sonrası travmalarda kemik ve organ yaralanmalarında,<br />
<br />
· Radyoterapi planlamasında,<br />
<br />
· Damar hastalıklarında,<br />
<br />
· Kalp hastalıklarının izlenmesinde,<br />
<br />
· Özellikle belkemiği ve kemik hastalıklarında (Bel fıtığı vb.)<br />
<br />
· Kemik mineral densitometresi olarak kemik erimesinde (osteoporosis),<br />
<br />
· Biopside doku örneklerinin alımında.<br />
<br />
 <br />
<br />
Bilgisayarlı tomografi çekiminde acı hissedilir mi?<br />
Hayır. Hastanın çekim sırasında hareketsiz yatması istenir. Bu esnada gantrideki hareket eden parçalardan dolayı bir vınlama sesi duyulur. Çekim esnasında bir iğne yapılabilir.<br />
<br />
 <br />
<br />
(Röntgen) X-Işınları<br />
X-ışınları bir çeşit elektromagnetik radyasyondur. Görünür ışık, radyo dalgaları ve mikro dalgalar da başka bir çeşit elektromagnetik radyasyondur. Bunları ayırt eden, enerjileri ve madde ile olan etkileşmeleridir. Görünür ışık ancak bir kağıt&#8217; dan geçebilecek bir enerjiye sahipken, x-ışınları ise vücut içinden geçebilecek enerjiye sahiptir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Bilgisayarlı tomografi çekiminde ne kadar radyasyon dozu alınır?<br />
X-ışınları iyonlaştırıcı edici bir radyasyon olduğu için vücut&#8217; da hasar oluşturma olasılığı vardır. Çoğu bilim adamı radyasyon için güvenli bir doz olmadığını düşünmektedir. Bu nedenle çekim dozları olabildiğince düşük tutulmaktadır. Radyasyon dozları 'milliSievert' veya kısaca mSv ile ölçülmektedir.<br />
<br />
Bir kafa bilgisayarlı tomografi çekiminde 1 mSv, karın çekiminde 5 mSv ve göğüs bilgisayarlı tomografi çekimde ise 8 mSv'lik radyasyon dozları alınmaktadır. Normal röntgen çekimlerine oranla daha fazla doz alınmasına karşılık bilgisayarlı tomografi çekiminde daha fazla teşhis bilgisi alınmaktadır.<br />
<br />
Doktorların, hastanın klinik bulgularını incelerken, tüm tanısal radyoloji cihazlarında olduğu gibi bilgisayarlı tomografi çekimde de elde edilecek teşhis bilgilerinin, radyasyon dozu ile oluşabilecek riskten (fayda-zarar analizi) daha ağır basmasına özellikle dikkat etmeleri gerekmektedir. Gerekmedikçe fazla çekimlerden kaçınılmalıdır.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
*BT (bilgisayarlı tomografi)<br />
<br />
POZITRON EMISSION TOMOGRAFİ<br />
<br />
(PET)<br />
<br />
Pozitron yayılım tomografi ya da kısa adıyla PET, nükleer tıp alanında son 10 yıl içindeki en önemli gelişme olarak değerlendirilmektedir. PET yöntemi ile vücuda zarar vermeden organların biyolojik ve metabolik işlevleri incelenebilmektedir ve tüm PET uygulamalarının % 75&#8217;ini kanser vakaları oluşturmaktadır. Kanser vakalarında, vücutta yapısal değişiklikler oluşmadan önce biyolojik ve metabolik değişiklikler olması nedeni ile, PET görüntüleme cihazı ile daha erken tanı konulabilmektedir. Kanserin hangi evrede olduğunu belirleyerek tedavinin planlanmasına ciddi katkı sağlanmaktadır.<br />
<br />
Ülkemizde İstanbul&#8217;da Acıbadem Hastanesi, International Hospital,  İzmir Şifa Tıp Merkezinde ve Ankara&#8217;da Gazi hastanesinde PET cihazları bulunmaktadır. Günümüzde, kanser hastalıklarının ve de kalp hastalıklarının tanısında en çok kullanılan radyoaktif madde flor 18 adı verilen radyoaktif materyal ile işaretli şekerdir ve kısaca FDG olarak bilinmektedir. Bu materyalin vücutta davranışı normal, yani radyoaktif olmayan glikoz  ile aynıdır. Radyoaktif olmayan glikoz vücutta hücrelerin temel besin maddesi olması ve kalp kası hücresi, beyin hücreleri gibi çok çalışan hücrelerin de glikozu çok daha fazla aldığı, tuttuğu bilinmektedir. Glikozu çok kullanan bir diğer hücre grubu da kanser hücreleridir. Kanser hücrelerinde kanserin kötü huyluluk derecesi arttıkça glikoz kullanımı da artar. Böylece verilen radyoaktif glikoz, normal hücre grupları dışında kanser hücreleri tarafından da çok yoğun bir biçimde tutulmaktadır ve uygun görüntüleme teknikleri kullanılarak vücudun herhangi bir yerindeki kanser dokusu kolaylıkla ayırt edebilmektedir.<br />
<br />
Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin en büyük sigorta şirketi olan MEDICARE, 2 yıl süren bir araştırma sonucunda eğer akciğer kanserlerinde tanı ve tedavinin yönlendirilmesinde PET kullanılırsa, yıllık 2 milyar dolar tasarruf edileceğini belirlemiştir. Amerikan Klinik Kanser dergisinin Mayıs 2001 sayısında yayımlanan bir makalede ise, &#8220;PET uygulamasının hastanın tedavisini değiştirme oranı yani, PET uygulanan kanser hastalarının yüzde kaçında tedaviyi değiştirdiği saptanmıştır. Bu oranın % 45 - 70 arasında değiştiğini, ortalama olarak, uygulamanın yapıldığı % 50 hastada tedaviyi değiştirdiği ve hastaya yapılacak müdahalede farklılaşmaya neden olduğu ifade edilebilmektedir.   <br />
olmadığın saptanması mümkün olabilmektedir ve  gereksiz bir bypass ameliyatı engellenebilmektedir.<br />
<br />
PET cihazıyla yapılan uygulamaların % 10&#8217;luk bölümünü de beyin hastalıkları oluşturmaktadır. En önemli bunama nedeni olarak bilinen alzheimer hastalığına PET cihazıyla tanı konulabilmektedir. Epilepsi ameliyatlarında da PET&#8217;le yapılan incelemelerden yararlanılmaktadır.<br />
<br />
PET cihazının diğer nükleer tıp yöntemlerinden farkı, gama ışını yayan radyoaktif maddelerin çok nadirleri dışındakilerin hiçbiri vücuttaki moleküller içerisinde bulunmaz. Doğal olarak yoktur. Halbuki pozitron yayan radyoaktif maddelerin hemen tümü vücut içindeki moleküllerde yer alan atomların radyoaktif tipleridir. Karbon, oksijen, azot, flor gibi atomlar vücut içinde doğal olarak bulunurlar. Teorik olarak, işaretlenebilecek ve kullanabilecek radyoaktif molekül çeşidi, vücuttaki molekül çeşidi kadar olabilmektedir.<br />
<br />
<br />
SORULAR:<br />
<br />
1- PET uygulamalarının büyük bir bölümünü hangi hastalık oluşturur?<br />
<br />
a) Kalp hastalıkları<br />
<br />
b) AIDS<br />
<br />
c) Kanser<br />
<br />
d) Anemi<br />
<br />
2- Bilgisayarlı Tomografi hangi ışınları kullanır.<br />
<br />
a) Mor ve ötesi<br />
<br />
b) X- Işınları<br />
<br />
c) Güneş ışınları<br />
<br />
d) Radyo ışınları<br />
<br />
3- Bilgisayarlı Tomografi de hastanın yatırıldığı masa manuel yada uzaktan kumanda ile cihazın &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. açıklığına sokulur. Yukarıdaki boşluğa aşağıdakilerden hangisi gelmelidir.<br />
<br />
a) Gantry<br />
<br />
b) PİLOV<br />
<br />
c) Rontgen<br />
<br />
d) IVP<br />
<br />
4- PET sayesinde gereksizce yapılacak olan bir ameliyattan kurturulur bu ameliyat hangisidir.<br />
<br />
a) Açık kalp ameliyatı<br />
<br />
b) Bypass ameliyatı<br />
<br />
c) Kalp ameliyatı<br />
<br />
d) Beyin ameliyatı<br />
<br />
CEVAPLAR<br />
<br />
1- c)<br />
<br />
2- b)<br />
<br />
3- a)<br />
<br />
4- b)<br />
<br />
KAYNAKÇA:<br />
<br />
·       İnternet<br />
<br />
·       Denge Tıp Merkezi Biyokimyagerlerinden Dr. Şükran ERDİR]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bilgisayarlı Tomografi (Computer Tomografi):<br />
<br />
	<br />
<br />
Bilgisayarlı Tomografi (BT) Nedir? <br />
<br />
Bilgisayarlı tomografi x-ışını (röntgen) kullanılarak vücudun incelenen bölgesinin kesitsel görüntüsünü oluşturmaya yönelik radyolojik teşhis yöntemidir. İnceleme sırasında hasta bilgisayarlı tomografi cihazının masasında hareket etmeksizin yatar. Masa manuel ya da uzaktan kumanda ile cihazın ''gantry'' adı verilen açıklığına sokulur. Cihaz bir bilgisayara bağlıdır. X-ışını kaynağı incelenecek hasta etrafında 360 derecelik bir dönüş hareketi gerçekleştirirken ''gantry'' boyunca dizilmiş dedektörler tarafından x-ışını demetinin vücudu geçen kısmı saptanarak elde edilen veriler bir bilgisayar tarafından işlenir. Sonuçta dokuların birbiri ardısıra kesitsel görüntüleri oluşturulur. Oluşturulan görüntüler bilgisayar ekranından izlenebilir.Görüntüler filme aktarılabileceği gibi gerektiğinde tekrar bilgisayar ekranına getirmek üzere optik diskte depolanabilir. Ayrıca görüntüler bilgisayar tarafından işleme tabi tutularak birbirine dik eksenlerde yeniden yapılandırılmış görüntüler elde edilebilir. Bu görüntülerin de yardımıyla 3 boyutlu görüntüler oluşturulabilir. Yeni gelişmekte olan teknolojilerle sanal endoskopi yapma olasılığını vermektedir. Bu şekilde soluk borusunun, yemek borusunun, midenin, ince ve kalın bağırsakların, damarların ve idrar yollarının içeriden görüntülerini elde etmek mümkün olmaktadır. Bu yeni görüntüleme yöntemleri <br />
şimdilik endoskopik yöntemlerin eksikliklerini tamamlamak amacı ile kullanılmaktadır. Bilgisayarlı tomografi diğer x-ışın incelemelerine göre bazı avantajlara sahiptir. Özellikle organların, yumuşak doku ve kemiklerin şekil ve yerleşimini oldukça net gösterir. Ayrıca BT* incelemeleri hastalıkların ayırıcı tanısını yaparak tedavi yöntemlerini değiştirmektedir. Diğer görüntüleme yöntemlerinden daha erken ve doğru şekilde birçok hastalığın teşhisini sağlamaktadır. Hastalıklar erken teşhis edildiğinde daha iyi<br />
	<br />
<br />
tedavi edildiklerinden, BT bu üstün özellikleriyle doktorların birçok hayat kurtarmasına yardımcı olmuştur.<br />
<br />
 <br />
<br />
İnceleme rahatsızlık verici mi? Herhangi bir tehlikesi var mı?<br />
İncelemenin kendisi tamamen ağrısızdır. İnceleme sırasında hastadan BT cihazının masasında hiç hareket etmeksizin yatması istenir. Yapılacak incelemenin türüne bağlı olarak hastaya kol damarlarından kontrast madde enjekte edilebileceği gibi kontrast madde içmesi de istenebilir. İncelemenin bu kısmı hasta için biraz rahatsızlık verici olabilir. Kontrast maddeler iyot içerdiği için bazı kişilerde allerjik reaksiyonlara neden olabilir. Hastanın inceleme öncesinde teknisyen ya da radyoloğa bu tür maddelere karşı daha önce allerjik bir reaksiyon gösterip göstermediğini ve eğer varsa başka maddelere karşı allerjisini bildirmesi gerekir. Hastaya daha önceden yapılmış bir BT incelemesinde, İVP olarak adlandırılan böbrek incelemesinde veya anjiografi sırasında kontrast madde verilmiş olabilir. BT cihazları X ışınlarını kullanır.Hastanın güvenliği için en iyi şekilde dizayn edilmiş olup inceleme sırasında maruz kalınan radyasyon miktarı gerekli en az düzeyde olacak şekilde imal edilmiştir. X ışınları anne karnında gelişmekte olan fetuş zarar verebileceğinden inceleme hazırlığına başlamadan evvel hasta hamilelik şüphesi varsa bu konuda doktora veya teknisyene bilgi vermelidir.<br />
<br />
İncelemeye hazırlık için yapılması gerekenler nelerdir?<br />
İncelemenin Yapılacağı Gün:<br />
İnceleme gününde eğer aksi belirtilmezse randevu saatinden 4 saat önce başlamak üzere katı gıda yenmemelidir. Bununla birlikte kahve, çay, fazla katı olmayan çorbalar ve meyve suyu çok fazla olmamak kaydıyla içilebilir. Katı gıda alımının sınırlanması birçok tıbbi işlem öncesinde hastanın güvenliği için alınan bir önlemdir. Eğer inceleme abdomene yönelik yapılacaksa hastanın 12 saat aç kalması gerekmektedir. Bu inceleme için 3 gün önceden itibaren sıvı gıdalar alınmalıdır. Son gece müshil ve inceleme sabahı ise lavman yapılır. Ardından incelemenin 4 saat öncesinden itibaren kontrast madde içiren su içirilir.<br />
<br />
İncelemenin Yapılacağı Oda:<br />
BT teknisyeni hastaya kendini tanıtarak işlem hakkında bilgi verir ve hastanın muhtemel sorularını yanıtlayarak rahatlamasına yardımcı olur. İncelenecek beden bölgesine bağlı olarak vücuttaki metal objelerin çıkarılması istenebilir. Daha sonra hastaya önlük giydirilir.<br />
<br />
İnceleme sırasında neler olur?<br />
Teknisyen hastayı incelemenin yapılacağı odaya götürerek yapılacak incelemeye göre hastanın sırt üstü veya yüz üstü masaya yatmasını sağlar. Hastanın rahat etmesi önemlidir, çünkü inceleme süresince hastanın hareket etmemesi gerekir. BT incelemeleri hastaların tıbbi problemlerine ve incelenecek vücut kısmına göre farklılıklar gösterir. Hastalığın teşhisi için incelemenin nasıl yapılması gerektiğine radyolog karar verir. Örneğin eğer batın bölgesi incelenecekse göğüs alt kısmından pelvis üst kısmına kadar olan kesim taranacaktır. Böyle bir inceleme süresince sizden görüntülerin bulanık çıkmaması için belli aralıklarla nefesinizi tutmanız istenecektir. Makine işlem süresince bazı sesler çıkarır. Hastanın üstünde yattığı masa her bir görüntü oluştuktan sonra bir miktar hareket edecektir. Ayrıca teknisyen ya da makine tarafından nefes tutup vermeyle ilgili hastaya sinyal verilecektir. Kimi incelemelerde işlem öncesinde veya sırasında doktor veya teknisyen tarafından kontrast madde enjeksiyonu yapılabilir. Bu radyoloğun görüntüleri daha iyi değerlendirmesini sağlayacaktır. Eğer işlem sırasında veya enjeksiyon sonrasında hasta bir rahatsızlık hissederse bunu teknisyene veya doktora bildirmelidir.<br />
<br />
Bir bilgisayarlı tomografi incelemesi ne kadar sürer?<br />
İncelemeler hastalarının klinik bulguları göz önüne alınarak her bir hasta için ayrı ayrı planlanır. Bundan dolayı yapılan BT incelemesi daha önce yaptırmış olduğunuz bir BT incelemesinden farklıysa ya da inceleme sonunda ek görüntüler alma ihtiyacı duyulmuşsa endişelenmemek gerekir. Başlangıcından bitimine kadar çekim süresi ortalama 15 dakikadır.<br />
<br />
İnceleme bitiminde yapılması gerekenler nelerdir?<br />
<br />
Radyolog incelemesi yapılan kişinin hastalığıyla ilgili bir sonuca varmasını sağlayacak yeterli bilgiyi elde ettikten sonra inceleme sona erdirilir ve hasta evine gidebilir. İncelemeden sonra herhangi bir kısıtlama olmaksızın normal günlük aktivitelerine devam edebilir.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
Niçin normal röntgen çekimini varken bilgisayarlı tomografi çekimi istenir?<br />
<br />
Çünkü bilgisayarlı tomografi görüntü ile normal röntgen filmlerinde görülmeyen yumuşak doku detayları görülebilmektedir.<br />
<br />
Yukarıdaki şekilde gördüğünüz gibi mavi ve turuncu renklerle çevrelenmiş olan bölgeler yumuşak dokulardır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Ek olarak, çoklu bilgisayarlı tomografi görüntüsü ile üç-boyutlu görüntüler oluşturularak daha fazla bilgi elde edilmektedir<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
			<br />
			<br />
<br />
Burada gördüğünüz resimler ise üç boyutlu topuk kası ve kalp resimleridir.<br />
<br />
Hangi organların çekiminde bilgisayarlı tomografi cihazı kullanılmaktadır?<br />
CT cihazı vücudun tüm organlarının görüntülenmesinde kullanılır, özellikle:<br />
<br />
· İç organların örneğin karaciğer,böbrek, pankreas, bağırsaklar ve akciğer,<br />
<br />
· Ortopedik tetkik için kemik,<br />
<br />
· Beyin,<br />
<br />
· Vücudun farklı kısımlarındaki kan akışını izlemek için damarsal yapıların çekimde kullanılmaktadır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Hangi hastalıkların teşhisinde bilgisayarlı tomografi cihazı kullanılmaktadır?<br />
Bilgisayarlı tomografi cihazı tüm vücudu görüntüleme olanağına sahip olduğu için, bir çok hastalığın teşhisinde kullanılmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır:<br />
<br />
· Çeşitli kanserin teşhisinde ve takibinde,<br />
<br />
· Kaza sonrası travmalarda kemik ve organ yaralanmalarında,<br />
<br />
· Radyoterapi planlamasında,<br />
<br />
· Damar hastalıklarında,<br />
<br />
· Kalp hastalıklarının izlenmesinde,<br />
<br />
· Özellikle belkemiği ve kemik hastalıklarında (Bel fıtığı vb.)<br />
<br />
· Kemik mineral densitometresi olarak kemik erimesinde (osteoporosis),<br />
<br />
· Biopside doku örneklerinin alımında.<br />
<br />
 <br />
<br />
Bilgisayarlı tomografi çekiminde acı hissedilir mi?<br />
Hayır. Hastanın çekim sırasında hareketsiz yatması istenir. Bu esnada gantrideki hareket eden parçalardan dolayı bir vınlama sesi duyulur. Çekim esnasında bir iğne yapılabilir.<br />
<br />
 <br />
<br />
(Röntgen) X-Işınları<br />
X-ışınları bir çeşit elektromagnetik radyasyondur. Görünür ışık, radyo dalgaları ve mikro dalgalar da başka bir çeşit elektromagnetik radyasyondur. Bunları ayırt eden, enerjileri ve madde ile olan etkileşmeleridir. Görünür ışık ancak bir kağıt&#8217; dan geçebilecek bir enerjiye sahipken, x-ışınları ise vücut içinden geçebilecek enerjiye sahiptir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Bilgisayarlı tomografi çekiminde ne kadar radyasyon dozu alınır?<br />
X-ışınları iyonlaştırıcı edici bir radyasyon olduğu için vücut&#8217; da hasar oluşturma olasılığı vardır. Çoğu bilim adamı radyasyon için güvenli bir doz olmadığını düşünmektedir. Bu nedenle çekim dozları olabildiğince düşük tutulmaktadır. Radyasyon dozları 'milliSievert' veya kısaca mSv ile ölçülmektedir.<br />
<br />
Bir kafa bilgisayarlı tomografi çekiminde 1 mSv, karın çekiminde 5 mSv ve göğüs bilgisayarlı tomografi çekimde ise 8 mSv'lik radyasyon dozları alınmaktadır. Normal röntgen çekimlerine oranla daha fazla doz alınmasına karşılık bilgisayarlı tomografi çekiminde daha fazla teşhis bilgisi alınmaktadır.<br />
<br />
Doktorların, hastanın klinik bulgularını incelerken, tüm tanısal radyoloji cihazlarında olduğu gibi bilgisayarlı tomografi çekimde de elde edilecek teşhis bilgilerinin, radyasyon dozu ile oluşabilecek riskten (fayda-zarar analizi) daha ağır basmasına özellikle dikkat etmeleri gerekmektedir. Gerekmedikçe fazla çekimlerden kaçınılmalıdır.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
*BT (bilgisayarlı tomografi)<br />
<br />
POZITRON EMISSION TOMOGRAFİ<br />
<br />
(PET)<br />
<br />
Pozitron yayılım tomografi ya da kısa adıyla PET, nükleer tıp alanında son 10 yıl içindeki en önemli gelişme olarak değerlendirilmektedir. PET yöntemi ile vücuda zarar vermeden organların biyolojik ve metabolik işlevleri incelenebilmektedir ve tüm PET uygulamalarının % 75&#8217;ini kanser vakaları oluşturmaktadır. Kanser vakalarında, vücutta yapısal değişiklikler oluşmadan önce biyolojik ve metabolik değişiklikler olması nedeni ile, PET görüntüleme cihazı ile daha erken tanı konulabilmektedir. Kanserin hangi evrede olduğunu belirleyerek tedavinin planlanmasına ciddi katkı sağlanmaktadır.<br />
<br />
Ülkemizde İstanbul&#8217;da Acıbadem Hastanesi, International Hospital,  İzmir Şifa Tıp Merkezinde ve Ankara&#8217;da Gazi hastanesinde PET cihazları bulunmaktadır. Günümüzde, kanser hastalıklarının ve de kalp hastalıklarının tanısında en çok kullanılan radyoaktif madde flor 18 adı verilen radyoaktif materyal ile işaretli şekerdir ve kısaca FDG olarak bilinmektedir. Bu materyalin vücutta davranışı normal, yani radyoaktif olmayan glikoz  ile aynıdır. Radyoaktif olmayan glikoz vücutta hücrelerin temel besin maddesi olması ve kalp kası hücresi, beyin hücreleri gibi çok çalışan hücrelerin de glikozu çok daha fazla aldığı, tuttuğu bilinmektedir. Glikozu çok kullanan bir diğer hücre grubu da kanser hücreleridir. Kanser hücrelerinde kanserin kötü huyluluk derecesi arttıkça glikoz kullanımı da artar. Böylece verilen radyoaktif glikoz, normal hücre grupları dışında kanser hücreleri tarafından da çok yoğun bir biçimde tutulmaktadır ve uygun görüntüleme teknikleri kullanılarak vücudun herhangi bir yerindeki kanser dokusu kolaylıkla ayırt edebilmektedir.<br />
<br />
Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin en büyük sigorta şirketi olan MEDICARE, 2 yıl süren bir araştırma sonucunda eğer akciğer kanserlerinde tanı ve tedavinin yönlendirilmesinde PET kullanılırsa, yıllık 2 milyar dolar tasarruf edileceğini belirlemiştir. Amerikan Klinik Kanser dergisinin Mayıs 2001 sayısında yayımlanan bir makalede ise, &#8220;PET uygulamasının hastanın tedavisini değiştirme oranı yani, PET uygulanan kanser hastalarının yüzde kaçında tedaviyi değiştirdiği saptanmıştır. Bu oranın % 45 - 70 arasında değiştiğini, ortalama olarak, uygulamanın yapıldığı % 50 hastada tedaviyi değiştirdiği ve hastaya yapılacak müdahalede farklılaşmaya neden olduğu ifade edilebilmektedir.   <br />
olmadığın saptanması mümkün olabilmektedir ve  gereksiz bir bypass ameliyatı engellenebilmektedir.<br />
<br />
PET cihazıyla yapılan uygulamaların % 10&#8217;luk bölümünü de beyin hastalıkları oluşturmaktadır. En önemli bunama nedeni olarak bilinen alzheimer hastalığına PET cihazıyla tanı konulabilmektedir. Epilepsi ameliyatlarında da PET&#8217;le yapılan incelemelerden yararlanılmaktadır.<br />
<br />
PET cihazının diğer nükleer tıp yöntemlerinden farkı, gama ışını yayan radyoaktif maddelerin çok nadirleri dışındakilerin hiçbiri vücuttaki moleküller içerisinde bulunmaz. Doğal olarak yoktur. Halbuki pozitron yayan radyoaktif maddelerin hemen tümü vücut içindeki moleküllerde yer alan atomların radyoaktif tipleridir. Karbon, oksijen, azot, flor gibi atomlar vücut içinde doğal olarak bulunurlar. Teorik olarak, işaretlenebilecek ve kullanabilecek radyoaktif molekül çeşidi, vücuttaki molekül çeşidi kadar olabilmektedir.<br />
<br />
<br />
SORULAR:<br />
<br />
1- PET uygulamalarının büyük bir bölümünü hangi hastalık oluşturur?<br />
<br />
a) Kalp hastalıkları<br />
<br />
b) AIDS<br />
<br />
c) Kanser<br />
<br />
d) Anemi<br />
<br />
2- Bilgisayarlı Tomografi hangi ışınları kullanır.<br />
<br />
a) Mor ve ötesi<br />
<br />
b) X- Işınları<br />
<br />
c) Güneş ışınları<br />
<br />
d) Radyo ışınları<br />
<br />
3- Bilgisayarlı Tomografi de hastanın yatırıldığı masa manuel yada uzaktan kumanda ile cihazın &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. açıklığına sokulur. Yukarıdaki boşluğa aşağıdakilerden hangisi gelmelidir.<br />
<br />
a) Gantry<br />
<br />
b) PİLOV<br />
<br />
c) Rontgen<br />
<br />
d) IVP<br />
<br />
4- PET sayesinde gereksizce yapılacak olan bir ameliyattan kurturulur bu ameliyat hangisidir.<br />
<br />
a) Açık kalp ameliyatı<br />
<br />
b) Bypass ameliyatı<br />
<br />
c) Kalp ameliyatı<br />
<br />
d) Beyin ameliyatı<br />
<br />
CEVAPLAR<br />
<br />
1- c)<br />
<br />
2- b)<br />
<br />
3- a)<br />
<br />
4- b)<br />
<br />
KAYNAKÇA:<br />
<br />
·       İnternet<br />
<br />
·       Denge Tıp Merkezi Biyokimyagerlerinden Dr. Şükran ERDİR]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Endoskopi Cihazı]]></title>
			<link>http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=606</link>
			<pubDate>Wed, 07 Apr 2010 15:17:39 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.biyomedikalciler.com/showthread.php?tid=606</guid>
			<description><![CDATA[-ENDOSKOPİ-<br />
<br />
 <br />
<br />
Endoskopi genel olarak nedir?<br />
<br />
Tarihi gelişimi nasıldır?<br />
<br />
Çalışma prensipleri nelerdir?<br />
<br />
Hangi türler hangi hastalıkların teşhisinde kullanılır?<br />
<br />
Dünya&#8217;da Endoskopi alanında gelişmiş ülke ve firmalar hangileridir?<br />
<br />
 <br />
<br />
Endoskopinin genel olarak tanımı:<br />
<br />
   Endoskopi kelimesi endo ve scope kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Endo içeriye; scope ise görme gösterme demektir. Yani insan vücudunun içini görmekte kullanılan yöntemler Endoskopinin alanına girer. Temel olarak ağız ve boşaltım boşluğundan sindirim kanalına girip hastanın şikayet ettiği bölgedeki hastalığı teşhis etmekte kullanılır ve başlatılacak olan tedaviye karar vermede büyük rol oynar.<br />
<br />
 <br />
<br />
Endoskopinin tarihi gelişimi:<br />
<br />
   Eski Mısırda zamanın hekimleri insan vücudunun uygun açıklıklarını kullanarak içini görüntülemek istemişlerdir. Bunun için de yansıtma için camlar bulunan uzun kamışlar kullanmışlar kullanarak boşaltım, mide ve genital sistemi görmeye çalışmış fakat yetersiz imkanlar yüzünden başarısız olmuşlardır.<br />
<br />
   1800&#8217;lerin başlarında ilk defa Bozzini isimli dahiliye hekimi ışık yansıtma sistemine sahip ve ucunda kandil bulunan bir hortum kullanmıştır. 1800lerin ortalarında Kussmaul isimli hekim Bozzini&#8217;nin buluşunu geliştirerek ve daha esnek bir hortum kullanarak mideyi görmeyi başarmıştır. Bu ilk gastroskop olarak kabul edilir.<br />
<br />
   Bu uygulama her ne kadar proje olarak başarılı da olsa uygulama alanında başarısız kalmıştır çünkü düzenekler çok kalın, sert ve tehlikeliydi, hastanın iç organlarında yaralanmalara sebep olabiliyordu. Ayrıca kimi zaman hortumun ucundaki kandil hastanın yanmasına, bazen de kandildeki parafin veya yağ dökülerek hastanın zehirlenmesine sebep olabiliyordu.<br />
<br />
   20.yüzyılda Logie Baird isimli Amerikalı doktor ve ekibi ilk yeterli esneklikteki endoskopu üretti ve endoskopun ucuna küçük bir ampul yerleştirdi ve hastanın midesini görmek için denizatlıların görme sistemini kullandı.<br />
<br />
   Fakat bu konuya en çok Japonların katkısı oldu. Endoskopun daha ince ve esnek olması için ayna sistemleri yerine küçük bir fotoğraf makinesi kullandılar ve küçük bir aydınlatıcı eklediler. Böylece esnek ve ince bir endoskop sayesinde hastanın çektiği acı çok daha fazla azaltılmış oldu.<br />
<br />
   Günümüzde ise endoskopi o kadar gelişti ki artık hastanın vücudunu monitörlerle canlı görüntülemeye ve görüntüleri videoya kaydetmeye olanak sağlamaktadır.Ayrıca endoskopi sadece teşhis değil kimi problemlerin tedavisinde de kullanılabilmektedir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Çalışma Prensipleri ve Kısımları:<br />
<br />
   Endoskopinin temel çalışma mantığı hastanın ağzından ya da makatından sokulan parçanın dışarıdan çark veya dijital sistemler sayesinde kontrolü sağlanarak, gerekli görülen yerlerde fotoğraf çekmek, video kaydetmek, tedavi uygulamaktır.Kısımları:<br />
<br />
Kontrol kısmı:Doktorun veya endoskopu uygulayan sorumlunun kullandığı parçadır. Bir çeşit uzaktan kumandadır, endoskopun gideceği yollar buradan kontrol edilir, görüntü kaydetme buradan yapılır ayrıca gerekli durumlarda sprey sıkma özelliğini de kullanmayı sağlar. Günümüzde dijital sistemler kullanılarak yapılır. Temel olarak kullanılışı uzaktan kumandalı bir arabanın kumandasında pek farklı değildir.<br />
<br />
Giriş kısmı:Hastanın vücuduna giren kısımdır. Uç tüp ve esnek hortumdan oluşur. Uç tüp kamerayı, spreyi, temizleyiciyi ve aydınlatma ünitesini içinde bulundurur bu kısım bu kadar çok işleve sahip olmasına rağmen çok küçüktür. En çok işlevi olanlar bir insanın başparmağı kadar büyüklüktedir. Esnek hortum ise kontrol kısmı ile uç tüp arasındaki bağlantıyı sağlayan devre kısmıdır esnek ve vücuda alerji yapmayacak yapıdadır.<br />
<br />
Data kısmı: Bu kısım bilgisayar kısmıdır, görüntüler, yapılan hareketler, videolar burada kayıtlıdır ayrıca monitör de hastanın içini canlı olarak izlemeye yarar.<br />
<br />
 <br />
<br />
Türleri ve Kullanıldıkları Rahatsızlıklar:<br />
<br />
1-)Gastroskopi: Gastro ve scope kelimelerinden gelmektedir. Gastro mide demektir. Mideyi inceleyen endoskop türüdür. Giriş kısmı diğer endoskoplara göre daha kısadır.Aydınlatma ve kamera kısmından oluşan bir uç tüpe sahiptir.<br />
<br />
Kullanıldığı durumlar:Mide yanması, bulantı, kanlı kusma, hazımsızlık, yutma zorluğu gibi durumlarda sorunun teşhisi için kullanılır. Ayrıca gastrit, ülser, mide tümörü, mide kanalı daralması gibi hastalıklarda tedavi sırasında hastanın son durumunu kontrol etmek için uygulanır.<br />
<br />
Prosedürü:Hastanın uygulamadan en az 6saat öncesine kadar gıda almamış olması gerekir.Hasta dik oturtulur veya yan yatırılarak kafası hafif arkaya doğru eğilir. Boğazının acımaması için boğaza lokal anestezi yapılır. Bunun yanında hastaya iğrenip refleks olarak karşı koymaması için bilincini kaybettirmeyecek dozda anestezi yapılır. Uygulama sırasında midesini kasmaması için de kas gevşetici verilebilir. Hastanın dili çekilir ve uç tüp yemek borusunun başlangıcına kadar sokulur, daha sonra hastanın ağzına hortumdan daha büyük boylarda bir halka sokulur bunun sebebi hastanın esnek olan giriş kısmını ısırmasını engellemektir. Hasta uç tüpü yuttuktan sonra giriş kısmı peristaltik hareketler sayesinde mideye kadar ulaşır ve bundan sonra doktor kontrol kısmını kullanarak endoskopu yönlendirir ve teşhis işlemine başlar.<br />
<br />
 <br />
<br />
2-)Kolonoskopi:Kalın bağırsak rahatsızlıklarının teşhis ve tedavisinde kullanılan endoskopi türüdür. Gastroskoptan çok daha ince ve uzundur ayrıca daha da esnektir, bunun sebebi bağırsakların ince ve karmaşık yapıda olmasıdır.<br />
<br />
Kullanıldığı durumlar:Tuvalete çıkma zorluğu(colostomy), kanlı dışkı çıkarma, hazımsızlık ve aşırı ağrı durumlarında problemin sebebini öğrenmekte kullanılır.<br />
<br />
Genelde teşhis ettiği hastalıklar; kolostomi, ileostomi(düğümlenme), polyp(su toplanması), bağırsak iltihabı, bağırsak kanseridir.<br />
<br />
Prosedürü:Hasta uygulamadan önceki 48 saat boyunca çok katı ve yağlı yiyecekler yememelidir genellikle sulu sebze yemekleri yemek gerekir. Uygulamadan önceki gece hasta bağırsak söktürücü kullanarak bağırsaklarının temizlenmesini sağlamalıdır. Uygulamada hasta dizleri karnına kadar çekili olmasını gerektiren bir sandalyeye oturur bu rektumun açılmasını sağlar.Uç tüp hastanın makatına sokulur ve el ile ilerleterek problemli bölgeye gidilir.Kimi çeşit kolonoskoplar tedavi için de kullanılır, örneğin; bağırsaktaki bir tıkanıklık çözücü sprey ve açıcı parçalar sayesinde açılabilir. Çözücü sprey tıkalı bölgeye sıkılarak yumuşaması sağlanır, daha sonra açıcı kısım yumuşayan maddeyi parçalayarak tıkanıklığı giderir. Fakat bu yöntem kanamaya sebep olabileceği için çok fazla başvurulmaz.<br />
<br />
 <br />
<br />
3-)ERCP(endoskopik netrograph colanjio pankreografi):Bu tür 12 parmak ve ince parmak bağırsağı rahatsızlıklarının teşhislerinde kullanılır.Kolonoskop gibi ince olması gerekir.<br />
<br />
Kullanıldığı durumlar:Pankreas rahatsızlıkları, tıkanmalar, damar genişlemeleri. En çok damar genişlemesi ve tıkanmalarda kullanılan bir yöntemdir.Örneğin; hasta da sararma görülüyorsa ve sarılık teşhisi konulamıyorsa safra yoluna ERCP uygulanarak kontrol edilir eğer safra yolu tıkalıysa hastanın sararmasına bu sebep oluyor demektir ve bu durumda ERCP sprey ve açma yöntemlerini kullanarak tıkanıklığı giderebilir.<br />
<br />
Prosedürü:Ağız yoluyla uygulanır. Geriye kalan hastanın hazırlık kısımları kolonoskopi ile aynıdır, uygulama sırasındaki işlemler ise gastroskopi ile aynıdır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Dünyada endoskopi alanında gelişmiş ülkeler ve firmalar:Endoskopi alanında öncü ülkeler Japonya, Amerika ve  Almanya&#8217;dır. Bu ülkelerin öncü firmaları Japon,Alman ortaklığıyla kurulu olan Olympus, bir Japon firması olan Fuji Medical ve bir diğeri de Pentax&#8217;tır. Ülkemizde faaliyet gösterenler ise Olympus ve Pentax firmasının distribütörleridir. Bu distribütörler satış, tamirat, ar-ge, parça üretimi, yazılım geliştirme üzerinde çalışmaktadırlar.<br />
<br />
 <br />
<br />
Sonuç:  Endoskopik teşhis ve tedavi yöntemi kesin teşhis sağlaması ve ucuzluk sebebiyle günümüzde gittikçe yaygınlaşan bir yöntemdir. Ayrıca tedavi yöntemi hastalara ameliyat olmamak gibi bir kolaylık sağlayarak daha çok  tercih edilmektedir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Sorular:<br />
<br />
1-) Aşağıdakilerden hangisi endoskopi türü değildir?<br />
<br />
a-)Gastroskopi<br />
<br />
b-)Kolonoskopi<br />
<br />
c-)ERCP<br />
<br />
d-)Biyopsi<br />
<br />
cevap=d<br />
<br />
 <br />
<br />
2-) Gastroskopi hangi organı görüntülemeye yarar?<br />
<br />
a-)Mide<br />
<br />
b-)İnce Bağırsak<br />
<br />
c-)Kalın Bağırsak<br />
<br />
d-)Pankreas boşluğu  cevap=a<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
3-) Endoskopik tedavi hangisini gerçekleştirebilir?<br />
<br />
a-)Kanserli bölgeyi tedavi eder<br />
<br />
b-)Tıkanmaları açar<br />
<br />
c-)Düğümleri açar<br />
<br />
d-)Kistleri alır<br />
<br />
cevap=b<br />
<br />
 <br />
<br />
4-) İlk endoskopi fikrini kim tarafından düşünülmüştür?<br />
<br />
a-)Eski Mısırlılar<br />
<br />
b-)Japonlar<br />
<br />
c-)Almanlar<br />
<